En Son Haberler



Durdu GÜNEŞ

bilgi@insanidegerler.org
  Özgeçmişi
  Tüm Yazıları

BİR İYİLİĞİ YAPARKEN ÜSTÜNE NEZAKET EKLEYİN

Bir gün bir arkadaşımla belediye otobüsüne binmiştik. Beraber oturup bir mevzuyu konuşacaktık. Ama yan yana olan koltuklara hep tek kişi oturmuştu. Böylelikle yan yana oturabileceğimiz koltuk yoktu. Arka sıralardan yaşlı bir adam sessizce yerinden kalkarak bir öne geçti. Yani bizim için iki kişinin oturabileceği bir yer açtı.

Otururken teşekkür ettik. Sevgi dolu bakışlarla tebessüm etti.

Fütüvvetin bir anlamı da karşılıksız iyilik etmek ama o iyiliği hissettirmeden yapmaktır. Fütüvvet güzel ahlaktır. 

Bir an için geçmişte bu tür hasletlerin yaygın bir kültür olduğunu ama çağımızda fedakârlık değil bencilliğin ve bireyselliğin baskın bir davranış olduğunu düşündüm.

Yine bir arkadaşım anlatmıştı. Kendi diliyle anlatalım: 

“Halk ekmek büfesinden ekmek alacaktım. Önümde bir hanım vardı. Ekmeği aldıktan sonra gitti. Ben de iki ekmek istedim. Satış görevlisi son kalan iki ekmeği bana verdi. Sonra dedi ki: “az önceki hanım ekmeği fazla almıştı. Ama arkasında sizin beklediğinizi görünce iki ekmeği geri bıraktı.”

Bir an için tanımadığım birisinin hüsnü zanla beni düşünmesi ziyadesiyle memnun etmişti. Keşke ona teşekkür edebilseydim diye geçirdim içimden.”

İncelik, nezaket, fedakârlık, karşılık beklemeden iyilik etme düşüncesi bizim kültür köklerimizde var olan davranışlarımızdır. Bu duygular bize hayatı sevdirir. Hepimiz için hayatı güzel kılar. Kendimizi mutlu hissederiz.

Bir Japon ata sözünde de “Bir dostunuz, yemiş bahçesini geziyorsa, dalgın görünmeniz en büyük nezakettir” diyerek ince bir nezaketi bize öğütler. Yine “Birine bir lütufta bulunurken üzerine tebessüm ekleyiniz” sözü de davranışlarımızda nezaketin önemine dikkat çeker.

Bestekar Müfettiş Osman Nihat Akın’dan (1905-1959) alınan bir anekdot iyilik yaparken nezakete ne kadar dikkat edildiğinin çok güzel bir örneğidir.

Anekdotu olduğu gibi alıyorum:

“Osman Nihat Akın, bir gün bir PTT şubesine teftişe gider. Teftiş sonunda evrak üzerinde alınan netice ile kasa içindeki para birbirini tutmaz. 25 lira eksiktir. Osman Nihat Bey Müdüre, şubenin yan tarafındaki Mal Müdürlüğüne gitmesini, nihai sayımın onun tarafından yapılmasını ister. Mal Müdürü gelir sayım yapılır ve para tamam çıkar. Teftişte olumlu biter.
Aradan birkaç ay geçer. Teftiş odasında iken bir mektup gelir. Mektubu gönderen teftişe gittiği şube müdürüdür. Mektubu hem okur hem de ağlar. Merakla oradakiler sorunca anlatır. Mektupta şöyle denilmektedir:

“Beni Mal Müdürüne çağırmaya gönderdiğinizde 25 lirayı cebinizden tamamladınız, haliyle kasa tamam çıktı. Evet, parayı ben almıştım. Hanımım çok hastaydı, ilaç ve doktor parası olarak harcayıp sonra ilave edecektim. Siz aniden gelmiş oldunuz. Yerine koyamadım. Sizin ince ve hassas kalbiniz durumu anladı ki, bana mesele yaşatmadınız. Bu yüzden size minnettarım."

Herkes duygulanır ve sonra hararetle üstadı tebrik eder. Ancak daha sonra içlerinden biri vazifeyi su-i istimal etti ve yolsuzluğa çanak tuttu diyerek üstlerine ispiyonlar. Üstadın karakteri herkesçe bilindiğinden herhangi bir şey yapılmamış ancak bu durum üstada çok koymuş olduğundan, “Bir ihtimal daha var. O da ölmek mi dersin?” isimli unutulmaz eserini bestelemiştir.”

Voltaire “Nezaket, fikir ve ahlak kültürünün bir simgesidir” der. Pierre Corneille ise “Bir şey verirken davranışımız, verdiğimiz hediyeden daha kıymetlidir” der.

Dilerim ki, toplumda nezaket, karşılıksız iyilik etmek, hüsnü zan sadece böyle sadece örneklerde değil, alışılmış bir davranış şekli olsun.

Nezaket insan davranışlarında gönül kazandıran bir yoldur. Nezaketi yol yapalım.

Av. Durdu GÜNEŞ

 


 Okunma Sayısı : 231

DİĞER YAZILARI

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 182393

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.