Amerika Birleşik Devletleri, tek bir ırka veya etnik kökene dayanan klasik anlamda bir milletin devleti değildir; ancak bugün dünyanın süper gücüdür. Dünyanın her köşesinden insanlar, evrensel insani değerleri yaşamak, güvenliğe kavuşmak, refah ve huzuru bulmak amacıyla oraya akın etmektedir. Farklı coğrafyalardan gelen bu insanlar, bir yemine sadık kalarak vatandaş olurlar. Orada aidiyetin ölçüsü soy sop değil, ülkenin menfaatlerini en üst seviyede koruma iradesidir. Keza Avrupa Birliği, yüzyıllarca birbiriyle savaşmış 27 ayrı devleti ortak bir potada eritip sınırları kaldırarak tek bir güç gibi hareket etmeyi başarmıştır. Dünya devleri küresel ölçekte birleşip büyürken, ne yazık ki stratejik öneme sahip daha küçük coğrafyalarda binbir hile, desise ve ayak oyunlarıyla insanlar birbirinden koparılmaya, yapay fay hatlarıyla birbirine düşürülmeye çalışılmaktadır. Oysa akıl, hüküm verirken eldeki tüm verilerden yararlanır. Akıllı insan hata yapmamaya gayret eder; daha akıllı ve feraset sahibi insan ise küresel resmi doğru okuyarak temkinli ve sağlıklı kararlar verir. Bölüşürsek tok oluruz, bölünürsek yok oluruz. (Yunus Emre) Günümüz dünyasında herhangi bir gerekçeyle küçülmeyi, içe kapanmayı veya mikro-milliyetçiliği savunmak, emperyalist odakların sofrasına "kolay lokma" olmaktan başka bir işe yaramaz. Dünya devleri bu bütünleşmeyi nasıl başardıysa, biz de Türkiye olarak tarihten gelen ortak değerlerimizi, asırlık yaşanmışlıklarımızı ve büyük fedakarlıklarımızı ön plana çıkarmak zorundayız. Küçük hesaplardan ve ayrılıkçılıktan medet umanlara asla fırsat vermemeliyiz. Dünya bugün neredeyse birkaç ortak iletişim diliyle entegre olmaya doğru evrilirken, bizim evrensel karşılığı olmayan mahalli lehçeleri eğitim dili haline getirmek gibi, kendi geleceğimize ve ortak geleceğimize zarar verecek yapay tartışmalarla kaybedecek vaktimiz yoktur. Şüphesiz ki yerelde, mahallede, aile içinde kim nasıl yaşamak istiyorsa, özgürce ve başkasının hayatını zora sokmadan yaşamalıdır; kim hangi dili konuşuyorsa konuşmalıdır. Kültürel zenginlik baş tacıdır. Ancak iş eğitim, devlet ve geleceğin inşasına geldiğinde, milli politikalardan ödün vermeyen, daha kucaklayıcı ve bütüncül yaklaşımlar ortaya koymak hayati bir zorunluluktur. Ne acıdır ki, bazen topluma mal olmuş siyasetçilerin, din adamlarının, akademisyenlerin ve kanaat önderlerinin bu aklıselimden koptuklarına şahit oluyoruz. Sırf dar bir kitle tarafından alkışlanmak, anlık iltifatlar toplamak ya da popülist rüzgarlara kapılmak uğruna, arkası önü hesaplanmamış ayrılıkçı fikirleri ortaya atanlar büyük bir vebal altındadır. Allah’tan korkanlara, hiç yakışmaz entrika! Hayır-huzur arama, varsa orda tefrika (Abdulkadir Güllü) Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez (Mehmet Âkif Ersoy) Bugün her zamankinden daha milli düşünmek, daha kapsayıcı olmak, dünyayı ve küresel jeopolitiği doğru okumak zorundayız. Bu doğrultuda başarmak zorunda ve sorumluluğunda olduğumuz gerçekler vardır, bunlar: - Duygusal tepkilerle değil, aklıselimle hareket ederek kenetlenmek. - Hukukun üstünlüğünü, adaleti ve insan haklarını hiç kimseyi ayırt etmeksizin eksiksiz uygulamak. Uzak dur tefrikadan, öfke ile savrulma Sevmesen de birini adaletten ayrılma (Abdulkadir Güllü) - Evrensel insani değerleri hayatımızın bir parçası yaparken; milli, manevi ve mali değerlerimizi de bu gücün sarsılmaz dokusu haline getirmek. Büyük Türkiye ideali; küçük hesaplardan arınmadan, şahsi ve zümresel menfaatleri elinin tersiyle itmeden ve dünyadaki büyük resmi doğru analiz etmeden gerçekleşemez. Gerçek bir birliktelik, yalnızca kuru bir kalabalığın yan yana gelmesi demek değildir. Güçlü bir gelecek inşası; aynı toprağı paylaşan insanların samimi niyetlerde, ortak değerlerde ve temiz bir vicdanda buluşmasını gerektirir. Şahsi menfaatlerin, sinsi hesapların ve kötü niyetlerin olduğu yerde hakiki bir kenetlenmeden söz edilemez. Bizi bir arada tutacak olan asıl kuvvet, yüreklerin aynı temiz amaç için çarpmasıdır. İyiler ve kötüler rastgele birlik olmaz Niyette buluşmayan kişi kişiyi bulmaz (Abdulkadir Güllü) Nitekim bu topraklarda mayalanan kardeşlik bağımız, kökleri tarihin derinliklerine uzanan sarsılmaz bir soy ve kader birliğidir. Bu hakikati ve aidiyet şuurunu şu mısralarla açıkça beyan etmek isterim: Serdengeçti Yörüğüm, Oğuz Kağan’dan kanım Kayı, Kınık, Avşar, Kürt, Türkmen’den gelir şanım Hangi gafil ayırır, etle tırnak olmuşken? Türk evladı Türk’üm ben; budur benim beyanım (Abdulkadir Güllü) Türkiye’de demokrasi standartlarını mümkün olan en yüksek seviyeye çıkarmak; Türk’ü ile Kürt’ü ile, bu topraklarda nefes alan her türlü farklı köken ve inanışı samimiyetle kucaklayarak güçlü bir birlik oluşturmak ortak andımız olmalıdır. Ayrımcılıkta, bölünmede veya mikro-kimliklerde çözüm aramak, hele ki Türkiye gibi bir coğrafyada asla iyi niyetli bir proje veya yaklaşım olamaz. Hakla, hukukla, adaletle ve insani değerleri zirveye taşımış bir devlet anlayışıyla; birimizin varlığının diğerine güç verdiği bir şuurla yaşamak, bu topraklardaki ömrümüzü uzatır, gücümüzü artırır, refah ve huzurumuzu perçinler. Mermeri delen suyun gücü değil, damlaların sürekliliğidir. Bizim sürekliliğimiz ve sarsılmazlığımız da birlikteliğimizde saklıdır. Ayrılıkta çözüm arayanlar, birlikteki bereketi, kuvveti ve ilahi nimeti görmezden gelen kör bir bakış açısının esiridirler ve bu yürüyüşte asla iyi niyetli kabul edilemezler. Türkiye'nin reçetesi bellidir: Tam demokrasi, güçlü adalet ve sarsılmaz bir sivil birliktelik. Prof. Dr. Abdulkadir Güllü İnsani Değerler Derneği Genel Başkanı
Amerika Birleşik Devletleri, tek bir ırka veya etnik kökene dayanan klasik anlamda bir milletin devleti değildir; ancak bugün dünyanın süper gücüdür. Dünyanın her köşesinden insanlar, evrensel insani değerleri yaşamak, güvenliğe kavuşmak, refah ve huzuru bulmak amacıyla oraya akın etmektedir. Farklı coğrafyalardan gelen bu insanlar, bir yemine sadık kalarak vatandaş olurlar. Orada aidiyetin ölçüsü soy sop değil, ülkenin menfaatlerini en üst seviyede koruma iradesidir. Keza Avrupa Birliği, yüzyıllarca birbiriyle savaşmış 27 ayrı devleti ortak bir potada eritip sınırları kaldırarak tek bir güç gibi hareket etmeyi başarmıştır.
Dünya devleri küresel ölçekte birleşip büyürken, ne yazık ki stratejik öneme sahip daha küçük coğrafyalarda binbir hile, desise ve ayak oyunlarıyla insanlar birbirinden koparılmaya, yapay fay hatlarıyla birbirine düşürülmeye çalışılmaktadır. Oysa akıl, hüküm verirken eldeki tüm verilerden yararlanır. Akıllı insan hata yapmamaya gayret eder; daha akıllı ve feraset sahibi insan ise küresel resmi doğru okuyarak temkinli ve sağlıklı kararlar verir.
Bölüşürsek tok oluruz, bölünürsek yok oluruz. (Yunus Emre)
Günümüz dünyasında herhangi bir gerekçeyle küçülmeyi, içe kapanmayı veya mikro-milliyetçiliği savunmak, emperyalist odakların sofrasına "kolay lokma" olmaktan başka bir işe yaramaz. Dünya devleri bu bütünleşmeyi nasıl başardıysa, biz de Türkiye olarak tarihten gelen ortak değerlerimizi, asırlık yaşanmışlıklarımızı ve büyük fedakarlıklarımızı ön plana çıkarmak zorundayız. Küçük hesaplardan ve ayrılıkçılıktan medet umanlara asla fırsat vermemeliyiz.
Dünya bugün neredeyse birkaç ortak iletişim diliyle entegre olmaya doğru evrilirken, bizim evrensel karşılığı olmayan mahalli lehçeleri eğitim dili haline getirmek gibi, kendi geleceğimize ve ortak geleceğimize zarar verecek yapay tartışmalarla kaybedecek vaktimiz yoktur. Şüphesiz ki yerelde, mahallede, aile içinde kim nasıl yaşamak istiyorsa, özgürce ve başkasının hayatını zora sokmadan yaşamalıdır; kim hangi dili konuşuyorsa konuşmalıdır.
Kültürel zenginlik baş tacıdır. Ancak iş eğitim, devlet ve geleceğin inşasına geldiğinde, milli politikalardan ödün vermeyen, daha kucaklayıcı ve bütüncül yaklaşımlar ortaya koymak hayati bir zorunluluktur.
Ne acıdır ki, bazen topluma mal olmuş siyasetçilerin, din adamlarının, akademisyenlerin ve kanaat önderlerinin bu aklıselimden koptuklarına şahit oluyoruz. Sırf dar bir kitle tarafından alkışlanmak, anlık iltifatlar toplamak ya da popülist rüzgarlara kapılmak uğruna, arkası önü hesaplanmamış ayrılıkçı fikirleri ortaya atanlar büyük bir vebal altındadır.
Bugün her zamankinden daha milli düşünmek, daha kapsayıcı olmak, dünyayı ve küresel jeopolitiği doğru okumak zorundayız. Bu doğrultuda başarmak zorunda ve sorumluluğunda olduğumuz gerçekler vardır, bunlar:
- Duygusal tepkilerle değil, aklıselimle hareket ederek kenetlenmek.
- Hukukun üstünlüğünü, adaleti ve insan haklarını hiç kimseyi ayırt etmeksizin eksiksiz uygulamak.
- Evrensel insani değerleri hayatımızın bir parçası yaparken; milli, manevi ve mali değerlerimizi de bu gücün sarsılmaz dokusu haline getirmek.
Büyük Türkiye ideali; küçük hesaplardan arınmadan, şahsi ve zümresel menfaatleri elinin tersiyle itmeden ve dünyadaki büyük resmi doğru analiz etmeden gerçekleşemez.
Gerçek bir birliktelik, yalnızca kuru bir kalabalığın yan yana gelmesi demek değildir. Güçlü bir gelecek inşası; aynı toprağı paylaşan insanların samimi niyetlerde, ortak değerlerde ve temiz bir vicdanda buluşmasını gerektirir. Şahsi menfaatlerin, sinsi hesapların ve kötü niyetlerin olduğu yerde hakiki bir kenetlenmeden söz edilemez. Bizi bir arada tutacak olan asıl kuvvet, yüreklerin aynı temiz amaç için çarpmasıdır.
Nitekim bu topraklarda mayalanan kardeşlik bağımız, kökleri tarihin derinliklerine uzanan sarsılmaz bir soy ve kader birliğidir. Bu hakikati ve aidiyet şuurunu şu mısralarla açıkça beyan etmek isterim:
Türkiye’de demokrasi standartlarını mümkün olan en yüksek seviyeye çıkarmak; Türk’ü ile Kürt’ü ile, bu topraklarda nefes alan her türlü farklı köken ve inanışı samimiyetle kucaklayarak güçlü bir birlik oluşturmak ortak andımız olmalıdır.
Ayrımcılıkta, bölünmede veya mikro-kimliklerde çözüm aramak, hele ki Türkiye gibi bir coğrafyada asla iyi niyetli bir proje veya yaklaşım olamaz. Hakla, hukukla, adaletle ve insani değerleri zirveye taşımış bir devlet anlayışıyla; birimizin varlığının diğerine güç verdiği bir şuurla yaşamak, bu topraklardaki ömrümüzü uzatır, gücümüzü artırır, refah ve huzurumuzu perçinler.
Mermeri delen suyun gücü değil, damlaların sürekliliğidir. Bizim sürekliliğimiz ve sarsılmazlığımız da birlikteliğimizde saklıdır.
Ayrılıkta çözüm arayanlar, birlikteki bereketi, kuvveti ve ilahi nimeti görmezden gelen kör bir bakış açısının esiridirler ve bu yürüyüşte asla iyi niyetli kabul edilemezler. Türkiye'nin reçetesi bellidir: Tam demokrasi, güçlü adalet ve sarsılmaz bir sivil birliktelik.
Adınız Soyadınız
E-Posta
Girilecek rakam : 526032
Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.