KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (1) M. Hasip TAYLAN

 / MAKALE VE ŞİİR

 بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (1)

M. Hasip TAYLAN

            Dünya hayatı deyince şüphesiz İnsanın doğumundan ölümüne kadar dünyada geçirdiği süre akla gelir. Tarih boyunca Âdemoğlunun dünya hayatı ile alakalı birçok felsefî nazariyeler ortaya atılmıştır. Bu nazariyelerin tamamı hayatın başlangıcı, gayesi, anlamı ve sonucu hakkında insanı tatmin etmekten uzak çeşitli yorumlardan başka bir şeye yaramamışlardır. Kur’an-ı Kerim’in muhtelif Ayetlerinde de insanoğlunun bu faraziye, yorum ve zanlarına yer verilmekte, bunların hakikatten uzak olduklarını zikretmekte ve bunları tekzip etmektedir. Bu faraziye ve yorumları tekzip eden misal bazı Ayetler şunlardır:

             وَقَالُوا مَا هِىَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا يُهْلِكُنَا اِلَّا الدَّهْرُ وَمَا لَهُمْ بِذٰلِكَ مِنْ عِلْمٍ اِنْ هُمْ اِلَّا يَظُنُّونَ  “Ve hem onlar dediler ki: O hayat sırf bizim Dünya hayatımızdan ibarettir. Ölürüz ve yaşarız ve bizi ancak dehr (Zaman) helâk eder. Hâlbuki buna dair bir bigileri yoktur. Onlar yalnızca zannederler.” (Casiye 24).

            Başka bir Ayet-i Kerime: اِنْ هِىَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثٖينَ “O, bizim Dünya hayatımızdan başka bir şey değildir, ölürüz ve yaşarız, fakat biz ba’s olunmayız” (Mu’minun 37).

            Konu ile alakalı İbn-i Kesir tefsirinde şunlar yazılmaktadır: Allah Teâlâ burada dehrî kâfirlerle kıyameti inkâr eden ve maddeci kâfirlere uyan Arap müşriklerinin sözlerini haber veriyor: «Hayat, ancak bu dünyada yaşadığımızdır. Ölürüz ve yaşarız, dediler.» Sadece bu dünya yurdu vardır. Bir kavim ölürken, diğerleri yaşamaktadır. Allah’a dönüş ve kıyamet yoktur. Kıyamet gününü inkâr eden Arap müşrikleri ile içlerindeki ilâhiyatçı filozofların söyledikleri bunlardır. Onlar, ilk yaratılmayı ve Allah’a dönüşü inkâr etmektedirler. Aynı görüşe sahip olan tenasüh (Reenkarnasyon) nazariyesini ileri süren materyalist filozoflar da bir yaratıcının varlığını inkâr etmekte ve her 36.000 senede her şeyin önceki haline döneceğine inanmaktadırlar. Onlar bunun sonsuza kadar tekrarlanacağını zannetmektedirler. Böylece akıl sahipleriyle tartışıp inkâr etmekte ve nakledilen sahih haberleri de yalanlamaktadırlar. Bu sebepledir ki onlar: «Bizi ancak dehr helak eder.» derken Allah Teâlâ da şöyle buyurmaktadır: «Oysa bu konuda onların bir bilgileri yoktur. Onlar sadece zannediyorlar (vehme kapılıp hayâl peşinde koşuyorlar).» (İbni Kesir tfsr. Mu’minun 37)

            Acaba dünya hayatının amacı; iyi bir meslek edinmek, varlıklı olmak, aile kurmak veya keyfimize göre günümüzü gün etmek midir? Hâlbuki biliyoruz ki; hayatımızın amacı olarak görüp saydığımız bu ve daha sayamadığımız onlarca hatta binlerce metanın ve dünya güzelliklerinin tümü zamanı gelince yok olacaktır. Ayrıca saymakla bitiremeyeceğimiz bu dünya metaının ve güzelliklerinin tamamından en uygun bir fayda elde edebiliyor muyuz? Örneğin; onlarca odadan oluşan malikânelere sahip olan varlıklı biri, ancak bir odada kalabilir, binlerce mağazaları, ticaret merkezleri ve sair zenginliği olan ancak ihtiyacı olan çok cüzi bir kısmından faydalanabilir ve binlerce çeşit yiyeceğe sahip olan, en fazla iki üç tabak yiyebilir, daha fazlasını yiyemez. Şüphesiz insanoğlu yaşadığı sürece hayatını devam ettirmesi, dolayısıyla Allah’a (c.c), nefsine, çevresine, insanlığa, hayvanata, nebatata ve kısacası tüm varlığa karşı olan görevlerini ifa edebilmesi için Dünya nimetlerinden yararlanması gayet tabidir.

Ancak, müminler aşırılıklar karşısında adil bir denge gözeten ve hem zevk ve safahatı hem de mübalağalı bir zühdü reddederek, insanın tabiatını ve imkânlarını değerlendirmede gerçekçi ve makul davranan bir topluluk olmalıdır. Kur’an sıkça tekrarladığı, hayatın her cephesinde dengeli ve ölçülü olma çağrısı ile uyumlu olarak müminlere, hayatlarının bedenî ve maddî yönüne çok fazla ağırlık vermemelerini öğütler; ama aynı zamanda insanın bu bedenî hayat ile ilgili ihtiyaç ve isteklerinin ilahî iradenin eseri ve bu nedenle de meşru olduğunu kabul eder. Ancak tüm bu nimetler amaç değil, tam aksine yukarıda zikrettiklerimiz varlıklara karşı görevlerimizin ifasında yardımcı birer meta olmalı ve dolayısıyla hakikate ulaşmamızı sağlayan birer araç olarak telakki edilmelidir. Bu hususta İmam-i Rabbani (k.s) şöyle demektedir:

 Ey oğul, Asıl önemle üzerinde durulması gereken iş, mubah şeylerin fuzulî kısmını terk etmek ve onların zarurî olan miktarı ile yetinmektir. Bu zarurî miktar dahi, ibadet vazifelerinde toplu olmak ve kuvvet bulmak niyeti ile alınmalıdır.

Şöyle ki: Yenen yemekten maksat, taatın yerine getirilmesi için kuvvet husulü olmalıdır. Elbise giymekten maksat, avret mahallini kapamak, sıcaktan ve soğuktan korunmaktır. Bu kıyası sair zarurî mubah işlerde dahi devam ettirmelidir. (Mektubat-i Rabbani, 73. Mektup)

Nitekim Cenabı Hak (c.c) şu Ayet-i Kerimede bize lütuf ettiği sonsuz nimetlerden başta Ahiret yurdunu aramamızın ve tercih etmemiz gerektiğinin yanında, dünyadaki nasibimizi de unutmamamızı buyurmaktadır. Ayet-i Kerime Şöyledir: وَابْتَغِ فٖيمَا اٰتٰیكَ اللّٰهُ الدَّارَ الْاٰخِرَةَ وَلَا تَنْسَ نَصٖيبَكَ مِنَ الدُّنْيَا وَاَحْسِنْ كَمَا اَحْسَنَ اللّٰهُ اِلَيْكَ وَلَا تَبْغِ الْفَسَادَ فِى الْاَرْضِ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِدٖينَ “Allah’ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu ara ve Dünya’dan da nasibini unutma. Allah’ın sana iyilik yaptığı gibi sen de iyilik yap ve yeryüzünde fesat çıkarmayı isteme. Çünkü Allah, müfsitleri sevmez.” (Kasas 77).

            Yani; Allah’ın sana dünyada verdiği nimetlerden ahiretin için harca ve sevabını kazanmaya bak. Ayni zamanda dünyada iken helal kazanç elde etmeye çalışarak rızkını aramayı unutma. Dolayısıyla hem dünya rızkını temin et ve hem de bu vesile ile bu helal kazancınla, Allah’ın (c.c) rızasına nail olup, azabından kurtaracak şeyleri yapmış ol. Nitekim bir Hadis-i şerifte; ا دّنيا مزرعة الاَخرة   “Dünya ahretin tarlasıdır” (Münavi) buyurmaktadır. Keza Allah (c.c) Ayet-i Kerimede şöyle buyurmaktadır: وَمَنْ اَرَادَ الْاٰخِرَةَ وَسَعٰى لَهَا سَعْيَهَا وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَاُولٰئِكَ كَانَ سَعْيُهُمْ مَشْكُورًا “Her kim Ahireti ister ve ona uygun bir çalışma ile onun için mümin olarak çalışırsa, işte onların çalışmalarının karşılığı verilir.” (İsra 19). Kim mümin olarak (ancak müminler ahirette mükâfatlandırılırlar) ahireti diler ahiret yurdunu ister ve bunun için gereği gibi çalışırsa, yani; ahirette karşılığını almak için itaatlerde bulunursa, işte onların çalışmaları karşılıksız kalmaz. Onların bu amelleri geri çevrilmez. Muhakkak kat kat mükâfatlandırılırlar.

Dolayısıyla, dünyasını haramdan uzak, emir ve nehiylere riayet ederek geçiren kimse hem dünya ve hem de ahiret saadetine nail olacaktır. Binaenaleyh gerek dünya hayatına ve gerekse ebedi hayata lazım olan tüm bu nimetlerin temin yeri olan dünyanın önemini idrak eden kişi, bütün nimetlerin mekânı olan dünyayı her iki âlem için en verimli bir şekilde değerlendirir. Ama kim kalkar da, bu dünya hayatını, Allah’ın emirlerine itaat ve nehiylerinden sakınmak yerine, şeytana tâat ve hevâya ittiba uğruna harcarsa, işte kınanan ve hüsranda olan o olur.

            Bu hususta el-Hasen ve Katade şöyle demişlerdir: Sen helâlden istifade etmek ve helali talep etmek ve dünyada akıbetini göz önünde bulundurmak suretiyle, dünyadan payını almayı unutma, elden çıkarma.

Keza İbn-i Ömer şöyle demiştir: "Ebediyen yaşayacakmışsın gibi dünyan için ekin ek, yarın ölecekmişsin gibi ahiretin için çalış!"

İbnu’l-Arabî dedi ki: Bu hususta bana göre en güzel açıklama Katade’nin şu sözüdür: “Sen helal olan nasibini unutma. İşte bu senin dünyadan alacağın nasibindir. Gerçekten, bundan da güzel ne vardır?”  (Kurtubi tfsr., Kasas 77)

Kısacası, insanların dünya hayatındaki didişmelerinin çoğu, boş bir hırstan kaynaklanmaktadır. Oysa bunlar ne hırs yapılacak, ne de sahip olunduğu için gurur duyulacak şeylerdir. Aksine şu Ayet-i kerimede belirtildiği gibi, her biri geçici dünya hayatının aldatıcı birer metaıdır: اِعْلَمُوا اَنَّمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزٖينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِى الْاَمْوَالِ وَالْاَوْلَادِ كَمَثَلِ غَيْثٍ اَعْجَبَ الْكُفَّارَ نَبَاتُهُ ثُمَّ يَهٖيجُ فَتَرٰیهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَكُونُ حُطَامًا وَفِى الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ شَدٖيدٌ وَمَغْفِرَةٌ مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانٌ وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا اِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ “Biliniz ki: Dünya hayatı bir oyun, bir eğlence, bir süs ve aranızda bir övgü ve mal ve evlatta birçokluk yarışından ibarettir. Bir yağmur temsili gibi, yağdığında bitirdiği ot çiftçiyi imrendirir, hoşuna gider. Sonra kurumaya yüz tutar da sen onu sararmış olarak görürsün. Sonra da çer çöp olur. Ve Ahirette ise ya şiddetli bir azap veya Allah’ın mağfiret ve rızası vardır. Dünya hayatı, aldanış metaından başka bir şey değildir. (Hadid 20)

Bu ayetin bize anlatmak istediği şu olmalıdır; İnsanın ahiret hayatına faydası yerine zararı olan amellere dalması ve bu tür amellerle dünyaya bağlanması, onun için bir zillet ve telafisi mümkün olmayan bir hayal kırıklığı ve pişmanlıktır. Dolayısıyla Cenâb-ı Hakk (c.c), yukarıdaki Ayet-i kerimede dünya hayatını şu vasıflarla vasıflandırmıştır:

"Dünya hayatı bir oyundur": Oyun ise, oynayanı yoran, oyalayan ve sonuçta failine uğrunda çektiklerinin karşılığını hiçbir şekilde vermeden sona eren faydasız bir ameldir. Geriye boşa heba edilen zaman ve verimi olmayan enerji kaybı kalır ki buda faydadan sayılmaz. Ayni zamanda oyun kişinin dünyaya bağlılığını arttırır ve ahiret amellerinden alıkoyar.

"Dünya hayatı bir eğlencedir". Eğlence de failine başta ahretini olmak üzere her şeyi unutturup kendine bağlayan bir meşgaledir. Sona erdiğinde, genel olarak geride, sadece bir hayıflanma ve en kısa zamanda ona tekrar kavuşmak için şiddetli bir özlem duygusu kalır. Buda failini kendisine müptela kılar. Dolayısıyla kişi bu eğlence uğruna zamanının, ömrünün, malının, enerjisinin vs. heba olmasına mal olduğunu düşünmeden, tekrar ayni lezzet ve zevke ne zaman kavuşacağını sabırsızlıkla bekler. Böylece müptela olduğu bu fiilden bir türlü vazgeçemez ve nefsine mağlup düşerek nefsinin bunlara karşı aşırı bir iştiyak ve özlemle duyduğu hazdan dolayı, zarar verici fiiller zincirleme birbirini takip eder. Dolayısıyla ahiretten alıkoyan, yani meşgul etmek suretiyle insanı ahirete yönelmekten men eden ve faili için herhangi bir fayda sağlamayan sonu hüsran olan bir ameldir.

"Dünya hayatı bir süstür: Yani kendisi ile süslenilen şey demektir. Göz kamaştırıcı ve celp edici nefsani dünya güzellikleri ile süslenirken, ahiret için amel unutulur ve icra edilmez. Böylece Allah’a itaat dışındaki şeylerle süslenen kimsenin durumuna düşer. Buda kişi için hüsrandır.

İbn-i Abbas bu Ayet’ in manasının şöyle olduğunu söylemiştir: "Kâfir kimse, ahiret için çalışma değil de, hayatı boyunca hep dünya süsünü elde etmekle meşgul olur ve bu tıpkı, "Ey mağrur, senin hayatın bir yanılma ve gaflettir" denilmesi gibidir." (F. Razi tfsr., Hadid 20)

Mevzu ile alakalı İmam-i Rabbani (k.s) şöyle buyurmaktadır: Ey oğul, bu dünya, imtihan ve iptilâ mahallidir. Onun yüzü yaldızla ve çeşitli süslerle tezyin edilmiştir. Sureti nakışlı çirkin bir kadın gibidir. Kaş çekilmiş, yanaklar boyanmıştır, ilk nazarda tatlı gelir, göze tazelik ve canlılık hayali verir. Lâkin hakikatte o: Üzerine koku atılmış cifeye (leşe) benzer. Sineklerin ve kurtların içine dolduğu bir mezbele (çöplük) gibidir. Su gibi görünür; o bir seraptır. Şeker suretinde, zehirdir. Onun içi, harap, pis ve kötüdür. O, bu boyası süsü ve hayasızlığı ile söylenenlerin ve anlatılanların tümünden şerlidir. Onun aşığı sefih (deli, şaşkın) ve büyülüdür. Fitneye düşmüş, çıldırmış ve aldatılmıştır. Her kim onun zahirine aldanırsa, ebedi kayıp zehri ile zehirlenmiş olur. Her kim onun tazeliğine ve tadına bakarsa, onun nasibi sonsuzluğa kadar pişmanlık olur.

Seyyid’ül-Kâinat Resulûllah (s.a.v) efendimiz şöyle buyurdu:

— «Dünya ve ahiret iki kuma gibidir; birini razı etsen, diğeri darılır.» (Mektubat-i Rabbani, 73. Mektup)

"Dünya hayatı, fâni ve zail sıfatlarla, aranızda bir övünç vesilesidir.": Yani dünya ile kiminiz kiminize karşı övünürsünüz. Bu övünme ya nesep bakımından yahut ta mevki, makam, güç, kuvvet, asker, taraftar bakımındandır. Hâlbuki bütün bunlar bir gün son bulan şeylerdir.

"Dünya hayatı, mallarda ve çocuklarda bir çoğalma vesilesidir." Çünkü cahiliye âdetlerinden birisi de evlatların, malların çokluğu ile öğünmekti. Müminlerin çokluğuyla öğünecekleri şey ise iman ve itaattir.

İbn Abbas şöyle der: "Kişi, malını, Allah’ın gazabının söz konusu olduğu yerler için cem eder, o mal sayesinde Allah’ın dostlarına tepeden bakar ve o malını, Allah’ın gazabına sebep olacak yerlerde harcar. Dolayısıyla bu mal, üst üste, istiflenmiş, zulmetler misalidir. Cenabi Hak, dünyadakilerin mutlaka bu kısımlardan biri ile ilgili olacağını bildirmiş olmaktadır. Yine Cenâbi Hak, dünyanın durumunun, bu hususlardan hali olmayınca, kişinin bunlardan yüz çevirip de, kendisini, ahiretini mamur edecek şeylere yöneltecek olanları yapması gerektiğini beyan buyurmuştur. (F. Razi tfsr., Hadid 20)

Daha sonra Cenâbi Hak, bu dünya hayatı için bir misal getirerek şöyle buyurmaktadır:  Dünya hayatı şu yağmura benzer ki, bitirdiği otlar çiftçilerin hoşuna gider. Fakat o otlar aynı hallerini koruyamazlar. Zamanla kururlar. Yeşil iken sapsarı kesilirler. Daha sonra da köklerinden kopup çer çöp haline dönüşürler. İşte dünya hayatı da insan için böyledir. İnsan önce filizlenmiş otlar gibi anasından doğar, gençlik çağına ulaşır. Daha sonra otların sararıp solduğu gibi ihtiyarlar. Sonunda da ölür ve toprağa dönmeye mahkûm olur. Dünyada bu safhaları yaşayan insan, ahirette de başıboş bırakılmaz. Zira orada, inkârcılar için şiddetli bir azap, iman ehli için de Allah’ın (c.c) affı ve rızasına erişme vardır. Dünya hayatı ise aldatıcı bir kısım varlıklardan başka bir şey değildir. Hâlbuki cennetin küçük bir yeri bütün dünyaya değer.

Evet; Cennetin küçük bir yeri bütün dünyaya değer. Ve Cennet’ten bir küçük veya büyük yer elde etmemiz içinde Cenabı Hak (c.c) Dünyayı ve dolayısıyla Dünya hayatını bize bir vesile kılmıştır. Binaenaleyh dünya hayatının gayesine ve yaratılış hikmetine vakıf olanlar için, Dünya kendilerini cennete götüren bir vesile olacaktır. (DEVAM EDECEK İNŞA-ALLAH)

 

 Okunma Sayısı : 409         15 Şubat 2016

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 911572

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.