En Son Haberler



Atıf ÖZGEN

bilgi@insanidegerler.org
  Özgeçmişi
  Tüm Yazıları

ÇOCUKLARIMIZI ; SOKAĞA DEĞİL, YAŞAMA BAĞLAMALIYIZ!..

I. GİRİŞ

‘Sokak Çocukları, konusu, değişik boyutlarıyla ülkemizde zaman, zaman gündeme yerleşen önemli toplumsal sorunlarımızdan biridir. Dünyaya gelir gelmez geleceğini dokuyan her insanın çocukluktan gençliğe kadar uzanan dönemi 18 yaşına kadar ‘çocukluk dönemi, olarak ifade edilmektedir.

Gözlerini bir aile ortamında yaşama açan her çocuk için gençliğe kadar geçen süre bilinmeyen sürprizlerle dolu olabilir. Aile; çocuğu yaşama hazırlama, gelişmesini sağlama, eğitme ve türlü tehlikelerden korumak için vardır.

Çocuklarımızın yetişmesinde ailelerin temel fonksiyonları bilinmekle beraber, her çocuk şartlarına uygun bir aile ortamı bulamayabilir. Burada ailenin ekonomik durumunun yanı sıra, çocuklardan beklentilerinin de önemli rolü bulunmaktadır.

Avrupa ülkelerine nazaran genç bir nüfusa sahip olan ülkemizde çocuklarımızda sağlıklı yetişmesi için ne kadar özen göstersek yinede azdır! Durum böyle olmakla beraber çocuk nüfusun yaşadığı sorunlar ve kendilerini bekleyen tehlikeler zaman, zaman medyada değişik boyutlarıyla tartışılmaktadır.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde göçe maruz kalan çocuklar, kaybolan çocuklar, çalışan çocuklar, kötü alışkanlıklara yakalanan çocuklar ülkemizin acil çözüm bekleyen sorunlarını yansıtmaktadır.

II. ÇOCUKLARIMIZI HANGİ TEHLİKELER BEKLİYOR ?

Henüz gelişme çağında olan çocukların ailelerine maddi katkı, yoksulluk ve benzeri nedenlerle sokağa bağlanması beraberinde çok önemli tehlikelerin doğmasına yol açmaktadır.

Toplumsal yaşam, her bireyi amaç ve hedeflerine göre kurulu bir yaşam statüsüne hazırlamakla beraber bu durum sağlıklı olarak, çocuklar için uygun refakatçıların bulunduğu bir aile ortamında gerçekleşebilir. Yani; diğer bir deyişle aile desteğini yanında göremeyen bir çocuk eğitime yönelmeyebilir, çalışmak istemeyebilir ve kendini geliştirecek ortamlardan uzak durabilir. Aile desteğini arkasına alan çocuklar, yaşamlarına emin adımlarla devam edebilir.

Mevcut Anayasa, aileyi Türk toplumunun temeli olarak nitelemiş 41. madde’de ‘Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulamasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar., denmiştir.

Günlük yaşamsal ortam, ailesinden uzak sokağa düşmüş çocuklar için türlü, türlü tehlikelerle doludur. Çocuklarımızın en başta ruhsal açıdan tehdit eden sokak yaşamının başka nelere yol açabileceğini görelim:

1. KAYBOLAN ÇOCUKLAR 

Çocuklarımız için sokağa düşmenin en acı sonuçlarından biri kaybolmaktır. ‘Kaybolan Çocuklar, dosyası emniyet birimlerimizin de üzerinde hassasiyetle durduğu konulardan biridir.

Emniyet yetkililerince yapılan açıklamalar, kayıp çocukların ekseriyetinin kız çocukları olduğunu bunlardan bir kısmının yurt çocuğu olduğunu ortaya koyuyor.

Kaybolan çocukların önemli bir kısmı bulunup ailesine teslim edilmekle beraber, bulunmayıp öldürülen veya tecavüze uğrayan çocuk vakaları, insanlığımızı sorgulayacak nitelikte olan ve toplumsal yarayı derinleştiren bir nitelik arz etmektedir.

Yapılan araştırmalar ve emniyet birimlerince yapılan değerlendirmelere göre, kayıp vakaları en çok bayramlarda ve tatil dönemlerinde yaşanmaktadır. Tatil nedeniyle başka bir il veya semte giden çocukların bölge ahalisi tarafından tanınmaması sebebiyle kaçırılma ihtimali artmaktadır.

Kayıp çocukları bulmak için özel ekipler oluşturan emniyet yetkilileri, çocukların evden kaçması veya kaybolmaları hususunda etkin olan faktörleri şöyle sıralamaktadır:

  • Ailelerin onaylamadığı evliliklerdeki yaşı küçük çocukların evlenmek amacı ile evden kaçmaları.

  • Ayrılmış ailelerdeki velayetin verildiği ebeveynler arasındaki çatışma nedeni ile diğer ebeveynin çocuğu kaçırması.

  • Kimsesiz çocukların barındığı yurtlardan kaçması.

  • Macera amaçlı evden kaçan çocuklar.

  • Aile baskısı nedeniyle evden kaçan çocuklar.

Bu faktörlerin dışında, çocukların tanımadıkları kişilerle iletişim kurmaları ve onlardan herhangi bir şekilde yiyecek veya içecek almaları, internette bilinmeyen kişilerle irtibat kurmaları diğer kaçırılma nedenleri arasında gösterilmektedir.

Emniyet Genel Müdürlüğünce hazırlanan ‘Kayıp Çocuklar Rehberi , ile polis 5 aşamada ve 88 adımda kayıp çocuklara ulaşmaya çalışmaktadır. 2010 yılı başında 1775 olan kayıp çocuk sayısı 2011 yılı sonunda 1810 a ulaşması, kayıp çocuk sayısının her geçen yıl arttığını göstermektedir.

2. ŞİDDETE BULAŞTIRILAN ÇOCUKLAR

Çocukların yaşadığı doğal ortamlardan uzaklaştırılması, daha küçük yaşlarda onları şiddete bulaştırabilmektedir. Terör örgütlerinin küçük çocuklara yönelik yasa dışı çalışmalarında bu çocukların eylem amacıyla kullanıldıklarını ortaya çıkmıştır.

Emniyetin 15 ayrı ilde yaptığı araştırmaya göre, Taş Atan Çocuklar Yasası, yürürlüğe girdikten sonra PKK, şehir merkezlerine özellikle 16-17 yaşından küçük çocukları meydanlara sürmeye başladı. Son dönemde göz altına alındıktan sonra tutuklananların % 40 nı bu durumdaki çocuklar oluşturmaktadır.

Terör örgütü tarafından çocuk ve gençlerin en fazla kullanıldığı şehirler arasında Hakkari ve Şırnak illeri ilk sıralarda yer alıyor. Çocuklar ilk etapta araç yakma ve molotof kokteyli atma gibi küçük eylemlerde kullanılıyor. Sonraki süreçte dağ kadrosuna katılım geliyor.

Çocuklarımızın ruh sağlıkları açısından şiddet ortamından uzak yetişmeleri öncelikle kendi gelecekleri açısından büyük öneme haizdir.

Şiddete bulaşma sonucu, Çocuk Islah Evlerinde tutuklu kalan çocuklarımızın yaşama döndürülmesi de daha büyük çaba gerektiren ciddi bir sorumluluk görevidir. Tutuklu iken çocuklarımızın yaşama küstürülmemesi için, eğitimlerine önem verilmesi yaşama bağlanmaları açısından çok önemlidir. Islah evlerinin temel misyonu herhangi bir nedenle buraya düşen çocukları yaşama kazandırmak olmalıdır.

Aksine 2012 yılının şubat ayında Pozantı ceza evinde olduğu gibi çocuklarımızın maruz kaldığı muamele onları toplumdan kopartacağı gibi, ceza evi döneminde devlet başta olmak üzere herkesle sorun yaşayan bir gençliğin doğmasına neden olacaktır.

Şu gerçek unutulmamalıdır. Yaşam serüveninde insanları kaybetmek kolay, kazanmak çok daha zordur. Amaç; çocuklarımızı daha küçük yaşta ceza evine düşürebilecek eylemler karşısında, önceden hazırlıklı olmak, aileleri yerinde ve zamanında uyarmaktır. Ceza evine düşmüş her çocuk, yaşam yolculuğunda geriye düşmüş demektir.

Çocuklarımız, eğitimle, geleceğe yönelik projelerle yaşama bağlanmalıdır.       

3. KÖTÜ ALIŞKANLIKLARA BULAŞAN ÇOCUKLAR

Çocuklarımızın aile ortamından uzaklaştırılarak, sokağa bağlanmasının acı sonuçlarından biri de zararlı alışkanlıklara müptela olmalarına yol açan gelişmelerdir.

Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi ve Eğitim Merkezine (AMATEM) 2004 yılında poliklinik sayısı 2.470 iken bu sayı 2011 yılında 16.384 e yükselmiştir. AMATEM’e il dışı başvuruların sayısında da yıldan yıla bir artış gözlenmektedir.

‘’Hastanenin uzman hekimlerinden  Doç. Dr. Tuncer Okay, tedavi gören hastalar arasında 13 yaşında bir çocuğun bulunduğunu ifade ederek ‘ Eroin bağımlısı. Okula sıkı devam eden bir çocuk değil. Sosyal durumu çok iyi olmayan bir çocuk. Konya’dan geliyor ve ailesinde de bağımlılık durumu var. Bu çocuk için refakatçıyı bile zor bulduk.,,  diyerek adeta bu gruba giren çocukların profilini çizmiştir.

18 yaşından küçük çocukların aile ortamında yaşama hazırlanacakları bir dönemde; sigara, alkol, esrar ve eroin alışkanlığına müptela olmaları üzerinde uzun, uzun düşünmemizi gerektiren, adeta bu konuda toplum olarak top yekun seferberliğe girmemizi gerektiren bir özellik sergilemektedir.

 4. GÖÇE MARUZ KALAN ÇOCUKLAR  

Terör örgütü PKK nın doğu ve güneydoğu illerimizde uzun yıllardan beri sürdürdüğü eylemler bölgede yaşayan halkı canından bezdirmiş bu durum bölgede bilhassa köylerde göçüde beraberinde getirmiştir.

Göç; ailede sadece çocukları değil, bizzat tüm aile bireylerini derinden etkileyen sosyal bir olaydır. İnsanların, kendilerini atalarından bağlı gördüğü topraklardan şiddet nedeniyle göç ederek tamamen başka bir ortama yerleşmesi, yeni ortama intibaklarını zorlaştıran sosyolojik bir olaydır.

Göç alan illerimizin başında gelen Gaziantep ilimizde son 10 yılda göçle gelen 1 milyonluk nüfus artışının yarattığı muhtelif problemler bulunmaktadır. Bu problemlerin birini de madde bağımlısı sokak çocukları oluşturmaktadır.

Bu çocukların sayısındaki artış ve suça yönelmeleri, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere sivil toplum kuruluşları ile iş adamlarını köklü çözüm arayışlarına yöneltmiştir. Bu durum sevindirici bir gelişme olmakla beraber sivil toplum kuruluşları ile birlikte çözüme yönelik değişik projeler geliştirilebilir.

Göç olayı, işsizlik ve yoksulluk bağlamında aile bireylerini derinden etkileyen bir olaydır. İnsanlar, yaşam serüveni açısından kendilerini hazır gördükleri olaylar karşısında dayanıklı hissederler.

Göç ve benzeri yaşam sürprizleri, insanları bir anda beklemedikleri olaylarla karşı karşıya bırakabilir. Özellikle çocukların bu tür göç dalgasına maruz kalması onları yaşamları boyunca etkileyecek olumsuz alışkanlıklara zemin hazırlayacak bir yola sürükleyebilir.

5. ÇALIŞAN ÇOCUKLAR

Çocuk iş gücünün istismar edilmesi veya çocukların ailelerine maddi katkıda bulunması açılarından çalışmak zorunda bırakılan çocuklar, sokak çocukları olarak nitelendirilmese de, çalışma adresi sokaklar olan çocuklarımızın sorunlarına eğilme zarureti vardır.

İstatistikler gayri resmi olarak Türkiye genelinde yaklaşık 3 milyon çocuk işçinin bulunduğunu gösteriyor. İlk öğretimin sekiz yıla çıkması çalışan çocuk sayısını azaltmış olmakla beraber çocukların yaşadığı sorunlar devam etmektedir.

Sokakları mekan tutmuş veya sokakta çalışan çocuklar genelde trafikte su veya dondurma satıyor, aralarında hamallık gibi ağır işçilik yapanlar var. Mendil, kalem ve benzeri eşyaları satanların yanında sanayide ağır işlere yöneltilenlerde bulunuyor.

Çocuk psikologlarına göre ‘Çocuk veya genç işçiler için güvenlik son derece önemli. Çocuklar ancak kendi rızasıyla aile kontrolünde çalışabilir. Çocuğun bedensel, zihinsel ve psikolojik gelişmeleri, kişisel yatkınlık ve yetenekleri dikkate alınmalıdır.

Özellikle kız çocuklarının kendilerini koruyabileceği yaşa geldikten sonra çalışmalarına izin verilmesi önerilmektedir.

Türk Ceza Kanunun 232. maddesi, yasalara aykırı çalıştırılan çocukların korunmasına yönelik yükümlülükler getirmiştir. Alkol, sigara ve bağımlığa yol açan diğer mamullerin üretimi ve toptan satış işleri ile gürültülü ortamlarda çocukların çalıştırılması yasaklanmıştır.

Ailesi tarafından zorla çalıştırılan çocuklar, en yakın güvenlik amirine şikayette bulunabilir. Yaz tatillerinde aile bütçesine katkı amacıyla çalışan çocuklar ise aile kontrolünde bulundurulmalıdır.

Görülüyor ki çalışan çocuklar içinde bulundukları ortama göre, kendilerine veya ailelerine yönelik destek amaçlı projeler geliştirilmelidir.

III. SOKAK ÇOCUKLARINA YÖNELİK PROJELER

Özel, resmi veya sivil toplum kuruluşlarınca geliştirilmiş ve uygulamaya konmuş değişik projeler çocuklarımızı koruma amacını gütmektedir. 

Projeler, genelde sokağa bağlanmış çocuklarımızı sağlık ve emniyet açılarından güvence altına almaya yöneliktir.

Sokakta yaşayan çocuklarımızın eğitime yönlendirilmesi, kendilerine meslek kazandırılması, kötü alışkanlıklarından uzaklaştırılması yolunda Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile bağlı kuruluşlarına önemli sorumluluklar düşmektedir.

İllerde valilikler ile büyük şehir belediyelerinin de çocuklarımıza yönelik bir koordinasyon merkezince planlanmış faaliyetler yararlı sonuçlar vermektedir.

Sivil Toplum Kuruluşları arasında yer alan derneklerinde, sokakta yaşayan çocuklar için oluşturdukları projelerle, çocuklarını eğitime yönlendirmek isteyen aileler, yakınlarını kaybeden aileler bir araya gelmektedir.

Fikir vermesi açısından sokağa bağlanmış çocuklarımız için geliştirilmiş bazı faaliyetleri sıralayalım:

§ Rehabilitasyon Merkezleri çalışmaları.

§ Çocuklar Sokakta Solmasın ve benzeri projeler.

§ Kayıp çocukları araştırma çalışması.

§ Yüksek Öğretim Kuruluşlarının Uygulama ve Araştırma Merkezleri (SOYAÇ)

§ Yerel kuruluşların sokakta yaşayan çocuklar merkezi çalışmaları.

 Bu tür faaliyetlerin yeni projelerle desteklenmesi gerekir. Her ilin koşullarına uygun olarak, yürütülen çalışmalarda sokak çocuklarının tespiti ve yaşama kazandırılması çalışmaları aralıksız sürdürülmelidir.

IV. SONUÇ

Çocuklar, ülkemizin geleceğidir, zenginliğidir. Geleceğimizi imar etmek istiyorsak çocuklarımızı en iyi şekilde yetiştirmeliyiz.

Eğitimden uzak, yaşama küstürülmüş ve sokağa bırakılmış çocuklar sadece aileleri için değil ülkemizin geleceği içinde önemli bir toplumsal sorundur.

Anayasamızca öngörülen hedeflere ulaşabilmenin temelinde sağlıklı bir nesil yetiştirme arzusu her zaman canlı tutulmalıdır.

Aile ile birlikte, temel hak ve hürriyetlerin korunması, sağlıklı çevre ve çocuklarımızın eğitim, spor gibi etkinliklere yönlendirilmesi bakımından faaliyetler bir bütün olarak ele alınmalıdır.

Türkiye’nin, Avrupa’nın genç nüfusu fazla olan ülkeler arasında ilk sırada olması önemli bir zenginliktir. Ancak yeterli değildir.

Genç nüfusu, eğitim, öğretim hedeflerine uygun ve sağlıklı bir yaşama bağladığımız zaman, onları sokaktan kurtarmış ve gerçek anlamda kendilerini kazanmış oluruz.

 

Atıf   ÖZGEN 
İnsani Değerler Derneği Eğitim ve Araştırma Kurulu Başkanı, Ankara, 16.03.2012
 

 

 


 Okunma Sayısı : 2599

DİĞER YAZILARI

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 447419

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.