En Son Haberler



Atıf ÖZGEN

bilgi@insanidegerler.org
  Özgeçmişi
  Tüm Yazıları

İNSANLIĞI, KİMLER BİTİRİYOR?

Günümüzde görsel ve yazılı medyada sık, sık yer alan bazı haberler ‘İşte İnsanlığın Bittiği An, başlığı ile izleyiciye sunulmakta ve dikkat çekmektedir. Bu tür haberlerin içeriğini okuduğumuzda veya televizyondan izlediğimizde ciddi bir şaşkınlık yaşamakta ve insan olarak etkilenmekteyiz.

İnsan olmanın temel erdemlerinden biri insanı ve insanda var olan değerleri yaşatmaktır. İnsan, bünyesinde yaşattığı değerleriyle anlam kazanır. Bu durum bir bakıma insanı diğer canlı varlıklardan ayırt eden önemli kriterlerden biridir.

İnsanlık tarihi bize insanın değerleriyle birlikte var olduğunu gösteriyor. İnsani değerleri yaşamında baş tacı yapan çok sayıda kanaat önderine sahip olmamız düşünce ve tasavvuf tarihimiz açısından sevindirici bir zenginliktir.

Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaş, Nasrettin Hoca gibi büyük tasavvuf erenlerinin Anadolu da yetişmiş olması , o dönemde dergah ve tekke kültürünün gönül dostlarına insan sevgisini açmış olması, insani değerleri nesilden nesil’e ulaştırmıştır.

Maddi açıdan fakir olan bu gönül erenlerinin, manevi açıdan zengin olmak, insan olmanın hazzına erişmek, insanlarla asırlar öncesinden sevgi köprüsü kurmak, ömürlerini gönül dostlarıyla dergah ve tekkede Allah sevgisine adamak temel düsturu olmuştu.

GEÇEN ASIRLAR NEYİ DEĞİŞTİRDİ ?

İnsani yaşam tarzı, insanlar arasında sevgi, saygı, hoşgörüye dayanan üzüntü ve sevinçlerin birlikte yaşandığı özünde kırgınlıkların değil dostluk ve beraberliklerin olması gereken bir yaşam tarzıdır. Ne var ki, olması gerekenle olan yaşamın gerçeği olup şimdi bu gerçekle yüzleşiyoruz.

Toplumsal gerçekçilik, günlük yaşantımızın geçen süreçte önemli ölçüde değiştiğini gösteriyor. Geçen yıllar insanların yaşam koşullarında önemli değişikliklere yol açmış olmakla beraber, insanlar arası diyalog ve iletişimde arzu edilen mesafenin alındığını söyleyemeyiz.

Geçmiş dönemde, insanlar ailede ve toplumsal yaşamda yakın zamana kadar yaşamı kolaylaştıran eşyalara ve teknolojiye sahip değildi. Evlerde TV, çamaşır makinesi, buzdolabı, telefon, bilgisayar gibi teknolojinin getirdiği olanaklardan mahrumdu. Günümüzde teknolojik değişim ve gelişim insanlara büyük kolaylık sağlıyor.

Teknolojik gelişimin getirdiği değişik kolaylıklara rağmen insanlar genelde mutlu değil. Amerikan Araştırma Şirketi Gallup’un yaptığı bir araştırmaya göre Türkiye 124 ülke arasında dünyanın en mutlu 75. ülkesi oldu. Araştırmanın gerçekleştirildiği 124 ülkeden 67 sinde nüfusun % 25 inden daha azı ‘mutlu, bir yaşam sürüyor. Türkiye’de % 16 lık bir oranla bu 67 ülke içerisinde yer aldı. Araştırmada Danimarka en mutlu ülke sıralamasında birinci olurken, Afrika ve Amerikalıların mutluluğunun azaldığı ortaya çıktı.

İNSANLIK NASIL BİTİYOR ?

Yazımızın başında medyada insanlığı bitiren olayların günümüzde sıklıkla yaşandığını belirtmiş, bu duruma toplum olarak gelişimizin nedenleri üzerinde durmaya çalışmıştık. Olayların mahiyeti, üzerinde dikkatle durmayı gerektiren ve insanlığımızı sorgulayan bir özellik taşımaktadır.

Cadde ortasında herhangi bir nedenle yaralanmış hastaneye götürülmesi gereken, trafik kazası sonucu ölümle pençeleşen ve ilk yardım yapılması için ambulans bekleyen, nedeni bilinmemekle beraber sokak ortasında dövülen, üzerindeki eşyası herkesin gözü önünde çalınan insanlar karşısında nasıl oluyor da kılımızı kıpırdatamıyoruz?

Gözümüzün önünde yaşanan kötülüklere karşı seyirci kalmamız, İşte İnsanlığın Bittiği An, başlığı ile medyada yer alıyor. Görünen o ki insanlar bu tür olaylar karşısında başını derde sokmaktan çekiniyor. Yaşanan olayın hukuki bakımdan bir emniyet sorunu olarak kendini zora sokabileceği inancını taşıyor. Kendini güvence altına almayı, risk almaya yeğ tutuyor.

Yasal açıdan hukuku ilgilendiren bir olayda tanık sıfatıyla bulunmamız, olayı delilleriyle birlikte ortaya çıkarmak açısından çok önemli. Yasal mevzuatlarda insanların hukukun el koyacağı olaylarda geri planda kalmamasını ve ilgilileri haberdar etmesini öngörüyor.

İnsanlığın Bittiği An, söylemine sık, sık muhatap olmamak için ‘insan, olarak elbette ki görevimizi yerine getirebilmeliyiz. Hukuki açıdan da tanık konumunda olan insanlara sanık muamelesi yapılmamalı, insani görevini yapan vatandaş hiç değilse manevi olarak motive edilmeli, güzel davranışlar olumlu teşvikler görebilmelidir. Aksine günümüzde tanık olmak bir yana sanık sıfatıyla göz altına alınan ve daha sonraki safhada suçsuzluğu anlaşılan insanların haksız yere hapiste alıkonulması giden zamanı ve yapılan muameleyi geri getirmemektedir. Geç kalmış adalet, adalet olmadığı gibi geç kalmış özürde insanlığımızı geri getirmiyor.  

İnsani değerlerin yerleşmesinde eğitimin rolü yadsınamaz. Okul ve aile ortamında çocuklarımıza insan olma bilincini ve bunun getirdiği sorumlulukları öğretmeliyiz. Bu bilinçle yetişen gençlik insani yaklaşımın gerekli olduğu bir olaya tanık olunca kayıtsız kalmayacaktır.

Ancak bu sorunun bireysel yanı ile birlikte kurumsal yanı üzerinde de durulmalıdır.Bilhassa yasal bir süreçle bağlantılı durumlarda insanları psikolojik açıdan rahatlatacak, motive edecek, insan onuruna yakışır davranışlar geliştirebilmeliyiz.

Emniyet teşkilatının içinde olmadığı, insani yardım ve desteğin ön planda olduğu, insani davranışların sergilendiği, sağlık, güvenlik ve benzeri olaylarda ise ilgili kurumların insanları teşvik edici, onurlandırıcı uygulamalar geliştirilmesi faydalı sonuçlar verecektir. 05.05.2011

Atıf ÖZGEN
İ.D. Derneği Kurucu Üyesi, Eğitim, Sağlık, Araştırma Bilim ve Teknoloji Kurulu Başkanı    
 

 Okunma Sayısı : 3738

DİĞER YAZILARI

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 950295

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.