Söz deyip geçmeyin bazen bir kurşundan daha öldürücüdür. Bazen de can suyu gibidir. Sosyal barış için tatlı dilin şifası gereklidir. Güzel söylenen bir söz kışı bahara çevirir. Çirkin bir söz ise bir hayatı karartabilir. Yunus Emre bu gerçeği,“Söz ola, kese savaşı /Söz ola,kestire başı /Söz ola, ağulu aşı /Bal ile, yağ ede; bir söz” diyerek ifade eder. Tanıdığım ve saygı duyduğum, sohbetinde bulunup istifade ettiğim bir bilge, emekli bir devlet adamı vardı. (Rahmetli oldu. Allah mekânını cennet eylesin.) Oğlu inşaat mühendisliğini yeni bitirmişti. Babasının tavassutuyla bir yakınının inşaat şirketinde işe başlamıştı. Sonra bir duyduk ki, genç mühendis kendini banyo demirine asarak intihar etmiş. Çok üzüldük. Yakın çevresinden intiharın sebebini sorduğumuzda aldığımız cevap içler acısıydı. Genç mühendis şirket patronuyla bir konuda ihtilafa düşmüş, patronun da “Ben seni babanın hatırı için işe aldım” demiş. Bu söz genç mühendisin söz çok ağırına gitmiş, nihayet o gün akşam gururuna yediremeyip canına kıymıştı. Yakın zamanlarda kaybettiğimiz Gönül Sohbetleri kitabı ve televizyon programlarıyla bilinen hukukçu Sabri Tandoğan’la (1934-2015) Allah Mekânını cennet eylesin) zaman zaman bir araya gelir, sohbet ederdik. Bir gün bir hatırasını anlatmıştı. “Bir gün bir arkadaşım bana telefon etti. ‘Hayatın anlamı kalmadı. Bıktım bu hayattan. Ben intihar edeceğim. Ancak etmeden önce sevdiğim bir dost olarak sesini duymak istedim, dedi. Ben bir an için ne diyeceğimi bilemedim. İntihar etmek isteyen birine ilk anda ne denebilir ki. Sonra düşünüp ‘şimdi diyeceklerimi yap’ dedim. Yaptıktan sonra halâ intihar etmek istiyorsan, et. Şimdi Evden çık. En yakın marketten bir kolonya al. Sonra en yakın bir hastaneye git. Ve görevlilerden hiç ziyaretçisi gelmeyen bir hastayı sor. Onu ziyaret et. Eğer yine de kararında ısrarlıysan intihar et.” Aradan zaman geçti. Sonra arkadaşım beni aradı. Dediğim gibi yapmış. Kolonya alıp hastaneye gitmiş. Görevlilerden hiç ziyaretçisi gelmeyen yaşlı bir kadın olduğunu öğrenmiş Yaşlı kadını ziyaret edip kolonyayı vermiş, geçmiş olsun dileklerinde bulunmuş. Kadın olağanüstü mutlu olmuş. Kadına ‘tekrar ziyaret gelmemi ister misin’ demiş. Yaşlı kadın ‘Eğer benim gibi kimsesiz başka bir hastayı ziyaret edersen daha çok mutlu olurum” demiş. Bunu duyunca insan mutluluğunun da, anlamının da bir başka insanın mutlu etmekten geçtiğini ve hayatta yapılacak daha çok şeyin olduğunu düşünerek intihardan vazgeçmiş” Bireysel ilişkilerimizde bir söz, yaşam sevinciyle dolu bir insanı öldürebiliyor ya da ölmeye karar vermiş bir karamsar bir insanın hayatını anlamlı hale getirebiliyor. Bireysel ilişkilerde acı sözlerden bu tür münferit ölümler olurken, toplum önderlerinin zehirli sözleri kim bilir kaç kişinin hayatına mal olabiliyor düşünebiliyor musunuz? Av. Durdu GÜNEŞ
Söz deyip geçmeyin bazen bir kurşundan daha öldürücüdür. Bazen de can suyu gibidir. Sosyal barış için tatlı dilin şifası gereklidir. Güzel söylenen bir söz kışı bahara çevirir. Çirkin bir söz ise bir hayatı karartabilir.
Yunus Emre bu gerçeği,“Söz ola, kese savaşı /Söz ola,kestire başı /Söz ola, ağulu aşı /Bal ile, yağ ede; bir söz” diyerek ifade eder. Tanıdığım ve saygı duyduğum, sohbetinde bulunup istifade ettiğim bir bilge, emekli bir devlet adamı vardı. (Rahmetli oldu. Allah mekânını cennet eylesin.) Oğlu inşaat mühendisliğini yeni bitirmişti. Babasının tavassutuyla bir yakınının inşaat şirketinde işe başlamıştı. Sonra bir duyduk ki, genç mühendis kendini banyo demirine asarak intihar etmiş. Çok üzüldük. Yakın çevresinden intiharın sebebini sorduğumuzda aldığımız cevap içler acısıydı. Genç mühendis şirket patronuyla bir konuda ihtilafa düşmüş, patronun da “Ben seni babanın hatırı için işe aldım” demiş. Bu söz genç mühendisin söz çok ağırına gitmiş, nihayet o gün akşam gururuna yediremeyip canına kıymıştı.
Yakın zamanlarda kaybettiğimiz Gönül Sohbetleri kitabı ve televizyon programlarıyla bilinen hukukçu Sabri Tandoğan’la (1934-2015) Allah Mekânını cennet eylesin) zaman zaman bir araya gelir, sohbet ederdik.
Bir gün bir hatırasını anlatmıştı.
“Bir gün bir arkadaşım bana telefon etti. ‘Hayatın anlamı kalmadı. Bıktım bu hayattan. Ben intihar edeceğim. Ancak etmeden önce sevdiğim bir dost olarak sesini duymak istedim, dedi. Ben bir an için ne diyeceğimi bilemedim. İntihar etmek isteyen birine ilk anda ne denebilir ki. Sonra düşünüp ‘şimdi diyeceklerimi yap’ dedim. Yaptıktan sonra halâ intihar etmek istiyorsan, et. Şimdi Evden çık. En yakın marketten bir kolonya al. Sonra en yakın bir hastaneye git. Ve görevlilerden hiç ziyaretçisi gelmeyen bir hastayı sor. Onu ziyaret et. Eğer yine de kararında ısrarlıysan intihar et.”
Aradan zaman geçti. Sonra arkadaşım beni aradı. Dediğim gibi yapmış. Kolonya alıp hastaneye gitmiş. Görevlilerden hiç ziyaretçisi gelmeyen yaşlı bir kadın olduğunu öğrenmiş Yaşlı kadını ziyaret edip kolonyayı vermiş, geçmiş olsun dileklerinde bulunmuş. Kadın olağanüstü mutlu olmuş. Kadına ‘tekrar ziyaret gelmemi ister misin’ demiş. Yaşlı kadın ‘Eğer benim gibi kimsesiz başka bir hastayı ziyaret edersen daha çok mutlu olurum” demiş. Bunu duyunca insan mutluluğunun da, anlamının da bir başka insanın mutlu etmekten geçtiğini ve hayatta yapılacak daha çok şeyin olduğunu düşünerek intihardan vazgeçmiş”
Bireysel ilişkilerimizde bir söz, yaşam sevinciyle dolu bir insanı öldürebiliyor ya da ölmeye karar vermiş bir karamsar bir insanın hayatını anlamlı hale getirebiliyor. Bireysel ilişkilerde acı sözlerden bu tür münferit ölümler olurken, toplum önderlerinin zehirli sözleri kim bilir kaç kişinin hayatına mal olabiliyor düşünebiliyor musunuz?
Av. Durdu GÜNEŞ
Adınız Soyadınız
E-Posta
Girilecek rakam : 25588
Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.