En Son Haberler



Atıf ÖZGEN

bilgi@insanidegerler.org
  Özgeçmişi
  Tüm Yazıları

SURİYE ÇIKMAZI !..

2011 yılında Suriye’de başlayan iç savaşın 9ncu yılına girilmesine rağmen hala bir barış ortamı sağlanamadı.

Suriye’de başlayan ve olumsuz etkileri komşu ülkelere de yansıyan iç savaşın bedeli çok ağır oldu.

6 milyona yakın Suriyeli, kendi öz vatanında mülteci konumuna düştü. 7 milyona yakın Suriyelide daha iyi bir hayat kurma amacıyla yurt dışına kaçtı. 500 bine yakın insanında bu iç savaş ortamında yaşamını kaybettiği ifade ediliyor.

Ülkede barış ortamını tesis etmek amacıyla Kazakistan’ın başkenti Astana’da, devamında İsviçre’nin Cenevre kentinde başlatılan ve iç savaş süresince devam ettirilen görüşmelerden müşahhas bir sonuç elde edilemedi.

Birleşmiş Milletlerce de gözlem altında tutulan bu sorun, süper güçlerin de menfaat çatışmasına dönüştüğü için sonu getirilemeyen bir çıkmaza girmiş durumda.

SÜPER  GÜÇLER  NE İSTİYOR ?

Hatırlanacağı gibi 2011 yılında muhalif güçler Esed rejimine karşı bir direnişe geçti. Bu direnişe karşı sert tepki veren rejim, binlerce direnişçiyi ölüme mahkum etti.

Başlangıçta Suriye’nin bazı bölgelerinde hakimiyet sağlayan muhalif güçler, bu üstünlüklerini uzun süre koruyamadılar.

Son gelen haberler Esed rejiminin ülkenin üçte ikisinde kontrolü sağladığını, YPG/ PKK liderliğinde olan Suriye Demokratik Güçlerinin de ülkenin dörtte birinde hakim durumda olduğunu ortaya koyuyor.

A.B.D, Suriye’de Esed rejimini yıkma, IŞİD e karşı yürütülen savaşta PYD/YPG güçlerinden destek alma politikasını sürdürdü. İç savaş süresince DAEŞ varlığı sona erdirilmesine rağmen A.B.D’ nin PYD/YPG ye olan desteği sürüyor. A.B.D Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) 2020 savunma bütçesinde, SDG çatısı altında faaliyet gösteren YPG/ PKK ya 300 milyon dolar ayırdığı ifade ediliyor.

A.B.D, Ortadoğu politikasının temelinde İran’a karşı, İsrail’i koruma amaçlı olarak; Irak ve Suriye’nin kuzeyinde PKK oluşumlu PYD’ ye bir koridor açma amacı gütmektedir. Nihai amaçları Irak’tan başlayan, Suriye’nin kuzeyinden devam edip Akdeniz’e ulaşan Kürdistan devletinin kurulmasına yardımcı olmaktır.

Bir müttefik olarak Türkiye’yi yanına almayan A.B.D politikası, terörist güçlerce işbirliğine yönelince Türkiye ile ters düştü. Türkiye bu durum karşısında, Rusya ve İran’la işbirliğine gitmek suretiyle Astana’da yapılan görüşmelerde bir ortak noktada uzlaşma arayışına yöneldi.

Ayrıca Türkiye PKK/PYD kaynaklı ve Suriye’nin kuzeyinden yönelik tehditle birlikte, iç savaş ortamından istifade ile terörist grupların ülkemize sızması sonucu sessiz kalmadı. Türk Silahlı Kuvvetleri bu durum karşısında El-Bab ve Fırat Kalkanı harekatlarını gerçekleştirdi.

Diğer bir süper güç olan Rusya’da, Suriye’de yaşanan gelişmelere karşı kayıtsız kalmadı. Esed rejime ile işbirliği politikasını sürdürerek Rus donanmasının çıkarma gemilerini Suriye’nin Tortus kenti limanına demirledi. Kent, adeta Rusya’nın küçük bir deniz üssü haline geldi, Ruslar için Akdeniz’e açılan bir kapı oldu.

Rusya, Suriye’nin Lazkiye kentinde de mevcut olan gücünü kuvvetlendirdi. Kente ağır zırhlı araçları ile birlikte SA-22 hava savunma sistemini taşıdı. Bu gelişmeler, Rusya’nın da Suriye politikası ile birlikte Ortadoğu’da söz sahibi olmak istediğini gösterir nitelikte olmuştur.

TÜRKİYE’NİN  SURİYE  POLİTİKASI

Suriye’de iç savaş patlak verince, Esed rejiminin 6 ay gibi kısa bir sürede yıkılacağına dayanan dış politikamız; Esed’in Rusya desteği ile ayakta kalması sonucu bataklığa saplandı.

İç savaşın devam ettiği süreçte açık kapı politikası ile mülteci akınına uğrayan ülkemiz, sınırımızı tehdit eden gelişmeler ve terörist yuvalanma tehlikesi karşısında Suriye’de silahlı kuvvetlerimiz marifeti ile El-Bab  ve Fırat Kalkanı harekatını gerçekleştirmek zorunda kaldı.

Başlangıçta 100 bin mülteci ‘kırmızı çizgimiz, olarak görülürken bu sayı kayıt dışı mültecilerle birlikte 4 milyon sınırına dayandı.

Sayıları giderek artan mülteci nüfus bir yana sınırımızın güneyinde, Suriye’nin kuzeyinde A.B.D nin desteklediği, Rusya’nın ise varlığını kabul ettiği PKK/PYD yapılanması da dış politikamızı alarma geçirmiş görünüyor.

Elbette ordumuz, Suriye’nin ve Irak’ın kuzeyinde açılmak istenen PPK/PYD yapılanması Kürt koridorunun oluşmasına izin vermeyecektir.

Ancak ülkemizde sayıları giderek artma eğilimi gösteren geçen sekiz yıllık süreçte; ikinci bir kuşak oluşumu sinyali veren Suriyeli mülteci nüfusa karşı etkin bir politika geliştirilmesine yönelik eleştiriler devam etmektedir.

"Türkiye’de Risk Altındaki Çocuklar Sempozyumu, davetlisi olarak İstanbul’a gelen Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı öğretim Prof. Dr. Hakan Kar, Mülteciler ve Cinsel Şiddet Araştırması, sonuçlarını Milliyet Gazetesi ile paylaştı.

Sayın Hakan Kar’ın verdiği bilgilere göre; ‘ Suriyeli mülteci çocukların bir kısmı zorla fuhşa itiliyor. Bazı kız çocukları başlık parası ile satılıp, dini nikah kıyılarak mağdur ediliyor. 07 Şubat 2019 tarihi itibarıyla Türkiye’deki 0-4 yaş arası toplam Suriyeli çocuk sayısı 488 bin, 5-9 yaş arası çocuk sayısı 506 bin, 10-14 yaş arası 390 bin ve 15-18 yaş dilimi 273 bin kişiden oluşuyor. 1.658 bin mülteci 18 yaş altı çocuklardan oluşuyor. 3.501 bin mülteci şehirlerde, 142 bin kişi ise kamplarda yaşıyor. Suriyelilerin Türk nüfusuna oranı % 4,4 e ulaşmış durumda." ( Bakınız Milliyet, 21.03.2019, S.18)

Giderek artan mülteci nüfus karşısında mutlaka tersine göç projelerinin hayata geçirilmesi gerektiği bu çocukların temel ihtiyaçları karşılanmaz, eğitim sistemi ve toplumsal entegrasyon olmazsa suç makinası konumuna dönüşebilecekleri vurgulanıyor.

Diğer taraftan Hürriyet Gazetesi, 10 Mart 2019 tarihli Pazar ekinde, Suriyeli 53 kadınla yapılan röportajın özeti yayınlandı. Bu röportajlardan anlaşıldığına göre iç savaşta büyük bir travma yaşayan Suriyeli kadınlar, Türkiye’de yaşadıkları sorunları dile getirdiler.

Bu röportaj aynı zamanda bir kısım Suriyeli kadının yaşadıkları savaş travması nedeniyle ülkelerine geri dönmek istemediğini, çocukların ise artık kendilerini bir Türk olarak gördüğünü ve Türkiye’de kalma arzusunda olduklarını, bazılarının ise gelecek ile ilgili endişelerinin bulunduğunu ortaya koydu.

SURİYE  İÇ  SAVAŞININ ACI SONUÇLARI

İç savaş Suriye’yi harabeye döndürdü. Milyonlarca insanı yerlerinden etti. 500 bine yakın insan yaşamını kaybetti. Daha fazla sayıda insan savaş mağduru olarak sakat kaldı.

Bu iç savaştan silah tüccarları kazançlı çıktı. Ortadoğu silah satışlarında rekor kırdı. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI), Silah Ticareti Raporuna göre; Suudi Arabistan 2014-2018 yılları arası en fazla silah satılan ülke, Ortadoğu en fazla silah satın alan ikinci bölge oldu.

A.B.D, 2009-2013 yılları arası küresel silah ticaretinin % 30’na sahip iken, 2014-2018 yılları arasında bu oranı % 36 ya çıkardı.

Komşu ülkelerde çıkan veya çıkabilme ihtimali kuvvetli olan olaylara karşıda ülkemiz açısından çıkarılması zorunlu dersler bulunuyor.

Bu derslerin başında dış politikamızı sağlam temellere oturtmak, savunma sanayimizi güçlü kılmak, ülkemizi dış tehlikelere karşı koruma konusunda hazırlıklı olmak, ülke içinde barış ve huzuru tesis etme açısından önem taşımaktadır.

 

Atıf ÖZGEN
İDD Kurucu ve Yönetim Kurulu Üyesi

 

 


 Okunma Sayısı : 2466

DİĞER YAZILARI

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 13132

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.