En Son Haberler



Durdu GÜNEŞ

bilgi@insanidegerler.org
  Özgeçmişi
  Tüm Yazıları

KAFAMDA DELİ SORULAR

1-Latince “Memento mori” ifadesi “öleceğini hatırla” anlamına geliyormuş. Hristiyan keşişler bu sözle hayatın geçici olduğunu ve doğru yaşamayı öğütlermiş. Antik Roma’da zafer kazanmış komutanlar geçit töreni yaptığında onu yakından takip eden biri sürekli “memento mori” derlermiş. 

Kadim zamanlardan beri ölümü hatırlamak ve hatırlatmak, insanın kendine çeki düzen vermesi için önemli bir ihtar olmuş. İnsanlar neden hala hiç ölmeyecekmiş gibi yaşar ve ölümü unutup kötülük yapmaya devam ederler?

2-Devletin en önemli üç görevi ve amacı; eğitim, sağlık ve güvenliktir. Vatandaşın devlete tam güvenebilmesi için bu üç görevin hakkıyla yerine getirilmesi gerekir. Amacı sadece daha fazla kar sağlamak olan özel sektöre bu görevler devredilemez. Yenidoğan çetesinin öldürdüğü bebekler konusunda özel sektörün daha fazla kar elde etmeye çalışması ve devletin ihmali vardır. Eğitim, sağlık ve güvenlik hizmetleri vatandaşın hakkı, devletinse görevidir. Yaşanan bu acı olaylardan sonra devletin yeniden yapılanması gerekmez mi?

3-Eskiler "iş işten geçmiş, olan olmuştur, pişmanlık ya da ahlayıp vahlamak fayda etmez artık anlamında "Badel Harab ül Basra" (Basra harap olduktan sonra) derlermiş. Ülkemizde peş peşe acı olaylar yaşıyoruz. Olay olduktan sonra yetkililer, “soruşturma başlamıştır, sorumlular en ağır şekilde cezalandırılacaktır” şeklinde klişe beyanatlarla gündemi geçiştiriyorlar. Halbuki esas olan, bu iç acıtan olaylar olmadan gerekli tedbirleri almaktır. Bazı şeylerin hiçbir zaman telafisi yoktur. Hiçbir soruşturma, hiçbir ceza ölenleri tekrar diriltemez. Yaşanan acıları ortadan kaldıramaz. Devlet öncelikle yaşanması muhtemel acı durumlar için önleyici tedbir alacaktır. Millet olarak, vatandaşın hakkı ve devletin görevi olan hususları yeniden düşünmemiz gerekmez mi? Aynı acıları tekrar tekrar yaşamak zorunda mıyız? Artık aklımızı başımıza almamız gerekmez mi?

4-Halkın derdi adaletsiz yargı, dibe vuran ekonomi ve yoksulluk, çağdışı kalan eğitim, şiddete teslim olmuş güvenlik zafiyetidir. Acaba Anayasanın hangi maddeleri, hangi hükümleri buna neden oluyor? Anayasayı değiştirmek isteyenler halkın bu dertleriyle mi yola çıkıyorlar?

5-Geçmiş dönemlerde  tarih öğretmenliği yapmış bir arkadaşım anlatmıştı. Ergenekon'u anlatırken öğrencinin biri bağırmış. “Hocam Türkeş'çilik yapıyorsunuz.” Arkadaşım, “Ne Türkeş'çiliği kitapta ne varsa onu anlatıyorum” 

Öğrenci, “Ama hocam Türkeş’te aynı şeyleri söylüyor” diye itiraz etmiş.

31 Mart seçimlerinden sonra bir arkadaşımın küçük kızı sormuş: “Baba seçimi CHP kazandı. Biz artık oruç tutacak mıyız?” Yaşadıklarından anlaşılıyor ki çocuk orucun dini bir sorumluluk değil, siyasi bir etkinlik olduğu kanısına varmış.

Ortak değerlerimiz siyasallaşınca bulunduğumuz siyasi cepheye göre, kendi değerlerimize düşman oluyoruz. Siyasetin kirli emelleri değerlerimizi değersizleştiriyorsa, toplum olarak buna tepki göstermemiz gerekmez mi?

6- Miras kanununda miras bırakanın borçları mal varlığından ya da alacaklarından çok fazla ise yasal ve atanmış mirasçıların bu mirası reddetme hakkı vardır. Ayrıca ölümü tarihinde miras bırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise, miras mirasçılar tarafından reddedilmiş sayılır.

Borçları, alacaklarından kat kat fazla olan ve borç batağına düşmüş bir yönetimi devralan yeni yöneticiye tıpkı mirası reddetme hakkı gibi bir hak tanınmalıdır. Böyle bir tabloyu miras bırakan yöneticiler henüz ölmediği hayatta olduğu için rücuan bu borçlar onlardan tahsil edilmelidir. Halk arasında çığırından çıkmış olan bir işin düzeltilmesi, bu işe yol açan kimseye düşer anlamında “İti öldürene sürütürler” diye bir deyim vardır. Aksi takdirde yapanın yanına kâr kaldığı böyle bir düzende hiçbir şeyi düzeltmek mümkün olabilir mi?

7-Villalar veya lüks siteler yapılıyor. Etrafına çit çekiliyor. Yetmiyor dikenli telle çitler yükseltiliyor, o da yetmiyor, dikenli telin üstüne jiletli tel çekiliyor. Yetmiyor her tarafa güvenlik kamerası konuyor. Yetmiyor kapıya geceli gündüz güvenlikçi konuyor. Peki yaşadığımız yerin hapishaneden ne farkı kalıyor? İnsanın insana güveni kaybolmuşsa, hangi önlemler insanı güvende tutabilir ki?

8-Bir sorun olduğunda gelişmiş ülke insanı, “bu sorunda benim payım nedir ve bu sorunu nasıl çözebilirim?” diye düşünür. Az gelişmiş ülke insanı ise “Bu sorun başkalarının sorunu, çözüm de benim dışındadır” diye düşünür. Siyasetçi, kameraların önünde konuşuyor. Söyledikleri kayda geçiyor ve bütün bir millet izliyor. Sonra tepki gelince “ben yanlış anlaşıldım.” Diyor. Yani “Sorun bende değil, siz yanlış anladınız. Çözüm de size ait, doğru anlasaydınız” demek istiyor. Gelişmenin en önemli adımı özeleştiridir. Özeleştiri insanın kendini bilmesiyle başlıyor. Kendini bilmeyen haddini de bilmiyor. Haddini bilmeyen konuşmayı da bilmiyor. Haddini bilmeyenlere bu millet dersini verecek mi merak ediyorum.

9-“Burası Türkiye!” sözü, burada her türlü anormallik olabilir, öküz uçsa bile normal karşılayacaksın anlamında kullanılmaktadır. Biz ne zaman “Burası Türkiye” sözünü, burada adalet var, burada bilim var, burada insanlık ve huzur var anlamında kullanabileceğiz. Evet “Burası Türkiye” burayı cennet yapmak da cehennem yapmakta bizim elimizdedir. Cehennem yapıyorsak bunun tek sorumlusu yine biziz. O halde kavgayı bırakıp, birbirimize güven vererek, el birliği içinde cenneti inşa edebiliriz. Buna var mıyız? Yoksa kavgaya, şikâyete, ihanete devam mı?

Av. Durdu GÜNEŞ

 


 Okunma Sayısı : 270

DİĞER YAZILARI

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 509131

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.