"Kazanmak, her zaman birinci olmak değildir. Kazanmak, her seferinde bir öncekinden daha iyi olmaktır." – Bonnie Blair Değerli insanlar özellikle böyle güzel bir sözle yazıma başlamak istedim. Çünkü kazanmaktan kastım illa birini devirip yerine geçmek anlaşılmamalıdır. Bu sözde de vurgulandığı gibi kişinin veya partinin kendini geçmesi de kendini daha iyiye taşımaktır ve kazanmaktır. Var olandan daha iyi yapacağına milleti inandırıp yerine gelmek de elbette kazanmaktır. Bu gözle olaya bakıp yazıyı okumak benim meramımı anlatmamı, sizin de ne dediğimi anlamanızı kolaylaştıracaktır diye düşünüyorum. Çünkü benim gibi düşünenlerin amacı ve beklentileri ortaya millet ve ülke namına fayda çıkmasını sağlamak ve bundan memnuniyet duymaktır. Bu perspektifle, geleceği kazanacak olan siyasi anlayışın tesadüflere değil, sarsılmaz bir "Yönetim Piramidi" üzerine inşa edilmesi gerektiğine inanıyorum. Bu piramidin tabanını siyasi etik ve adalet; gövdesini akıl, bilim, planlama ve liyakat oluşturmalı ve bu sayede de toplumsal huzur ve küresel saygınlık hedefini yakalamalıyız. Siyaset, sadece bir iktidar mücadelesi veya kısa vadeli kazanımların elde edildiği bir arena değil; toplumsal vizyonu inşa etme sorumluluğu ve bir toplum sözleşmesidir. Zamanın ruhu değişiyor. Seçmen beklentileri, artık gürültülü reklamlar, şaşalı mitingler ve abartılı vaatlerin yani retoriklerin ötesine geçerek; etik duruşu, bilimsel aklı ve somut başarıyı görmek isteyen bir istikamete evrilmiştir. Vatandaş tutulmayan sözlerden bıkmış usanmıştır, istatistiki veriler de göstermektedir ki vatandaşın sabrı yorulmuştur, gerçeklerin çarpıtılmasından nefret etmektedir. Bu yüzden geleceğin zaferi, bu olumsuzlukları millete yaşatmayanların, milleti ekonomik ve sosyal olarak rahatlatanların, insani değerleri yüksek standartlara taşıyabilenlerin, demokrasi çıtasını yükselterek dürüst ve düzgün olan herkesin huzurunu hedefleyenlerin olacaktır. Siyasal başarının ilk ve en önemli adımı güvendir. Bu güven, aklı başında sözler verilmesi ve verilen sözlerin tutulmasıyla inşa edilir. Sözünü tutan siyasetçi, seçmenle kurduğu ilişkiyi geçici bir pazarlıktan çıkarıp, kalıcı bir ahlaki sözleşmeye dönüştürür. Siyasi vaatler birer oy toplama aracı değil, halka verilmiş birer namus sözüdür. Sözünün eri olan lider ve ekibi, sadece bir seçimi değil, insanların gönlünü ve tarihin takdirini de kazanacaktır. Toplumsal sorunların çözümü anlık duygusal tepkilerde, hayali projelerde veya insanüstülük atfedilen kurtarıcılarda değil; akıl, bilim ve liyakatte aranmalıdır. Toplumun itibar edeceği ve faydalı olacak siyaset; popülizmden uzak duran, maliyeti ve faydası bilimsel yöntemlerle hesaplanmış projeler ortaya koyan, her alanda titiz bir planlamayı esas alan siyasi anlayışta aranacaktır. Toplumun her bir ferdi, sadece emeği ve yeteneğiyle hak ettiği yere gelebileceğine yürekten inanmalıdır. Hiç kimse "pozitif ayrımcılıkla bir makama gelirim" düşüncesine kapılmamalı, beklentiye girmemelidir. Bu anlayışın hakim olduğu, kişisel yakınlık ve duygusal mensubiyet yerine ehliyetin ödüllendirildiği adil bir sistemi gerçekleştirecek olanlarla herkes kazanacaktır. Kalkınma iyi̇ bir mesleki eğitim organize etmekten geçer. Bu konuda çocukların küçük yaşta yeteneklerinin bilimsel yollarla belirlendiği ve yönlendirildiği Almanya gibi ülkelerde uygulanan metotlardan faydalanılabilir ve iş gücü modern dünyanın ihtiyaçlarına göre donatılabilir. Eğitim ciddi bir planlamadır, milli bir meseledir. Bu çerçevede mesleki eğitimi bir memleket meselesi olarak gören ve gençleri üretime hazırlayan bir vizyonu ortaya koyan siyasi anlayış kazanacaktır. “Sen ağa ben ağa bu ineği kim sağa” özdeyişinde işaret edildiği gibi ülkede neye ihtiyaç varsa iyi bir planlamayla eğitim kurumları da buna göre yapılandırılmalıdır. Bir alana verilecek ağırlık bu dengeyi bozacaktır. Toplumda bir ahenk ve denge olacaksa her alanda ihtiyaç planlaması ve ihtiyacı karşılayacak meslek insanı yetiştirilmelidir. Duygusal kararlarla bu denge asla bozulmamalıdır. Bu gerçeği görenler ve bunu başaracak olanlar kazanacaktır. Tesadüflere yer bırakmayan, tarımdan sanayiye kadar her sahada kısa, orta ve uzun vadeli planlarla hareket eden bir yönetim anlayışını ortaya koyanlar kazanacaktır. Siyasi etik, kamu malını kendi malından daha çok koruma ilkesinde zirveye ulaşır. Kamusal kaynaklar milletin ortak varlığıdır. Hiç kimse siyaseti ve yetkili makamları kişisel çıkar elde etmenin veya zenginleşmenin bir aracı olarak görmemelidir. Dolayısıyla kamunun malını ve menfaatini koruyan; israfın ve yolsuzluğun sıfır toleransla karşılandığı bir anlayış kazanacaktır. Siyaset bir hizmet üretme zeminidir; inanç ise vicdanın özel alanıdır. Kişisel inanışlar her zaman saygıyla karşılanmalı, ancak bu hassas alan siyasi amaçlar için asla istismar edilmemeli ve arka bahçe yapılmamalıdır. Devlet yönetimi, tüm inançlara eşit mesafede dururken, toplumsal ahlaka aykırı hareketlerden kaçınmayı temel bir ilke edinmelidir. Bu minvalde ferdi ya da toplumsal olarak kimseye inancından dolayı baskı yapmayan veya kendisi gibi inanmaya zorlamayan ancak her türlü bilgiye erişme ortamını oluşturan bir anlayış kazanacaktır. Siyasetin en büyük zaafı ayrımcılıktır. Toplumu "biz" ve "onlar" diye bölen anlayışın ömrü kısadır. Kazanacak olan lider; insanları din, ırk, mezhep veya bölge üzerinden ayırmayan, her vatandaşına eşit gözle bakan kişidir. Şeyh Edebali’nin asırlarca önce Osman beye verdiği unutulmaz öğüdünde söylediği gibi "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın." ilkesini yaşatan yönetici, yönetimin her kademesinde adaleti titizlikle uygulayarak milleti ortak idealler etrafında kaynaştıracak faaliyetlerle, ülkenin dünyadaki yerini güçlendirecektir. Kültürel varlıklar ve sanat, bir toplumun geleceğe bırakacağı en değerli mirastır. Bu değerleri önemseyen, milli dokulu ve manevi kokulu değerleri sanatsal bir derinlikle harmanlayan projeler, toplumun ruhuna dokunur. Sanatı ve eğitimi destekleyen bir siyaset, toplumu sadece maddi olarak değil, kültürel olarak da dünya ligine taşır. Türkiye’yi dünyada sadece bir güç odağı değil, aynı zamanda adaletin ve dengenin temsilcisi kılan vizyon, geleceğin inşasında önemli olacaktır. "Yurtta sulh, cihanda sulh" düsturuyla, karşılıklı saygı ve uluslararası hukuku rehber edinerek güvenilir bir aktör olabilmek değerlidir. Kendi çıkarlarını korurken komşularıyla ve dünya milletleriyle barışçıl, onurlu ve istikrarlı ilişkiler kuran; rasyonel ve milli menfaat odaklı bir diplomasi yürüten anlayış kazanacaktır. Geleceğin zaferi; devletin bekasını kişisel veya zümrevi çıkarların üstünde tutan, tehditleri akılcı ve önleyici stratejilerle bertaraf eden, savunma sanayiinden siber güvenliğe kadar her alanda tam bağımsızlığı hedefleyenlerin olacaktır. Gerçek güvenlik, adaletin hakim olduğu bir ülkede vatandaşın devletine duyduğu sarsılmaz aidiyet duygusuyla perçinlenir. İnsan kaynağının sürdürülebilirliği için koruyucu hekimliği önceleyen, tıp eğitiminde kaliteden taviz vermeyen ve sağlık çalışanlarının emeğini hak ettiği değerle taçlandıran bir sistem, toplumun en büyük teminatıdır. Bilimin ışığında, modern teknolojiyi herkes için erişilebilir kılan, şifayı ticari bir meta olmaktan çıkarıp insani bir hizmete dönüştüren siyasi irade; bedenen ve ruhen sağlıklı bir neslin mimarı olarak tarihe geçecektir. Sağlık hizmetlerini bir imtiyaz değil, her bir vatandaşın en temel ve kutsal hakkı olarak gören anlayış kazanacaktır. Sonuç olarak; bahse konu olan veya hepsini burada sayamayacağımız bir çok faydalı işleri toplumun istifadesine sunacak olanlar kazanacaktır. Güven veren, planlı hareket eden, aklı ve bilimi rehber edinen, kamu malını kutsal emanet bilen, liyakati esas alan ve toplumu hiçbir ayrım gözetmeksizin sevgiyle kucaklayan kim olursa o kazanacak, kim milleti inandırırsa o sorumluluğu üstlenecektir. Bu erdemleri taşıyan liderler ve ekibi, demokrasi standardını yükselterek halkın gönlünde yer edinecek ve sadece bir seçimi değil, ülkenin aydınlık geleceğini tarihe yazdıracak ve sonuçta topyekun Türk milleti, Türkiye ve insanlık kazanacaktır… Prof. Dr. Abdulkadir Güllü İnsani Değerler Derneği Genel Başkanı
"Kazanmak, her zaman birinci olmak değildir. Kazanmak, her seferinde bir öncekinden daha iyi olmaktır." – Bonnie Blair
Değerli insanlar özellikle böyle güzel bir sözle yazıma başlamak istedim. Çünkü kazanmaktan kastım illa birini devirip yerine geçmek anlaşılmamalıdır. Bu sözde de vurgulandığı gibi kişinin veya partinin kendini geçmesi de kendini daha iyiye taşımaktır ve kazanmaktır. Var olandan daha iyi yapacağına milleti inandırıp yerine gelmek de elbette kazanmaktır. Bu gözle olaya bakıp yazıyı okumak benim meramımı anlatmamı, sizin de ne dediğimi anlamanızı kolaylaştıracaktır diye düşünüyorum. Çünkü benim gibi düşünenlerin amacı ve beklentileri ortaya millet ve ülke namına fayda çıkmasını sağlamak ve bundan memnuniyet duymaktır.
Bu perspektifle, geleceği kazanacak olan siyasi anlayışın tesadüflere değil, sarsılmaz bir "Yönetim Piramidi" üzerine inşa edilmesi gerektiğine inanıyorum. Bu piramidin tabanını siyasi etik ve adalet; gövdesini akıl, bilim, planlama ve liyakat oluşturmalı ve bu sayede de toplumsal huzur ve küresel saygınlık hedefini yakalamalıyız.
Siyaset, sadece bir iktidar mücadelesi veya kısa vadeli kazanımların elde edildiği bir arena değil; toplumsal vizyonu inşa etme sorumluluğu ve bir toplum sözleşmesidir. Zamanın ruhu değişiyor. Seçmen beklentileri, artık gürültülü reklamlar, şaşalı mitingler ve abartılı vaatlerin yani retoriklerin ötesine geçerek; etik duruşu, bilimsel aklı ve somut başarıyı görmek isteyen bir istikamete evrilmiştir. Vatandaş tutulmayan sözlerden bıkmış usanmıştır, istatistiki veriler de göstermektedir ki vatandaşın sabrı yorulmuştur, gerçeklerin çarpıtılmasından nefret etmektedir. Bu yüzden geleceğin zaferi, bu olumsuzlukları millete yaşatmayanların, milleti ekonomik ve sosyal olarak rahatlatanların, insani değerleri yüksek standartlara taşıyabilenlerin, demokrasi çıtasını yükselterek dürüst ve düzgün olan herkesin huzurunu hedefleyenlerin olacaktır.
Siyasal başarının ilk ve en önemli adımı güvendir. Bu güven, aklı başında sözler verilmesi ve verilen sözlerin tutulmasıyla inşa edilir. Sözünü tutan siyasetçi, seçmenle kurduğu ilişkiyi geçici bir pazarlıktan çıkarıp, kalıcı bir ahlaki sözleşmeye dönüştürür. Siyasi vaatler birer oy toplama aracı değil, halka verilmiş birer namus sözüdür. Sözünün eri olan lider ve ekibi, sadece bir seçimi değil, insanların gönlünü ve tarihin takdirini de kazanacaktır.
Toplumsal sorunların çözümü anlık duygusal tepkilerde, hayali projelerde veya insanüstülük atfedilen kurtarıcılarda değil; akıl, bilim ve liyakatte aranmalıdır. Toplumun itibar edeceği ve faydalı olacak siyaset; popülizmden uzak duran, maliyeti ve faydası bilimsel yöntemlerle hesaplanmış projeler ortaya koyan, her alanda titiz bir planlamayı esas alan siyasi anlayışta aranacaktır.
Toplumun her bir ferdi, sadece emeği ve yeteneğiyle hak ettiği yere gelebileceğine yürekten inanmalıdır. Hiç kimse "pozitif ayrımcılıkla bir makama gelirim" düşüncesine kapılmamalı, beklentiye girmemelidir. Bu anlayışın hakim olduğu, kişisel yakınlık ve duygusal mensubiyet yerine ehliyetin ödüllendirildiği adil bir sistemi gerçekleştirecek olanlarla herkes kazanacaktır.
Kalkınma iyi̇ bir mesleki eğitim organize etmekten geçer. Bu konuda çocukların küçük yaşta yeteneklerinin bilimsel yollarla belirlendiği ve yönlendirildiği Almanya gibi ülkelerde uygulanan metotlardan faydalanılabilir ve iş gücü modern dünyanın ihtiyaçlarına göre donatılabilir. Eğitim ciddi bir planlamadır, milli bir meseledir. Bu çerçevede mesleki eğitimi bir memleket meselesi olarak gören ve gençleri üretime hazırlayan bir vizyonu ortaya koyan siyasi anlayış kazanacaktır. “Sen ağa ben ağa bu ineği kim sağa” özdeyişinde işaret edildiği gibi ülkede neye ihtiyaç varsa iyi bir planlamayla eğitim kurumları da buna göre yapılandırılmalıdır. Bir alana verilecek ağırlık bu dengeyi bozacaktır. Toplumda bir ahenk ve denge olacaksa her alanda ihtiyaç planlaması ve ihtiyacı karşılayacak meslek insanı yetiştirilmelidir. Duygusal kararlarla bu denge asla bozulmamalıdır. Bu gerçeği görenler ve bunu başaracak olanlar kazanacaktır.
Tesadüflere yer bırakmayan, tarımdan sanayiye kadar her sahada kısa, orta ve uzun vadeli planlarla hareket eden bir yönetim anlayışını ortaya koyanlar kazanacaktır.
Siyasi etik, kamu malını kendi malından daha çok koruma ilkesinde zirveye ulaşır. Kamusal kaynaklar milletin ortak varlığıdır. Hiç kimse siyaseti ve yetkili makamları kişisel çıkar elde etmenin veya zenginleşmenin bir aracı olarak görmemelidir. Dolayısıyla kamunun malını ve menfaatini koruyan; israfın ve yolsuzluğun sıfır toleransla karşılandığı bir anlayış kazanacaktır.
Siyaset bir hizmet üretme zeminidir; inanç ise vicdanın özel alanıdır. Kişisel inanışlar her zaman saygıyla karşılanmalı, ancak bu hassas alan siyasi amaçlar için asla istismar edilmemeli ve arka bahçe yapılmamalıdır. Devlet yönetimi, tüm inançlara eşit mesafede dururken, toplumsal ahlaka aykırı hareketlerden kaçınmayı temel bir ilke edinmelidir. Bu minvalde ferdi ya da toplumsal olarak kimseye inancından dolayı baskı yapmayan veya kendisi gibi inanmaya zorlamayan ancak her türlü bilgiye erişme ortamını oluşturan bir anlayış kazanacaktır.
Siyasetin en büyük zaafı ayrımcılıktır. Toplumu "biz" ve "onlar" diye bölen anlayışın ömrü kısadır. Kazanacak olan lider; insanları din, ırk, mezhep veya bölge üzerinden ayırmayan, her vatandaşına eşit gözle bakan kişidir. Şeyh Edebali’nin asırlarca önce Osman beye verdiği unutulmaz öğüdünde söylediği gibi "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın." ilkesini yaşatan yönetici, yönetimin her kademesinde adaleti titizlikle uygulayarak milleti ortak idealler etrafında kaynaştıracak faaliyetlerle, ülkenin dünyadaki yerini güçlendirecektir.
Kültürel varlıklar ve sanat, bir toplumun geleceğe bırakacağı en değerli mirastır. Bu değerleri önemseyen, milli dokulu ve manevi kokulu değerleri sanatsal bir derinlikle harmanlayan projeler, toplumun ruhuna dokunur. Sanatı ve eğitimi destekleyen bir siyaset, toplumu sadece maddi olarak değil, kültürel olarak da dünya ligine taşır.
Türkiye’yi dünyada sadece bir güç odağı değil, aynı zamanda adaletin ve dengenin temsilcisi kılan vizyon, geleceğin inşasında önemli olacaktır. "Yurtta sulh, cihanda sulh" düsturuyla, karşılıklı saygı ve uluslararası hukuku rehber edinerek güvenilir bir aktör olabilmek değerlidir. Kendi çıkarlarını korurken komşularıyla ve dünya milletleriyle barışçıl, onurlu ve istikrarlı ilişkiler kuran; rasyonel ve milli menfaat odaklı bir diplomasi yürüten anlayış kazanacaktır.
Geleceğin zaferi; devletin bekasını kişisel veya zümrevi çıkarların üstünde tutan, tehditleri akılcı ve önleyici stratejilerle bertaraf eden, savunma sanayiinden siber güvenliğe kadar her alanda tam bağımsızlığı hedefleyenlerin olacaktır. Gerçek güvenlik, adaletin hakim olduğu bir ülkede vatandaşın devletine duyduğu sarsılmaz aidiyet duygusuyla perçinlenir.
İnsan kaynağının sürdürülebilirliği için koruyucu hekimliği önceleyen, tıp eğitiminde kaliteden taviz vermeyen ve sağlık çalışanlarının emeğini hak ettiği değerle taçlandıran bir sistem, toplumun en büyük teminatıdır. Bilimin ışığında, modern teknolojiyi herkes için erişilebilir kılan, şifayı ticari bir meta olmaktan çıkarıp insani bir hizmete dönüştüren siyasi irade; bedenen ve ruhen sağlıklı bir neslin mimarı olarak tarihe geçecektir. Sağlık hizmetlerini bir imtiyaz değil, her bir vatandaşın en temel ve kutsal hakkı olarak gören anlayış kazanacaktır.
Sonuç olarak; bahse konu olan veya hepsini burada sayamayacağımız bir çok faydalı işleri toplumun istifadesine sunacak olanlar kazanacaktır. Güven veren, planlı hareket eden, aklı ve bilimi rehber edinen, kamu malını kutsal emanet bilen, liyakati esas alan ve toplumu hiçbir ayrım gözetmeksizin sevgiyle kucaklayan kim olursa o kazanacak, kim milleti inandırırsa o sorumluluğu üstlenecektir. Bu erdemleri taşıyan liderler ve ekibi, demokrasi standardını yükselterek halkın gönlünde yer edinecek ve sadece bir seçimi değil, ülkenin aydınlık geleceğini tarihe yazdıracak ve sonuçta topyekun Türk milleti, Türkiye ve insanlık kazanacaktır…
Adınız Soyadınız
E-Posta
Girilecek rakam : 329046
Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.