Zaman hızla akıp geçiyor" diye zamanının hızlılığından yakındığımız olur. Oysa zaman her dönemde aynıdır, ancak hızla akan hayatımızdır. Eskiler “Ahir zamanda, zaman çok kısalacakmış.” derlerdi ve bunu bir kıyamet alameti olarak görürlerdi. Bunu yorumlayan din bilginleri, zamanın kısalmayacağını ancak meşguliyetlerin çok artacağını bu nedenle zamanın nasıl geçtiğini insanların anlamayacaklarını söylerler. Peki zaman hızlı mı akıyor? Hayır zaman hep aynı akıyor. Ama bizim zamanı kullanmamızla ilgili hızlılık yavaşlık kavramları oluşuyor. Rekabetin, bencilliğin, bireyselliğin, zenginliğin, kapitalizmin hüküm sürdüğü yerde insanlar hep bir şeyleri yetiştirmeye daha fazla kazanmaya çalışıyorlar. Orada zaman yetmiyor ve zamanın hızlı aktığı algısı oluşuyor. Şehir hayatında geçinebilmek çok daha fazla para kazanmayı gerektiriyor. İşyerleri ile evler arasında mesafeler çok fazla. Bu nedenle, zamanın büyük kısmı yolda geçiyor. İş, yol ve zorunlu ihtiyaçlar derken sıkıştırılmış, hızlandırılmış bir zaman ortaya çıkıyor. İklim şartları hayatın hızını etkiliyor. Montesquieu "Kanunların Ruhu" isimli kitapta soğuk bölge insanlarının daha çalışkan ve hareketli, sıcak bölge insanlarının ise daha tembel ve zevkine düşkün olduğunu belirtiyor. Sıcak bölgede yaşamak için ihtiyaçlar soğuk bölgeye göre daha az olduğundan insanlar daha relaks, daha yavaş davranıyor. İnsanlar neden daha hızlı davranıyor?Bireysel sebebi ne? hayattan daha fazla haz alabilmek. Oysa aşırı hız düşünmeyi ortadan kaldırıyor, hayatı duyumsamayı ve özümsemeyi devre dışı bırakıyor. Milan Kundera "Yavaşlık" isimli romanında, insan yavaş yavaş giderken bir şey düşündüğünü bir şey hatırladığını ama hızlandıkça düşünme ve hatırlamasının zayıfladığını, son sürat gidiyorsa bir şey düşünmediğini belirtiyor. Hız tıpkı bir uyuşturucu gibi düşünmeyi ortadan kaldırmaktadır. Hayatı olağanüstü hızlandırdığımızda bizi biz yapan ve yavaşlıkla yapılan özelliklerimiz de ortadan kalkar. Örneğin ibadet,sohbet, muhabbet,tefekkür etme ve arınma için geçen zaman, hayatın içinde bir moladır. Hız çağı bu molaları da ortadan kaldırır. Hani bir Kızılderili hikayesi vardır. Batılılarla birlikte yolculuk yapan Kızılderili ara sıra durur. Batılı hızlı gidişin arasındaki bu molalara bir anlam veremez ve sorar. “Niçin duruyorsun?” Kızılderili “Bedenlerimiz hızlı gidiyor, ruhlarımız ise geride kalıyor. Onu bekliyorum” diyor. Eskiden "Büyük balık küçük balığı yutar" derlerdi. Şimdi "Hızlı balık yavaş balığı yutar" diyorlar. Böylelikle "hızlı ol, yutulma yut" anlayışı doğuyor. Bu durum insani değerlerden yoksun bir bencilliği ortaya çıkartıyor. Yine kişisel gelişim seminerlerinde bir hikaye anlatılır. Bir Amerikalı iş adamıyla Japon iş adamı ormanın içinde bulunan bir otelde seminere katılırlar. Seminer dışında yürüyüş yaparken bir kaplanın üzerlerine doğru geldiğini görünce kaçmaya başlarlar. Bu esnada Japon çantasından spor ayakakabısını çıkarır giyer. Amerikalı meslekdaşı sorar.” Spor ayakkabıyla kaplandan daha hızlı koşacağınımı sanıyorsun?” Japon iş adamı “Bu ayakkabıyla kaplandan daha hızlı koşamam ama senden daha hızlı koşabilirim." diyerek cevap verir. Trafik tabelalarında yazar. “Sürat felakettir” Keşke eğitim binalarının girişine de "Sürat felakettir" yazsalardı. Düşünceyi, kutsalları, insani değerleri devre dışı bırakıp; rekabetçi, hırslı ve hızlı bir hayatın bizi enkaza dönüştürebileceğini öğrenebilseydik. Av. Durdu GÜNEŞ
Zaman hızla akıp geçiyor" diye zamanının hızlılığından yakındığımız olur. Oysa zaman her dönemde aynıdır, ancak hızla akan hayatımızdır.
Eskiler “Ahir zamanda, zaman çok kısalacakmış.” derlerdi ve bunu bir kıyamet alameti olarak görürlerdi. Bunu yorumlayan din bilginleri, zamanın kısalmayacağını ancak meşguliyetlerin çok artacağını bu nedenle zamanın nasıl geçtiğini insanların anlamayacaklarını söylerler.
Peki zaman hızlı mı akıyor? Hayır zaman hep aynı akıyor. Ama bizim zamanı kullanmamızla ilgili hızlılık yavaşlık kavramları oluşuyor.
Rekabetin, bencilliğin, bireyselliğin, zenginliğin, kapitalizmin hüküm sürdüğü yerde insanlar hep bir şeyleri yetiştirmeye daha fazla kazanmaya çalışıyorlar. Orada zaman yetmiyor ve zamanın hızlı aktığı algısı oluşuyor.
Şehir hayatında geçinebilmek çok daha fazla para kazanmayı gerektiriyor. İşyerleri ile evler arasında mesafeler çok fazla. Bu nedenle, zamanın büyük kısmı yolda geçiyor. İş, yol ve zorunlu ihtiyaçlar derken sıkıştırılmış, hızlandırılmış bir zaman ortaya çıkıyor.
İklim şartları hayatın hızını etkiliyor. Montesquieu "Kanunların Ruhu" isimli kitapta soğuk bölge insanlarının daha çalışkan ve hareketli, sıcak bölge insanlarının ise daha tembel ve zevkine düşkün olduğunu belirtiyor. Sıcak bölgede yaşamak için ihtiyaçlar soğuk bölgeye göre daha az olduğundan insanlar daha relaks, daha yavaş davranıyor.
İnsanlar neden daha hızlı davranıyor?Bireysel sebebi ne? hayattan daha fazla haz alabilmek. Oysa aşırı hız düşünmeyi ortadan kaldırıyor, hayatı duyumsamayı ve özümsemeyi devre dışı bırakıyor.
Milan Kundera "Yavaşlık" isimli romanında, insan yavaş yavaş giderken bir şey düşündüğünü bir şey hatırladığını ama hızlandıkça düşünme ve hatırlamasının zayıfladığını, son sürat gidiyorsa bir şey düşünmediğini belirtiyor.
Hız tıpkı bir uyuşturucu gibi düşünmeyi ortadan kaldırmaktadır. Hayatı olağanüstü hızlandırdığımızda bizi biz yapan ve yavaşlıkla yapılan özelliklerimiz de ortadan kalkar. Örneğin ibadet,sohbet, muhabbet,tefekkür etme ve arınma için geçen zaman, hayatın içinde bir moladır. Hız çağı bu molaları da ortadan kaldırır.
Hani bir Kızılderili hikayesi vardır.
Batılılarla birlikte yolculuk yapan Kızılderili ara sıra durur. Batılı hızlı gidişin arasındaki bu molalara bir anlam veremez ve sorar. “Niçin duruyorsun?” Kızılderili “Bedenlerimiz hızlı gidiyor, ruhlarımız ise geride kalıyor. Onu bekliyorum” diyor.
Eskiden "Büyük balık küçük balığı yutar" derlerdi. Şimdi "Hızlı balık yavaş balığı yutar" diyorlar. Böylelikle "hızlı ol, yutulma yut" anlayışı doğuyor.
Bu durum insani değerlerden yoksun bir bencilliği ortaya çıkartıyor.
Yine kişisel gelişim seminerlerinde bir hikaye anlatılır.
Bir Amerikalı iş adamıyla Japon iş adamı ormanın içinde bulunan bir otelde seminere katılırlar. Seminer dışında yürüyüş yaparken bir kaplanın üzerlerine doğru geldiğini görünce kaçmaya başlarlar. Bu esnada Japon çantasından spor ayakakabısını çıkarır giyer. Amerikalı meslekdaşı sorar.” Spor ayakkabıyla kaplandan daha hızlı koşacağınımı sanıyorsun?” Japon iş adamı “Bu ayakkabıyla kaplandan daha hızlı koşamam ama senden daha hızlı koşabilirim." diyerek cevap verir.
Trafik tabelalarında yazar. “Sürat felakettir” Keşke eğitim binalarının girişine de "Sürat felakettir" yazsalardı. Düşünceyi, kutsalları, insani değerleri devre dışı bırakıp; rekabetçi, hırslı ve hızlı bir hayatın bizi enkaza dönüştürebileceğini öğrenebilseydik.
Av. Durdu GÜNEŞ
Adınız Soyadınız
E-Posta
Girilecek rakam : 201863
Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.