Bir zamanlar Kahramanmaraş Belediyesinin düzenlemiş olduğu 3. Uluslararası Kitap ve Kültür Fuarı’nda TYB Standında 28.10.2016 günü saat 14.00-17.00 de söyleşi ve kitap imzalama programına katılmıştım. İlk defa imza gününe katılıyorum. Kitap fuarlarında okuyucu bekleyen, ama beklediği ilgiyi görmeyip kitabıyla baş başa kalmış nice yazarlar gördüm. Onlara için için acırdım. Onların o hali imza günü tekliflerine karşı bende bilinçaltı bir isteksizlik doğurmuş olabilir. Ben kendi halinde medyatik olmayan, tanınmayan, bağımsız ve bağlantısız bir yazarım, Yazdıklarımı önce kendim için sonra dostlarım için yazıyordum. Kendime yazar bile demezdim. Dost halkası genişleyince çevrem beni yazar olarak görmeye başladı. Hiçbir zaman bir grubun, bir hizbin, bir mahfilin adamı olmadım. Maddi bir beklentim de olmadığı için kaygısızca doğru bildiğimi yazdım. Günümüz insanının algısına kalite kültürü yerine marka kültürü yerleştirilmiştir. Markayla kendimizi önemsiyoruz, markayla başkalarına üstünlük taslıyoruz, markayla mutlu oluyoruz. Beynimize işlenen marka kültürü bizi kalite düşüncesinden uzaklaştırıyor. Bir yazar medyatikse, şöhretliyse, marka değeri varsa onun kitaplarını okuyoruz. En çok kitabı satılan ama en az okunan kitaplar olarak Orhan Pamuk’un kitapları örnek verilir. Rahmetli Atilla İlhan "onun iyi bir romancı değil ama çok iyi reklamcı olduğunu" söylemişti. Kitap artık günümüzde ticari bir meta oldu. Bu nedenle okunması gerekli yararlı kitaplar değil, bize kitap adı altında imaj ve marka satıyorlar. Bir keresinde kitapları absürt ama popüler olan bir yazarla bir kitap evinde karşılaştık. Beni yayıncısıyla tanıştırdı. Yayıncıya, “Benim de kitaplarımın olduğunu, uygun bulunursa yayınlarından çıkabileceğini” söyledim. Yayıncı “Beni tanıdığını yazdıklarımı beğendiğini” ifade etti. Sonra yayıncıyla baş başa konuştuğumuzda, bana mizah kitaplarını basmanın riskini anlattı. “Peki” dedim “ ….yazarın çok saçma kitaplarını nasıl yayımlıyorsunuz?” Abi biz de biliyoruz o kitapların beş para etmediğini ancak o şimdi popüler bir yazar. Tanınmış olduğu için ticari maksatla basıyoruz” dedi. Marka kültürü bizi akıl dışı hareketlere zorlar. Stuaart Sutherland’ın İrrasyonel isimli kitabında çarpıcı bir örnek vardır. “Jerzy Kosinski’nin Adımlar adlı romanı 1969’ da kurgu dalında Amerikan Ulusal Kitap ödülü aldı. Sekiz yıl sonra bir şakacı kitabı yeniden yazdı ve dosyayı, başlıksız halde ve sahte bir isimle, kitabı yayımlayan Random House da dâhil olmak üzere, ABD’deki başlıca on dört yayınevine ve üç edebiyat ajansına gönderdi. Gönderilen yirmi yedi kurumdan biri bile kitabın zaten yayımlanmış olduğunu fark edemedi. Dahası yirmi yedisi de dosyayı reddetti. Hâlbuki tek eksiği hale etkisi yaratacak “Jerzy Kosinski” ismiydi: isim olmayınca önemsiz bir kitap görülmüştü.” Bir gün Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesinde bir hoca arkadaşım yüksek lisans öğrencilerine “Zaman Yönetimi” konusunda ders vermemi istedi. İki saat boyunca anlattım. Daha sonra ertesi gün hocaya telefon ettim, “Nasıl beğenmişler mi faydalı oldu mu?” diye sordum. Arkadaş, “Sen gittikten sonra seni internetten araştırmışlar. Kitaplarının olduğunu ve seminerler verdiğini öğrenmişler. Bana ‘hocam bu kişi meşhurmuş onu bir daha dinleyebilir miyiz? Dediler’ diye ifade etti. İnsanımıza unutturulan kalite kültürünü tekrar yerleştirmediğimiz sürece kalitesiz ürünler hayatımızı kalitesiz hale getirecektir. Ve bizler medyanın, markanın tüketici maymunları olarak hayatımızı sürdürmeye devam edeceğiz. Av. Durdu GÜNEŞ
Bir zamanlar Kahramanmaraş Belediyesinin düzenlemiş olduğu 3. Uluslararası Kitap ve Kültür Fuarı’nda TYB Standında 28.10.2016 günü saat 14.00-17.00 de söyleşi ve kitap imzalama programına katılmıştım.
İlk defa imza gününe katılıyorum. Kitap fuarlarında okuyucu bekleyen, ama beklediği ilgiyi görmeyip kitabıyla baş başa kalmış nice yazarlar gördüm. Onlara için için acırdım. Onların o hali imza günü tekliflerine karşı bende bilinçaltı bir isteksizlik doğurmuş olabilir. Ben kendi halinde medyatik olmayan, tanınmayan, bağımsız ve bağlantısız bir yazarım, Yazdıklarımı önce kendim için sonra dostlarım için yazıyordum. Kendime yazar bile demezdim. Dost halkası genişleyince çevrem beni yazar olarak görmeye başladı. Hiçbir zaman bir grubun, bir hizbin, bir mahfilin adamı olmadım. Maddi bir beklentim de olmadığı için kaygısızca doğru bildiğimi yazdım. Günümüz insanının algısına kalite kültürü yerine marka kültürü yerleştirilmiştir. Markayla kendimizi önemsiyoruz, markayla başkalarına üstünlük taslıyoruz, markayla mutlu oluyoruz.
Beynimize işlenen marka kültürü bizi kalite düşüncesinden uzaklaştırıyor. Bir yazar medyatikse, şöhretliyse, marka değeri varsa onun kitaplarını okuyoruz. En çok kitabı satılan ama en az okunan kitaplar olarak Orhan Pamuk’un kitapları örnek verilir. Rahmetli Atilla İlhan "onun iyi bir romancı değil ama çok iyi reklamcı olduğunu" söylemişti. Kitap artık günümüzde ticari bir meta oldu. Bu nedenle okunması gerekli yararlı kitaplar değil, bize kitap adı altında imaj ve marka satıyorlar.
Bir keresinde kitapları absürt ama popüler olan bir yazarla bir kitap evinde karşılaştık. Beni yayıncısıyla tanıştırdı. Yayıncıya, “Benim de kitaplarımın olduğunu, uygun bulunursa yayınlarından çıkabileceğini” söyledim. Yayıncı “Beni tanıdığını yazdıklarımı beğendiğini” ifade etti. Sonra yayıncıyla baş başa konuştuğumuzda, bana mizah kitaplarını basmanın riskini anlattı. “Peki” dedim “ ….yazarın çok saçma kitaplarını nasıl yayımlıyorsunuz?” Abi biz de biliyoruz o kitapların beş para etmediğini ancak o şimdi popüler bir yazar. Tanınmış olduğu için ticari maksatla basıyoruz” dedi.
Marka kültürü bizi akıl dışı hareketlere zorlar. Stuaart Sutherland’ın İrrasyonel isimli kitabında çarpıcı bir örnek vardır. “Jerzy Kosinski’nin Adımlar adlı romanı 1969’ da kurgu dalında Amerikan Ulusal Kitap ödülü aldı. Sekiz yıl sonra bir şakacı kitabı yeniden yazdı ve dosyayı, başlıksız halde ve sahte bir isimle, kitabı yayımlayan Random House da dâhil olmak üzere, ABD’deki başlıca on dört yayınevine ve üç edebiyat ajansına gönderdi. Gönderilen yirmi yedi kurumdan biri bile kitabın zaten yayımlanmış olduğunu fark edemedi. Dahası yirmi yedisi de dosyayı reddetti. Hâlbuki tek eksiği hale etkisi yaratacak “Jerzy Kosinski” ismiydi: isim olmayınca önemsiz bir kitap görülmüştü.” Bir gün Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesinde bir hoca arkadaşım yüksek lisans öğrencilerine “Zaman Yönetimi” konusunda ders vermemi istedi. İki saat boyunca anlattım. Daha sonra ertesi gün hocaya telefon ettim, “Nasıl beğenmişler mi faydalı oldu mu?” diye sordum. Arkadaş, “Sen gittikten sonra seni internetten araştırmışlar. Kitaplarının olduğunu ve seminerler verdiğini öğrenmişler. Bana ‘hocam bu kişi meşhurmuş onu bir daha dinleyebilir miyiz? Dediler’ diye ifade etti.
İnsanımıza unutturulan kalite kültürünü tekrar yerleştirmediğimiz sürece kalitesiz ürünler hayatımızı kalitesiz hale getirecektir. Ve bizler medyanın, markanın tüketici maymunları olarak hayatımızı sürdürmeye devam edeceğiz.
Av. Durdu GÜNEŞ
Adınız Soyadınız
E-Posta
Girilecek rakam : 571637
Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.