İnsani Değerler Derneği web sitesinde “Eleştiri Kültürü Yoksa Ahlak da olmaz Hukuk da” başlıklı bir yazı yazmıştım. Okuyuculardan biri yazıyla ilgili, “Bu yazı eksik çünkü eleştiriyi doğru bir görev olarak sunarken, kültürel ve bilgiye dayalı temelini ve düşünsel yapısını sorgulamıyor. Sonuç olarak, yazı eleştiriyi savunuyor ancak eleştirinin kendisini eleştirmiyor” şeklinde öznel bir eleştiri de bulunmuş. Bu nedenle eleştirinin ne olduğu konusunu yazma ihtiyacı duydum. Bir insanı, bir eseri, bir konuyu doğru ve yanlış yanlarını bulup göstermek amacıyla incelemeye ve değerlendirmeye eleştiri diyoruz. Gerçek eleştirinin özellikleri hakkında bilgi vermeden önce bir Hint hikayesini paylaşayım. “Hindistan da çok ünlü bir ressam varmış... Herkes bu ressamın eserlerini kusursuz kabul edecek kadar beğenirmiş ... Ve onu "Renklerin Ustası" anlamına gelen Ranga Çeleri olarak tanısa da kısaca Ranga Guru derlermiş... Onun yetiştirdiği bir ressam olan Raciçi ise artık eğitimini tamamlamış ve son resmini yaparak Ranga Guru'ya götürmüş ve ondan resmini değerlendirmesini istemiş... Ranga Guru ise; - Sen artık ressam sayılırsın Racaçi. Artık senin resmini halk değerlendirecek, diyerek resmi şehrin en kalabalık meydanına götürmesini ve en görünen yerine koymasını istemiş. Yanına da kırmızı bir kalem koyarak halktan beğenmedikleri yerlere çarpı koymalarını rica eden bir yazı bırakmasını istemiş. Raciçi denileni yapmış... Ve birkaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde görmüş ki, tüm resim çarpılar içinde ve neredeyse görünmüyor... Çok üzülmüş tabii emeğini ve yüreğini koyarak yaptığı tablo kırmızıdan bir duvar sanki. Alıp resmi götürmüş Ranga Guru'ya ve ne kadar üzgün olduğunu belirtmiş. Ranga Guru üzülmemesini ve yeniden resme devam etmesini önermiş. Raciçi yeniden yapmış resmi ve gene Ranga Guru'ya götürmüş. Tekrar şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş Ranga Guru... Ama bu defa yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde yağlı boya, birkaç fırça ile. Ve yanına insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı ile bırakmasını istemiş. Raciçi denileni yapmış... Birkaç gün sonra gittiği meydanda görmüş ki resmine hiç dokunulmamış, fırçalar da boyalar da kullanılmamış. Çok sevinmiş ve koşarak Ranga Guru'ya gitmiş ve resme dokunulmadığını anlatmış. Ranga Guru ise; Sevgili Raciçi, sen birinci konumda insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşılabileceğini gördün... Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı... Oysa ikinci konumda onlardan hatalarını düzeltmelerini istedin, yapıcı olmalarını istedin... Yapıcı olmak eğitim gerektirir... Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye kalkmadı, cesaret edemedi... Sevgili Raciçi Mesleğinde usta olman yetmez, bilge de olmalısın... Emeğinin karşılığını, ne yaptığından haberi olmayan insanlardan alamazsın... Onlara göre senin emeğinin hiç bir değeri yoktur... Sakın emeğini bilmeyenlere sunma ve asla bilmeyenle tartışma... demiş..” Bir yazıyı veya bir eseri izlenimlerine, duygularına yönelik değerlendiriyorsan bu özneldir ve beğeni ön plandadır. Burada bir eleştiri yapmıyor sadece duygularını yansıtıyorsun demektir. Beğeni öznel olduğu için herkeste farklıdır. Ancak eleştiri öznel değil, nesneldir. Yani izlenimlerine, duygularına değil akılla o eseri anlamaya yöneliktir. İnsan bir eseri veya yazıyı nasıl anlayabilir? Bunun için üç aşamalı bir süreci hakkıyla takip etmesi gerekir. Birincisi gözlemdir. Eseri baştan sona anlamaya çalışarak okumaktır. İkincisi betimlemedir. Eserin nasıl olduğunu, bağlamlarını, bütünlüğünü ve anlamını kavrayabilmektir. Üçüncüsü çözümlemedir. Eserin özü üzerinde düşünülmesi ve nesnel ölçütlere göre veya kabul edilmiş kuramlara göre değerlendirmektir. Eleştiri yapan kişi ezberci bir eğitimle yetişmişse ezber bilgilerini ölçüt aldığından eserin gerçek niteliğini algılayamaz. Ezberini doğrulamayan yönleri yanlış değerlendirir. Dolayısıyla eleştiren kişi, sadece hafızasını kullanarak nesnel eleştiri yapamaz, mutlaka zekâ ve muhakemesinin etkin olması gerekir. Önyargı nesnel eleştirinin önünde en büyük engellerden biridir. Eleştiri yapan kişi dini ya da ideolojik anlamda fanatikse (kökten dinci, ateist, feminist, Marksist vs.) eseri veya yazıyı ideolojik kalıplar içinde algılar. Eserin özgün anlamını kavrayamaz. Eleştiri kişisel bir beğeni olmadığından, eleştiren kişi kabul edilmiş yöntemleri (tarihselci, psikanaliz, toplumcu, izlenimci vs.) esas alarak tutarlı bir şekilde içerik ve üslup bakımından değerlendirme yapabilir. Bilgi ve birikim yeterli değilse kişi gerçek anlamda bir eleştiri yapamaz. Eleştirinin ne olduğunu, edebiyat akımlarını, eleştiri terim ve kuramlarını, bu konudaki tarihsel süreçleri bilmeden “bu eksik olmuş, bu yanlış olmuş” şeklindeki değerlendirmeler öznel kanılardır, eleştiri değeri taşımaz. Eleştiri yapılırken eserin olumlu ve olumsuz yönlerine adaletli bir şekilde bakmak gerekir. Olumlu yönünü hiç görmeyip sadece eksik, yanlış olumsuz yönlere vurgu yapmak yıkıcı bir eleştiridir. Doğru da değildir. Kişinin saldırgan egosunu tatmin eder. Yazara da okuyucuya da bir yarar sağlamaz. Eğer olumlu ve olumsuz yönler nesnel bir biçimde ortaya konduktan sonra doğru olan öneriler belirtiliyorsa bu yapıcı eleştiridir. Yapıcı eleştiri hem eser sahibini hem de okuyucuyu aydınlatır, yeni ufuklar açar. Hint hikayesine dönecek olursak rastgele eleştirmek kolaydır ama gerçek eleştiri zordur, bilgi, birikim, yetenek, zekâ, muhakeme ister. Hikâyede, “eleştirdiğin konunun doğrusunu sen yap” denildiğinde kimse boyaya ve fırçaya dokunamıyor. Yapıcı eleştiri hem eser sahibini hem de okuyanı zenginleştirir. Ama eleştirinin hakkını vermek şartıyla… Av. Durdu GÜNEŞ
İnsani Değerler Derneği web sitesinde “Eleştiri Kültürü Yoksa Ahlak da olmaz Hukuk da” başlıklı bir yazı yazmıştım. Okuyuculardan biri yazıyla ilgili, “Bu yazı eksik çünkü eleştiriyi doğru bir görev olarak sunarken, kültürel ve bilgiye dayalı temelini ve düşünsel yapısını sorgulamıyor. Sonuç olarak, yazı eleştiriyi savunuyor ancak eleştirinin kendisini eleştirmiyor” şeklinde öznel bir eleştiri de bulunmuş. Bu nedenle eleştirinin ne olduğu konusunu yazma ihtiyacı duydum.
Bir insanı, bir eseri, bir konuyu doğru ve yanlış yanlarını bulup göstermek amacıyla incelemeye ve değerlendirmeye eleştiri diyoruz.
Gerçek eleştirinin özellikleri hakkında bilgi vermeden önce bir Hint hikayesini paylaşayım.
“Hindistan da çok ünlü bir ressam varmış... Herkes bu ressamın eserlerini kusursuz kabul edecek kadar beğenirmiş ... Ve onu "Renklerin Ustası" anlamına gelen Ranga Çeleri olarak tanısa da kısaca Ranga Guru derlermiş... Onun yetiştirdiği bir ressam olan Raciçi ise artık eğitimini tamamlamış ve son resmini yaparak Ranga Guru'ya götürmüş ve ondan resmini değerlendirmesini istemiş... Ranga Guru ise;
- Sen artık ressam sayılırsın Racaçi. Artık senin resmini halk değerlendirecek, diyerek resmi şehrin en kalabalık meydanına götürmesini ve en görünen yerine koymasını istemiş. Yanına da kırmızı bir kalem koyarak halktan beğenmedikleri yerlere çarpı koymalarını rica eden bir yazı bırakmasını istemiş. Raciçi denileni yapmış...
Ve birkaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde görmüş ki, tüm resim çarpılar içinde ve neredeyse görünmüyor... Çok üzülmüş tabii emeğini ve yüreğini koyarak yaptığı tablo kırmızıdan bir duvar sanki. Alıp resmi götürmüş Ranga Guru'ya ve ne kadar üzgün olduğunu belirtmiş. Ranga Guru üzülmemesini ve yeniden resme devam etmesini önermiş. Raciçi yeniden yapmış resmi ve gene Ranga Guru'ya götürmüş. Tekrar şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş Ranga Guru... Ama bu defa yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde yağlı boya, birkaç fırça ile. Ve yanına insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı ile bırakmasını istemiş. Raciçi denileni yapmış... Birkaç gün sonra gittiği meydanda görmüş ki resmine hiç dokunulmamış, fırçalar da boyalar da kullanılmamış. Çok sevinmiş ve koşarak Ranga Guru'ya gitmiş ve resme dokunulmadığını anlatmış. Ranga Guru ise; Sevgili Raciçi, sen birinci konumda insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşılabileceğini gördün... Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı... Oysa ikinci konumda onlardan hatalarını düzeltmelerini istedin, yapıcı olmalarını istedin... Yapıcı olmak eğitim gerektirir... Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye kalkmadı, cesaret edemedi... Sevgili Raciçi Mesleğinde usta olman yetmez, bilge de olmalısın... Emeğinin karşılığını, ne yaptığından haberi olmayan insanlardan alamazsın... Onlara göre senin emeğinin hiç bir değeri yoktur... Sakın emeğini bilmeyenlere sunma ve asla bilmeyenle tartışma... demiş..”
Bir yazıyı veya bir eseri izlenimlerine, duygularına yönelik değerlendiriyorsan bu özneldir ve beğeni ön plandadır. Burada bir eleştiri yapmıyor sadece duygularını yansıtıyorsun demektir. Beğeni öznel olduğu için herkeste farklıdır. Ancak eleştiri öznel değil, nesneldir. Yani izlenimlerine, duygularına değil akılla o eseri anlamaya yöneliktir.
İnsan bir eseri veya yazıyı nasıl anlayabilir? Bunun için üç aşamalı bir süreci hakkıyla takip etmesi gerekir. Birincisi gözlemdir. Eseri baştan sona anlamaya çalışarak okumaktır. İkincisi betimlemedir. Eserin nasıl olduğunu, bağlamlarını, bütünlüğünü ve anlamını kavrayabilmektir. Üçüncüsü çözümlemedir. Eserin özü üzerinde düşünülmesi ve nesnel ölçütlere göre veya kabul edilmiş kuramlara göre değerlendirmektir.
Eleştiri yapan kişi ezberci bir eğitimle yetişmişse ezber bilgilerini ölçüt aldığından eserin gerçek niteliğini algılayamaz. Ezberini doğrulamayan yönleri yanlış değerlendirir. Dolayısıyla eleştiren kişi, sadece hafızasını kullanarak nesnel eleştiri yapamaz, mutlaka zekâ ve muhakemesinin etkin olması gerekir.
Önyargı nesnel eleştirinin önünde en büyük engellerden biridir. Eleştiri yapan kişi dini ya da ideolojik anlamda fanatikse (kökten dinci, ateist, feminist, Marksist vs.) eseri veya yazıyı ideolojik kalıplar içinde algılar. Eserin özgün anlamını kavrayamaz.
Eleştiri kişisel bir beğeni olmadığından, eleştiren kişi kabul edilmiş yöntemleri (tarihselci, psikanaliz, toplumcu, izlenimci vs.) esas alarak tutarlı bir şekilde içerik ve üslup bakımından değerlendirme yapabilir.
Bilgi ve birikim yeterli değilse kişi gerçek anlamda bir eleştiri yapamaz. Eleştirinin ne olduğunu, edebiyat akımlarını, eleştiri terim ve kuramlarını, bu konudaki tarihsel süreçleri bilmeden “bu eksik olmuş, bu yanlış olmuş” şeklindeki değerlendirmeler öznel kanılardır, eleştiri değeri taşımaz.
Eleştiri yapılırken eserin olumlu ve olumsuz yönlerine adaletli bir şekilde bakmak gerekir. Olumlu yönünü hiç görmeyip sadece eksik, yanlış olumsuz yönlere vurgu yapmak yıkıcı bir eleştiridir. Doğru da değildir. Kişinin saldırgan egosunu tatmin eder. Yazara da okuyucuya da bir yarar sağlamaz. Eğer olumlu ve olumsuz yönler nesnel bir biçimde ortaya konduktan sonra doğru olan öneriler belirtiliyorsa bu yapıcı eleştiridir. Yapıcı eleştiri hem eser sahibini hem de okuyucuyu aydınlatır, yeni ufuklar açar. Hint hikayesine dönecek olursak rastgele eleştirmek kolaydır ama gerçek eleştiri zordur, bilgi, birikim, yetenek, zekâ, muhakeme ister. Hikâyede, “eleştirdiğin konunun doğrusunu sen yap” denildiğinde kimse boyaya ve fırçaya dokunamıyor. Yapıcı eleştiri hem eser sahibini hem de okuyanı zenginleştirir. Ama eleştirinin hakkını vermek şartıyla…
Av. Durdu GÜNEŞ
Adınız Soyadınız
E-Posta
Girilecek rakam : 410514
Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.