Çocukluğumuzdaki ramazanları anmadan önce orucu gerçek anlamıyla anlıyor muyuz? Bunu biraz açalım: Bütün semavi dinler üç ayak üzerinde durur: 1-İnanç 2-İbadet 3-Ahlak İnanç ve ibadetler güzel ahlakı oluşturmak içindir. Eğer kişi inanç ve ibadetinde aşırı hassasiyet gösteriyor ancak ahlakında sorun varsa, inanç ve ibadetinde de sorun var demektir. İbadetin sağlaması diğer bir ifadeyle doğru yapılıp yapılmadığı ancak çıktılarına bakılarak anlaşılabilir. Eğer ibadetler insanı, iyi insan, ahlaklı bir insan yapmıyorsa ibadetin sıhhatinde sorun var demektir. Oruç içine riyanın en az karıştığı bir ibadettir. İbadetin maddi unsuru günün belli bir saatinde yememek içmemek yani bedeni terbiye etmektir. İbadetin manevi unsuru ise bizi kötülüklerden arındırmak iyi bir insan yapmaktır. Oruç ancak maddi ve manevi unsurunun tam teşekkülüyle sağlıklı olabilir. Günümüzde orucun maddi unsuruna yönelik sorular ve hassasiyetler alabildiğine yaygındır. “Sakız çiğnemek orucu bozar mı?” “Denize girmek orucu bozar mı?” “Karımı öpsem oruç bozulur mu?” gibi. Oysa asıl sorulması gereken orucun manevi unsuruna yönelik olmalıdır. Önce oruç bizi kötülüklerden koruyor mu? Sonra bu ibadet bizi iyi insan yapıyor mu? Dürüst müyüz? Verdiğimiz sözleri tutuyor muyuz? Yalan söylemekten kaçınıyor muyuz? Adaletli davranıyor muyuz? (Kimsenin hakkını yememek, kimseyi haksız şekilde kayırmamak, herkese hakkını vermek şeklinde) Haksız kazanç sağlamaktan sakınıyor muyuz? Yaptığımız işi tam ve doğru yapıyor muyuz? insanlara, hayvanlara doğaya; sevgi, saygı, şefkat ve merhametle bakıyor muyuz? İnsanlara iyilik ve yardım yapıyor muyuz? Hoşgörülü ve bağışlayıcı mıyız? Dilimizi kötü sözden, dedikodudan, gıybetten, hakaretten, iftiradan koruyor muyuz? Orucun manevi unsuruyla ilgili yapılan yanlışlıklar orucu bozar mı tarzında soru soranlara rastlamadım. İbadetler bizi iyi insan yapmıyorsa hem kendimizi kandırıyoruz hem de başkalarını aldatıyoruz demektir. Samimiyetle ve doğru yapılmayan ibadetler maksadının tersine hizmet eder. Neden çocukluğumuzdaki ramazanları özleriz? Özlediğimiz şey ramazandan ziyade biraz da çocukluğumuz, saflığımız, kirlenmemiş dünyamızdır. Hani bir türküde, “Biz büyüdük ve kirlendi dünya” diye söylenir ya. Büyüdükçe çevremizde gördüğümüz çirkinlikler, kirlilikler zihnimize yerleşiyor. İç dünyamızın saf parlak aynası kirlendikçe her şeyi kirli görmeye başlıyoruz. Çocukken iftar öncesi akşam ezanını dinlemek, sonra eve koşarak haber vermek bizim için büyük bir neşe kaynağı idi. Önce Şardağı eteklerinde top atılır. Top sesinin akabinde hemen ezan başlardı. Çocukluğumun geçtiği Elbistan Pınarbaşı Mahallesi’nde (Eski adıyla Türk köyü) hoca tekke dediğimiz kerpiç tek katlı binanın merdivenine çıkar, merdivenin üst basamağında ezanı okurdu. Ezan sesini duyduğumuzda müjdeli bir haber almış gibi eve koştururduk. İftara başlamadan önce babam sesli bir şekilde besmele çekerdi ve hepimizin çekmesini isterdi. Babam Ali okulundan mezun, saf bir Müslümandı. Komşular birbirlerini iftara davet ederdi. Yapılan yemekler biraz fazla pişirilip komşulara gönderilirdi. İnsanlar samimi, sofralar helaldi. İnsanlar huzur içinde sofraya oturur, huzur içinde sofradan kalkardı. Yoksulluk vardı. Ancak şükrü bilen insanlar için bu bir sorun değildi. Ramazan’da dini sohbetler ağırlık kazanırdı. Salih ameller konuşulur. İnsanlar birbirine hakkı ve sabrı tavsiye ederlerdi. Riya yoktu. Gösteriş yoktu. Henüz o zamanlar televizyon da yoktu. Siyaset o sıralar insanların ruhunu da işgal etmemişti. Televizyon çıktığında da televizyondaki iftar saati de ritüellerimize katıldı. İftar öncesi tabiattaki ibretli görüntüler eşliğinde kuran okunurdu. Akşam ezanı okununca şu dua Türkçe olarak söylenirdi. "Bismillahirrahmanirrahim Allah'ım. Senin rızan için oruç tuttum. Sana inandım. Sana sığındım. Senin rızkınla orucumu açtım. Hamd olsun verdiğin nimetlere, Sağlık ve afiyete. Ey bağışlaması bol Rabbim. Beni, anamı, babamı, ailemi, milletimi, Devletimi ve inananları koru. Rahmetini yardımını esirgeme ülkemizden. Bizlere yaşama sevinci ver. Her türlü güçlüğe karşı dayanma gücü ver. Senin her şeye gücün yeter. Amin." Şimdi hep geçmişin o saflığını arıyoruz. Peki, geçmişteki o ahlak ve fazileti yeniden diriltemez miyiz? Bu tamamen bize bağlı. İftar sofralarını bir prestij, sosyal, siyasal ve bürokratik rantlara dönüştürmekten vazgeçip dostlarımıza aile ortamında iftar verebiliriz. Beş yıldızlı lüks iftar sofralarında tıka basa karın doyurup ramazanın amacından uzaklaşacağımıza, mütevazı yemekler yiyip çevremizdeki fakirlere yardım yapabiliriz. Makam, mevki ve servet sahibi insanlarla iftar sofralarında görünüp bunu sosyal medyada paylaşacağımıza, ibadetimize riya ve rant karıştıracağımıza hem yardım edip hem de bir yoksulun bir sofrasına konuk olabiliriz. Bunları yaparken kimsenin görmesi, duyması gerekmez. Neticede oruç sadece midemizle ilgili bir ibadet değildir. Ruhumuzla ilgili bir ibadettir. İçimizi kirlilikten arıtmayan bir ibadet, sosyal bir gösteri ritüelinden öteye gitmez. Nerede o eski ramazanlar demeyelim. Biz kirliliklerimizi atıp o eski ramazanlara gidelim. Av. Durdu GÜNEŞ
Çocukluğumuzdaki ramazanları anmadan önce orucu gerçek anlamıyla anlıyor muyuz? Bunu biraz açalım:
Bütün semavi dinler üç ayak üzerinde durur: 1-İnanç 2-İbadet 3-Ahlak
İnanç ve ibadetler güzel ahlakı oluşturmak içindir. Eğer kişi inanç ve ibadetinde aşırı hassasiyet gösteriyor ancak ahlakında sorun varsa, inanç ve ibadetinde de sorun var demektir.
İbadetin sağlaması diğer bir ifadeyle doğru yapılıp yapılmadığı ancak çıktılarına bakılarak anlaşılabilir. Eğer ibadetler insanı, iyi insan, ahlaklı bir insan yapmıyorsa ibadetin sıhhatinde sorun var demektir.
Oruç içine riyanın en az karıştığı bir ibadettir. İbadetin maddi unsuru günün belli bir saatinde yememek içmemek yani bedeni terbiye etmektir. İbadetin manevi unsuru ise bizi kötülüklerden arındırmak iyi bir insan yapmaktır.
Oruç ancak maddi ve manevi unsurunun tam teşekkülüyle sağlıklı olabilir. Günümüzde orucun maddi unsuruna yönelik sorular ve hassasiyetler alabildiğine yaygındır. “Sakız çiğnemek orucu bozar mı?” “Denize girmek orucu bozar mı?” “Karımı öpsem oruç bozulur mu?” gibi.
Oysa asıl sorulması gereken orucun manevi unsuruna yönelik olmalıdır. Önce oruç bizi kötülüklerden koruyor mu? Sonra bu ibadet bizi iyi insan yapıyor mu?
Dürüst müyüz? Verdiğimiz sözleri tutuyor muyuz? Yalan söylemekten kaçınıyor muyuz? Adaletli davranıyor muyuz? (Kimsenin hakkını yememek, kimseyi haksız şekilde kayırmamak, herkese hakkını vermek şeklinde) Haksız kazanç sağlamaktan sakınıyor muyuz? Yaptığımız işi tam ve doğru yapıyor muyuz? insanlara, hayvanlara doğaya; sevgi, saygı, şefkat ve merhametle bakıyor muyuz? İnsanlara iyilik ve yardım yapıyor muyuz? Hoşgörülü ve bağışlayıcı mıyız? Dilimizi kötü sözden, dedikodudan, gıybetten, hakaretten, iftiradan koruyor muyuz?
Orucun manevi unsuruyla ilgili yapılan yanlışlıklar orucu bozar mı tarzında soru soranlara rastlamadım.
İbadetler bizi iyi insan yapmıyorsa hem kendimizi kandırıyoruz hem de başkalarını aldatıyoruz demektir. Samimiyetle ve doğru yapılmayan ibadetler maksadının tersine hizmet eder.
Neden çocukluğumuzdaki ramazanları özleriz? Özlediğimiz şey ramazandan ziyade biraz da çocukluğumuz, saflığımız, kirlenmemiş dünyamızdır. Hani bir türküde, “Biz büyüdük ve kirlendi dünya” diye söylenir ya. Büyüdükçe çevremizde gördüğümüz çirkinlikler, kirlilikler zihnimize yerleşiyor. İç dünyamızın saf parlak aynası kirlendikçe her şeyi kirli görmeye başlıyoruz.
Çocukken iftar öncesi akşam ezanını dinlemek, sonra eve koşarak haber vermek bizim için büyük bir neşe kaynağı idi. Önce Şardağı eteklerinde top atılır. Top sesinin akabinde hemen ezan başlardı. Çocukluğumun geçtiği Elbistan Pınarbaşı Mahallesi’nde (Eski adıyla Türk köyü) hoca tekke dediğimiz kerpiç tek katlı binanın merdivenine çıkar, merdivenin üst basamağında ezanı okurdu. Ezan sesini duyduğumuzda müjdeli bir haber almış gibi eve koştururduk.
İftara başlamadan önce babam sesli bir şekilde besmele çekerdi ve hepimizin çekmesini isterdi. Babam Ali okulundan mezun, saf bir Müslümandı. Komşular birbirlerini iftara davet ederdi. Yapılan yemekler biraz fazla pişirilip komşulara gönderilirdi. İnsanlar samimi, sofralar helaldi. İnsanlar huzur içinde sofraya oturur, huzur içinde sofradan kalkardı. Yoksulluk vardı. Ancak şükrü bilen insanlar için bu bir sorun değildi.
Ramazan’da dini sohbetler ağırlık kazanırdı. Salih ameller konuşulur. İnsanlar birbirine hakkı ve sabrı tavsiye ederlerdi. Riya yoktu. Gösteriş yoktu. Henüz o zamanlar televizyon da yoktu. Siyaset o sıralar insanların ruhunu da işgal etmemişti.
Televizyon çıktığında da televizyondaki iftar saati de ritüellerimize katıldı. İftar öncesi tabiattaki ibretli görüntüler eşliğinde kuran okunurdu. Akşam ezanı okununca şu dua Türkçe olarak söylenirdi.
"Bismillahirrahmanirrahim Allah'ım. Senin rızan için oruç tuttum. Sana inandım. Sana sığındım. Senin rızkınla orucumu açtım. Hamd olsun verdiğin nimetlere, Sağlık ve afiyete. Ey bağışlaması bol Rabbim. Beni, anamı, babamı, ailemi, milletimi, Devletimi ve inananları koru. Rahmetini yardımını esirgeme ülkemizden. Bizlere yaşama sevinci ver. Her türlü güçlüğe karşı dayanma gücü ver. Senin her şeye gücün yeter. Amin."
Şimdi hep geçmişin o saflığını arıyoruz. Peki, geçmişteki o ahlak ve fazileti yeniden diriltemez miyiz? Bu tamamen bize bağlı. İftar sofralarını bir prestij, sosyal, siyasal ve bürokratik rantlara dönüştürmekten vazgeçip dostlarımıza aile ortamında iftar verebiliriz. Beş yıldızlı lüks iftar sofralarında tıka basa karın doyurup ramazanın amacından uzaklaşacağımıza, mütevazı yemekler yiyip çevremizdeki fakirlere yardım yapabiliriz. Makam, mevki ve servet sahibi insanlarla iftar sofralarında görünüp bunu sosyal medyada paylaşacağımıza, ibadetimize riya ve rant karıştıracağımıza hem yardım edip hem de bir yoksulun bir sofrasına konuk olabiliriz. Bunları yaparken kimsenin görmesi, duyması gerekmez. Neticede oruç sadece midemizle ilgili bir ibadet değildir. Ruhumuzla ilgili bir ibadettir. İçimizi kirlilikten arıtmayan bir ibadet, sosyal bir gösteri ritüelinden öteye gitmez.
Nerede o eski ramazanlar demeyelim. Biz kirliliklerimizi atıp o eski ramazanlara gidelim.
Av. Durdu GÜNEŞ
Adınız Soyadınız
E-Posta
Girilecek rakam : 575348
Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.