ATIF ÖZGEN
1.KİMLİK VE İLETİŞİM BİLGİLERİ
Doğum Yeri ve Tarihi: KAYSERİ, 1948 İş: Sosyal Güvenlik Kurumundan Emekli (1973-2013) e-mail: ozgenatif@gmail.com
2. EĞİTİM
İlk ve orta öğrenimini Kayseri’de yaptı. Kayseri Lisesini bitirdikten sonra Yüksek öğrenimini Ankara’da tamamladı. 1968-1973 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümünde eğitim gördü. Yüksek Matematikçidir.
3. İŞ TECRÜBELERİ
Mesleki yaşamı Sosyal Güvenlik Kurumunda geçti. Kurumdaki 40 yılı bulan görevinde İstatistikçi, Eğitimci ve Araştırma Şube Müdürü olarak görev yaptı. Son olarak Kurumun, Koordinasyon ve Bilgilendirme Dairesinde Rehberlik Merkezi Müdürü iken emekli oldu. Çalışma yaşamında uzman sıfatıyla sosyal güvenlik, sağlık ve istihdam konulu yazıları Mercek, İşveren, Sosyal Güvenlik Dünyası ve SGK Bülteni gibi dergilerde yayımlandı.
4. MEVCUT DURUM
Halen bir sivil toplum kuruluşu olan İnsani Değerler Derneğinin Kurucu üyelerinden olup, Dernekte Yönetim Kurulu Üyeliği yanında Genel Sekreter Yardımcısı olarak görev yapmaktadır. Demokraside Birlik Vakfının da üyesidir. Derneğin internet sitesindeki Köşesinde, yazar olarak konusu insanın maddi ve manevi yapısını ele alan makale ve sohbet türü yazıları yer almaktadır. Aynı yazılar Türkuaz Haber Ajansının sitesindeki Köşesinde de yayımlanmaktadır. Özgen evli ve iki çocuk babasıdır.
5. YAZARIN SOSYAL GÜVENLİK, SAĞLIK VE İSTİHDAM KONULU MUHTELİF DERGİLERDE YAYIMLANAN DİĞER YAZILARI
1. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sisteminde Yeni Arayışlar, Yıl:2, Sayı:7- 8, Şubat-Haziran 2000 2. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Sigorta Kurumlarının Mevcut Durumu Işığında Sosyal Güvenlik Sisteminin Geleceği, Yıl:4, Sayı:10, Nisan 2001
3. Sosyal Güvenlik Dünyası, Çalışan veya Sokakta Yaşayan Çocukların Sorunları,Yıl:4 Sayı:12, Ağustos-Aralık 2001 4. Sosyal Güvenlik Dünyası, SSK Teşkilat Yapısı ve Tahsis Mevzuatı, Yıl:5, Sayı:23, Ocak-Şubat 2004 5. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sistemine Temel Yaklaşımlar ve Yapısal Reformlar, Yıl:6, Sayı: 26, Temmuz- Ağustos 2004 6. MESS Mercek Dergisi, Sosyal Güvenlik Sistemine Temel Yaklaşımlar ve Yapısal Reformlar, Yıl:9, Sayı:36, Ekim 2004 7. Sosyal Güvenlik Dünyası, Genel Sağlık Sigortası Gerçekleşecek Mi?, Yıl:7, Sayı:28, Kasım-Aralık 2004 8. Çözüm Sağlık/ Bilişim Haber, Sağlık Sisteminin İyileştirilmesi ve Genel Sağlık Sigortası, Sayı:7, Ocak- Şubat 2005 9. Sosyal Güvenlik Dünyası, SSK da Rehberlik Hizmetleri, Yıl: 7, Sayı: 29, Ocak- Şubat 2005 10. Sosyal Güvenlik Dünyası, Çalışma Yaşamında Çocuk, Yıl:7, Sayı:30, Mart- Nisan 2005 11. Sosyal Güvenlik Dünyası, SSK da Yaşlılık Sigortası Uygulamaları, Yıl: 7, Sayı: 31, Mayıs- Haziran 2005 12. MESS Mercek Dergisi, İşsizlik Sorununun Bir Yansıması: ‘Genç ve Eğitimli İşsizler, Yıl:10, Sayı: 39, Temmuz 2005 13. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sisteminde Sigorta Primini İyileştirme Uygulamaları, Yıl: 8, Sayı: 33, Eylül- Ekim 2005 14. Sosyal Güvenlik Dünyası, Yeşil Kart Uygulamasının Sağlık ve Sosyal Güvenlik Sistemimiz İçindeki Yeri, Yıl: 8, Sayı: 34, Kasım- Aralık 2005 15. TİSK İşveren Dergisi, İşsizlik Sorununun Sosyal Boyutu, Cilt: 44, Sayı:4, Ocak 2006 16. Sosyal Güvenlik Dünyası, SSK Sağlık Harcamaları Neden Artıyor?, Yıl: 8, Sayı:35, Ocak- Şubat 2006 17. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sisteminde Köklü Değişim Yeni Sorunlara Yol Açar Mı?, Yıl. 8, Sayı: 36, Mart- Nisan 2006 18. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sağlık Sisteminde Yeni Düzenlemeler ve Özel Hastane Uygulamaları, Yıl: 8, Sayı: 37, Mayıs- Haziran 2006 19. MESS Mercek Dergisi, Sosyal Güvenlikte Yeni Dönem: Yapısal Değişim Sorunları Çözecek Mi?, Yıl: 11, Sayı: 43, Temmuz 2006 20. TİSK İşveren Dergisi, Bir Toplumsal Sorun: Genç İşsizler, Cilt: 45, Sayı: 4-5, Ocak-Şubat 2007 21. Sosyal Güvenlik Dünyası, Emeklilik Sisteminde Temel Sorun Yaş Mı?, Yıl: 9, Sayı: 41, Ocak- Şubat 2007 22. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sağlık Sisteminde Yeni Düzenlemeler ve Sağlık Harcamaları, Yıl: 9, Sayı: 42, Mart- Nisan 2007 23. Sosyal Güvenlik Dünyası, Yoksulluk ve Yolsuzluklardan Arınmış Bir Sosyal Güvenlik Sistemi, Yıl:9, Sayı: 43, Mayıs- Haziran 2007 24. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sisteminde Yardım ve Dayanışma, Yıl: 10, Sayı: 45, Eylül- Ekim 2007 25. MESS Mercek, Türkiye’de İşsizlik ve İstihdam Sorununa Yönelik Arayışlar, Yıl: 12, Sayı: 48, Ekim 2007 26. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlikte Yeniden Yapılanma ve ‘Tek Çatı, Sorunu, Yıl: 10, Sayı: 46, Kasım- Aralık 2007 27. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlikte Zorlu Dönemeç, Yıl: 10, Sayı: 48, Mart- Nisan 2008 28. MESS Mercek, Sosyal Güvenlikte Geçiş Dönemi,, Yıl: 13, Sayı: 50, Nisan 2008 29. Sosyal Güvenlik Dünyası, Kayıt Dışı İstihdam ve Yaşanan Sorunlar, Yıl: 10, Sayı: 50, Temmuz- Ağustos 2008 30. TİSK İşveren Dergisi, Küresel Ekonomik Kriz ve İşsizlik, Cilt. 47, Sayı. 2, Kasım 2008 31. MESS Mercek Dergisi, Ekonomik Kriz ve Sosyal Yaşam, Yıl: 14, Sayı: 53, Ocak 2009 32. TİSK İşveren Dergisi, İstihdamın Korunmasında ve Geliştirilmesinde Yaşanan Sorunlar, Cilt: 47, Sayı: 8, Mayıs 2009 33. Sosyal Güvenlik Dünyası, Genç İşsizlerin Önceliği: ‘İstihdam, Yıl: 12, Sayı: 62, Ekim 2009 34. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sağlık Sistemi ve Yeşil Kart Uygulaması, Yıl: 12, Sayı: 64, Aralık 2009 35. MESS Mercek Dergisi, Gençlerinde Hayalleri Var!.., Yıl: 15, Sayı: 58, Nisan 2010 36. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Yardım ve Hizmetler Sosyal Güvenlik Sistemi İçinde Düzenlenebilir Mi?, Yıl: 13, Sayı: 67, Mayıs- Haziran 2010 37. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sağlık Sistemi ve Yeni Gelişmeler, Yıl: 13, Sayı: 69, Eylül- Ekim 2010 38. MESS Mercek Dergisi, Yaşlanan Nüfus ve Sosyal Güvenlik Sistemi, Yıl: 16, Sayı: 61, Ocak 2011 39. SGK Bülteni, Sosyal Güvenlik Kurumu ve Kayıt Dışı İstihdam, Sayı: 39, Ocak- Şubat 2011 40. SGK Bülteni, Sosyal Güvenlik Kurumunun Yenilenen Vizyonu, Sayı: 40, Mart- Nisan 2011 41. MESS Mercek Dergisi, Türkiye’de Kadın İstihdamının Yansıttığı Gerçekler, Yıl: 16, Sayı: 62, Nisan 2011 42. MESS Mercek Dergisi, Mesleki Eğitim Sistemi ve İstihdam, Yıl: 16, Sayı: 63, Temmuz 2011 43. MESS Mercek Dergisi, Dünyada ve Türkiye’de Yoksulluk, Yıl: 17, Sayı: 65, Ocak 2012 44. TİSK İşveren Dergisi, Küresel Ekonomik Krizin Seyri ve Sosyal Boyutu, Cilt: 50, Sayı: 1, Ocak- Şubat 2012 45. İNŞAAT Sanayii Dergisi, Gelişen İnşaat Sektörü ve İstihdam, Yıl: 22, Sayı: 129, Ocak- Şubat 2012 46. Sosyal Güvenlik Dünyası, Özürlülerin Sosyal Güvenliği, Yıl: 15, Sayı: 77, Ocak- Şubat 2012 47. MESS Mercek Dergisi, Türkiye’de Kadın Potansiyeli ve Kadın Girişimciliği, Yıl: 17, Sayı: 66, Nisan 2012 48. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlikte Kapsam Sorunu ve Genel Sağlık Sigortası, Yıl: 15, Sayı: 79, Mayıs- Haziran 2012 49. Sosyal Güvenlik Dünyası, İş Kazaları ve İş Güvenliği Alanında Ne Durumdayız?, Yıl: 15, Sayı: 80, Temmuz- Ağustos 2012 50. TİSK İşveren Dergisi, Sosyal Güvenlik Sistemi ve Yeni Gelişmeler, Cilt: 50, Sayı: 6, Kasım- Aralık 2012 51. Sosyal Güvenlik Dünyası, İstihdam Amaçlı Mesleki Eğitim Sistemi, Yıl: 16, Sayı: 83, Ocak- Şubat 2013 52. Sosyal Güvenlik Dünyası, Türkiye’de Emeklilik Sistemi, Yıl: 16, Sayı: 84, Mart- Nisan 2013 53. TİSK İşveren Dergisi, Genç İşsizliği ve İstihdam Üreten Girişimcilik, Cilt:53, Sayı 2, Mart- Nisan 2015 54. TİSK İşveren Dergisi, Dünyada ve Türkiye’de Göç Sorunu, Mülteci Krizinin Sosyal Boyutu, Ocak-Şubat 2016, Cilt 54, Sayı 1 55. TİSK İşveren Dergisi, Mülteci Krizi Bir İnsanlık Krizidir!.., Mart-Nisan 2016, Cilt 54, Sayı 2
GİRİŞ Çocukluk dönemi , insan yaşamında ve gelişiminde dikkate alınması zorunlu çok önemli bir dönemdir. Yasal düzenlemelerde , 18 yaş altı dönem çocukluğa ilişkin bir dönem olarak değerlendirilmektedir. Aynı zamanda çocukluk ve gençlik dönemi, insanın geleceğe yönelik tasarımlarının belleğinde şekillenmeye başladığı kıymetli bir zaman dilimidir. İnsan yaşamında çocukluk döneminin belirgin özellikleri vardır. Bu dönemde tuttuğunu koparan , dinamik ve hareketli bir görüntü çizen insan’ın sosyal ortamdan , çevreden ve aile ilişkilerinden kaynaklanabilen zaafları da mevcuttur. Karşı cinse olan ilgi , kötü alışkanlıklar , eğitimden yoksunluk ve yoksulluk çoğu kez çocuklarımızı hataya yönelten ve gelişimlerini olumsuz etkileyebilen bir görüntüye dönüşebilmektedir. 18 yaş altı nüfus , toplumdaki gelişmeyi ve güçlenmeyi tetikleyecek ana unsurlardan oluşmaktadır. Bu çağda bulunan çocuklarımızın , geleceğin itici gücü olabilmesi için ; sağlık , eğitim , gelişim ve yaşam kalitesi açısından gerekli tüm ihtiyaçlarının karşılanması gerekir. Bu tür ihtiyaçları karşılanmayan veya eksik kalan çocuklar geleceği dokuyamazlar. Toplumumuzun içinde bulunduğu sosyal ortam , çocuklarımızı bekleyen çok değişik tehlikelerin varlığına işaret etmektedir. Cinsel istismar ve sömürü , madde bağımlılığı , çocuk işçiliği , kaybolan çocuklar , gelişim ve davranış bozuklukları , suça itilen çocuklar geleceğe umutla bakmak isteyen çocuklarımızın karşısındaki büyük engellerdir. Cumhuriyetimizin Kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK , 23 Nisan gününü ‘ Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı , 19 Mayıs’ı ‘ Gençlik ve Spor Bayramı , olarak çocuklara ve gençlere armağan etmek suretiyle toplumun genç ve dinamik unsurlarına ne denli önem verdiğini çok açık bir biçimde sergilemiştir. 86. yıldönümünü kutladığımız Cumhuriyetle birlikte geçen süreçte , çocuklarımız adına koruyucu düzenlemelere yasalarımızda yer vermekle birlikte , çocuklarımızı tüm tehlikelerden arındırdığımızı ve onlara zengin bir sosyal yaşamla birlikte özgür , demokrat ve kötülüklerden arınmış bir yaşam vaat ettiğimizi ne yazık ki ifade edemiyoruz. Sporda ,sanatta ve yaşamın değişik alanlarında kendini kanıtlayan çocuklarımız var olmakla birlikte kendini koruyamayan , sosyal desteğe muhtaç çocuk varlığı da yadsınamaz bir gerçektir. ULUSAL VE ULUSLAR ARASI DÜZENLEMELER Ülkemizde çocuklara ilişkin karşılaşılan sorunlar , sadece bize özgü olmayıp, gelişmiş diğer ülkelerde de mevcuttur. Bilhassa Afrika’da yoksulluğun getirdiği açlık ve yokluk birinci derecede çocukları etkilemektedir. Beslenme yetersizliğinden kaynaklanan bebek ve çocuk ölümleri , Afrika’da azımsanmayacak sayıda ülkenin temel sorunları arasında yer almaktadır. Çocuk haklarının korunmasına ilişkin çalışmalar , yasalara dayalı olarak 1. Dünya Savaşının bitimiyle başlamış 1924 yılında ‘ Cenevre Çocuk Hakları Bildirisi , ilan edilmiş 1946 yılında Birleşmiş Milletler Uluslar arası Çocuklar Acil Yardım Fonu (UNİCEF) oluşturulmuştur. 1959 yılında BM tarafından ‘Çocuk Hakları Bildirgesi , üye ülkelerce yeniden düzenlenerek geliştirilmiş şekliyle yayınlanmıştır. Birleşmiş Milletler tarafından 20.11.1989 tarihinde kabul edilen ve 02.09.1990 tarihinde yürürlüğe giren ‘ Çocuk Hakları Sözleşmesi , ile üye ülkelerin çocuk hakları konusunda ortak bir zeminde hareket etmeleri sağlanmış , Türkiye dahil olmak üzere 142 ülke ‘Sözleşmeyi , imzalamıştı. Ülkemiz bu sözleşmenin uygulamasına 02.10.1995 tarihinde başlamıştır. Sözleşme ile güdülen amaç ; BM ye üye ülkelerin çocukların yaşam standartlarının geliştirilmesine öncülük etmesini sağlamak, ortak yükümlülükleri yerine getirmek ve çocukların dünya genelinde yaşadıkları sorunları müşterek bir çaba ile ortadan kaldırmaktır. 41 maddeden oluşan ‘’ Çocuk Hakları Sözleşmesi,, 4 genel kategoride toplanmaktadır. Bunlar ; çocukların yaşam,gelişim, korunma , katılım hakları ve hukukuna ilişkindir. Yazımızın konusunu teşkil eden çocukların sosyal güvenliği ise Sözleşmenin 26.maddesinde şu şekilde yer almıştır: MADDE 26 1. Taraf devletler , her çocuğun sosyal sigorta dahil sosyal güvenlikten yararlanma hakkını tanır ve bu hakkın tam olarak gerçekleşmesini sağlamak için ulusal hukuklarına uygun şekilde gerekli önlemleri alır. 2. Sosyal güvenlik , çocuğun ve çocuğun bakımından sorumlu olanların kaynakları ve koşulları göz önüne alarak , çocuk tarafından yada onun adına yapılan sosyal güvenlikten yararlanma başvurusuna ilişkin başka durumlarda göz önünde tutularak sağlanır. Görüldüğü gibi çocukların sosyal güvenlik hakları , kendi özel durumlarından veya çocuğa bakmakla yükümlü yakınlarından ötürü sağlanabilen haklarından oluşmaktadır. Anayasamız başta olmak üzere 4857 Sayılı İş Kanununda çocuklarımızın uluslar arası sözleşmelerden kaynaklanan hakları dikkate alınarak düzenlenmiştir. 4857 Sayılı Yasanın 71. maddesinde 15 yaşını doldurmamış çocukların çalıştırılmasının yasak olduğu , 18 yaşını doldurmamış çocuk ve genç işçiler bakımından yasak olan işler ile 15 yaşını tamamlamış , ancak 18 yaşını tamamlamamış genç işçilerin çalışmasına izin verilecek işlerin ilgili bakanlığın çıkaracağı yönetmelikle belirleneceği , 72. maddede yer ve su altında çalıştırma yasağını , 73. maddede ise sanayiye ait işlerde 18 yaşını doldurmamış çocuk ve genç işçilerin gece çalıştırılmasının yasak olduğu ifade edilmiştir. Ayrıca 1919 yılında kurulmuş olan Uluslar arası Çalışma Örgütü (ILO) , 1973 tarih ve 138 Sayılı ‘Asgari Yaş Sözleşmesi , ile çocuk işçiliğinin etkili biçimde ortadan kaldırılmasını öngörmektedir. Bu Sözleşme 1999 tarihinde kabul edilen 182 Sayılı ‘Çocuk İşçiliğinin En kötü Biçimlerinin Önlenmesi , Sözleşmesi (IPEC) ile daha da pekiştirilmiştir. Çocuk işçiliği günümüzde , 21.yüzyılın en önemli 10 sorunu arasında yer almaktadır. Çocuk işçiliğinin önlenmesi faaliyetleri kapsamında , Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının Avrupa Birliği ve ILO ile müştereken yürüttüğü çalışmalar mevcuttur. Değişik illerimizde çocuk işçiliğine karşın etkin bir mücadelenin sürdürülmesi noktasında başarılı sonuçlar alınmaktadır. TÜRKİYEDE ÇALIŞAN ÇOCUK PROFİLİ 18 yaşın altında olup ,çalışma yaşamında yer alan çocuklarımızı , çocuk işçiliğine iten değişik nedenler bulunmaktadır. Çocuklar yetişkinler gibi kendilerini çalışma yaşamında ayakta dik tutacak destekten mahrumdur. Çocukların yasaların koruyuculuğundan yararlanabilmesi , yasaların kendilerine sağladığı haklar konusunda bilgi sahibi olmaları ve iş sahiplerinin de bu konuda yardımcı olmasıyla mümkün olabilir. Çocuklarımızın tümünün , çalışma yaşamında yasaların kendilerine sağladığı kolaylıklardan haberdar olması mümkün değildir. Bu yasaların uygulanmasında etkin bir rol üstlenmiş olan ilgili bakanlıklar başta olmak üzere ,sendikalar ile sivil toplum kuruluşlarının çalışan çocuklara yönelik geliştirecekleri projelerle ,çocukların eğitim gereksinimi , usulsüz çalışma ,sağlık ve ücretlendirme konularındaki hakları korunup geliştirilebilir. Türkiye’de çalışan çocuklara ilişkin değişik kurum ve kuruluşlarca araştırma yapılmaktadır. Yapılan araştırmaların çoğunda , çocukların ekonomik kriz dönemlerinde olumsuz koşullarda çalıştırıldıkları anlaşılıyor. Türkiye İstatistik Kurumunca yapılan bir araştırmaya göre çocuk istihdamının yoğun olduğu iller arasında güneydoğudaki illerimiz ilk sırada yer almaktadır. Ülkemizde kayıt dışı çalışan çocuk sayısı 1994-2006 yılları arasında yaklaşık 1 milyon civarında iken yapılan yoğun çalışmalar sonucu bu sayı 2006 yılı sonrası 500 binin altına çekilebilmişti. 2008 yılının 3. çeyreğinden itibaren ülkemizi de etkileyen ekonomik kriz sonrası çalışan çocuk sayısı yeniden yükselişe geçmiştir. Bu konudaki araştırmalara göre çalışan çocukların % 35 ni kız, % 65 ni ise erkek çocukları oluşturmaktadır. Kız çocukları genelde ‘çocuk hizmetlisi , olarak çalıştırılmaktadır. Çalışmak zorunda olan çocuklarımız arasında bulunan 6-14 yaş arasındaki çocuk işçiden yaklaşık % 61,2 sine karşılık gelen 195 bini eğitimlerinin yanı sıra aile geçimine katkıda bulunmak adına çalışma yaşamında yer almaktadır. Bu durum bize çocukların çalışma yaşamının ezici çarkları arasına girmesini önlemek için , ailelerin gelir düzeyinin yükselmesinin yoksulluktan kurtulmasının çok önemli olduğunu göstermektedir. Çocuk işçiliği ile ilgili olarak yapılan bir başka araştırmada , ülkemizde 8 ürünün üretiminde çocuk emeğinin kullanıldığı tespit edilmiştir. A.B.D Çalışma Bakanlığı tarafından hazırlanan bir rapora göre ,58 ülkeden 122 ürünün listesine yer verilmiş , çocuk işçiliği ile üretilen ürünlerin 60 ı tarımsal , 38 i sanayi , 23 ü maden ve biri pornografi olarak dağılım göstermektedir. Bu dağılımda çocuk işçiliğinin önlenmesinde , bu sektörlere yönelik denetimlere ağırlık verilmesinin zorunluluğunu ortaya koyuyor. Türkiye’de 6-14 yaş aralığında 12 milyonu aşkın çocuk bulunuyor. Çalışan çocuklarımızın % 80 i aşan kısmı kentlerde , diğerleri kırsal kesimde ikamet etmektedir. Ekonomik krizin olumsuz etkisiyle birlikte yaşanan göçlerde çalışan çocuk sayısını artıran nedenler arasındadır. Ailelerin bakım ve gözetimi altında çalışma yaşamında yer alan çocukların yanı sıra , ailelerinden kopmuş , sokakta yaşayan ve yasa dışı güçlerin kontrolüne giren çocuklarımız için acil koruma önlemlerine ihtiyaç vardır. Bu konuda netice verici , köklü ve kurtarıcı tedbirler acilen uygulamaya konulmalıdır. SOSYAL YAŞAMDA ÇOCUK Çocuklar sosyal yaşamın ayrılmaz bir parçasıdır. Günlük sosyal yaşamda hak ettiği yeri bulan çocuklar geleceğe en iyi şekilde hazırlanabilir. Ancak çocuklarımız ,toplumda aile yapısı ,özürlülük ve çalışma koşulları açısından farklı kategorilerde yer almaktadır. Çocukluk döneminin bilimsel açıdan tamamlanması zorunlu evreleri vardır. Sosyal yaşama çocuklarımızın en iyi şekilde entegre olabilmesi için , ailenin iyi bir gelir ve eğitim düzeyine sahip olabilmesi , çocuk eğitiminin ihmal edilmemesi ayrıca çocuklarda yaşayabilecekleri sorunlara karşı hazırlıklı ve duyarlı olması gerekir. Çalışan veya sokakta yaşayan çocukların ülkemizde ekonomik koşullar bakımından giderek artış göstermesi sayılarının 500 binin üzerine çıkması , çocukların sosyal yaşamın getirebileceği tuzaklardan uzak tutulması için özellikle yerel yönetimlerce farklı projeler geliştirilmesi gerçeğini ortaya koyuyor. Bu açıdan 18 yaş üzeri bayanlar ile 7-14 yaş arası çocuklara hizmet veren ‘ Sosyal Yaşam Merkezleri , yararlı bir eğitim kurumu olarak faaliyetlerini sürdürmektedir. Genellikle yerel yönetimler ve belediyeler tarafından hizmete sokulan merkezlere kayıt yaptırmanın bir takım koşulları olmakla beraber yurt düzeyinde sayıları, istenilen düzeyde ihtiyaca cevap verip vermedikleri sorgulanması gerekli alanlardır. Özellikle Ankara, Eskişehir ve Bursa gibi illerimizde son yıllarda açılan Merkezlerin ülke geneline yaygınlaşıp , kayıt yaptırma niteliği taşıyan tüm çocukları kapsaması gerekir. Çocukların bu tür merkezlerden ücretsiz yararlandırılması araştırılmalı, eğitim standartları yükseltilmeli ,bilgi ve özgüven sahibi olmaları sağlanmalıdır. Çocukları sosyal yaşamın her alanında ne kadar etkin kılabilirsek , kendilerini tuzağa çekebilecek planlı ve organizeli faaliyetlerden o denli uzaklaştırmış oluruz. Çocuklar ve ülkemizin geleceği için yararlı sonuçlar verecek uygulamalardan kaçınmamak gerekiyor. ÇOCUKLARA YÖNELİK YAŞAMA TUTUNMA PROJELERİ Çocuklarımızın toplumda kabul gördüğü statüye göre yaşadıkları farklı sorunlar bulunmaktadır. Bu sorunların tüm çocuklarımızı ilgilendiren ortak yanları olduğu gibi çalışıp çalışmama durumuna göre de değişik sorunlar yaşanmaktadır. Çocukluk döneminin temel gereksinimleri ; eğitim , gelişim ve sağlık sorunlarının üstesinden gelinebilmesidir. Ne yazık ki çocuklarımızın tümünün bu alandaki ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir yapılanmaya sahip değiliz. Son yıllarda çocuklarımıza ilişkin eğitim ve sağlık sorunları ilk planda yer alırken , kaybolan veya kaçırılan çocuklarda bu zaman sürecinde tartışılmaya başlanmıştır. 2008 yılı Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı Kayıp Çocuklar Raporuna göre yurt genelinde 850 ye yakın kayıp çocuk bulunması , bu konuya ciddi bir biçimde el atılması gereğini ortaya koymaktadır. Günümüze kadar geliştirilen çocuklara yönelik yaşama tutunma projelerinden ortaya çıkan sonuçlara göre çocuklarımızın eğitim , sağlık , istihdam , güvenlik ve yoksulluk durumlarına göre değişik projeler hayata geçirilmektedir. Bugünkü ülkemiz koşullarında çok önemli olan bu projelerden bazılarını aşağıya alıyoruz: Çocuk işçiliğinin sona erdirilmesi projesi Sokak çocuklarına meslek edindirme projesi Sanayide çalışan çocukların eğitime yönlendirilmesi projesi Kayıp çocuklar için kamuda ‘ortak veri tabanı, oluşturulması projesi Tarlada çalışan çocukları eğitime yönlendirme projesi Yoksul çocukların ailelerine yardım projesi Çalışan çocukları sosyal yaşama kazandırma projesi Kayıp çocukların bulunmasında etkinliğin sağlanması projesi Bu projeler şüphesiz oldukça yararlı , sorunların çözümüne katkıda bulunan projelerdir. Ancak yeterli değildir. Günün teknolojik açıdan değişen tüm koşullarından yararlanarak çocuklarımızı bekleyen tehlikeleri büyük ölçüde ortadan kaldırabilmeliyiz. Çocuklarımızın geleceğinin aydınlık olabilmesi eğitim , sağlık ve sosyal güvenlik sisteminde hak ettikleri yeri hazırlamakla mümkün olabilir. Bu amaçla konudan sorumlu ilgili bakanlıkların çocukların eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik alanındaki sorunları giderecek köklü bir yapılanmaya gitmeleri şarttır. Sorunların küçülüp kontrol altına alınması gerekirken, kontrolden çıkması sağlıklı çözüme gidildiğinin işareti olamaz. İyi sonuçlar veren projeleri sürekli eğitim ve sağlık alanında alınacak yeni tedbirlerle desteklemeliyiz. Devletin bu konuda yetkili birimleri harekete geçirmesi şarttır. Son yıllarda çocuklarımızın yaşama tutunmaları konusunda göz ardı edilmeyecek bir mesafe alınmıştır. Kayıp çocuklarımızın bulunması başta olmak üzere ,eğitim ve sağlık alanındaki diğer sorunlarda müştereken değerlendirilerek çocuklara aydınlık ve tehlikelerden uzak bir gelecek bırakmalıyız. Atıf ÖZGEN İDD Kurucu Üyesi, Eğitim, Sağlık, Araştırma Bilim ve Teknoloji Kurulu Başkanı
GİRİŞ
Çocukluk dönemi , insan yaşamında ve gelişiminde dikkate alınması zorunlu çok önemli bir dönemdir. Yasal düzenlemelerde , 18 yaş altı dönem çocukluğa ilişkin bir dönem olarak değerlendirilmektedir. Aynı zamanda çocukluk ve gençlik dönemi, insanın geleceğe yönelik tasarımlarının belleğinde şekillenmeye başladığı kıymetli bir zaman dilimidir.
İnsan yaşamında çocukluk döneminin belirgin özellikleri vardır. Bu dönemde tuttuğunu koparan , dinamik ve hareketli bir görüntü çizen insan’ın sosyal ortamdan , çevreden ve aile ilişkilerinden kaynaklanabilen zaafları da mevcuttur. Karşı cinse olan ilgi , kötü alışkanlıklar , eğitimden yoksunluk ve yoksulluk çoğu kez çocuklarımızı hataya yönelten ve gelişimlerini olumsuz etkileyebilen bir görüntüye dönüşebilmektedir.
18 yaş altı nüfus , toplumdaki gelişmeyi ve güçlenmeyi tetikleyecek ana unsurlardan oluşmaktadır. Bu çağda bulunan çocuklarımızın , geleceğin itici gücü olabilmesi için ; sağlık , eğitim , gelişim ve yaşam kalitesi açısından gerekli tüm ihtiyaçlarının karşılanması gerekir. Bu tür ihtiyaçları karşılanmayan veya eksik kalan çocuklar geleceği dokuyamazlar.
Toplumumuzun içinde bulunduğu sosyal ortam , çocuklarımızı bekleyen çok değişik tehlikelerin varlığına işaret etmektedir. Cinsel istismar ve sömürü , madde bağımlılığı , çocuk işçiliği , kaybolan çocuklar , gelişim ve davranış bozuklukları , suça itilen çocuklar geleceğe umutla bakmak isteyen çocuklarımızın karşısındaki büyük engellerdir.
Cumhuriyetimizin Kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK , 23 Nisan gününü ‘ Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı , 19 Mayıs’ı ‘ Gençlik ve Spor Bayramı , olarak çocuklara ve gençlere armağan etmek suretiyle toplumun genç ve dinamik unsurlarına ne denli önem verdiğini çok açık bir biçimde sergilemiştir.
86. yıldönümünü kutladığımız Cumhuriyetle birlikte geçen süreçte , çocuklarımız adına koruyucu düzenlemelere yasalarımızda yer vermekle birlikte , çocuklarımızı tüm tehlikelerden arındırdığımızı ve onlara zengin bir sosyal yaşamla birlikte özgür , demokrat ve kötülüklerden arınmış bir yaşam vaat ettiğimizi ne yazık ki ifade edemiyoruz. Sporda ,sanatta ve yaşamın değişik alanlarında kendini kanıtlayan çocuklarımız var olmakla birlikte kendini koruyamayan , sosyal desteğe muhtaç çocuk varlığı da yadsınamaz bir gerçektir.
ULUSAL VE ULUSLAR ARASI DÜZENLEMELER
Ülkemizde çocuklara ilişkin karşılaşılan sorunlar , sadece bize özgü olmayıp, gelişmiş diğer ülkelerde de mevcuttur. Bilhassa Afrika’da yoksulluğun getirdiği açlık ve yokluk birinci derecede çocukları etkilemektedir. Beslenme yetersizliğinden kaynaklanan bebek ve çocuk ölümleri , Afrika’da azımsanmayacak sayıda ülkenin temel sorunları arasında yer almaktadır.
Çocuk haklarının korunmasına ilişkin çalışmalar , yasalara dayalı olarak 1. Dünya Savaşının bitimiyle başlamış 1924 yılında ‘ Cenevre Çocuk Hakları Bildirisi , ilan edilmiş 1946 yılında Birleşmiş Milletler Uluslar arası Çocuklar Acil Yardım Fonu (UNİCEF) oluşturulmuştur. 1959 yılında BM tarafından ‘Çocuk Hakları Bildirgesi , üye ülkelerce yeniden düzenlenerek geliştirilmiş şekliyle yayınlanmıştır.
Birleşmiş Milletler tarafından 20.11.1989 tarihinde kabul edilen ve 02.09.1990 tarihinde yürürlüğe giren ‘ Çocuk Hakları Sözleşmesi , ile üye ülkelerin çocuk hakları konusunda ortak bir zeminde hareket etmeleri sağlanmış , Türkiye dahil olmak üzere 142 ülke ‘Sözleşmeyi , imzalamıştı. Ülkemiz bu sözleşmenin uygulamasına 02.10.1995 tarihinde başlamıştır.
Sözleşme ile güdülen amaç ; BM ye üye ülkelerin çocukların yaşam standartlarının geliştirilmesine öncülük etmesini sağlamak, ortak yükümlülükleri yerine getirmek ve çocukların dünya genelinde yaşadıkları sorunları müşterek bir çaba ile ortadan kaldırmaktır.
41 maddeden oluşan ‘’ Çocuk Hakları Sözleşmesi,, 4 genel kategoride toplanmaktadır. Bunlar ; çocukların yaşam,gelişim, korunma , katılım hakları ve hukukuna ilişkindir. Yazımızın konusunu teşkil eden çocukların sosyal güvenliği ise Sözleşmenin 26.maddesinde şu şekilde yer almıştır:
MADDE 26
1. Taraf devletler , her çocuğun sosyal sigorta dahil sosyal güvenlikten yararlanma hakkını tanır ve bu hakkın tam olarak gerçekleşmesini sağlamak için ulusal hukuklarına uygun şekilde gerekli önlemleri alır.
2. Sosyal güvenlik , çocuğun ve çocuğun bakımından sorumlu olanların kaynakları ve koşulları göz önüne alarak , çocuk tarafından yada onun adına yapılan sosyal güvenlikten yararlanma başvurusuna ilişkin başka durumlarda göz önünde tutularak sağlanır.
Görüldüğü gibi çocukların sosyal güvenlik hakları , kendi özel durumlarından veya çocuğa bakmakla yükümlü yakınlarından ötürü sağlanabilen haklarından oluşmaktadır. Anayasamız başta olmak üzere 4857 Sayılı İş Kanununda çocuklarımızın uluslar arası sözleşmelerden kaynaklanan hakları dikkate alınarak düzenlenmiştir.
4857 Sayılı Yasanın 71. maddesinde 15 yaşını doldurmamış çocukların çalıştırılmasının yasak olduğu , 18 yaşını doldurmamış çocuk ve genç işçiler bakımından yasak olan işler ile 15 yaşını tamamlamış , ancak 18 yaşını tamamlamamış genç işçilerin çalışmasına izin verilecek işlerin ilgili bakanlığın çıkaracağı yönetmelikle belirleneceği , 72. maddede yer ve su altında çalıştırma yasağını , 73. maddede ise sanayiye ait işlerde 18 yaşını doldurmamış çocuk ve genç işçilerin gece çalıştırılmasının yasak olduğu ifade edilmiştir.
Ayrıca 1919 yılında kurulmuş olan Uluslar arası Çalışma Örgütü (ILO) , 1973 tarih ve 138 Sayılı ‘Asgari Yaş Sözleşmesi , ile çocuk işçiliğinin etkili biçimde ortadan kaldırılmasını öngörmektedir. Bu Sözleşme 1999 tarihinde kabul edilen 182 Sayılı ‘Çocuk İşçiliğinin En kötü Biçimlerinin Önlenmesi , Sözleşmesi (IPEC) ile daha da pekiştirilmiştir. Çocuk işçiliği günümüzde , 21.yüzyılın en önemli 10 sorunu arasında yer almaktadır.
Çocuk işçiliğinin önlenmesi faaliyetleri kapsamında , Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının Avrupa Birliği ve ILO ile müştereken yürüttüğü çalışmalar mevcuttur. Değişik illerimizde çocuk işçiliğine karşın etkin bir mücadelenin sürdürülmesi noktasında başarılı sonuçlar alınmaktadır.
TÜRKİYEDE ÇALIŞAN ÇOCUK PROFİLİ
18 yaşın altında olup ,çalışma yaşamında yer alan çocuklarımızı , çocuk işçiliğine iten değişik nedenler bulunmaktadır. Çocuklar yetişkinler gibi kendilerini çalışma yaşamında ayakta dik tutacak destekten mahrumdur. Çocukların yasaların koruyuculuğundan yararlanabilmesi , yasaların kendilerine sağladığı haklar konusunda bilgi sahibi olmaları ve iş sahiplerinin de bu konuda yardımcı olmasıyla mümkün olabilir.
Çocuklarımızın tümünün , çalışma yaşamında yasaların kendilerine sağladığı kolaylıklardan haberdar olması mümkün değildir. Bu yasaların uygulanmasında etkin bir rol üstlenmiş olan ilgili bakanlıklar başta olmak üzere ,sendikalar ile sivil toplum kuruluşlarının çalışan çocuklara yönelik geliştirecekleri projelerle ,çocukların eğitim gereksinimi , usulsüz çalışma ,sağlık ve ücretlendirme konularındaki hakları korunup geliştirilebilir.
Türkiye’de çalışan çocuklara ilişkin değişik kurum ve kuruluşlarca araştırma yapılmaktadır. Yapılan araştırmaların çoğunda , çocukların ekonomik kriz dönemlerinde olumsuz koşullarda çalıştırıldıkları anlaşılıyor. Türkiye İstatistik Kurumunca yapılan bir araştırmaya göre çocuk istihdamının yoğun olduğu iller arasında güneydoğudaki illerimiz ilk sırada yer almaktadır.
Ülkemizde kayıt dışı çalışan çocuk sayısı 1994-2006 yılları arasında yaklaşık 1 milyon civarında iken yapılan yoğun çalışmalar sonucu bu sayı 2006 yılı sonrası 500 binin altına çekilebilmişti. 2008 yılının 3. çeyreğinden itibaren ülkemizi de etkileyen ekonomik kriz sonrası çalışan çocuk sayısı yeniden yükselişe geçmiştir. Bu konudaki araştırmalara göre çalışan çocukların % 35 ni kız, % 65 ni ise erkek çocukları oluşturmaktadır. Kız çocukları genelde ‘çocuk hizmetlisi , olarak çalıştırılmaktadır.
Çalışmak zorunda olan çocuklarımız arasında bulunan 6-14 yaş arasındaki çocuk işçiden yaklaşık % 61,2 sine karşılık gelen 195 bini eğitimlerinin yanı sıra aile geçimine katkıda bulunmak adına çalışma yaşamında yer almaktadır. Bu durum bize çocukların çalışma yaşamının ezici çarkları arasına girmesini önlemek için , ailelerin gelir düzeyinin yükselmesinin yoksulluktan kurtulmasının çok önemli olduğunu göstermektedir.
Çocuk işçiliği ile ilgili olarak yapılan bir başka araştırmada , ülkemizde 8 ürünün üretiminde çocuk emeğinin kullanıldığı tespit edilmiştir. A.B.D Çalışma Bakanlığı tarafından hazırlanan bir rapora göre ,58 ülkeden 122 ürünün listesine yer verilmiş , çocuk işçiliği ile üretilen ürünlerin 60 ı tarımsal , 38 i sanayi , 23 ü maden ve biri pornografi olarak dağılım göstermektedir. Bu dağılımda çocuk işçiliğinin önlenmesinde , bu sektörlere yönelik denetimlere ağırlık verilmesinin zorunluluğunu ortaya koyuyor.
Türkiye’de 6-14 yaş aralığında 12 milyonu aşkın çocuk bulunuyor. Çalışan çocuklarımızın % 80 i aşan kısmı kentlerde , diğerleri kırsal kesimde ikamet etmektedir. Ekonomik krizin olumsuz etkisiyle birlikte yaşanan göçlerde çalışan çocuk sayısını artıran nedenler arasındadır.
Ailelerin bakım ve gözetimi altında çalışma yaşamında yer alan çocukların yanı sıra , ailelerinden kopmuş , sokakta yaşayan ve yasa dışı güçlerin kontrolüne giren çocuklarımız için acil koruma önlemlerine ihtiyaç vardır. Bu konuda netice verici , köklü ve kurtarıcı tedbirler acilen uygulamaya konulmalıdır.
SOSYAL YAŞAMDA ÇOCUK
Çocuklar sosyal yaşamın ayrılmaz bir parçasıdır. Günlük sosyal yaşamda hak ettiği yeri bulan çocuklar geleceğe en iyi şekilde hazırlanabilir. Ancak çocuklarımız ,toplumda aile yapısı ,özürlülük ve çalışma koşulları açısından farklı kategorilerde yer almaktadır.
Çocukluk döneminin bilimsel açıdan tamamlanması zorunlu evreleri vardır. Sosyal yaşama çocuklarımızın en iyi şekilde entegre olabilmesi için , ailenin iyi bir gelir ve eğitim düzeyine sahip olabilmesi , çocuk eğitiminin ihmal edilmemesi ayrıca çocuklarda yaşayabilecekleri sorunlara karşı hazırlıklı ve duyarlı olması gerekir.
Çalışan veya sokakta yaşayan çocukların ülkemizde ekonomik koşullar bakımından giderek artış göstermesi sayılarının 500 binin üzerine çıkması , çocukların sosyal yaşamın getirebileceği tuzaklardan uzak tutulması için özellikle yerel yönetimlerce farklı projeler geliştirilmesi gerçeğini ortaya koyuyor. Bu açıdan 18 yaş üzeri bayanlar ile 7-14 yaş arası çocuklara hizmet veren ‘ Sosyal Yaşam Merkezleri , yararlı bir eğitim kurumu olarak faaliyetlerini sürdürmektedir.
Genellikle yerel yönetimler ve belediyeler tarafından hizmete sokulan merkezlere kayıt yaptırmanın bir takım koşulları olmakla beraber yurt düzeyinde sayıları, istenilen düzeyde ihtiyaca cevap verip vermedikleri sorgulanması gerekli alanlardır. Özellikle Ankara, Eskişehir ve Bursa gibi illerimizde son yıllarda açılan Merkezlerin ülke geneline yaygınlaşıp , kayıt yaptırma niteliği taşıyan tüm çocukları kapsaması gerekir. Çocukların bu tür merkezlerden ücretsiz yararlandırılması araştırılmalı, eğitim standartları yükseltilmeli ,bilgi ve özgüven sahibi olmaları sağlanmalıdır.
Çocukları sosyal yaşamın her alanında ne kadar etkin kılabilirsek , kendilerini tuzağa çekebilecek planlı ve organizeli faaliyetlerden o denli uzaklaştırmış oluruz. Çocuklar ve ülkemizin geleceği için yararlı sonuçlar verecek uygulamalardan kaçınmamak gerekiyor.
ÇOCUKLARA YÖNELİK YAŞAMA TUTUNMA PROJELERİ
Çocuklarımızın toplumda kabul gördüğü statüye göre yaşadıkları farklı sorunlar bulunmaktadır. Bu sorunların tüm çocuklarımızı ilgilendiren ortak yanları olduğu gibi çalışıp çalışmama durumuna göre de değişik sorunlar yaşanmaktadır.
Çocukluk döneminin temel gereksinimleri ; eğitim , gelişim ve sağlık sorunlarının üstesinden gelinebilmesidir. Ne yazık ki çocuklarımızın tümünün bu alandaki ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir yapılanmaya sahip değiliz.
Son yıllarda çocuklarımıza ilişkin eğitim ve sağlık sorunları ilk planda yer alırken , kaybolan veya kaçırılan çocuklarda bu zaman sürecinde tartışılmaya başlanmıştır. 2008 yılı Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı Kayıp Çocuklar Raporuna göre yurt genelinde 850 ye yakın kayıp çocuk bulunması , bu konuya ciddi bir biçimde el atılması gereğini ortaya koymaktadır.
Günümüze kadar geliştirilen çocuklara yönelik yaşama tutunma projelerinden ortaya çıkan sonuçlara göre çocuklarımızın eğitim , sağlık , istihdam , güvenlik ve yoksulluk durumlarına göre değişik projeler hayata geçirilmektedir. Bugünkü ülkemiz koşullarında çok önemli olan bu projelerden bazılarını aşağıya alıyoruz:
Çocuk işçiliğinin sona erdirilmesi projesi
Sokak çocuklarına meslek edindirme projesi
Sanayide çalışan çocukların eğitime yönlendirilmesi projesi
Kayıp çocuklar için kamuda ‘ortak veri tabanı, oluşturulması projesi
Tarlada çalışan çocukları eğitime yönlendirme projesi
Yoksul çocukların ailelerine yardım projesi
Çalışan çocukları sosyal yaşama kazandırma projesi
Kayıp çocukların bulunmasında etkinliğin sağlanması projesi
Bu projeler şüphesiz oldukça yararlı , sorunların çözümüne katkıda bulunan projelerdir. Ancak yeterli değildir. Günün teknolojik açıdan değişen tüm koşullarından yararlanarak çocuklarımızı bekleyen tehlikeleri büyük ölçüde ortadan kaldırabilmeliyiz.
Çocuklarımızın geleceğinin aydınlık olabilmesi eğitim , sağlık ve sosyal güvenlik sisteminde hak ettikleri yeri hazırlamakla mümkün olabilir. Bu amaçla konudan sorumlu ilgili bakanlıkların çocukların eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik alanındaki sorunları giderecek köklü bir yapılanmaya gitmeleri şarttır.
Sorunların küçülüp kontrol altına alınması gerekirken, kontrolden çıkması sağlıklı çözüme gidildiğinin işareti olamaz. İyi sonuçlar veren projeleri sürekli eğitim ve sağlık alanında alınacak yeni tedbirlerle desteklemeliyiz. Devletin bu konuda yetkili birimleri harekete geçirmesi şarttır.
Son yıllarda çocuklarımızın yaşama tutunmaları konusunda göz ardı edilmeyecek bir mesafe alınmıştır. Kayıp çocuklarımızın bulunması başta olmak üzere ,eğitim ve sağlık alanındaki diğer sorunlarda müştereken değerlendirilerek çocuklara aydınlık ve tehlikelerden uzak bir gelecek bırakmalıyız.
Adınız Soyadınız
E-Posta
Girilecek rakam : 841641
Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.