En Son Haberler



Atıf ÖZGEN

bilgi@insanidegerler.org
  Özgeçmişi
  Tüm Yazıları

ÖLDÜRÜLEN YABANCI KADINLAR VE İNSANLIĞIMIZ…

ÖLDÜRÜLEN  YABANCI  KADINLAR  VE  İNSANLIĞIMIZ…

                                      Atıf  ÖZGEN (*)

      Değerli okuyucularım, yakın zamanda ülkemizde iki yabancı kadın öldürüldü. Birincisi, ‘Barış Gelini, adıyla anılan İtalyan Performans Sanatçısı Pippa Bacca. İkincisi ise Amerikalı fotoğraf sanatçısı Sarah Siera.

     İtalyan sanatçı Pippa Bacca (33), 08 Mart 2008 tarihinde ülkesinden yola çıkmış, dünya barışı için İsrail’in Tel-Aviv kentine gitmeyi planlamıştı. Bacca, Bulgaristan, Türkiye, Suriye, Lübnan, İsrail ve Filistin güzergahından Tel-Aviv’de yolculuğunu tamamlamayı hedefliyordu. 31. Mart 2008 de Kocaeli’nin Gebze İlçesi yakınlarında tecavüz edildikten sonra öldürüldüğü, sadece İtalya ve Türk medyasında değil tüm dünya medyasında yer aldı.

     Amerikalı Fotoğraf Sanatçısı Sarah Siera(33) ise 21 Ocak 2013 tarihinde kaybolmuş cesedi ise 02. Şubat 2013 tarihinde İstanbul’un  Cankurtaran  semtindeki Sur dehlizinde bulunmuştu.

    Emniyet Müdürlüklerimiz her iki cinayet olayını aydınlatmak için olağanüstü çaba gösterdi ve sonunda zanlılar adalete teslim etti.

    Türkiye2de ve dünyada büyük tepki çeken cinayetten 11 gün sonra yakalanan ve 33 yaşındaki performans sanatçısı Pippa Bacca’nın katili bir dizi yargılama sonucu ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

     2 çocuk annesi Fotoğraf Sanatçısı Sarah Siera’nın katil zanlısı ise 1.5 ay süren takip sonucu Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde yakalanarak adli makamlara teslim edildi. Şimdi; bu zanlı içinde yargılama süreci başlayacak.

CİNAYET  OLAYLARI  ANLAMLI MESAJLAR VERİYOR

     Bu tür cinayet vakalarının değişik boyutları bulunmaktadır. Öldürülen kadınların aileleri başta olmak üzere, yaşadıkları ülke vatandaşları ve tüm dünya cinayetlerden olumsuz etkilenmektedir.

    Düşünebiliyor musunuz? Turist olarak ve üstelik barış amaçlı misafir statüsünde bulunduğunuz bir ülkede tecavüze uğrayıp öldürülüyorsunuz.

    Nerede kaldı insanlığımız ve insani değerlerimiz?

    Kendini tanımaz iki katilin ölümcül darbeleri sonucu bu yabancı kadınlarla birlikte misafir severliğimizi, dostluk, sevgi ve barış gibi insani değerlerimizi de öldürmüş olmuyor muyuz?

     Yaşadığımız topraklarda tüm insanlığa örnek olarak gösterdiğimiz Mevlana, Yunus Emre ve benzeri hak dostu kanaat önderlerimizin bu tür cinayet vakaları ile kemiklerini sızlatmıyor muyuz?

    Şimdi; her defasında bu cinayetlerin yıl dönümünde ölenler saygıyla, öldürenler nefretle anılmayacak mı? İki katilin akıl dışı bu davranışı kimlikleri üzerinden ülkemizin sorgulanmasına yol açmayacak mı?

    Nitekim İtalyan kadınlar Pippa Bacca’nın öldürülmesinin ardından Türkiye’yi yabancı kadınlar için güvenilir görmediklerini ve ülkemize gelmekten korktuklarını açıkladı.

       Ülkemizin turizmini baltalayacak bu tür olayların farklı boyutları da bulunmaktadır.  En önemlisi insani davranış tarzımızın ve yabancılara yaklaşım şeklimizin ülkeler arası ilişkilerde sorgulanması bu tip cinayetlerin acı olan tarafıdır.

TARİHİMİZDEN    BİR   ÖRNEK

     İnsana ve insanlığa değer verme toplumsal yapımızda oluşmuş bir kültür birikimidir. Yabancı konukların uğradığı muamele açısından günümüzde sahip olduğumuz değerlerimiz sorgulanıyorsa bunun üzerinde çok dikkatli düşünmek zorundayız.

     Tarihinde insana değer ve önem veren bir kültürel mirasa sahibiz. Okuyucularıma, 17. Yüzyılda Osmanlının Payitahtı  İstanbul’da yaşanmış bir konukseverlik örneğinden söz etmek istiyorum.

    Yıl 1716. Payitahtta bu tarihte 23. Osmanlı Padişahı 3. Ahmet oturuyor. Saltanatı 1703-1730 tarihleri arasında 27 yıl sürdü. Bu dönem aynı zamanda Osmanlıda 1718 yılında başlayan ve 12 yıl süren Lale Devrinin de devam ettiği bir dönem.

     Lady Montegu, 1716 yılında Osmanlıya İngiltere’nin elçisi olarak atanan Edward Wartley Montagu’nun eşi. Eşi ve oğluyla birlikte İstanbul’a gelen Lady Mary Montagu, Lale Devrinin başlangıcına rast  gelen bu dönemde 2 yılını İstanbul’da geçirmiştir.

     1718 yılında eşiyle birlikte Londra’ya geri dönen Lady Montagu’nun İstanbul’da yazdığı mektuplar ölümünden sonra 1763 yılında kitap halinde yayınlanmış ve Avrupa’da ilgiyle okunmuştur. Bu eser ülkemizde de TERCÜMAN Gazetesinin 1001 Temel Eser Dizisi içinde ‘ TÜRKİYE MEKTUPLARI, adıyla yayınlanmıştır.

    Bu mektuplarda Lady Montegu Osmanlı’nın kadınlara verdiği değeri anlatmış, Osmanlı Uygarlığını övmüştür. Osmanlı kadınları hakkındaki şu görüşü oldukça dikkate değerdir:

   ‘’ Türk kadınlarının en büyük süsü Türk oluşlarıdır. Onlar süslenmek için elmas veya zümrüt takınmıyorlar, belki üzerlerinde taşıdıkları o taşları süslemiş ve kıymetlendirmiş oluyorlar. Çünkü her Türk kadını canlı bir inci ve paha biçilmez bir pırlantadır.,,( http://tr wikipedia.org)

     Sevgili okuyucularım, bu olayın üzerinden yaklaşık 3 asır geçmiş bulunuyor. Günümüzde kadına şiddetin medyada sık, sık yer aldığı bir dönemde yaşıyoruz. Lady Montagu 1716 yılında değil de 2012 yılında Türkiye’ye eşi ve oğlu  ile gelmiş olsaydı yine aynı intibalarla ülkesine döner miydi?

    Bu soruya olumlu veya olumsuz muhtelif cevaplar verilebilir. Ancak; şurası bir gerçek ki, insani değerlerimizin yaşadığı ve yaşatıldığı bir ortama olan özlemlerimiz giderek artmaktadır. Bu konuda birey olarak üzerimize düşen yükümlülüklerimizi yerine getirmek zorundayız.  

   Değerli okuyucularıma, şiddetten uzak güzelliklerin yaşandığı sağlıklı günlere ulaşmalarını diliyorum.

(*) İDD Kurucu ve Yönetim Kurulu Üyesi

     aozgen@sgk.gov.tr

 

   

 


 Okunma Sayısı : 667

DİĞER YAZILARI

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 474533

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.