Prof. Dr. Abdulkadir Güllü Hocam İnsani Değerler Derneği Web sitesinde yayınlanan “Gönlümüz Neden Daralıyor” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazıda öfkenin, tahammülsüzlüğün ve hoşgörüsüzlüğün cenderesinde kaldığımızı belirterek bu durumun ekonomik ve kültürel nedenlerine vurgu yaptı. Olaylara iki taraflı bakmanın önemine değindi. Sosyal olayların birden çok nedeni var. Bunlardan biri de baştakiler kavga içindeyken, halkın uyumlu olmasının beklenemeyeceğidir. “Balık baştan kokar” şeklindeki atasözümüz bu gerçeğin altını çizer. Bir Kayseri fıkrası, yukardaki uyumsuzluğun aşağıya nasıl hemen yansıdığı anlatır. Keşlioğlu Mustafa Efendi bir gün Zincidere’den eşekle gelirken Talas’ın düzlüğünde bir papazın arkasından yetişir. Kendisi eşek üzerinde papaz yaya vaziyette yol arkadaşı olarak konuşa konuşa giderken birden hava bozar, gök gürlemeye şimşekler çakmaya başlar. Keşlioğlu papaza; -Bunun aslı ne bu niye böyle oluyor? Diye sorar. Papaz şaka olsun diye: -Muhammed ile İsa gökte dövüşüyor, diye cevap verir. Eşekten bir anda aşağı atlayan Keşlioğlu değnekle papaza vurmaya başlar. -Domuzun gavuru onlar orda dövüşüyor da biz bu arada niye duruyok, der. Yukarıda kavga yapıp sonra birlikten beraberlikten bahsetmek, yukarıda sağduyulu davranmayıp milletin sağduyusuna güzellemeler yapmak, mikrofona fiyakalı cümleler kurup, yanlış davranışlar sergilemek, sonra da halka övgüler düzmek ne derece doğrudur? Toplumu yöneten yöneticiler karşılıklı kavgayı kışkırtmak yerine karşılıklı anlayışı esas alsalar daha seviyeli bir yarış söz konusu olur. Bu durum toplum tabanına öfkeye tahammülsüzlüğe değil, nitelikli ve ilkeli bir anlayışa rehberlik eder. ABD’de 2016 başkanlık seçimlerinde Hillary Clinton ile Donald Trump yarışıyordu. Bir televizyon programına birlikte çıktılar. Seyircilerden Karl Becker bir soru sordu. “Birbirinize saygı duyduğunuz tek bir olumlu özelliği söyler misiniz?” Clinton, Trump’ı çocukları dolayısıyla övdü. “Çocukların bu kadar özgüvenli olması babaları hakkında fikir veriyor” dedi. Trump, Clinton’u azmi nedeniyle övdü, onu bir savaşçı olarak gördüğünü söyledi. Soruyu soran Becker, “Çamur atma ve suçlamalarla dolu kampanyaya biraz medeniyet getirmek istediğini” belirtti. Her gün karşılıklı siyasi hakaretlerin yapıldığı günümüzde acaba bir gazeteci siyasi liderlere rakipleri hakkında olumlu bir özellik nedir diye soramaz mı? Siyasete veya kişilere siyah-beyaz şeklinde Aristo mantığı ile bakmanın insanları yanlışa götürdüğünü söyleyemez mi? Her siyasi lidere siyasi etik açısından bir özeleştiri yapsanız kendinizle ilgili ne söylerdiniz diye soramaz mı? “Bir gün siyasi hayatınız bittiğinde ya da ölünce hangi olumlu özelliklerinizle anılmak isterdiniz” diye bir farkındalık sorusu yöneltse ne olur? Thomas More “Hepimiz aynı arabada idamımıza doğru yol alıyoruz; öyleyse birinden nasıl nefret edebilirim ya da onun kötülüğünü isteyebilirim” demiş. Acaba siyasi bir lidere bu sözün anlamı sorulsa ne cevap verirdi? İnsanda öfke potansiyeli güçlü bir enerji kaynağıdır. Bunu hem yaratıcılık hem de yıkıcılık alanında kullanmak mümkündür. Acaba siyasi liderlere öfkenin kontrolü ve yapıcı kullanımı konusunda özel eğitimler verilemez mi? Böylelikle hem kendi sağlıkları hem de toplumun huzuru açısından olumlu mesafeler alınamaz mı? Düşünceye saygının yerleşmesi için felsefe eğitimi önemli rol oynar. İnsanlar bir tartışmada felsefi bir yaklaşımla karşı tarafı daha rahat anlar. Şiddete ve kavgaya başvurmaksızın düşünce gücüyle rekabet etmek daha insani bir yoldur. Bu bakımdan siyasi liderlerin iyi bir felsefeci danışmanı olsa kaba söze, hakarete, bağırmaya gerek kalmaksızın düşünceyle karşı tarafın tezlerini çürütmek mümkün olamaz mı? Bilişsel esnekliği sağlayacak en önemli araçlardan biri de mizahtır. Mizah kullanan siyasetçi hem yaptığı işi eğlenceli hale getirir hem de toplumda büyük sempati toplar. Toplumsal gerginlikleri azaltır. Bu nedenle siyasi liderlerin iyi bir mizah danışmanına ihtiyaçları vardır. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun almış olduğu karara göre 21 Eylül Dünya Barış günü olarak kabul edilmiştir. Siyasi liderler her yıl 21 Eylül Dünya Barış Gününde el ele tutuşsalar, kucaklaşsalar. Topluma “Biz barış içindeyiz. Tüm çabamız bu toplumun huzur ve refahı içindir. Bu milletin evlatlarıyız. Birbirimize düşman değiliz. Bizler dostuz. Karşıt görünmemiz sadece hizmette yarış amacıyladır.” deseler ne olurdu? Abdulkadir Hocamın yazdıkları bana bunları çağrıştırdı. Eminim bu yazıyı okuyanlar daha ufuk açıcı çağrışımlar olabilir. Yorumlarınızla yazımız zenginleşebilir. Av. Durdu GÜNEŞ
Prof. Dr. Abdulkadir Güllü Hocam İnsani Değerler Derneği Web sitesinde yayınlanan “Gönlümüz Neden Daralıyor” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazıda öfkenin, tahammülsüzlüğün ve hoşgörüsüzlüğün cenderesinde kaldığımızı belirterek bu durumun ekonomik ve kültürel nedenlerine vurgu yaptı. Olaylara iki taraflı bakmanın önemine değindi.
Sosyal olayların birden çok nedeni var. Bunlardan biri de baştakiler kavga içindeyken, halkın uyumlu olmasının beklenemeyeceğidir. “Balık baştan kokar” şeklindeki atasözümüz bu gerçeğin altını çizer.
Bir Kayseri fıkrası, yukardaki uyumsuzluğun aşağıya nasıl hemen yansıdığı anlatır. Keşlioğlu Mustafa Efendi bir gün Zincidere’den eşekle gelirken Talas’ın düzlüğünde bir papazın arkasından yetişir. Kendisi eşek üzerinde papaz yaya vaziyette yol arkadaşı olarak konuşa konuşa giderken birden hava bozar, gök gürlemeye şimşekler çakmaya başlar. Keşlioğlu papaza; -Bunun aslı ne bu niye böyle oluyor? Diye sorar. Papaz şaka olsun diye: -Muhammed ile İsa gökte dövüşüyor, diye cevap verir. Eşekten bir anda aşağı atlayan Keşlioğlu değnekle papaza vurmaya başlar. -Domuzun gavuru onlar orda dövüşüyor da biz bu arada niye duruyok, der. Yukarıda kavga yapıp sonra birlikten beraberlikten bahsetmek, yukarıda sağduyulu davranmayıp milletin sağduyusuna güzellemeler yapmak, mikrofona fiyakalı cümleler kurup, yanlış davranışlar sergilemek, sonra da halka övgüler düzmek ne derece doğrudur?
Toplumu yöneten yöneticiler karşılıklı kavgayı kışkırtmak yerine karşılıklı anlayışı esas alsalar daha seviyeli bir yarış söz konusu olur. Bu durum toplum tabanına öfkeye tahammülsüzlüğe değil, nitelikli ve ilkeli bir anlayışa rehberlik eder. ABD’de 2016 başkanlık seçimlerinde Hillary Clinton ile Donald Trump yarışıyordu. Bir televizyon programına birlikte çıktılar. Seyircilerden Karl Becker bir soru sordu. “Birbirinize saygı duyduğunuz tek bir olumlu özelliği söyler misiniz?” Clinton, Trump’ı çocukları dolayısıyla övdü. “Çocukların bu kadar özgüvenli olması babaları hakkında fikir veriyor” dedi. Trump, Clinton’u azmi nedeniyle övdü, onu bir savaşçı olarak gördüğünü söyledi. Soruyu soran Becker, “Çamur atma ve suçlamalarla dolu kampanyaya biraz medeniyet getirmek istediğini” belirtti.
Her gün karşılıklı siyasi hakaretlerin yapıldığı günümüzde acaba bir gazeteci siyasi liderlere rakipleri hakkında olumlu bir özellik nedir diye soramaz mı? Siyasete veya kişilere siyah-beyaz şeklinde Aristo mantığı ile bakmanın insanları yanlışa götürdüğünü söyleyemez mi? Her siyasi lidere siyasi etik açısından bir özeleştiri yapsanız kendinizle ilgili ne söylerdiniz diye soramaz mı? “Bir gün siyasi hayatınız bittiğinde ya da ölünce hangi olumlu özelliklerinizle anılmak isterdiniz” diye bir farkındalık sorusu yöneltse ne olur? Thomas More “Hepimiz aynı arabada idamımıza doğru yol alıyoruz; öyleyse birinden nasıl nefret edebilirim ya da onun kötülüğünü isteyebilirim” demiş. Acaba siyasi bir lidere bu sözün anlamı sorulsa ne cevap verirdi?
İnsanda öfke potansiyeli güçlü bir enerji kaynağıdır. Bunu hem yaratıcılık hem de yıkıcılık alanında kullanmak mümkündür. Acaba siyasi liderlere öfkenin kontrolü ve yapıcı kullanımı konusunda özel eğitimler verilemez mi? Böylelikle hem kendi sağlıkları hem de toplumun huzuru açısından olumlu mesafeler alınamaz mı? Düşünceye saygının yerleşmesi için felsefe eğitimi önemli rol oynar. İnsanlar bir tartışmada felsefi bir yaklaşımla karşı tarafı daha rahat anlar. Şiddete ve kavgaya başvurmaksızın düşünce gücüyle rekabet etmek daha insani bir yoldur. Bu bakımdan siyasi liderlerin iyi bir felsefeci danışmanı olsa kaba söze, hakarete, bağırmaya gerek kalmaksızın düşünceyle karşı tarafın tezlerini çürütmek mümkün olamaz mı?
Bilişsel esnekliği sağlayacak en önemli araçlardan biri de mizahtır. Mizah kullanan siyasetçi hem yaptığı işi eğlenceli hale getirir hem de toplumda büyük sempati toplar. Toplumsal gerginlikleri azaltır. Bu nedenle siyasi liderlerin iyi bir mizah danışmanına ihtiyaçları vardır.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun almış olduğu karara göre 21 Eylül Dünya Barış günü olarak kabul edilmiştir. Siyasi liderler her yıl 21 Eylül Dünya Barış Gününde el ele tutuşsalar, kucaklaşsalar. Topluma “Biz barış içindeyiz. Tüm çabamız bu toplumun huzur ve refahı içindir. Bu milletin evlatlarıyız. Birbirimize düşman değiliz. Bizler dostuz. Karşıt görünmemiz sadece hizmette yarış amacıyladır.” deseler ne olurdu?
Abdulkadir Hocamın yazdıkları bana bunları çağrıştırdı. Eminim bu yazıyı okuyanlar daha ufuk açıcı çağrışımlar olabilir. Yorumlarınızla yazımız zenginleşebilir.
Av. Durdu GÜNEŞ
Adınız Soyadınız
E-Posta
Girilecek rakam : 89308
Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.