En Son Haberler



Durdu GÜNEŞ

bilgi@insanidegerler.org
  Özgeçmişi
  Tüm Yazıları

TEKBAŞINA MIYIZ, YALNIZ MI?

Çağımızda idealize edilen aşırı bireysellik beraberinde insanları yalnızlığa sürüklemektedir. İnsanın doğasında olan toplumsal yaşama güdüsüne aykırı olan bu durum bazı psikiyatrlar tarafından bir hastalık olarak kabul edilmektedir. 1998 Yılında Japon Psikiyatr Tamaki Saito buna Japonca bir isim bile bulmuş. Hikikomori. Bu kavram geri çekilme, hapsedilmiş olma anlamına geliyormuş. Kişi toplumdan soyutlanarak 6 ay zorunlu ihtiyaçlar dışında kendi evinden çıkmıyorsa hikikomori olarak kabul ediliyormuş. 

Geçen pandemi sonrası sosyal hayattan soyutlanıp zaruret dışında evden çıkmayan bir arkadaşa Japon psikiyatrın teşhisini söyledim. Bana “depresyonda olmadığını, kimseyle görüşmeme sebebinin toplumda salgın gibi olan erdemsiz davranışlara maruz kalmamak için olduğunu, yalnızlığı çaresizlikten değil bireysel olarak tercih ettiğini” söyledi.

Çaresizlikten oluşan yalnızlıkla, tercihe bağlı yalnızlığı Osho ayırmaktadır. Toplumsal kirlilikten korunmak için bir tercih olarak yalnızlığı seçmeye yalnızlık değil, tekbaşınalık demektedir. Hatta Osho, “tekbaşınalığın kendine has bir güzelliği, bir ihtişamı, olumlu bir hali” olduğunu söyler. Tek başınalığı yaşamayı bilen kişilerin daha yaratıcı, daha güzel daha huzurlu daha keyifli hayat geçirdiğini” belirtir.

Zaman zaman ben de benzer duygulara kapılırım. Sosyal ilişkileri minimize etme kendi merkezine çekilme, sosyal kirlilikten uzaklaşma gibi. Fakat bu durumu abartmanın da yan etkileri vardır.

Bir keresinde Şinasi sahnesinde oynayan bir tiyatro oyununa gideceğim. Biraz erken gittim. Kuğulu parkta oyalanıyorum. Oturacak boş bank yoktu. Yalnız oturan bir gencin oturduğu banka, izin isteyip oturdum. Havuzdaki kuğulara bakıyorum. Genç bir şeyler mırıldandı. “Efendim bir şey mi?” dedin diye sordum. “Hayır abi” dedi. Sonra devam etti.  “Ben Avustralya’da çalışıyordum, işi bıraktım. Türkiye’ye geldim. Uzun süre işsizim. Derdimi kimseyle de paylaşmıyorum. Ama farkında olmadan artık kendi kendimle konuşmaya başlamışım. Kusura bakma” dedi. Yarım saatlik sürem vardı. Empatik bir anlayışla ona teselli verici sözlerle, hikayeler anlattım. “Abi kendimi çok yalnız hissediyordum, sözlerin beni çok rahatlattı. Yeni başlangıçlar yapacağım. İyi ki sizinle karşılaştım” dedi. Sonrasında yüreklendirici dileklerde bulunarak ayrıldım.

İnsanın yalnız kalmaya da sosyal ortamda bulunmaya da ihtiyacı var. Her iki tavırda aşırılığın yan etkileri var. Sosyal ilişkilerde aşırılık birey olmayı ortadan kaldırıyor. Kişileri mutsuzluğa sürükleyebiliyor.

Antalya’da bir kamu kurumunun tesislerinde tatil yaparken, bir aile ile tanışmıştık. Bir süre sohbet ettikten sonra, bazı bilgiler edindim. Bu kişiler Safranbolu’nun yerlisi, karı koca üniversite mezunu, aynı kamu kurumunda çalışıyorlar. Mali sıkıntıları yok. Ben “Ne güzel tarihi turistik bir memleketiniz var, kendi memleketinizde görev yapıyorsunuz. Söylediğiniz şekliyle mali ve sağlık sorunlarınız yok. Çok şanslınız.” Hanım sözümü onaylamadı.  “Hiç de öyle düşündüğünüz gibi değil. Memleketimiz olduğu için orada turist gibi keyfini çıkaramıyoruz. Tüm akrabamız orada. Her birinin sorunu senin sorunun haline geliyor. Sosyal ilişki çok iç içe olduğundan sürekli can sıkan dedikodulara maruz kalıyoruz. İnsan şöyle biraz bağımsız özgür ortam istiyor. Küçük yerlerde sosyal ilişkiler insanı boğuyor, yalnız kalamıyorsunuz, öyle bir lüksünüz olmuyor.” dedi.

Velhasıl sosyal olmanın da birey olmanın da dengesini iyi korumalıyız. Aşırı bireyci anlayış her ne kadar tekbaşınalıkla olumlamaya çalışılsa da psikolojik rahatsızlıklara yol açmaktadır. Diğer yandan abartılmış sosyallik ruhsal dinginliği ortadan kaldırmaktadır. İnsan kendi mizacına ve sosyal ortamın durumuna göre mutedil bir davranış geliştirmelidir.  Bu konuda herkes için geçerli bir formül bulunmamaktadır.

Av. Durdu GÜNEŞ 

 


 Okunma Sayısı : 258

DİĞER YAZILARI

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 856731

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.