Sosyal çevremizin bizi alışkanlık ve karakter olarak şekillendirdiğini biliyoruz. Her zaman bir arada bulunan kimseler birbirlerine huy aşılarlar anlamında “Üzüm üzüme baka baka kararırlar”, “Bülbülle gezen güle, ördekle gezen göle gider “Kıratın yanında duran ya huyundan ya suyundan” gibi atasözlerimiz bu gerçeği vurgular. Nasıl ki genel olarak hastalıklar bulaşıcı ise ve aynı şekilde karakteri hasta olanlar da bunu beraberindekilere bulaştırırlar. Bu nedenle sosyal bakımdan hasta olmak istemiyorsak sosyal hijyene de dikkat etmemiz ve sosyal çevre düzenlememizi yapmamız gerekiyor. Yine çevremizde bulunması muhtemel insan tiplerine devam edelim: 6-Geçmişte yaşayanlar: Bazı insanlar bugünü ve geleceği konuşmazlar. Geçmişteki anılarıyla yaşarlar. Bunu anlatmaktan büyük keyif alırlar. Bu biraz yaşın getirdiği durum olabilir. Gelecek makası daraldığı için oraya dair özlem ve hayal kurmak anlamsızlaşır. Bugünün de ise anlatabileceği bir konusu yoktur. Oysa sürekli geçmişte yaşamak bugünü ve geleceği kaybetmektir. Bu hal az gelişmiş ülkelerde de görülür. Bugünü ve geleceği pek iyi olmayan milletler kendilerini tarihin altın sayfalarıyla teselli etmeye çalışırlar. Aslında bu davranış kendi gerçeğinden kaçmaktır. Tarih bir çeşit uyuşturucu rolü oynar. Bugünü ve yarını iyi görmeyen kişilerin ya da milletlerin geçmişe kaçarak kendini uyuşturmasıdır. Sürekli geçmişi anlatanlar önce geçmişi rafine ederler. Geçmişte çalışkandır, akıllıdır, önemli işler yapmıştır. Bu insanlar hep aynı şeyleri tekrar ederler. Bugünün ve geleceğin sönüklüğünü geçmişi parlak göstererek kapatmaya çalışırlar. Hasbelkader bu insanlarla karşılaşmaya görün üçüncü kişileri hiç ilgilendirmeyecek, geçmişin gereksiz ayrıntılarını anlatır dururlar. Böyle insanlarla zaman geçirmek zaman kaybetmektir. Çünkü bugün ve gelecekle ilgili bir öngörüleri, kavrayışları ve yaratıcılıkları yoktur. Genelde yaşlılarda bu durum sık görülür. Yeni durumlara uyum sıkıntısı yaşadıkları için hep geçmişe eskiye giderek kendilerini güvende hissederler. Müzelerde yaşanmaz sadece gezilip geçilir. Bu insanlarla sürekli beraberseniz müzede yaşamış gibi olursunuz. 7-“Konuşma narsistleri”: Bir sohbette bazı insanların hiç kimseye söz hakkı vermeksizin sürekli konuştuklarını görmüşsünüz. Konuşmanın arasına nokta ve virgül dahi koymazlar ki başkaları araya girer diye. Sanki orada sadece kendisi varmış, sanki sadece o her şeyi biliyormuş, sanki söz yetkisi sadece ona verilmiş gibi. Bu tür insanlara sosyolog Charles Derber, “Konuşma narsisti” ismini vermiştir. Konuşma narsistleri sohbetleri, toplantıları, muhabbet ortamlarını çekilmez hale getirir. Bunların üç özelliğinden bahsedilmektedir. 1-Sürekli başka insanların sözünü keserler ve konuyu mutlaka kendi merkezlerine çekerler. Ne kadar bilgili ne kadar akıllı ne kadar becerikli olduklarını hem kendi ağızlarından hem de başkalarının ağzından anlatmaya çalışırlar. 2-Eğer sohbete katılamayacak bir konuma düştükleri zaman canları sıkılır, konuşmayı dinlemez ve başka şeylerle meşgul olurlar. Günümüzde hemen cep telefonuyla ilgilenirler. 3-Konuşana bir soru sormaları sadece sohbetin akışını değiştirmek ve kendilerine yöneltmek maksadıyla yapar. Ve sazı bir şekilde eline alınca bırakmak bilmezler. Çevrenizde bu tür insanlar varsa sizi değersizleştirir, edilgen yapar. Bu nedenle sosyal çevre temizliği yapmanız ve hayatınızdan çıkarmanız gerekir. 8-Yalanı hayat tarzı haline getirenler: Bu tür insanlar için “Allah bir dese bile inanma” ya da “Allah bir dediğine inan, gerisine inanma” şeklinde güvensiz ifadeler kullanılır. Yalancı insanın kendine öz saygısı yoktur. Çünkü yalancılığını başkası bilemese bile kendisi bilmektedir. İnsan hem kendini yalancı hem de kendine saygı duyan biri olarak göremez. Yalancı kendine samimi değildir. Çünkü özü başka sözü başkadır. Kendini sürekli aldatmaktadır. Yalancı biraz aptaldır. Çünkü sürekli yalanıyla başkalarını kandırdığını zanneder. Başkalarının kendinden daha zeki olabileceğini ve yalanını yutmayacağını hesap edemez. Yalancının hem kendine hem başkalarına güveni kalmaz. Dostoyevski, “Kendi kendine yalan söyleyip, yalanını ciddiye alan bir insan, sonunda ne kendinde ne de çevresinde gerçeği seçemez olur.” Diyerek bu gerçeği ifade eder. Yusuf Has Hacip, “Daima şerefli ve haysiyetli olayım diyorsan, ağzından yalan söz çıkarmamaya uğraş” der. Yalan söylemek gerçeği gizleyerek başkalarını yanıltmak ve böylece bir zarar ya da mağdur oluşturmaktır. Örneğin en masum haliyle randevu verip kişi zamanında veya hiç gelmiyorsa başkalarına zarar veriyor demektir. Başkalarının zamanını çalıyor demektir. Yalancılarla beraber olursanız bu size nasıl bulaşır. Diyelim ki randevusuna zamanında gelmiyor. Yani verdiği söz gerçeği yansıtmıyor. Siz de sürekli bu nedenle mağdur oluyorsunuz. Mağdur olmamak için siz de ona öyle davranırsınız, dolayısıyla ona benzersiniz. Yani onun yalancılığı size bulaşır. Yalancılık her türlü kötülüğe geçiş için bir kapıdır. Oliver W. Holmes bu durumu, “Günah işlemenin birçok vasıtaları vardır; fakat yalan, bunların hepsine uyan bir saptır” diye ifade eder. Çevrenizde yalanı alışkanlık haline getirmiş kişiler varsa ve bu kötü karakterin size bulaşmasını istemiyorsanız, çevrenizi yalancılardan temizlemeniz gerekir. 9-Hayatında bir düzen olmayanlar: Bazı insanlarda zaman yönetimi yoktur. Zaman yönetimi dediğimiz şey insanın kendini yönetmesidir. Peter F. Drucker, “Zaman en nadir kaynaktır. Onu yönetemezseniz hiçbir şeyi yönetemezsiniz” der. Zaman dediğimiz şey hayattır, hayatın hammaddesidir. Hayattan zamanı çıkarsan hayat kalmaz. Zamanı yönetemeyen insan hayatı yönetemez. Bu tür kişilerin hayatında karmaşa, kaos, perişanlık olur. Hayatlarında izan düzen olmaz. Eğer bu insanlarla beraber olursanız sürekli sizin planlarınızı bozarlar. Atalarımız “Demir tavında dövülür” derler. Yani her şeyin bir zamanı vardır ve zamanında yapmazsanız, bazen telafisi mümkün olmayan zararlara yol açar. Zamanında yetişmeyen ilaç, kişi öldükten sonra hiçbir işe yaramaz. Telafisi mümkün olmayan zararlar doğmasa bile hayatı ıskalamış olursunuz. Zamanında güzel ve doğru işler yapmanız mümkünden bu fırsatları kaçırmış olursunuz. Voltaire’nin dediği gibi, “İnsanın en kıymetli hazinesi zamandır” Ancak zamanın kıymetini bilmeyen, onun çok gelişigüzel harcayan insanların arasında bu kıymetli hazineyi korumanız mümkün değildir. Ferran Ramon-Cortes “Çevremizde, enerjileriyle bizi dirilten ve sayelerinde kendimizi iyi hissettiğimiz arkadaşlarımız vardır. Ama bu kişilerin yanı sıra birlikteyken bunaldığımız, mutsuz hissettiğimiz ve bütün enerjimizi çeken insanlar da var. Sebebi basit. Yaşadığımız her gün ve olayda, insanlarla olan ilişkilerimizdeki duygular birbirine iletilir” demektedir. Kısaca mutluluğumuz, başarımız ve sağlığımız için sosyal çevremize dikkat etmemiz gerekir. Av. Durdu GÜNEŞ
Sosyal çevremizin bizi alışkanlık ve karakter olarak şekillendirdiğini biliyoruz. Her zaman bir arada bulunan kimseler birbirlerine huy aşılarlar anlamında “Üzüm üzüme baka baka kararırlar”, “Bülbülle gezen güle, ördekle gezen göle gider “Kıratın yanında duran ya huyundan ya suyundan” gibi atasözlerimiz bu gerçeği vurgular. Nasıl ki genel olarak hastalıklar bulaşıcı ise ve aynı şekilde karakteri hasta olanlar da bunu beraberindekilere bulaştırırlar. Bu nedenle sosyal bakımdan hasta olmak istemiyorsak sosyal hijyene de dikkat etmemiz ve sosyal çevre düzenlememizi yapmamız gerekiyor.
Yine çevremizde bulunması muhtemel insan tiplerine devam edelim:
6-Geçmişte yaşayanlar: Bazı insanlar bugünü ve geleceği konuşmazlar. Geçmişteki anılarıyla yaşarlar. Bunu anlatmaktan büyük keyif alırlar. Bu biraz yaşın getirdiği durum olabilir. Gelecek makası daraldığı için oraya dair özlem ve hayal kurmak anlamsızlaşır. Bugünün de ise anlatabileceği bir konusu yoktur. Oysa sürekli geçmişte yaşamak bugünü ve geleceği kaybetmektir. Bu hal az gelişmiş ülkelerde de görülür. Bugünü ve geleceği pek iyi olmayan milletler kendilerini tarihin altın sayfalarıyla teselli etmeye çalışırlar. Aslında bu davranış kendi gerçeğinden kaçmaktır. Tarih bir çeşit uyuşturucu rolü oynar. Bugünü ve yarını iyi görmeyen kişilerin ya da milletlerin geçmişe kaçarak kendini uyuşturmasıdır.
Sürekli geçmişi anlatanlar önce geçmişi rafine ederler. Geçmişte çalışkandır, akıllıdır, önemli işler yapmıştır. Bu insanlar hep aynı şeyleri tekrar ederler. Bugünün ve geleceğin sönüklüğünü geçmişi parlak göstererek kapatmaya çalışırlar. Hasbelkader bu insanlarla karşılaşmaya görün üçüncü kişileri hiç ilgilendirmeyecek, geçmişin gereksiz ayrıntılarını anlatır dururlar. Böyle insanlarla zaman geçirmek zaman kaybetmektir. Çünkü bugün ve gelecekle ilgili bir öngörüleri, kavrayışları ve yaratıcılıkları yoktur. Genelde yaşlılarda bu durum sık görülür. Yeni durumlara uyum sıkıntısı yaşadıkları için hep geçmişe eskiye giderek kendilerini güvende hissederler. Müzelerde yaşanmaz sadece gezilip geçilir. Bu insanlarla sürekli beraberseniz müzede yaşamış gibi olursunuz.
7-“Konuşma narsistleri”: Bir sohbette bazı insanların hiç kimseye söz hakkı vermeksizin sürekli konuştuklarını görmüşsünüz. Konuşmanın arasına nokta ve virgül dahi koymazlar ki başkaları araya girer diye. Sanki orada sadece kendisi varmış, sanki sadece o her şeyi biliyormuş, sanki söz yetkisi sadece ona verilmiş gibi. Bu tür insanlara sosyolog Charles Derber, “Konuşma narsisti” ismini vermiştir. Konuşma narsistleri sohbetleri, toplantıları, muhabbet ortamlarını çekilmez hale getirir. Bunların üç özelliğinden bahsedilmektedir. 1-Sürekli başka insanların sözünü keserler ve konuyu mutlaka kendi merkezlerine çekerler. Ne kadar bilgili ne kadar akıllı ne kadar becerikli olduklarını hem kendi ağızlarından hem de başkalarının ağzından anlatmaya çalışırlar. 2-Eğer sohbete katılamayacak bir konuma düştükleri zaman canları sıkılır, konuşmayı dinlemez ve başka şeylerle meşgul olurlar. Günümüzde hemen cep telefonuyla ilgilenirler. 3-Konuşana bir soru sormaları sadece sohbetin akışını değiştirmek ve kendilerine yöneltmek maksadıyla yapar. Ve sazı bir şekilde eline alınca bırakmak bilmezler. Çevrenizde bu tür insanlar varsa sizi değersizleştirir, edilgen yapar. Bu nedenle sosyal çevre temizliği yapmanız ve hayatınızdan çıkarmanız gerekir.
8-Yalanı hayat tarzı haline getirenler: Bu tür insanlar için “Allah bir dese bile inanma” ya da “Allah bir dediğine inan, gerisine inanma” şeklinde güvensiz ifadeler kullanılır. Yalancı insanın kendine öz saygısı yoktur. Çünkü yalancılığını başkası bilemese bile kendisi bilmektedir. İnsan hem kendini yalancı hem de kendine saygı duyan biri olarak göremez. Yalancı kendine samimi değildir. Çünkü özü başka sözü başkadır. Kendini sürekli aldatmaktadır. Yalancı biraz aptaldır. Çünkü sürekli yalanıyla başkalarını kandırdığını zanneder. Başkalarının kendinden daha zeki olabileceğini ve yalanını yutmayacağını hesap edemez. Yalancının hem kendine hem başkalarına güveni kalmaz. Dostoyevski, “Kendi kendine yalan söyleyip, yalanını ciddiye alan bir insan, sonunda ne kendinde ne de çevresinde gerçeği seçemez olur.” Diyerek bu gerçeği ifade eder. Yusuf Has Hacip, “Daima şerefli ve haysiyetli olayım diyorsan, ağzından yalan söz çıkarmamaya uğraş” der. Yalan söylemek gerçeği gizleyerek başkalarını yanıltmak ve böylece bir zarar ya da mağdur oluşturmaktır. Örneğin en masum haliyle randevu verip kişi zamanında veya hiç gelmiyorsa başkalarına zarar veriyor demektir. Başkalarının zamanını çalıyor demektir. Yalancılarla beraber olursanız bu size nasıl bulaşır. Diyelim ki randevusuna zamanında gelmiyor. Yani verdiği söz gerçeği yansıtmıyor. Siz de sürekli bu nedenle mağdur oluyorsunuz. Mağdur olmamak için siz de ona öyle davranırsınız, dolayısıyla ona benzersiniz. Yani onun yalancılığı size bulaşır. Yalancılık her türlü kötülüğe geçiş için bir kapıdır. Oliver W. Holmes bu durumu, “Günah işlemenin birçok vasıtaları vardır; fakat yalan, bunların hepsine uyan bir saptır” diye ifade eder. Çevrenizde yalanı alışkanlık haline getirmiş kişiler varsa ve bu kötü karakterin size bulaşmasını istemiyorsanız, çevrenizi yalancılardan temizlemeniz gerekir.
9-Hayatında bir düzen olmayanlar: Bazı insanlarda zaman yönetimi yoktur. Zaman yönetimi dediğimiz şey insanın kendini yönetmesidir. Peter F. Drucker, “Zaman en nadir kaynaktır. Onu yönetemezseniz hiçbir şeyi yönetemezsiniz” der. Zaman dediğimiz şey hayattır, hayatın hammaddesidir. Hayattan zamanı çıkarsan hayat kalmaz. Zamanı yönetemeyen insan hayatı yönetemez. Bu tür kişilerin hayatında karmaşa, kaos, perişanlık olur. Hayatlarında izan düzen olmaz. Eğer bu insanlarla beraber olursanız sürekli sizin planlarınızı bozarlar. Atalarımız “Demir tavında dövülür” derler. Yani her şeyin bir zamanı vardır ve zamanında yapmazsanız, bazen telafisi mümkün olmayan zararlara yol açar. Zamanında yetişmeyen ilaç, kişi öldükten sonra hiçbir işe yaramaz. Telafisi mümkün olmayan zararlar doğmasa bile hayatı ıskalamış olursunuz. Zamanında güzel ve doğru işler yapmanız mümkünden bu fırsatları kaçırmış olursunuz. Voltaire’nin dediği gibi, “İnsanın en kıymetli hazinesi zamandır” Ancak zamanın kıymetini bilmeyen, onun çok gelişigüzel harcayan insanların arasında bu kıymetli hazineyi korumanız mümkün değildir. Ferran Ramon-Cortes “Çevremizde, enerjileriyle bizi dirilten ve sayelerinde kendimizi iyi hissettiğimiz arkadaşlarımız vardır. Ama bu kişilerin yanı sıra birlikteyken bunaldığımız, mutsuz hissettiğimiz ve bütün enerjimizi çeken insanlar da var. Sebebi basit. Yaşadığımız her gün ve olayda, insanlarla olan ilişkilerimizdeki duygular birbirine iletilir” demektedir.
Kısaca mutluluğumuz, başarımız ve sağlığımız için sosyal çevremize dikkat etmemiz gerekir.
Av. Durdu GÜNEŞ
Adınız Soyadınız
E-Posta
Girilecek rakam : 171459
Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.