En Son Haberler



Muhammed Yüksel ARKALI

bilgi@insanidegerler.org
  Özgeçmişi
  Tüm Yazıları

GERÇEK PATRONUN KİM OLDUĞU ÜZERİNE

  GERÇEK PATRONUN KİM OLDUĞU ÜZERİNE

 
Atılan her adımın ve yapılan her işin Allah tarafından onaylandıktan sonra gerçekleşmekte olduğunu bilmeyen insanlar, herhangi bir iş yaptığında bu işin kendileri tarafından gerçekleştirilmiş olduğunu zannederler. Oysa gerçek daha başkadır. Gerçek; Allah bu işin yapılmasını dilediği için bazı insanları kullanmakta olduğu zemini üzerine kuruludur. Peygamber olsun diye insanlardan bazılarının yaratılmış olduğu kesindir; öte taraftan Allah nazarında hiçbir değeri olmayan niceleri de Allah’ın uçmalarını dilediği sineklere el sallayıp kovalasın diye yaratılmış olabilirler. Bir sinek uçurmayı gözünde büyüten insanlık, ne yazık ki çok şeyi kendisinin idare ettiği yanılgısı içindedir.
 
Bu gerçek, Hz. Muhammed zamanında da böyleydi. İster inananlardan olsun isterse iman etmeyenlerden, sadece gözle görülebileni aklın süzgecinden geçiren insanoğlu, bir eylemin gerçek kaynağını o eylemi gerçekleştiren yaratılmışlara mal etmek bahtsızlığına düşmüşlerdir. Aynen üzerine konan sineğe el salladığı için onu uçurduğunu zannetmesi gibi.
 
Allah, peygamberimiz Hz. Muhammed’e hitaben  “(Savaşta) onları siz öldürmediniz, fakat Allah onları öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı. Müminleri, tarafından güzel bir imtihanla denemek için Allah öyle yaptı. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” diyerek her şeyin tek hakiminin kendisi olduğunu bir bakıma tüm insanlığa deklare etmektedir.
 
Bedir Savaşı’nı büyük bir zaferle kapatan Müslümanların bu zaferini mülkün gerçek sahibi olan Allah, haklı olarak sahiplenmektedir. Savaşta kılıç sallayarak, ok atarak, mızrak kullanarak düşmanlarını öldüren Müslümanlara Allah işte böyle seslenmektedir. Bu sesleniş, aslında tüm insanlığa bir sesleniştir. Allah, bir bakıma demektedir ki; “size verdiğim vücut ile yapmakta olduğunuz işlerin gerçek sahibi benim. Sizler, benim dilediğim işleri yapmanız için yaratmış olduğum varlıklarsınız.”
 
            Apaçık görünen gerçek; Allah’ın öldürmeyi dilediği insanlara ok atsın, kılıç sallasın, mızrak savursun diye başka insanları yaratmış olmasıdır. Allah, bu insanlar eliyle kendisine, dinine, gönderdiği peygambere düşmanlık yapan insanlara ölüm acısını tattırmış, ölüm gerçeğini yaşatmıştır. Buradaki bir başka önemli ayrıntı ise, Allah yolunda kılıç sallayanlara, bu eylemleri nedeniyle hak ettikleri mükafatın verilecek olmasıdır. 
 
            Günümüz dünyasında yaşananlara baktığımızda insanlığın derin bir yanılgı içinde boğulmakta oldukları, vücuttaki bir çıban gibi açıkça ortada durmaktadır. Elindeki parasıyla bir işyeri açan, bir şirket kuran, ya da daha başka bir işe yatıran sermayedar kişinin, bu iş yerinde çalıştıracak kişilere ihtiyaç duyması dolayısıyla işe aldığı kişilere “gerçek patronun kendisiymiş gibi davranması” ne büyük bir yanılgıdır. Elindeki yalın kılıcı düşman askerlerine sallayan insanların ikiye biçtiği bedenlere sahip çıkan Allah, muhtemelen, kendisini gerçek patron zanneden insanların personel istihdamına yol açan eylemlerine de hesap gününde el koyacaktır.
 
            İçinde seyahat ettiğimiz hayat treninde birkaç metre olsun ileriyi görebilmiş olsaydık, öyle sanıyorum ki hayat sürecimiz çok farklı olurdu. Ama yaratıcı anlık olguları, anlık nesneleri görebilme yetisi vermiş, ancak beş dakika sonra doğacak güneşin ışınlarının çıplak gözle görülebilmesini, güneşin doğuşuna ertelemiştir. Belki beş dakika sonra doğacak güneşin ışığını daha şimdiden görebilen gözler vardır, ama insanlık çoğunlukla bu gözlerin anlatmış olduğu, anlatmakta olduğu tasvirlere inanmakta zorluk çekmektedir.
 
            Yukarıda bahsettiğimiz iş yeri açan adama geri dönelim. Günümüz insanlığı, böyle giderse geleceğin insanlığı için de aynı şeyi söyleyebiliriz, işe aldığı adamın evine götürdüğü ekmeği kendisinin vermekte olduğu yanılgısı içinde bocalamaktadır. Allah, müslümanlarla müslüman olmayanların yapmış olduğu savaşta müslümanların öldürdüğü adamları aslında kendisinin öldürmüş olduğunu açıkça beyan etmiştir. Bir adamın iş yerinde çalışarak evine ekmek götüren kişinin ekmeğinin gerçek sahibi de Allah’tır. Ama geçmiş hayatların ışığı ile önünü aydınlatamayan insanlık, bu gerçeği algılamaktan uzaktır. O zannetmektedir ki; “bu kişiyi işe almasaydım o kişi evine ekmek götüremezdi. Ya da bu kişinin işine son versem bu kişi evine ekmek götüremez.” İşte insanlık buna benzer zanlar içindedir.
 
            İnsanlık; birilerinin kovaladığı sinekleri gerçek uçuranın Allah olduğunu algılamakta büyük güçlük çekmektedir. Allah’ın her an ve her yerde bulunduğunu bilmeyen, anlamayan, unutan, ya da önemsemeyen insanoğlu, bir sineği kovalamak için el salladığında gerek kendi yanında gerekse sineğin yanında Allah’ın bulunduğunu göremez. İşte bu körlük, bir insanın kendi eliyle yaptığı eylemlerin gerçek sahibinin kendisini olduğu zannını doğurur. Bu gibi doğuşlar, onun doğduğu bedenleri doğrudan uzaklaştırır.
 
            Bir ülkenin kralı olduğunuzu düşünün. Bu ülkenin kanunlarını siz belirliyorsunuz, kuralları siz koyuyorsunuz, hükmü siz veriyorsunuz ve bir ülke idaresinde daha başka neler varsa hepsinde söz sahibi sizsiniz. Diyelim ki kendinize bir vezir tayin edeceksiniz. Tayin edeceğiniz bu vezir, istediğiniz herhangi bir kişi olabilir. Karar verdiniz ve bir insanı kendinize vezir olarak seçtiniz. Allah, “onları siz öldürmediniz, fakat Allah onları öldürdü” demekle aslında size de seslenmektedir. Size açıkça demektedir ki; “bu kişiyi sen vezir yapmadın, onu gerçekte vezir yapan benim.”
 
            Hayat sürecimiz boyunca krallar vezir tayin eder, başbakanlar çeşitli atamalar yapar, genel müdürler personel konusunda bazı tasarruflarda bulunup kimini kendisine yardımcı seçer, kimisini başka görevlere atar, bazılarını uzak yerlere gönderirken uzak yerlerde olanların bazılarını yakınlara getirir, işadamı şirketinde çalıştırmak için işçi alır ve bunlara benzer çok çeşitli toplumsal, ekonomik, sosyal ve siyasal olaylar yaşarız. Bütün bunlar insanlar eliyle olmaktadır ama asıl gerçek her şeyde gerçek söz sahibinin Allah olduğudur. Allah, bir bakıma insanoğlunun aldığı kararları onaylamaktadır. 
 
            Buradaki en önemli ayrıntılardan biri, karar vericilerinin aldıkları kararlardan sorumlu olmasıdır. Siz, bir kral olarak istediğiniz birini vezir yapabilirsiniz. Ama doğru insanı mı vezir yaptınız, yoksa liyakat sahibi olmayan birini mi o koltuğa oturttunuz; bu, sizin ileride hesap vereceğiniz bir konudur. İşte siz, gelecekte çıkacağınız sonsuz hayat yolculuğunuzun hangi yöne doğru olacağına işte bu şekilde karar vermektesiniz. Adaletli olup gerçekten hak edeni vezir yapmakta da serbestsiniz, birilerinin hakkını hiçe sayarak hak etmeyen birini vezir yapmakta da serbestsiniz. Vezir olanlar ise şundan sorumludur: “Ben gerçekten içinde bulunduğum toplun içinde vezir olmayı en çok hak eden biri miyim, yoksa bir başkasının hakkını mı yemekteyim?” Öyle ya, hak etmediğiniz halde vezir olup saraylarda yaşayarak, kral sofrasından beslenerek, ipek elbiseler giyip emrinde hizmetçiler çalıştırarak, çok büyük paralar kazanarak yaşıyorsanız ve aslında bunları sizden daha çok hak eden başka insanların varlığı sizi rahatsız etmiyorsa her yediğiniz lokmanın hesabını vereceğinizi unutmayın.
 
            Başka bir ülkeyle ülkenizin yaşadığı bir kriz durumunda bir vezir olarak kralınızı yanlış yönlendirip ülkeyi bir savaşa sürüklediğinizde ölen ya da yaralanan insanlardan, yetim kalan çocukların boynu bükük kalışlarından ve savaşın tüm sonuçlarından bir sorumluluğunuz olmayacak mı? Belki sizin yerinizde bir başkası olsa, vezir olmayı sizden daha çok hak eden biri bulunsa, kralı daha farklı yönlendirip krizi barışçıl bir yolla çözecek, insanlık adına tarihe geçecek bir duruş sergileyecekti. Gerek kral kendisi için en uygun bir vezir seçmemekle, gerekse siz hak etmediğiniz halde vezir olmakla hayat treninde ne çeşit bir kazaya sebep olduğunuzun hesabını vermezseniz, bu hesabın verilmeyeceğini düşünmezseniz, ya da insanoğlu böyle bir hesabın verilmeyeceğini zannederse Allah’ın “Adil” ismi yok sayılmış olur.
 
            Aslında Allah’ın insanlıktan beklediği açık ve nettir. İnsanlık her konuda adaletli olursa, nefsine uyup hak etmediğini elde etmek için hatalı davranışlarda bulunmazsa, başkalarının hakkını yemezse, kibirden, kendini beğenmişlikten, büyüklük taslamaktan uzak durursa, bu yapıda olan şeytanın kılavuzluğundan çıkarsa ve şeytana uymazsa Allah da tüm insanlığı doğru yola iletecektir. Yaratıcı ile yaratılan arasındaki sözleşmenin temeli bu kuraldır. Ama ne yazık ki insanlık sözleşmenin gereğini yerine getirmemekte ve Allah da sözleşmeye uyulmaması nedeniyle yaptırımlarını, cezalarını yürürlüğe koymaktadır. Ve içinde bulunduğumuz hayat treni, kimi zaman bu nedenle doğru raylar üzerinde yol almamaktadır.                         

 Okunma Sayısı : 654

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 367498

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.