Erdemli olmak dillerimizin süsü olur ama bir hayat tarzı olarak yaşamaz. Çünkü konuşmak kolay gerçekleştirmek zordur. Konuşurken bir bedel ödemezsiniz ama yaşarken bir bedel ödemek zorundasınız. Eğer erdem bedel istemeseydi herkes erdemli olurdu. Bedelini ödemeyi göze alamadığımız erdemlerin sahibi olamayız. Bir Bulgar genci ülkenin en meşhur şairine giderek akıl danışır: “Hayatımı şiire vermeye kararlıyım. Hayatımı bu yolda sürdürmek için ne tavsiye edersiniz?” Meşhur şair şöyle der; “Ya devlet çiftlik ve işletmelerini överek ya da benim gibi yarı aç yarı tok ölerek!” Hayat bizim sürekli önümüze iki yol çıkararak erdem testi yapar. Bu yollardan biri çıkarların diğeri ise erdemlerin yoludur. Biz tercihimize göre erdemli ya da çıkarcı bir kişiliğe sahip oluruz. Çıkar yolunu tercih etmek özel bilgiye, sağduyuya, akla ihtiyaç hissettirmez. İçgüdüsel bir eğilimle tercih etmek mümkündür. Kişi yağcılık, yağdanlık, güce tapınma gibi özelliklerle servete ve makama giden yolda yürüyebilir. Elde edeceği çıkarlara karşılık vicdanını, kişiliğini, değerlerini, ilkelerini takas eder. Oysa erdemin yolunu tercih etmek, aklın, doğruluğun, dürüstlüğün, kişilikli olmanın, onurlu yaşamanın gereği olarak ortaya çıkar. Goethe ile Beethoven’in bir anekdotu bizi erdem ve çıkar konusunda düşündürür. Beethoven (1770-1827) ve Goethe (1749-1832) aynı dönemde yaşamış biri müzikte diğeri edebiyatta zirveye çıkmış sanatçılardır. Bir gün birlikte yürürken önlerinden saltanat arabası geçmiş. Goethe şapkasını çıkarıp yerlere kadar eğilerek selam vermiş. Beethoven onun bu tutumunu kabullenememiş, affedememiş ve dostluğunu sona erdirmiştir. Çünkü Beethoven’e göre “İnsanlar arasında iyilik ve sevgiden başka üstünlük yoktur. Sevgi ve karakterin olmadığı yerde ne büyük insan ne büyük sanatçı ne de büyük savaş adamı vardır. Önemli olan büyük gözükmek değil, gerçekten büyük olmaktır.” Bizim bir atasözümüz var. “Dostun hatırı var ama doğruluk daha makbuldür” Beethoven ilişkisinde doğru olmayı tercih etmiştir. Doğru, adil, erdemli olmak, çoğu zaman güçlünün yanında yer almakla çatışır. Acaba biz böyle bir durumla karşılaştığımızda Beethoven’in tavrını gösterebiliyor muyuz? Yoksa kolayımıza gidip doğruluktan sapıyor muyuz? Av. Durdu GÜNEŞ
Erdemli olmak dillerimizin süsü olur ama bir hayat tarzı olarak yaşamaz. Çünkü konuşmak kolay gerçekleştirmek zordur. Konuşurken bir bedel ödemezsiniz ama yaşarken bir bedel ödemek zorundasınız. Eğer erdem bedel istemeseydi herkes erdemli olurdu. Bedelini ödemeyi göze alamadığımız erdemlerin sahibi olamayız.
Bir Bulgar genci ülkenin en meşhur şairine giderek akıl danışır: “Hayatımı şiire vermeye kararlıyım. Hayatımı bu yolda sürdürmek için ne tavsiye edersiniz?”
Meşhur şair şöyle der; “Ya devlet çiftlik ve işletmelerini överek ya da benim gibi yarı aç yarı tok ölerek!”
Hayat bizim sürekli önümüze iki yol çıkararak erdem testi yapar. Bu yollardan biri çıkarların diğeri ise erdemlerin yoludur. Biz tercihimize göre erdemli ya da çıkarcı bir kişiliğe sahip oluruz. Çıkar yolunu tercih etmek özel bilgiye, sağduyuya, akla ihtiyaç hissettirmez. İçgüdüsel bir eğilimle tercih etmek mümkündür. Kişi yağcılık, yağdanlık, güce tapınma gibi özelliklerle servete ve makama giden yolda yürüyebilir. Elde edeceği çıkarlara karşılık vicdanını, kişiliğini, değerlerini, ilkelerini takas eder. Oysa erdemin yolunu tercih etmek, aklın, doğruluğun, dürüstlüğün, kişilikli olmanın, onurlu yaşamanın gereği olarak ortaya çıkar.
Goethe ile Beethoven’in bir anekdotu bizi erdem ve çıkar konusunda düşündürür. Beethoven (1770-1827) ve Goethe (1749-1832) aynı dönemde yaşamış biri müzikte diğeri edebiyatta zirveye çıkmış sanatçılardır. Bir gün birlikte yürürken önlerinden saltanat arabası geçmiş. Goethe şapkasını çıkarıp yerlere kadar eğilerek selam vermiş. Beethoven onun bu tutumunu kabullenememiş, affedememiş ve dostluğunu sona erdirmiştir. Çünkü Beethoven’e göre “İnsanlar arasında iyilik ve sevgiden başka üstünlük yoktur. Sevgi ve karakterin olmadığı yerde ne büyük insan ne büyük sanatçı ne de büyük savaş adamı vardır. Önemli olan büyük gözükmek değil, gerçekten büyük olmaktır.”
Bizim bir atasözümüz var. “Dostun hatırı var ama doğruluk daha makbuldür” Beethoven ilişkisinde doğru olmayı tercih etmiştir. Doğru, adil, erdemli olmak, çoğu zaman güçlünün yanında yer almakla çatışır. Acaba biz böyle bir durumla karşılaştığımızda Beethoven’in tavrını gösterebiliyor muyuz? Yoksa kolayımıza gidip doğruluktan sapıyor muyuz?
Av. Durdu GÜNEŞ
Adınız Soyadınız
E-Posta
Girilecek rakam : 411378
Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.