ATIF ÖZGEN
1.KİMLİK VE İLETİŞİM BİLGİLERİ
Doğum Yeri ve Tarihi: KAYSERİ, 1948 İş: Sosyal Güvenlik Kurumundan Emekli (1973-2013) e-mail: ozgenatif@gmail.com
2. EĞİTİM
İlk ve orta öğrenimini Kayseri’de yaptı. Kayseri Lisesini bitirdikten sonra Yüksek öğrenimini Ankara’da tamamladı. 1968-1973 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümünde eğitim gördü. Yüksek Matematikçidir.
3. İŞ TECRÜBELERİ
Mesleki yaşamı Sosyal Güvenlik Kurumunda geçti. Kurumdaki 40 yılı bulan görevinde İstatistikçi, Eğitimci ve Araştırma Şube Müdürü olarak görev yaptı. Son olarak Kurumun, Koordinasyon ve Bilgilendirme Dairesinde Rehberlik Merkezi Müdürü iken emekli oldu. Çalışma yaşamında uzman sıfatıyla sosyal güvenlik, sağlık ve istihdam konulu yazıları Mercek, İşveren, Sosyal Güvenlik Dünyası ve SGK Bülteni gibi dergilerde yayımlandı.
4. MEVCUT DURUM
Halen bir sivil toplum kuruluşu olan İnsani Değerler Derneğinin Kurucu üyelerinden olup, Dernekte Yönetim Kurulu Üyeliği yanında Genel Sekreter Yardımcısı olarak görev yapmaktadır. Demokraside Birlik Vakfının da üyesidir. Derneğin internet sitesindeki Köşesinde, yazar olarak konusu insanın maddi ve manevi yapısını ele alan makale ve sohbet türü yazıları yer almaktadır. Aynı yazılar Türkuaz Haber Ajansının sitesindeki Köşesinde de yayımlanmaktadır. Özgen evli ve iki çocuk babasıdır.
5. YAZARIN SOSYAL GÜVENLİK, SAĞLIK VE İSTİHDAM KONULU MUHTELİF DERGİLERDE YAYIMLANAN DİĞER YAZILARI
1. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sisteminde Yeni Arayışlar, Yıl:2, Sayı:7- 8, Şubat-Haziran 2000 2. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Sigorta Kurumlarının Mevcut Durumu Işığında Sosyal Güvenlik Sisteminin Geleceği, Yıl:4, Sayı:10, Nisan 2001
3. Sosyal Güvenlik Dünyası, Çalışan veya Sokakta Yaşayan Çocukların Sorunları,Yıl:4 Sayı:12, Ağustos-Aralık 2001 4. Sosyal Güvenlik Dünyası, SSK Teşkilat Yapısı ve Tahsis Mevzuatı, Yıl:5, Sayı:23, Ocak-Şubat 2004 5. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sistemine Temel Yaklaşımlar ve Yapısal Reformlar, Yıl:6, Sayı: 26, Temmuz- Ağustos 2004 6. MESS Mercek Dergisi, Sosyal Güvenlik Sistemine Temel Yaklaşımlar ve Yapısal Reformlar, Yıl:9, Sayı:36, Ekim 2004 7. Sosyal Güvenlik Dünyası, Genel Sağlık Sigortası Gerçekleşecek Mi?, Yıl:7, Sayı:28, Kasım-Aralık 2004 8. Çözüm Sağlık/ Bilişim Haber, Sağlık Sisteminin İyileştirilmesi ve Genel Sağlık Sigortası, Sayı:7, Ocak- Şubat 2005 9. Sosyal Güvenlik Dünyası, SSK da Rehberlik Hizmetleri, Yıl: 7, Sayı: 29, Ocak- Şubat 2005 10. Sosyal Güvenlik Dünyası, Çalışma Yaşamında Çocuk, Yıl:7, Sayı:30, Mart- Nisan 2005 11. Sosyal Güvenlik Dünyası, SSK da Yaşlılık Sigortası Uygulamaları, Yıl: 7, Sayı: 31, Mayıs- Haziran 2005 12. MESS Mercek Dergisi, İşsizlik Sorununun Bir Yansıması: ‘Genç ve Eğitimli İşsizler, Yıl:10, Sayı: 39, Temmuz 2005 13. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sisteminde Sigorta Primini İyileştirme Uygulamaları, Yıl: 8, Sayı: 33, Eylül- Ekim 2005 14. Sosyal Güvenlik Dünyası, Yeşil Kart Uygulamasının Sağlık ve Sosyal Güvenlik Sistemimiz İçindeki Yeri, Yıl: 8, Sayı: 34, Kasım- Aralık 2005 15. TİSK İşveren Dergisi, İşsizlik Sorununun Sosyal Boyutu, Cilt: 44, Sayı:4, Ocak 2006 16. Sosyal Güvenlik Dünyası, SSK Sağlık Harcamaları Neden Artıyor?, Yıl: 8, Sayı:35, Ocak- Şubat 2006 17. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sisteminde Köklü Değişim Yeni Sorunlara Yol Açar Mı?, Yıl. 8, Sayı: 36, Mart- Nisan 2006 18. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sağlık Sisteminde Yeni Düzenlemeler ve Özel Hastane Uygulamaları, Yıl: 8, Sayı: 37, Mayıs- Haziran 2006 19. MESS Mercek Dergisi, Sosyal Güvenlikte Yeni Dönem: Yapısal Değişim Sorunları Çözecek Mi?, Yıl: 11, Sayı: 43, Temmuz 2006 20. TİSK İşveren Dergisi, Bir Toplumsal Sorun: Genç İşsizler, Cilt: 45, Sayı: 4-5, Ocak-Şubat 2007 21. Sosyal Güvenlik Dünyası, Emeklilik Sisteminde Temel Sorun Yaş Mı?, Yıl: 9, Sayı: 41, Ocak- Şubat 2007 22. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sağlık Sisteminde Yeni Düzenlemeler ve Sağlık Harcamaları, Yıl: 9, Sayı: 42, Mart- Nisan 2007 23. Sosyal Güvenlik Dünyası, Yoksulluk ve Yolsuzluklardan Arınmış Bir Sosyal Güvenlik Sistemi, Yıl:9, Sayı: 43, Mayıs- Haziran 2007 24. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sisteminde Yardım ve Dayanışma, Yıl: 10, Sayı: 45, Eylül- Ekim 2007 25. MESS Mercek, Türkiye’de İşsizlik ve İstihdam Sorununa Yönelik Arayışlar, Yıl: 12, Sayı: 48, Ekim 2007 26. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlikte Yeniden Yapılanma ve ‘Tek Çatı, Sorunu, Yıl: 10, Sayı: 46, Kasım- Aralık 2007 27. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlikte Zorlu Dönemeç, Yıl: 10, Sayı: 48, Mart- Nisan 2008 28. MESS Mercek, Sosyal Güvenlikte Geçiş Dönemi,, Yıl: 13, Sayı: 50, Nisan 2008 29. Sosyal Güvenlik Dünyası, Kayıt Dışı İstihdam ve Yaşanan Sorunlar, Yıl: 10, Sayı: 50, Temmuz- Ağustos 2008 30. TİSK İşveren Dergisi, Küresel Ekonomik Kriz ve İşsizlik, Cilt. 47, Sayı. 2, Kasım 2008 31. MESS Mercek Dergisi, Ekonomik Kriz ve Sosyal Yaşam, Yıl: 14, Sayı: 53, Ocak 2009 32. TİSK İşveren Dergisi, İstihdamın Korunmasında ve Geliştirilmesinde Yaşanan Sorunlar, Cilt: 47, Sayı: 8, Mayıs 2009 33. Sosyal Güvenlik Dünyası, Genç İşsizlerin Önceliği: ‘İstihdam, Yıl: 12, Sayı: 62, Ekim 2009 34. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sağlık Sistemi ve Yeşil Kart Uygulaması, Yıl: 12, Sayı: 64, Aralık 2009 35. MESS Mercek Dergisi, Gençlerinde Hayalleri Var!.., Yıl: 15, Sayı: 58, Nisan 2010 36. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Yardım ve Hizmetler Sosyal Güvenlik Sistemi İçinde Düzenlenebilir Mi?, Yıl: 13, Sayı: 67, Mayıs- Haziran 2010 37. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sağlık Sistemi ve Yeni Gelişmeler, Yıl: 13, Sayı: 69, Eylül- Ekim 2010 38. MESS Mercek Dergisi, Yaşlanan Nüfus ve Sosyal Güvenlik Sistemi, Yıl: 16, Sayı: 61, Ocak 2011 39. SGK Bülteni, Sosyal Güvenlik Kurumu ve Kayıt Dışı İstihdam, Sayı: 39, Ocak- Şubat 2011 40. SGK Bülteni, Sosyal Güvenlik Kurumunun Yenilenen Vizyonu, Sayı: 40, Mart- Nisan 2011 41. MESS Mercek Dergisi, Türkiye’de Kadın İstihdamının Yansıttığı Gerçekler, Yıl: 16, Sayı: 62, Nisan 2011 42. MESS Mercek Dergisi, Mesleki Eğitim Sistemi ve İstihdam, Yıl: 16, Sayı: 63, Temmuz 2011 43. MESS Mercek Dergisi, Dünyada ve Türkiye’de Yoksulluk, Yıl: 17, Sayı: 65, Ocak 2012 44. TİSK İşveren Dergisi, Küresel Ekonomik Krizin Seyri ve Sosyal Boyutu, Cilt: 50, Sayı: 1, Ocak- Şubat 2012 45. İNŞAAT Sanayii Dergisi, Gelişen İnşaat Sektörü ve İstihdam, Yıl: 22, Sayı: 129, Ocak- Şubat 2012 46. Sosyal Güvenlik Dünyası, Özürlülerin Sosyal Güvenliği, Yıl: 15, Sayı: 77, Ocak- Şubat 2012 47. MESS Mercek Dergisi, Türkiye’de Kadın Potansiyeli ve Kadın Girişimciliği, Yıl: 17, Sayı: 66, Nisan 2012 48. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlikte Kapsam Sorunu ve Genel Sağlık Sigortası, Yıl: 15, Sayı: 79, Mayıs- Haziran 2012 49. Sosyal Güvenlik Dünyası, İş Kazaları ve İş Güvenliği Alanında Ne Durumdayız?, Yıl: 15, Sayı: 80, Temmuz- Ağustos 2012 50. TİSK İşveren Dergisi, Sosyal Güvenlik Sistemi ve Yeni Gelişmeler, Cilt: 50, Sayı: 6, Kasım- Aralık 2012 51. Sosyal Güvenlik Dünyası, İstihdam Amaçlı Mesleki Eğitim Sistemi, Yıl: 16, Sayı: 83, Ocak- Şubat 2013 52. Sosyal Güvenlik Dünyası, Türkiye’de Emeklilik Sistemi, Yıl: 16, Sayı: 84, Mart- Nisan 2013 53. TİSK İşveren Dergisi, Genç İşsizliği ve İstihdam Üreten Girişimcilik, Cilt:53, Sayı 2, Mart- Nisan 2015 54. TİSK İşveren Dergisi, Dünyada ve Türkiye’de Göç Sorunu, Mülteci Krizinin Sosyal Boyutu, Ocak-Şubat 2016, Cilt 54, Sayı 1 55. TİSK İşveren Dergisi, Mülteci Krizi Bir İnsanlık Krizidir!.., Mart-Nisan 2016, Cilt 54, Sayı 2
Değerli okurlarım, ailedeki birlikteliği sona erdiren boşanma, toplumsal yaşamın bir gerçeği. Aile Mahkemeleri, boşanmak isteyen binlerce çiftin davasını karara bağlıyor. Bu mahkemelere açılan davaların temyize götürülmesi halinde, kural olarak Yargıtay 2. Hukuk Dairesi davaya son noktayı koyuyor. Yargıtay kararları emsal teşkil edebiliyor. Boşanmak, toplumsal yaşamda zorunlu durumlarda ne denli kabul gören bir sosyal olgu ise ortaya çıkardığı sonuçlarda o denli sosyal bir olgu. Aile, toplumsal yapının en küçük yapı taşı. Bu taşlardan birinin değil, binlercesinin çekildiği bir yapı ayakta durabilir mi? Toplumsal yapının ayakta duramadığını, şiddetli sarsıntı geçirdiğini özellikle çocuklu ailelerdeki boşanmaların, çocukları oldukça olumsuz etkilemesinden anlıyoruz. Mevcut Anayasa’mızın Ailenin Korunmasına ilişkin 41. Maddesi şöyle diyor: Aile Türk toplumunun temelidir. Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.,, Başta Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı olmak üzere, ailenin ve çocukların korunması amacıyla kurulan bakım ve şefkat evleri, yetiştirme yurtları, özürlü, yaşlı, çocuk ve şiddet gören kadınlara yönelik hizmetler Anayasa’nın amir hükmü doğrultusunda faaliyet gösteriyor. Ama; bu faaliyetlerin ailenin korunması yolunda alınan mesafeyi ve ortaya koyduğu sonuçları sorgulamak gerekiyor. EVLİLİKLER NEDEN BİTİYOR? Çiftler, ömür boyu birlikte olmak ve aile birliğini korumak amacıyla evlenme isteklerini yazılı olarak bildiriyor. Evlenmelerine engel bir durumun bulunmadığının tespitiyle şahitler önünde nikah memuru vasıtasıyla nikahları kıyılıyor. Anımsayacaksınız; aile birliğinin kurulmasıyla nikah memurunun karşısında eş olarak ilan edilen çiftlere ömür boyu mutluluklar dileyen yetkili memurun söylediği şu sözler çok anlamlı: Evlenmede asıl olan aile birliğini ömür boyu mutluluk içinde korumaktır. Mutluluk karşılıklı sevgi, saygıya bağlıdır. İyi günleriniz olduğu kadar, kötü ve sıkıntılı günlerinizde olacak. Size düşen görev birbirinize destek olmanızdır. Boşanmaların ortaya koyduğu tablo maalesef çok sayıda çiftin bu temenniyi yerine getiremediğini gösteriyor. Boşanmayı meşru kılan ve yasal dayanağı olan zina, hayata kast, terk, çok fena onur kırıcı davranışlar, fiziksel şiddet gibi nedenler bir yana, ciddiye alınmayacak nedenlerden ötürü çiftlerin boşanmak için Aile Mahkemelerinde dava açtıklarını gözlemliyoruz. Özellikle şiddetli geçimsizlik nedeniyle açılan boşanma davalarının içeriği incelendiğinde, eşlerin karşılıklı ilişkilerinin sabır, hoşgörü, sadakat, iyi niyet ve anlayış yoksunluğundan ötürü evliliklerini sonlandırdıkları görülmektedir. Aile, sağlam temeller üzerine kurulmuş, eşlerin birbirlerine pamuk ipliği ile bağlı olmadığı bir yapıda olmalıdır. Boşanma davalarına ilişkin yapılan araştırmalar, eşlerin evliliğin ilk yıllarında birbirlerini yeterince tanımadan, karşılıklı hak ve yükümlülüklerin ihlali sonucu boşanma davası açtıklarını ortaya koymaktadır. RAKAMLAR NE DİYOR? Ülkemizde evlenme ve boşanmaya ilişkin istatistikler Türkiye İstatistik Kurumunca periyodik olarak yayımlanmaktadır. Bu istatistiklerden 2005-2008 dönemi incelendiğinde evlenen sayısı ile birlikte boşanmalarında arttığı görülmektedir. Yılda 640 bin civarındaki evlenme sayısına karşılık, boşanmaların da yüz bin civarında olduğu görülmektedir. 2009 yılından itibaren evlenme sayısındaki azalmaya karşın, boşanmalardaki azalış dikkati çekici bir seviyede değildir. Kurumun, 2012 yılı 2. Dönemine ilişkin istatistiklerine bakıldığında 173.462 çiftin evlenmesine karşın 33.197 çift ise boşanmıştır. Evlenme sayısında en fazla artış % 4,9 ile Doğu Karadeniz Bölgesinde, en fazla düşüş ise % 4,7 ile Kuzeydoğu Anadolu Bölgesinde gerçekleşmiştir. Evlenme ve boşanmaların ortaya çıkardığı bazı tespitler bulunmaktadır. TÜİK tarafında 2012 yılı 2. Dönem sonu itibarıyla yapılan bu tespitler şöyledir: § Boşanmaların % 40,2 si evliliğin ilk 5 yılı içinde gerçekleşmektedir. § Evlilik süresi arttıkça boşanma oranları azalmaktadır.(5-16 yıl arası süren evliliklerde) § 16 yıl ve daha fazla süreli evli çiftlerde boşanmaların oranı % 23,8 dir. § Boşanma sayısında en fazla azalma % 5,8 ile Batı Karadeniz Bölgesinde, en fazla artış ise % 20,2 ile Ortadoğu Anadolu Bölgesinde görülmüştür. § Ortalama ilk evlenme yaşı erkekler için 26.8, kadınlar için 23.7 dir. GÜZEL OLAN AYNI YUVAYI PAYLAŞABİLMEKTİR Sevgili okurlarım, sağlıklı bir aile mutluluğa götürür iken boşanmalardan geriye üzüntü, keder ve gözyaşı kalmaktadır. Boşanmayı evliliğin sigortası olarak görenler, boşanma davası açmadan önce iyi düşünmeleri gerekiyor. Çünkü bu sigorta gerçek manada aile bireylerini güvence altına almıyor. Evli iken boşanma aşamasına gelmiş bir çift için, çözüm olarak boşanmaktan başka bir seçenek kalmamış olabilir. Bu durum çok iyi tespit edilebilmelidir. Özgür, fakat sorumsuz ve daha rahat yaşama uğruna sudan bahanelerle evliliği bitirmek mantıklı bir yaklaşım değildir. Özellikle evli ve çocuklu ailelerin boşanmadan önce çok daha dikkatli ve duyarlı davranmaları gerekiyor. Çünkü bu tür boşanmalarda, boşanmaların acı faturası çocuklara çıkıyor. Çevremize şöyle bir baktığımızda, boşanma sonucu parçalanan ailelerde çocuklar yaşama tutunmak için büyük mücadeleler vermekte, veremeyenler ruhsal bunalıma girmekte, devletin yetiştirme yurtları ile bakım ve şefkat evleri, analar ve çocuklar için çözüm olamamaktadır. Bu durumda boşanmaları azaltan, mutlu evliliğin anahtarını veren çözümler geliştirmek gerekir. 4320 Sayılı Ailenin Korunmasına ilişkin Kanunun 1. Maddesine göre amaç; şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak tedbirlere ilişkin usul ve esasları düzenlemektir. Esas olan, eşlerin şiddete yönelmeden karşılıklı hak ve yükümlülükler konusunda saygı ortamının sağlanması, çocukların geleceği konusunda duyarlı davranış sergileme yollarının açık tutulmasıdır. Günümüzde ailenin korunması ve boşanmaların azaltılması yönünde, görsel ve yazılı basın organlarının yanı sıra değişik kuruluşlarında yeni projeler ürettiği görülmektedir. Evlilikte, ailenin korunmasına ilişkin projeler geliştirirken dikkate alınması gerekli olan hususların başında; evlilik öncesi, evlilik dönemi ve evlilik sonrası koşulların göz önünde bulundurulması gelmektedir. Şimdi bu koşulları değerlendirelim: A) EVLİLİK ÖNCESİ DÖNEM Eş adaylarının evliliğe hazır olup olmadıkları ve birbirlerini yeterince tanıyıp tanımadıklarına ilişkin dönemdir. Toplumumuzda bu süreci yeterince değerlendirmeden evlenen çok sayıda insan vardır. Evlilik öncesi dönemde çoğu kez çiftler birbirlerini tanımak yerine ‘al gülüm, ver gülüm, yaklaşımı ile gününü gün etmek veya suya sabuna dokunmadan tatlı bir söz ve nişan döneminin ardından evlenmeye teşebbüs etmektedirler. Sözlenme ve nişanlanma dönemi toplumsal geleneğimize, yaşanan belki yüz binlerce olay ile girmiş ciddiye alınması gerekli bir dönemdir. Bu dönem, sonradan üzülüp pişman olmak yerine, ya gerçekten mutluluğu yakalamak yada gerçekleri kabul edip olgun bir yaklaşımla adayların vedalaşabildiği bir dönem olmalıdır. B) EVLİLİK DÖNEMİ Bu dönem gerçeklerin artık su yüzüne çıktığı dönemdir. Anlaşarak veya birbirlerini tanıyarak evlenen çiftler mutlu bir aile birlikteliği yakalarken, birbirlerine yabancı kalmış çiftler için sıkıntılı ve sorunlu bir dönem yaşanabilir. Ailede bazı sorunların yaşanması her şeyin sonu değildir. Günümüzde bazı üniversitelerin Sürekli Eğitim Merkezleri, özel olarak çalışan danışman psikologlar, rehber uzmanlar sıkıntılı süreçten geçen çiftleri terapiye almak suretiyle sorunların çözümünde yardımcı olmaktadırlar. Aile içi ani öfkelenme veya bazı davranış bozuklukları çiftlerin soluğu Aile Mahkemelerinde alarak dava açmalarına neden olmamalı, ortada çok önemli bir sebep yoksa ebeveynlerinde desteği alınarak barışma ve sorunları konuşarak çözme yolları açık tutmalıdır. Amerikalı yazar karikatürist, Don Herold’un (1889-1966) ifade ettiği gibi: Hiçbir zaman çıktığın kapıyı hızlı çarpma geri dönmek isteyebilirsin. Evlilik döneminde dikkat edilmesi zorunlu en önemli husus varsa çocukların önünde tartışma ortamı oluşturmamaktır. Bu kurala maalesef yeterince özen gösterilmediği için gençlerin önemli bir kısmı büyüdüklerinde evlilik müessesine olumlu yaklaşmamaktadır. Çiftler, ‘kol kırılır yen içinde kalır, veya sorunlarımızı kendi aramızda çözeriz, yaklaşımı içinde hareket ederlerse ailelerini de parçalanmaktan kurtarabilirler. Ailenin korunması, parçalanmaktan elbetteki çok daha iyidir. C) EVLİLİK SONRASI DÖNEM Bu dönem gemilerin yakıldığı, boşanma davasının sonuçlandığı dönemdir. Eşlerin, artık boşandık ve birbirimizden kurtulduk şeklindeki yaklaşımı şayet çocuklar var ise sonu hüsranla sonuçlanan bir sürece dönüşebilir. Mahkeme, çocukların geleceği için bir Karar almış olsa da bu durum çocukların en yakını anne ve babasıdır gerçeğini değiştiremez. Bu nedenle eşler ayrılsa da çocuklarına ömür boyu sahip çıkmak zorundadır. Ne yazık ki; gerçekler böyle olmadığı için parçalanmış ailelerin çocukları yetiştirme yurtlarında, bakım evlerinde kişiliklerini kaybederek toplum tarafından dışlanmaktadır. Geleceğimizin teminatı olarak baktığımız çocuklarımızı, boşanmaları artırarak kaybetmemeliyiz. Her çocuk, Cenabı Allah’ın ailesine bir armağanı içi cevher dolu kıymetli bir varlıktır. Sevgili okurlarım, insan yaşamı zamana endeksli türlü güzellikler kadar, üzüntülü ve kederli günlerinde yer aldığı bir süreçtir. Bu süreçten başarı ile çıkmak birazda kendi elimizdedir. Güzel olan parçalanmak değil, bir araya gelebilmektir. Yuvamızın güzelliğini koruyabilmektir. Ailemizi sahip olduğumuz değerlerimizle ayakta tutabilmektir. Unutmayalım ki daima yıkmak kolay, kalplere girmek zordur. Güzelliklerde aslında kalplerimizde saklıdır. Bu güzellikleri ortaya çıkarıp, değerlerimizle zenginleştirdiğimiz bu fani dünyada hepinize mutlu ve sağlıklı günler diliyorum. Atıf ÖZGEN İDD Kurucu Üyesi, Eğitim Araştırma Kurulu Başkanı
Değerli okurlarım, ailedeki birlikteliği sona erdiren boşanma, toplumsal yaşamın bir gerçeği. Aile Mahkemeleri, boşanmak isteyen binlerce çiftin davasını karara bağlıyor. Bu mahkemelere açılan davaların temyize götürülmesi halinde, kural olarak Yargıtay 2. Hukuk Dairesi davaya son noktayı koyuyor. Yargıtay kararları emsal teşkil edebiliyor.
Boşanmak, toplumsal yaşamda zorunlu durumlarda ne denli kabul gören bir sosyal olgu ise ortaya çıkardığı sonuçlarda o denli sosyal bir olgu. Aile, toplumsal yapının en küçük yapı taşı. Bu taşlardan birinin değil, binlercesinin çekildiği bir yapı ayakta durabilir mi?
Toplumsal yapının ayakta duramadığını, şiddetli sarsıntı geçirdiğini özellikle çocuklu ailelerdeki boşanmaların, çocukları oldukça olumsuz etkilemesinden anlıyoruz.
Mevcut Anayasa’mızın Ailenin Korunmasına ilişkin 41. Maddesi şöyle diyor:
Aile Türk toplumunun temelidir.
Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.,,
Başta Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı olmak üzere, ailenin ve çocukların korunması amacıyla kurulan bakım ve şefkat evleri, yetiştirme yurtları, özürlü, yaşlı, çocuk ve şiddet gören kadınlara yönelik hizmetler Anayasa’nın amir hükmü doğrultusunda faaliyet gösteriyor. Ama; bu faaliyetlerin ailenin korunması yolunda alınan mesafeyi ve ortaya koyduğu sonuçları sorgulamak gerekiyor.
EVLİLİKLER NEDEN BİTİYOR?
Çiftler, ömür boyu birlikte olmak ve aile birliğini korumak amacıyla evlenme isteklerini yazılı olarak bildiriyor. Evlenmelerine engel bir durumun bulunmadığının tespitiyle şahitler önünde nikah memuru vasıtasıyla nikahları kıyılıyor.
Anımsayacaksınız; aile birliğinin kurulmasıyla nikah memurunun karşısında eş olarak ilan edilen çiftlere ömür boyu mutluluklar dileyen yetkili memurun söylediği şu sözler çok anlamlı:
Evlenmede asıl olan aile birliğini ömür boyu mutluluk içinde korumaktır. Mutluluk karşılıklı sevgi, saygıya bağlıdır. İyi günleriniz olduğu kadar, kötü ve sıkıntılı günlerinizde olacak. Size düşen görev birbirinize destek olmanızdır.
Boşanmaların ortaya koyduğu tablo maalesef çok sayıda çiftin bu temenniyi yerine getiremediğini gösteriyor. Boşanmayı meşru kılan ve yasal dayanağı olan zina, hayata kast, terk, çok fena onur kırıcı davranışlar, fiziksel şiddet gibi nedenler bir yana, ciddiye alınmayacak nedenlerden ötürü çiftlerin boşanmak için Aile Mahkemelerinde dava açtıklarını gözlemliyoruz.
Özellikle şiddetli geçimsizlik nedeniyle açılan boşanma davalarının içeriği incelendiğinde, eşlerin karşılıklı ilişkilerinin sabır, hoşgörü, sadakat, iyi niyet ve anlayış yoksunluğundan ötürü evliliklerini sonlandırdıkları görülmektedir.
Aile, sağlam temeller üzerine kurulmuş, eşlerin birbirlerine pamuk ipliği ile bağlı olmadığı bir yapıda olmalıdır. Boşanma davalarına ilişkin yapılan araştırmalar, eşlerin evliliğin ilk yıllarında birbirlerini yeterince tanımadan, karşılıklı hak ve yükümlülüklerin ihlali sonucu boşanma davası açtıklarını ortaya koymaktadır.
RAKAMLAR NE DİYOR?
Ülkemizde evlenme ve boşanmaya ilişkin istatistikler Türkiye İstatistik Kurumunca periyodik olarak yayımlanmaktadır. Bu istatistiklerden 2005-2008 dönemi incelendiğinde evlenen sayısı ile birlikte boşanmalarında arttığı görülmektedir. Yılda 640 bin civarındaki evlenme sayısına karşılık, boşanmaların da yüz bin civarında olduğu görülmektedir.
Evlenme ve boşanmaların ortaya çıkardığı bazı tespitler bulunmaktadır. TÜİK tarafında 2012 yılı 2. Dönem sonu itibarıyla yapılan bu tespitler şöyledir:
§ Boşanmaların % 40,2 si evliliğin ilk 5 yılı içinde gerçekleşmektedir.
§ Evlilik süresi arttıkça boşanma oranları azalmaktadır.(5-16 yıl arası süren evliliklerde)
§ 16 yıl ve daha fazla süreli evli çiftlerde boşanmaların oranı % 23,8 dir.
§ Boşanma sayısında en fazla azalma % 5,8 ile Batı Karadeniz Bölgesinde, en fazla artış ise % 20,2 ile Ortadoğu Anadolu Bölgesinde görülmüştür.
§ Ortalama ilk evlenme yaşı erkekler için 26.8, kadınlar için 23.7 dir.
GÜZEL OLAN AYNI YUVAYI PAYLAŞABİLMEKTİR
Sevgili okurlarım, sağlıklı bir aile mutluluğa götürür iken boşanmalardan geriye üzüntü, keder ve gözyaşı kalmaktadır. Boşanmayı evliliğin sigortası olarak görenler, boşanma davası açmadan önce iyi düşünmeleri gerekiyor. Çünkü bu sigorta gerçek manada aile bireylerini güvence altına almıyor.
Evli iken boşanma aşamasına gelmiş bir çift için, çözüm olarak boşanmaktan başka bir seçenek kalmamış olabilir. Bu durum çok iyi tespit edilebilmelidir. Özgür, fakat sorumsuz ve daha rahat yaşama uğruna sudan bahanelerle evliliği bitirmek mantıklı bir yaklaşım değildir.
Özellikle evli ve çocuklu ailelerin boşanmadan önce çok daha dikkatli ve duyarlı davranmaları gerekiyor. Çünkü bu tür boşanmalarda, boşanmaların acı faturası çocuklara çıkıyor.
Çevremize şöyle bir baktığımızda, boşanma sonucu parçalanan ailelerde çocuklar yaşama tutunmak için büyük mücadeleler vermekte, veremeyenler ruhsal bunalıma girmekte, devletin yetiştirme yurtları ile bakım ve şefkat evleri, analar ve çocuklar için çözüm olamamaktadır.
Bu durumda boşanmaları azaltan, mutlu evliliğin anahtarını veren çözümler geliştirmek gerekir. 4320 Sayılı Ailenin Korunmasına ilişkin Kanunun 1. Maddesine göre amaç; şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak tedbirlere ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.
Esas olan, eşlerin şiddete yönelmeden karşılıklı hak ve yükümlülükler konusunda saygı ortamının sağlanması, çocukların geleceği konusunda duyarlı davranış sergileme yollarının açık tutulmasıdır.
Günümüzde ailenin korunması ve boşanmaların azaltılması yönünde, görsel ve yazılı basın organlarının yanı sıra değişik kuruluşlarında yeni projeler ürettiği görülmektedir.
Evlilikte, ailenin korunmasına ilişkin projeler geliştirirken dikkate alınması gerekli olan hususların başında; evlilik öncesi, evlilik dönemi ve evlilik sonrası koşulların göz önünde bulundurulması gelmektedir. Şimdi bu koşulları değerlendirelim:
A) EVLİLİK ÖNCESİ DÖNEM
Eş adaylarının evliliğe hazır olup olmadıkları ve birbirlerini yeterince tanıyıp tanımadıklarına ilişkin dönemdir. Toplumumuzda bu süreci yeterince değerlendirmeden evlenen çok sayıda insan vardır.
Evlilik öncesi dönemde çoğu kez çiftler birbirlerini tanımak yerine ‘al gülüm, ver gülüm, yaklaşımı ile gününü gün etmek veya suya sabuna dokunmadan tatlı bir söz ve nişan döneminin ardından evlenmeye teşebbüs etmektedirler. Sözlenme ve nişanlanma dönemi toplumsal geleneğimize, yaşanan belki yüz binlerce olay ile girmiş ciddiye alınması gerekli bir dönemdir.
Bu dönem, sonradan üzülüp pişman olmak yerine, ya gerçekten mutluluğu yakalamak yada gerçekleri kabul edip olgun bir yaklaşımla adayların vedalaşabildiği bir dönem olmalıdır.
B) EVLİLİK DÖNEMİ
Bu dönem gerçeklerin artık su yüzüne çıktığı dönemdir. Anlaşarak veya birbirlerini tanıyarak evlenen çiftler mutlu bir aile birlikteliği yakalarken, birbirlerine yabancı kalmış çiftler için sıkıntılı ve sorunlu bir dönem yaşanabilir.
Ailede bazı sorunların yaşanması her şeyin sonu değildir. Günümüzde bazı üniversitelerin Sürekli Eğitim Merkezleri, özel olarak çalışan danışman psikologlar, rehber uzmanlar sıkıntılı süreçten geçen çiftleri terapiye almak suretiyle sorunların çözümünde yardımcı olmaktadırlar.
Aile içi ani öfkelenme veya bazı davranış bozuklukları çiftlerin soluğu Aile Mahkemelerinde alarak dava açmalarına neden olmamalı, ortada çok önemli bir sebep yoksa ebeveynlerinde desteği alınarak barışma ve sorunları konuşarak çözme yolları açık tutmalıdır. Amerikalı yazar karikatürist, Don Herold’un (1889-1966) ifade ettiği gibi:
Hiçbir zaman çıktığın kapıyı hızlı çarpma geri dönmek isteyebilirsin.
Evlilik döneminde dikkat edilmesi zorunlu en önemli husus varsa çocukların önünde tartışma ortamı oluşturmamaktır. Bu kurala maalesef yeterince özen gösterilmediği için gençlerin önemli bir kısmı büyüdüklerinde evlilik müessesine olumlu yaklaşmamaktadır.
Çiftler, ‘kol kırılır yen içinde kalır, veya sorunlarımızı kendi aramızda çözeriz, yaklaşımı içinde hareket ederlerse ailelerini de parçalanmaktan kurtarabilirler. Ailenin korunması, parçalanmaktan elbetteki çok daha iyidir.
C) EVLİLİK SONRASI DÖNEM
Bu dönem gemilerin yakıldığı, boşanma davasının sonuçlandığı dönemdir. Eşlerin, artık boşandık ve birbirimizden kurtulduk şeklindeki yaklaşımı şayet çocuklar var ise sonu hüsranla sonuçlanan bir sürece dönüşebilir.
Mahkeme, çocukların geleceği için bir Karar almış olsa da bu durum çocukların en yakını anne ve babasıdır gerçeğini değiştiremez. Bu nedenle eşler ayrılsa da çocuklarına ömür boyu sahip çıkmak zorundadır.
Ne yazık ki; gerçekler böyle olmadığı için parçalanmış ailelerin çocukları yetiştirme yurtlarında, bakım evlerinde kişiliklerini kaybederek toplum tarafından dışlanmaktadır.
Geleceğimizin teminatı olarak baktığımız çocuklarımızı, boşanmaları artırarak kaybetmemeliyiz. Her çocuk, Cenabı Allah’ın ailesine bir armağanı içi cevher dolu kıymetli bir varlıktır.
Sevgili okurlarım, insan yaşamı zamana endeksli türlü güzellikler kadar, üzüntülü ve kederli günlerinde yer aldığı bir süreçtir. Bu süreçten başarı ile çıkmak birazda kendi elimizdedir.
Güzel olan parçalanmak değil, bir araya gelebilmektir. Yuvamızın güzelliğini koruyabilmektir. Ailemizi sahip olduğumuz değerlerimizle ayakta tutabilmektir. Unutmayalım ki daima yıkmak kolay, kalplere girmek zordur. Güzelliklerde aslında kalplerimizde saklıdır.
Bu güzellikleri ortaya çıkarıp, değerlerimizle zenginleştirdiğimiz bu fani dünyada hepinize mutlu ve sağlıklı günler diliyorum.
Adınız Soyadınız
E-Posta
Girilecek rakam : 247186
Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.