En Son Haberler



Atıf ÖZGEN

bilgi@insanidegerler.org
  Özgeçmişi
  Tüm Yazıları

YÜKSELEN DEĞERLERİ GÖKDELENLERDE DEĞİL, İNSANİ DEĞERLERDE ARAMALIYIZ…

 YÜKSELEN DEĞERLERİ GÖKDELENLERDE DEĞİL, İNSANİ DEĞERLERDE ARAMALIYIZ…

            Atıf  ÖZGEN  (*)

Günümüzde her şeyin değişimden pay aldığı bir dönemde yaşıyoruz…

İnsan, yaratılışından bugüne düşünen bir canlı varlık olarak değerinden bir şey kaybetmedi.

Ancak, insanın değer verdiği kavramlarda geçen zaman sürecinde yaşanan değişiklikler gözlemlenebiliyor.

İyi bir insan olmak, geçerli bir mesleğe sahip olmak, bilimsel gelişmelere katkıda bulunmak, hoşgörülü ve kanaatkar olmak gibi meziyetler günümüzde de insanlık açısından değer gören davranışlar arasında…

Ne var ki insani açıdan değer artırıcı davranışlarda bulunmak yerine, insanlığı arka plana atan ve insanı bireysel tatmine yönelten davranışlar insanda değer kaybına yol açabiliyor…

Ünlü İrlandalı oyun yazarı Oskar Wilde, ‘ Günümüzde insanlar her şeyin fiyatını biliyorlar ama hiçbir şeyin değerini bilmiyorlar, derken değer kavramına özel bir önem atfetmiş oluyordu.

İnsanlığın gelişimi açısından kötümserliğe yol açan, yasalar aykırı, hukuk dışı her türlü davranış insani değerlerimiz açısından da tasvip görmeyen davranıştır.

Bu tür davranışlar içinde günümüzde de; insan ve organ kaçakçılığı, uyuşturucu ticareti, insana yönelik şiddet ve maganda kültürünü yerleştirmeye yönelik kanun dışı olaylar değerler krizinin derinleşmesine neden olabilmektedir.

YÜKSELEN DEĞERLER NEREDE  KALDI ?

İnsan olarak günümüzde sıkıntılı bir süreçten geçiyoruz. Bilimsel esaslara dayanan teknolojik değişim insana yaşamında türlü kolaylıklar sağlamış olsa da, biz yine de kendimizi ruhen değerli olduğumuzu hissettirecek davranışlara muhtacız.

Ülkemizde inşaat sektörü hızlı bir değişim gösteriyor. Sektörün istihdam edilenlerde ki payı giderek artıyor. Sektör içinde yaşanan gelişmelere baktığımızda eski tek katlı ve bahçeli evlerin yerini çok katlı gökdelenler alıyor.

Öyle ki bu gökdelenlerin; tarım arazilerini, yolları, çocukların park alanlarını ve asırların oluşturduğu orman arazilerini yok ettiğini gözlemliyoruz. Rant uğruna yanan ormanlarla birlikte yüreğimizde yanıyor.

‘’ İstanbul Ümraniye’de lüks bir sitede çocuk parkı olarak kullanılan yeşil alana inşaat firmasının 35 katlı gökdelen yapmasına itiraz eden site sakinleri inşaatı engelleyemeyince toplu halde evlerini satma kararı aldı.,,( Milliyet, 17.05.2017, S.14)

Bundan böyle bu ve benzeri olayları konu edinen basındaki  güncel şehir haberlerini daha çok okumamız kaçınılmaz gibi görünüyor!

Aynı mahallede bir arada olan ve birbirlerini tanıyan insanlar yerini, aynı sitede oturan fakat birbirlerini tanımayan insanlara bırakıyor.

Mahalleler kayboldukça aynı mahalleli olma kültürü yerine; birbirine yabancılaşan insani değerlerden uzaklaşan ve gökdelenlerde yalnızlaşan insanların bulunduğu site kültürü hakim oluyor.

Sadece site kültürü açısından değil, şehircilik planlaması açısından da geçmişi dışlayan bir anlayışın yerleştirilmeye çalışıldığına tanık oluyoruz.

Yeni çevre düzenlemeleri tarihten bize miras olarak bırakılan tarihi eserlere de zarar veriyor.

Eskiyi korumak ve geçmişimize sahip çıkmak adına bilimin rehber olarak kabul edilmesi gerekirken, yeşilliğin yok edilip ağaçların kesildiği, gökdelenlerin sivrilip gökyüzünü yırtarcasına deldiği manzaralarla karşı karşıya kalıyoruz:

‘ Türkiye Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Özden Güngör’de Tarsus’un Çakırlı köyündeki etkinliğe gelmişti. ‘’ Tarım nasıl ?,, dedik, bakın neler söyledi:

‘’ Tarım bitti. Tarım arazilerini koruyamıyoruz. Son 15 yılda 26.5 milyon hektar alanımız 23 milyon hektara düştü. Bu bir Belçika büyüklüğündedir. Bu alanları betonlaştırdık; sanayi fabrikaları, yollar yaptık üzerine… Çok acıdır bu; Avrupa’da böyle bir şey göremezsiniz…,,

( Hürriyet, Yalçın BAYER, 16.05.2017, S.20 )

İnsanlar, kendilerini ruhen rahatlatacak, huzuru ve içsel mutluluğu yaşatacak bir şehir yapılanmasına daha çok muhtaçlar.

Yeşil alanların giderek azaldığı, huzurun şehir dışındaki piknik alanlarında arandığı bir dönemden geçiyoruz.

Sevgi, saygı ve hoşgörü gibi değerlerimizin sitelerimize ad olarak verilmesinden öte bu değerleri site içinde ve dışında yaşayan ve yaşatan bir anlayışı hakim kılmak zorundayız.

Tarihi açıdan görenleri mest eden ve milyonlarca turisti ülkemize çeken mimari anlayışın sorumluluğunu taşıyarak hareket etmeliyiz.

Gelecek nesillere çok katlı gökdelenleri miras olarak bırakıp; İstanbul ilimiz ve diğer büyük kentlerimizde görüldüğü gibi şehrin doğal manzarasını bozmak yerine, denizin mavisini veya toprağın yeşilini bir arada tutmayı başaran ve tarihi geçmişini de yaşatan bir mimari anlayışa gereksinim var.

Yeni şehir planlamasının temel özellikleri arasında da insanı ve sahip olduğu yüce değerleri öne çıkaracak bir anlayış gerekli gözüküyor.

İnsan olarak her birimizi birbirimize yaklaştıracak ve kaynaştıracak bir yapılaşma elzem olmalı.

Sadece gökdelenlere değil, tüm şehri ve içinde yaşayan insanları birbirlerine sevgi ve saygıyla bağlayacak bir yapılanma ve çevre düzenlemesi insani değerlerimizi canlı tutma adına yararlı sonuçlar verecek bir yapılanma olacaktır.

Şehirlerimizi beton bloklarla kapatıp, insanları kalın duvarlar arkasına hapsetmek yerine; insanları gün yüzüne çıkaran sevgi ve saygı ile birbirine bağlayan bir yapılanmaya gereksinim var.

İnsanları beton bloklar içinde yalnızlaştırmak yerine, beton blokların harcına insani değerlerimizi de katmak daha anlamlı ve güzel olacaktır.

(*) İDD Kurucu ve Yönetim Kurulu Üyesi

e-mail: ozgenatif@gmail.com

 

 


 Okunma Sayısı : 809

DİĞER YAZILARI

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 68109

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.