En Son Haberler



Atıf ÖZGEN

bilgi@insanidegerler.org
  Özgeçmişi
  Tüm Yazıları

GÜZEL OLAN; DİLENMEK DEĞİL, ÇALIŞARAK ÜRETMEKTİR!..

Değerli okuyucularım; yoksulluk sorununun çözülemediği, sosyal yardımların her kesime ulaşamadığı, gelir dağılımının adaletsiz olduğu toplumlarda dilencilik de yaygın olarak görülmektedir.

Dilenciliği meslek edinmiş bir insan, iş bulma koşullarının iyi olduğu bir ekonomik ortamda da dilenci olarak yaşamayı sürdürmektedir.  Çünkü; ona göre dilencilik terlemeden, riske girmeden kolay para kazanmanın bir yoludur.

Son yıllarda ülkemizde de; dilenci sayısının giderek artmakta olduğunu çevremizden, medyaya yansıyan haber ve görüntülerden gözlemlemekteyiz. Bu sayının artmasında özellikle Suriye’den gelen mülteciler başta olmak üzere, ateş çemberi içinde olan ekonomik istikrarı bozulmuş diğer ülkelerden kaçıp gelen insanların da rolü büyüktür.

Toplumsal yaşamı dinamik ve güçlü kılan etkenlerden biri, çalışanların üretime yaptıkları katkıdır. Bu katkıyı, toplum içinde yer alan küçük bir kesimin kayıtsız kalarak ortaya çıkan gelire çalışıp üretmeden ortak olmak istemesi adil bir paylaşım tarzı olamaz!

Toplumsal yapıda görülen yoksulluk, ülke genelinde ekonomik koşulların kötü olması halinde anlaşılabilir bir durumdur. Sosyal yardım ve dayanışma ruhunun bu koşullarda harekete geçmesi doğaldır.

Dilenciliği, ekonomik alanda kötüye gidişin ortaya çıkardığı yoksulluk sorunu ile birlikte; bir insanı böylesine bir davranışa iten psikolojik, ruhsal ve sosyal nedenler ile ülkedeki hukuki yaklaşım, eğitim düzeyi, inanç ve değerler sistemi açılarından da ele almakta yarar vardır.

HUKUKİ YAKLAŞIM, EĞİTİM VE İNANÇ SİSTEMİ

Hukuksal açıdan bakıldığında Türk Ceza Kanununa göre dilencilik bir suç teşkil etmemekle birlikte, insanları dilenciliğe zorlamak ya da aklı baliğ olmayan kimseleri suiistimal ederek dilendirmek suç unsuru olarak görülmüştür.

İslam Dini de, dilenciliği hoş görmemiş; ancak, yoksula, yetime ve esirlere yardımı teşvik etmiştir. Kur’an-da İnsan Suresi 8. Ayette Cenabı Allah şöyle buyurmaktadır:

‘’ Onlar, seve seve yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler.,,

Peygamber efendimizin (sas) hadislerinde de insanları çalışmaya teşvik eden, tembelliği; oturarak rızık beklemeyi reddeden bir yaklaşımın hakim olduğunu görmekteyiz.

Bir hadisi şerifte Peygamberimiz (sas) ‘ yoksulların bazısı yalan söylememiş olsaydı, onu boş olarak çeviren iflah olmazdı, derken bir başka hadiste ise: 

‘’ Kişinin ipini alıp da dağa çıkarak bir yük odunu sırtına yüklemesi sonra da şehre inip onu sattıktan sonra kazandığı paranın bir kısmını yemesi, bir kısmını da (sadaka olarak vermesi) hiç şüphesiz başkalarından dilenmesinden çok daha hayırlıdır.,,

İnsanların geleceğe güvenle bakmasında, yaşama bütün benliği ile sarılmasında, kendini başkalarına muhtaç etmeyecek bir iş bulmasında; uygulanan eğitim sisteminin de rolü büyüktür.

Temel eğitimle birlikte, mesleki eğitimden geçmeyen, onuruyla hareket ederek bir iş sahibi olmanın bilincine ulaşmayan insanların dilenciliğe yönelmeleri daha kolay olmaktadır.

Burada akla haklı olarak ‘İş bulamazsa ne yapsın?, sorusu gelebilir. Bir insan akıl yönünden rahatsız olmadıkça veya iş bulmaya engel bir sağlık sorunu yoksa kendi geçimini temin edebilecek bir iş bulabilir. Nitekim çevremizde kendi geliştirdiği yöntemle rızkını çıkaran çok sayıda insana rastlamaktayız.

Engelli olmak da  dilenciliğe yönelmede bir etken olarak görülmekle birlikte, sosyal güvenlik ve sosyal yardım sistemimizde engelli vatandaşlarımız için sağlanan kolaylıklardan yararlanan veya engeline rağmen; sağlıklı organını kullanarak çalışan çok sayıda insan vardır.

TOPLUMDA GÖRÜLEN DEĞİŞİK DİLENCİ PROFİLLERİ

Yaşamını dilencilik yaparak sürdürenleri, bizzat dilenirken gözlemlemek ortaya değişik dilenci profilleri  çıkarmaktadır.

Dilencileri günlük yaşamda; kalabalık sokak veya kaldırım kenarlarında, trafikte kırmızı ışıkta duran araç yanlarında, cami önlerinde, otobüs terminali veya tren istasyonlarında ya da iş çıkışlarında  görmekteyiz.

Sevgili okuyucularım; sizleri bilemem ama ben bugüne kadar, bilhassa cami önlerinde ilkokul veya ortaokul diplomasını çerçeveletip dilenenlere, ya da sağlık raporu, işsizlik belgesi, pasaportunu göstererek el açanlara çok rastladım.

Bu tür belgeler insanın dilenmesi için bir gerekçe olamaz! Bu belgeleri kullanarak dilenenler; kendilerini yaşam mücadelesinde etkisiz kılmakta ve bu belgeleri bahane ederek sistem kurbanı olduklarını ima etmektedirler.

Bir de yaşları çok küçük oldukları halde aileden biri veya örgütlü bir çete adına dilendirilen çocuk dilenciler bulunmaktadır.  Henüz yaşamlarının baharında bir menfaat uğruna kendi iradeleri dışında dilendirilen bu çocukların topluma kazandırılması mutlak zarurettir.

Bu konuda yerel yönetimlerin, aile ve okul yetkilileri ile birlikte bir araya gelerek sağlıklı çözüm üretmeleri bir yönetim sorumluluğudur.

İNSAN  DEĞERLİ  BİR VARLIKTIR

Evet! İnsan gerçekten değerli bir varlıktır. Bu dünyaya da dilenmek için gönderilmemiştir.

Dilencilerin giderek arttığı bir  toplum olmak onur kırıcıdır. Hedef; dilenci sayısını azaltmak ve kısa sürede de sıfıra indirmek olmalıdır.

Bu amaçla eğitim ve istihdam sistemi yeniden gözden geçirilmeli, dilenmek yerine çalışma yaşamında bir rol üstlenerek üretime katkıda bulunmak esas olmalıdır.

Dilenciliği kaldırma yolunda, sosyal yardımlaşma sisteminde yapısal reformları gündeme taşıyarak Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı da bir öncü rol üstlenebilir. Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğüne bağlı il müdürlükleri bulundukları bölgelerde dilencilerin azalmasına yönelik projeler geliştirebilir. İlgili bakanlıklarla ortak çalışmalar düzenlenebilir.

Kayıt altında olmayan veya dilenci olan insanların da kayıt altına alınıp, sosyal gelişmişlik düzeyleri periyodik olarak izlenebilmelidir.

Dilenen insanları; yaş, fiziki durum (çalışabilme kapasitesi) ve cinsiyet açılarından ele alarak, bulundukları bölgenin yerel yönetimlerince bir incelemeye tabi tutarak yaşama tutunma yolunda yönlendirilmeleri yararlı sonuçlar verebilir.

Sivil toplum kuruluşları da toplumsal yapıda görülen dilenciliği kaldırmak amacıyla, kendi aralarında olduğu kadar resmi kurumlarla da işbirliğine yönelmelidir.

Aynı gemide bulunan toplumun bireyleri olarak; bizde en yakınlarımızdan başlamak suretiyle, maddi ve manevi katkılarımızla dilenci sayısını azaltma yolunda gereken çabayı gösterebilmeliyiz.

 

Atıf  ÖZGEN
İDD Kurucu ve Yönetim Kurulu Üyesi

   

   


 Okunma Sayısı : 2305

DİĞER YAZILARI

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 668478

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.