En Son Haberler



Abdulkadir GÜLLÜ

bilgi@insanidegerler.org
  Özgeçmişi
  Tüm Yazıları

Sistem mi, Şahıs mı?

Kendime ait olan şu beyitle sözlerime başlamak istiyorum.

Sistem öne çıkmışsa, orda uygarlık vardır
Kişiler üstte ise, huzur altta kalandır

Bu söz, bize toplumun olgunluk seviyesini ölçmek için hem altın bir terazi hem de; “Kuralların gücü mü, yoksa güçlülerin kuralı mı?” paradigmasına yaklaşımın bir üç boyutlu bakışıdır.

Uygarlık, sadece inşa edilen yapılar veya teknolojik hamleler değildir; uygarlık, öngörülebilirliktir. Bir yerde "sistem" öne çıkmışsa, orada bireyin keyfiyeti değil, aklın ve adaletin tasarımı hakimdir. Sistem, kişisel hırsların ve hataların önüne çekilmiş bir settir.

Sistemin tıkır tıkır işlediği bir yapıda, direksiyonun başındaki ismin kim olduğundan ziyade, aracın hangi kurallarla ilerlediği önem kazanır. İşte bu "kurumsallaşma", toplumu kişilerin ömrüne veya mizacına mahkum olmaktan kurtarır.

“Adalet mülkün temelidir.” Bu sözdeki "mülk", sadece mal-mülk değil, devlet ve düzen demektir. Sistem bir bütündür; eğer sistemin temeli sağlamsa, üzerindeki yapı da sağlamdır.

Eğer bir toplumda sistem zayıfsa veya bozulmuşsa, boşluğu "kişiler" doldurmaya başlar. Kuralların sustuğu yerde sesini yükselten kişi, geçici bir çözüm gibi görünse de aslında uzun vadeli bir istikrarsızlığın habercisidir.

Kişilerin sistemin üstüne çıkması durumunda:

Kuralların yerini ruh halleri alır. Bugün "ak" denilene yarın "kara" denilebilir.

Sistem değil, kişiye sadakat ön plana çıkar.

Huzur, adaletin gölgesinde yetişen bir çiçektir; adaletin yerini şahsi kararlar aldığında o çiçek solar, "huzur altta kalır."

"Bir ülkede küçük insanların gölgeleri büyüyorsa, orada güneş batıyor demektir." sözüyle Konfüçyüs; kişilerin abartıldığı toplumsal bir yozlaşmaya ve çöküşe dikkat çeker.

Şahıslar, tabiatları gereği gelip geçicidir; biyolojik ömürleri, zihni yorgunlukları veya değişen öncelikleriyle sınırlıdırlar. Bir toplumu sadece "güçlü bir ismin" omuzlarına yüklemek, o isim gittiğinde koca bir yapının sarsılmasına davetiye çıkarmaktır. Oysa güvenilir bir sistem, kişilerin faniliğine karşı üretilmiş en büyük beşeri kalkandır. Sistem, hafızadır; kişiden kişiye devredilen bir bayrak yarışı değil, rayları döşenmiş bir tren hattıdır. Makinist değişse de yolun nereye çıkacağı bellidir. Bu öngörülebilirlik, bireye yarınından emin olma huzurunu verir. Çünkü bilir ki; kurumların selameti, kişilerin keyfine veya ömrüne endeksli değildir.

Bir kurumun tepesindeki isim değiştiğinde, o yapının temelleri sarsılıyor ve kurulu düzen altüst oluyor veya olacaksa; orada sistemin rüştünü ispat edemediği hazin bir gerçektir. Bir yöneticinin değişmesiyle tüm işleyişin sil baştan kurgulanması, kurumsal hafızanın kişilerin zihnine hapsedildiğinin bir nişanesidir. Bu durumda toplumun huzur ibresi, gelen kişinin şahsi müktesebatına, insafına veya mizacına göre bir aşağı bir yukarı oynamaya başlar. Oysa kadim bir devlet geleneğinde ve olgun bir uygarlıkta, dümendeki el değişse de rotanın koordinatları şaşmaz. Dış dünyaya karşı istikrarın yegâne vitrini, kişilerin parıltısı değil, sistemin sarsılmaz tutarlılığıdır. Kişilere endeksli bir düzen, fırtınalı denizde kaptanın maharetine muhtaç bir sandal gibidir; sistem ise en sert dalgalarda bile yolunu bulan dev bir gemidir.

Sistemin en büyük düşmanı "ayrıcalıklar", en büyük ilacı ise "objektifliktir." Adaletle işleyen, çarkları liyakatle dönen bir yapıda "torpil" denilen sosyal hastalık kendine barınacak bir vücut bulamaz. Zira sistem, kimin kimi tanıdığına değil, kimin neyi bildiğine bakar. Kişilerin ön planda olduğu yapılarda "iltimas" bir hayatta kalma refleksine dönüşürken; sistemin öne çıktığı yerde kurallar, kişisel referansların sesini keser. Hak edenin hakkını aldığı bir düzende, gizli kapılar ve aracı eller devre dışı kalır. Böylece liyakat, sadece bir tercih değil, sistemin vazgeçilmez bir dişlisi haline gelir.

Sistemini sağlam kuramayan devletlerin, karizmatik liderleri öldüğünde nasıl savrulduğunu hâlâ çevremizde şahitlik yaparak görüyoruz. Buna karşın, modern dünyada en başarılı yapılar, kurucusuna veya yöneticisine en az ihtiyaç duyan, kendi kendini denetleyebilen mekanizmalardır.

Örneğin, trafiğin sadece polis varken düzenli olduğu, polis gidince kaosa döndüğü bir yer "kişi odaklı" bir kargaşadır. Oysa sinyalizasyonun ve kuralların, yani sistemin işlediği bir yer uygarlıktır.

Sözün özü; sistem kötüyse, "kurtarıcı" beklemek sadece günü kurtarır. Asıl olan, kötü olan sistemi iyi bir sistemle takas etmektir; kötü nitelenen kişiyi iyi nitelenen kişiyle değil. Çünkü en iyi insan bile yanılabilir, ancak iyi bir sistem o hatayı denetleyip düzeltebilir. Bir yerde hâlâ kişinin kurtarıcı olması gündemi meşgul ediyorsa orada sistemin zayıflığı kabul ve ilan edilmiş demektir. Hâlbuki bu mesele şahısların çok üzerinde ele alınmalıdır.

Unutulmamalıdır ki; şahıslar fani, müesseseler süreklidir. Huzuru alt katmanlardan çıkarıp baş tacı yapmak istiyorsak, kişilerin gölgesinden çıkıp sistemin aydınlığına sığınmalıyız.

Prof. Dr. Abdulkadir Güllü
İnsani Değerler Derneği Genel Başkanı

 


 Okunma Sayısı : 418

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 138306

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.