Mehmet BOZDEMİR
BİR KARA GÜN 15 TEMMUZ
Hayrani ALTINTAŞ
SEVGİ VE AŞK
Atıf ÖZGEN
OSMANLI PADİŞAHLARINI NASIL BİLİR SİNİZ ? (1)
Mustafa KALABALIK
Unutmak…!
Abdülkadir GÜLLÜ
HUZUR İSTERİZ
Ayşe SUCU
Di­ya­net din­dar­lık öl­çe­bi­lir mi?
Mehmet Hanefi ÇELEBİOĞLU
SİYASİ PARTİLER KANUNU VE DEMOKRASİ
Bekir ERDEM
YARGIMIZ VE OSMANLI ADALETİ
Muhammed Yüksel ARKALI
MİZAN BAŞI İTİRAFLARI
Sedat ASLAN
KARANLIK ÇÖKTÜĞÜ ZAMAN “O GECE”YE
Yazarların Tüm Listesi
Yazılar \ YARGIMIZ VE OSMANLI ADALETİ
Yazar: Bekir ERDEM  Tarih: 13.01.2011

 

YARGIMIZ VE OSMANLI ADALETİ
 “Adalet Mülkün Temeli”dir. Ancak son zamanlarda yaşanan hadiseler, mülkün yani vatanın temeline, toplumun düzenine dinamit koymaktan beter hale geldi. Gerçi yeni değil, adalet sistemimiz çoğu zaman, insanımızı çileden çıkarıyor, dededen toruna devam eden davlar oluyor, sabrımızı zorlayacak noktaya getiriyordu.
Yaşanan olaylar işin tuzu biberi oldu, zihinleri daha da karıştırdı. İnsanları, “bu nasıl adalet?” diyecek noktaya getirdi. Bir ülkede adalet sistemi iflas eder, kişilerin hak ve hukukunu koruyacak merci kalmaz, başıbozukluk ve düzensizlik hakim olursa devlete güven sarsılır, çöküş hızlanır.
                Daha önce yargı sistemimizin yeniden yapılanması adına referandum yapılmış, Anayasa Mahkemesi ve HSYK (Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu) nın yapısı değişmişti. Bu adalet sistemimizi ne kadar düzeltecek, hantal yapısını ne kadar değiştirecek, topluma yaraşır hızlı ve adil işleyen bir yapıya ne zaman kavuşacak diye beklenirken, son hadiseler toplumu bir kez daha şok etti.
Günümüzde adalet sistemimizin güvenilir olma özelliğini kaybettiği, yavaş işlediği, o yüzden adaletin yerini bulmadığı, siyasallaştığı, bir mahkemenin hükmünü bir başka mahkemenin bozduğu veya farklı yargılara vardığı iddiaları hep var.
Toplum hayatında, adaletsizliğin olduğu yerde, rüşvetin ve yolsuzluğun hakim olduğu, sistemin bozulduğu ve milletlerin tarih sahnesinden silindiği hep bilinir. Ama buna rağmen şikayetler bir türlü bitmez. Çünkü adaletsizliği düzeltecek ve adaleti hakim kılacak güç bizzat yine yargı kurumlarıdır. O bozulmuşsa, yani, “kadı ola davacı ol muhzır dahi şahit” ise, işimiz Allaha kaldı demektir. Toplumda adalet yoksa, zulüm vardır. Başıbozukluk ve anarşi vardır. “Geciken adalet, adalet değildir.”
Tarihimize baktığımız zaman görüyoruz ki, gerçek adaletin bittiği her yerde devlet düzeni bozulmuştur. Bu, Avrupa ve Asya’da da böyledir. Selçuklu ve Osmanlıdan önceki Türk devletlerinde de böyledir. Nitekim bir çok devlet gibi Osmanlı Devletinin çökmesinin en önemli sebeplerinden biri Adalet sisteminin bozulmasıdır.
Ben tarihçi değilim. Tarihin ilk dönemlerinden bu yana Türk devletlerinde hakim ve savcıların yerine hangi kurum ve kişiler olduğunu bir Hukuk Tarihçisi kadar bilmem. Ancak İslam’dan önceki Türk devlet yapısında en üst merciin Kurultay olduğunu hep okumuşuzdur. Hakan’a gelinceye kadar haksızlıklar, daha alt kademelerde düzeltiliyordu. Haksızlık giderilemezse, Hakan’a ulaştırılıyor ve onun müdahalesiyle adalet yerine geliyordu.
Kurultaylar, Hakan’ın da üzerinde etkisi olan bir kurumdu. Aldığı kararlar yalnız savaşla ilgili değildi. Bazı tarihçilerin ifadesine göre, Kurultaya intikal eden ve orada tartışılan bazı şikayetler, yanlış kararlar ve adaletsiz uygulamalar olurdu. Kağan ya da Hakan’ın bazı kararlarının, Kurultay’da tartışma konusu yapıldığı ve değiştirildiği tespitleri de vardır.
Bu yüzden Kurultay, ülkenin en donanımlı, bilgili, adil, akil, sözü dinlenen insanlarından meydana gelirdi. Ordunun da en üst komutanları burada yer alırdı.
Selçuklu devletinde Sultanlar, Halifelik zayıflayıncaya kadar, ona tabi oldukları için, adalet sistemi de, İslami esaslar çerçevesinde idi ve hüküm veren en üst merci Halifelikti. Hakan yani devletin başı Halifeydi.
Türk adalet sistemi hakkında en fazla bilgi Osmanlı dönemine aittir. Osmanlı arşivleriyle ilgili 6 bölümlük bir televizyon belgeseli yaptığım zaman, Osmanlı adalet sistemini de ele almıştık.
Arşivlere göre, Osmanlı adalet sistemi şer’i ve örfi hükümlere göre yürüyordu. Şer’i hükümler bilindiği gibi İslami hükümlerdir. Örfi hükümler de İslami esaslara aykırı olmayan, örf, adet ve geleneklerden gelen hükümlerdir.
Belgesel program yaptığım zaman dikkatimi birkaç husus çekmişti. En önemlisi, Osmanlı adalet sisteminde davaların gecikmemesi, en kısa zamanda çözümlenmesiydi. Bugünkü gibi mahkemeler ve savcılar yerine, kadılar hüküm veriyordu. Kadılar şikayetçi olan tarafları dinler, ihtiyaç duyarsa şahitleri de getirtir, gecikmeden hükmünü verirdi. Yalan söyleyen veya yalancı şahitlik yapanların cezası çok ağırdı.
Kadılar, çoğunlukla şikayeti dinlediği gün karar verirdi. Şahitler aynı şehirde değilse, haberciyle getirtilir ve yine adalet gecikmeden 2-3 gün içinde yerine gelirdi.
Taraflardan biri kadının kararını beğenmezse bir üst kadıya, o da olmazsa daha üst kadıya veya Beylerbeyine başvururdu. Beylerbeyinin verdiği karar kesindi. Ama ona da itiraz etmek isteyen olursa konuyu Kubbealtına arz ederdi. Buraya yazılan şikayet mektubu çok önemli ve büyük davalar için olurdu.
Kubbealtı hem Bakanlar Kurulu, hem Danıştay, hem de Anayasa Mahkemesi gibiydi. Kubbealtının verdiği kararı bozacak hiçbir merci yoktu.
Bilindiği gibi bundan birkaç yıl öncesine kadar, mahkemelere verilen dilekçenin adı Arzuhal idi. Bu da tarihimizdeki Arz-ı Hal kelimesinden geliyor. Şikayeti olan Padişah’a arz-ı hal veriyordu. Kişinin uğradığı haksızlık kadılar tarafından giderilmezse, şikayet padişaha arz edilirdi. Onun için bu şikayetin adı Arz-ı Hal idi.
Padişaha yapılan şikayetler mutlaka hedefine ulaşır ve “Şikayat Defterlerine” kaydedilirdi. Arşivlerimizde bu şekilde padişaha arz edilen bir çok şikayet mektubu vardır. Bunlardan biri de halktan toplanan 750 imza ile bir Kaymakam’ın şikayet edilmesiyle ilgili. Kaymakam bu şikayet üzerine görevinden alınmıştı.
Bir başka ve çarpıcı örnek, Fatih Sultan Mehmet zamanında bir gayri müslimin arsasına cami yapmak için el konulmasıyla ilgili. Kadı, gayri müslimin şikayeti üzerine, koca Fatih’i karşısında oturtmadan ayakta sorgular ve haksız olduğuna hükmeder. Yine bir başka meşhur örnek, Kadının, Fatih’in kolunun kesilmesiyle ilgili verdiği karardır. Karara padişah itiraz edemez. Ancak şikayetçi, adaletin yerine geleceğini görünce Fatih’i affeder ve padişahın kolu kesilmez.
Padişahın istediği bazı fetvaları, Şeyhülislamlar Zembilli Ali Cemali Efendi ve Ebussuud Efendilerin vermediklerini tarihçilerimiz kaydediyorlar.
 Osmanlı adalet tarihinde en uzun dava olarak bilinen, Gaziantep’teki bir hamam davasıdır. Dava üç ay sürmüştür ve en uzun dava olarak arşivlere geçmiştir. Siz bir de günümüzde aylarca, yıllarca, babadan oğula ve toruna kadar bitmeyen davaları düşünün.
Neyse.. Hamam davası şöyle: Vakıf malı olan bir hamamın kiraya verileceği ilan edilir ve sonunda bir yahudi’ye verilir. Çünkü kiralamak isteyenler içinde istenen şartları, yalnız musevi vatandaş yerine getirmiştir. Halk isyan eder; “Müslüman hamamı yahudi’ye verilmez” diye. Kadıya şikayet edilir. Kadı Müslüman halkı haklı görür. Yahudi hamamın elinden alınması üzerine bir üst kadıya, yani Beylerbeyi kadısına başvurur. O da aleyhinde karar verir. Bunun üzerine şikayet Beylerbeyine götürülür. O da Müslüman halka hak verir ve yahudiyi haksız bulur. Çünkü isyan çıkması ihtimali vardır.
Yahudi burada da durmaz. Halini padişaha arz etmek için Kubbealtına başvurur. Kubbealtı Arz-ı Hal’i görüşür ve Yahudi’yi haklı bulur. Sonra da yanlış karar veren kadılar ve Beylerbeyi görevden alınır. Baştan sona geçen süre 3 aydır. İşte gerçek adalet. İnsan hayret ediyor değil mi? Bugünkü hakim ve savcılarımızın kulakları çınlasın.
Osmanlı’da Şer’iyye Sicilleri, mahkeme defterlerine verilen addır. Bunlar, Kadılar tarafından görülen davaların hepsinin kaydedildiği defterlerdir. İnanınız bir kadıya ait 10 yıllık, 20 yıllık defterler 40-50 sayfayı geçmiyor. Zaten koca Istanbul’da sadece birkaç kadı var.
Eni galiba 15 cm. civarında, boyu 25 ila 40 cm. civarında defterler bunlar. Çoğu davalar sadece bir sayfa tutuyor. Evet yanlış duymadınız. Çoğu mahkeme hükümleri, sanık, şahit ifadeleri, deliller ve hüküm dahil bir sayfa içinde bitiyor.
Bir de bugünkü mahkeme dosyalarını düşünün. Bırakın Istanbul’un 10 yıllık, 20 yıllık bütün dava dosyalarını. Sadece bir mahkemede görülen bir davada, dolaplara sığmayan klasörler zor taşınır. Peki davalar ne kadar sürer? Galiba en basit davalar bile, en az aylarca, belki yıllarca sürer. Bir de temyiz safhasını düşünün. Mahkemelerimizdeki davaların bitmediğini, babadan oğula, hatta toruna kadar sürdüğünü hepimiz biliyoruz.
Peki geciken adalet, adalet midir? Adalet gerçekten sembolü olan hassas terazide mi tartılıyor? Haklının hakkı, hassas vicdan ve hukuk terazisinde mi tartılır ve karar verilir? Ülkemiz güçlünün haklı olduğu bir ülke mi, yoksa haklının güçlü olduğu bir ülke mi?
Yargı sistemimizde kişilere, ideolojilere, fikirlere, siyaset anlayışına göre mi hüküm veriliyor? Yargı dahil bütün devlet sistemimizde, siyaset, ön yargılar, kokuşmuşluk, dejenerasyon var mı yok mu?
Gerçekte “Adalet mülkün temelidir.” Dileğimiz bütün toplum düzenimiz gibi, bu temelin çürüyen ve bozulan kısımlarının onarılması. Güçlünün haklı değil, haklının güçlü olması.
Bu yazıyı : 4040 kişi okudu.
Arkadaşına Gönder  Yazdır
BANKA HESABLARI   |  Duyurular   |  Ana Sayfa   |  Konuk Defteri   |  İletişim
İnsani Değerler Derneği | ANKARA | 0312 287 04 55
Nasuh Akar Mah. Ziyabey Caddesi 1400.( 22.eski) sokak No:16/1 Balgat ANKARA     Tel: 0312 287 04 55- 0312 285 76 72?b>Faks: 0312 287 04 55  E-Posta: bilgi@insanidegerler.org
Ziyaretçiler? Online: 1 Bugün: 258 Toplam: 133307

TeknoDEVA Web Design