AYET VE HADİS IŞIĞINDA YARATILIŞ (2) M.HasipTAYLAN Yaratılış Başlangıcı Yaratılış, yani varlığın başlangıcı meselesi insanlık tarihinde insanlığın en eski meselelerinden biri olmuştur. Bu mesele insanoğlunu kendi aslını ve etrafını saran fizikî çevrenin; yani Dünya’nın, Semâvatın, Ay’ın, Güneş’in Yıldızların ve bütün Kâinat’ın da aslını sorgulamaya ve araştırmaya sevketmiştir. Buna cevap sadedinde felsefeler, nazariyeler ortaya atılmıştır. Tesadüfle başlatıp mutlak bir sonla tamamlayan, insanlığın encamını Adem’e atan maddeci felsefî görüşler olduğu gibi, ruhun ezeliyetini kabul eden ruhçu, mâneviyatçı görüşler de olmuştur. Emsali olmayan bir hassasiyet ve intizam ile mükemmel çalışan Kâinat Sistemi tesadüfler sonucu olmayıp, harikulade bir ustanın eseri olmak zorundalığının idrakı hiçbir salim beyin için şek ve şüphe taşımamalıdır. Bu konu İslâm’ın daha ilk döneminde Müslümanların ilgisini çekmiştir. Abdullah İbn Abbas’ın yaratılışla ilgili ayetler üzerinde ilk yorumları yapan kişi olduğu bilinmektedir. Daha sonra Abbasiler döneminde yaşamış olan Nazzam, Câhız ve Birûni gibi Müslüman bilginler kozmoloji ve canlıların yaratılışıyla ilgili konularda eserler vermişlerdir. Yaratılışın nasıl olduğu probleminin İslam coğrafyasında ortaya çıkışı Hicri II. asrın sonlarına rastlamaktadır. Elbette Müslümanlar bu tarihten önce de yaratılışın nasıl olduğunu düşünüyordu ama konunun su yüzüne çıkmaya başladığı zaman yaklaşık bu asırdır diyebiliriz. Çünkü Hz. Peygamber’in (s.a.v) ashabına bu gibi konulardan bahsettiği hadislerde zikredilmektedir. Ancak İslam coğrafyasında yaratılış konusu problematik olarak Yunan felsefesinin Arapça’ya tercümesiyle tartışılmaya başlanmıştır denilebilir. Kâinatın başlangıcı ile ilgili çeşitli görüşler mevcuttur. Bu görüşlere teferruatına girmeden değinmede yarar var kanaatindeyim. Bunları özetle sınıflandıracak olursak: a) Materiyalist Görüş: Bu görüşe göre Kâinat maddesiyle, suretiyle, zamanı ve unsurlarıyla ezelidir ve onu idare eden bir yaratıcı yoktur. Her şeyin mevcudiyeti kendinden menkuldur. b) Kâinat’ın ezeliliğini savunan Görüş: Kâinatla birlikte onu yaratan ilâhi bir varlık vardır. Bu varlık, Kâinat O’nunla birlikte ezeli bile olsa, Kâinat’ın idare ettiricisidir. c) Ehli sünnet Kelamcıların ve Gazâlînin örüşü: Bu görüşe göre Allah âlemi ‘bir şey olmadan yoktan yaratmıştır. Bunu da iradesi gereği başlangıcı olan bir zamanda yaratmıştır. Gazâlî şu kanaattedir: “İlk Prensip Kadir-i mutlak ve irade sahibi bir faildir; O dilediğini yapar ve arzu ettiğini emreder ve birbirine benzeyen veya benzemeyen şeyleri yaratır. O ne zaman ve hangi tarzda dilemektedir? Sorusuna cevap aramak mümkün değildir. Böyle bir akidenin imkansızlığı ne bedihî bir hakikat, ne de istidlalî bir bilginin konusudur." Gazâli açıkça ve haklı olarak itiraf eder ki, Allah’ın (c.c) âlemle münasebeti problemi son tahlilde daima insan idrakini aşan bir problemdir. Âlemin Allah’ın (c.c) iradesiyle nasıl yaratıldığına dair bir araştırma, ona göre “boş ve faydasız bir çaba” dır. Allah’ın (c.c) yaratıcı faaliyetinin nasıl çalıştığı dört başı mamur bir şekilde açıklanamaz ve bu açıklanamazlık kaçınılmaz bir şeydir. Doğrusu eğer açıklanabilmiş olsaydı, O “yaratıcı” olmayacaktı. Bu faaliyetin çeşitli türlerine getirilen açıklamalar tecrübelerden yola çıkarak onların aralarında bir bağlantı veya benzerlik kurar; oysa Allah’ın (c.c) yaratıcılığı bir faaliyettir ki, onun sayesinde tecrübe edenler ve onlarca tecrübe edilen şey meydana gelir. İnsan idrakinin kendisi bu fiilden yaratılmışsa, Allah’ın yaratma fiilinin mahiyetini nasıl kavrayabilir?(İmam-ı Gazâlî, Tehafüt el-Felâsife, ç. Bekir Karlığa, Çağrı Yayınları, 1981) Gazâlî’nin görüşünü şair çok veciz bir dille şu şekilde ifade etmektedir; İdrak-î meâlî bu küçük Akl’a gerekmez Zîra bu ağır Siklet’i bu küçük Okka çekemez Ehli sünnetin bu görüşünü aşağıdaki hadis’te Teyid etmektedir; عن عمران بن حصين رضي الله عنهما قال دخلت على النبي صلى الله عليه وسلم وعقلت ناقتي بالباب فأتاه ناس من بني تميم فقال اقبلوا البشرى يا بني تميم قالوا قد بشرتنا فأعطنا مرتين ثم دخل عليه ناس من أهل اليمن فقال اقبلوا البشرى يا أهل اليمن إذ لم يقبلها بنو تميم قالوا قد قبلنا يا رسول الله قالوا جئناك نسألك عن هذا الأمر قال كان الله ولم يكن شيء غيره وكان عرشه على الماء وكتب في الذكر كل شيء وخلق السموات والأرد İmran İbnu Husayn (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Devemi kapıya bağladıktan sonra Mescidde, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın huzuruna girmiştim. (O sırada) Benî Temim kabilesinden bir gurup insan geldi. Resülullh (s.a.v) onlara: "Ey Benî Temim, size müjde olsun!" diyerek söze başlamıştı. Onlar hemen: "Bize müjde verdin. Öyle ise (beytü’lmâlden) iki kere bağış yap!" diye talepde bulundular. Daha sonra Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’ın huzuruna (Hayber’in fethi sırasında) Yemen halkından bir grup (Eş’ârî) girmişti. Onlara: "Ey Yemenliler! Benî Temim’in kabul etmediği müjdeyi siz bari kabul edin!" dedi. Onlar: "Kabul ettik ey Allah’ın Resûlü!" dediler ve arkadan ilâve ettiler: "Biz dinimizi öğrenmeye ve bu (yaratılış) işinin başı ne idi, onu senden sormaya geldik!" dediler. Bunun üzerine Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), mahlûkatın ve Arş’ın başlangıcını anlatmaya başladı: "Bidayette Allah vardı, O’ndan önce başka bir şey yoktu. O’nun Arş’ı suyun üzerinde bulunuyordu. Sonra zikr (denen kader defterinde ebede kadar cereyan edecek) her şeyi yazdı." Sonra gökleri ve yeri yarattı. [Buhârî, Megâzî, 67, 74, Bed’ul-Halk 1, Tevhid 22; Tirmizî, Menâkıb, 3946.] Yukarıdaki Buhârî hadis’inde zikredildiği gibi, Yemen’den gelen kafile peygamberimiz Hz. Muhammed’e (s.a.v) yaratılışın başlangıcını soruyorlar. Peygamber’imizin (s.a.v) Yemen kafilesine ilk cevabı, “Allah (c.c) vardı O’ndan önce başka bir şey yoktu” olmuştur. Yani; Allah’ın (c.c) mevcudiyeti ezelidir ve O’nun dışında ezeli hiçbir varlık yoktur. Ne Arş, ne Kürsü, ne su, ne uzay, ne cinsler, ne fertler, ne yönler, ne mekânlar vardı. Hülasa Kâinat’taki mevcudatın hiçbiri ezeli değildir. Mevcudatın tamamı muhdestir. Sonradan Allah’ın (c.c) iradesi ile yaratılmıştır. Allah’ın Ezeli vasfını şu ayet’i kerime çok güzel dile getirmektedir: هو الأول O evveldir. (Hadid 3) Yani O vardıhiçbir varlık yoktu. Bütün varlıklar O’nun iradesi ile vücut bulmuşlardır. Bu hususta başka bir Ayeti Kerime şöyle buyurmaktadır: إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئاً أَنْ يَقُولَ لَهُ كُن فَيَكون Bir şeyi murâd ettiği zaman, O’nun emri sadece ona; ol, demektir. O da oluverir. (Yasin28) "O, bir şeyi diledi mi ona emri sadece "ol" demesidir. O da oluverir.”el-Kisaî "O da oluverir" buyruğunu; şeklinde nasb ile; "Demesi"ne atf ile okumuştur. Yani O, bir şeyi yaratmayı diledi mi herhangi bir yorgunluğa ya da herhangi bir işleme gerek duymaz.(Kurtubî) İmâm Ahmed der ki: Bize İbn Nümeyr... Ebu Zerr el-Gifari nakletti ki; Rasûlullah (s.a.v) ;Allah tealanın şöyle buyurduğunu söyledi:"Ey kullarım, benim hidayete erdirdiğim hariç hepiniz sapıklık içindesiniz. Benden hidayet isteyin sizi hidayete kavuşturayım. Benim zenginleştirdiğim hariç hepiniz fakirsinizdir. Benden dileyin sizi rızıklandırayim. Benim affettiğim hariç hepiniz günahkârsinizdir. Sizden kim, benim affetmeye kadir olduğumu bilirse benden af diler ben de onu affederim. Durumuna aldırmam (Kulun yaptığı hatanın ardına düşmem) sizin geçmişleriniz ve gelecek olanlarınız dirileriniz ve ölüleriniz, gençleriniz ve ihtiyarlarınız kullarımdan en takva sahibi olan kulumun kalbi gibi olmalı ittifak etseler bu benim mülkümde bir sivrisineğin kanadı kadar bir-şey artırmaz. Şayet sizin geçmişleriniz ve gelecek olanlarınız, dirileriniz ve ölüleriniz, gençleriniz ve ihtiyarlarınız, kullarımdan en isyankâr bir kulumun kalbi gibi olmada ittifak etseler bu benim mülkümden bir sivisineğin kanadı kadar bir şey eksiltmez. Şayet sizin geçmişleriniz ve gelecek olanlarınız, dirileriniz ve ölüleriniz, gençleriniz ve ihtiyarlarınız tek bir alanda toplanıp sizden her bir insan, isteyebileceği kadar şey istese ben de her dileyene dilediğini verecek olsam bu benim mülkümden ancak, sizden birinizin denize sokup çıkardığı bir iğnenin, denizin suyundan eksilttiği kadar eksiltir. Zira ben, cömertim, şerefliyim, dilediğimi yaparım. Benim vermem bir sözdür. Azabım da bir sözdür. Benim emrim, bir şeyin olmasını dilediği zaman o şeye sadece "ol" dememdir. O da hemen oluverir. (Taberi, İbn Kesir) Evet.. (O’nun) O kâinatın Yaratıcısının (emri) ilâhlık sânı ve rablık vasfı şöyledir ki, O (bir şeyi murat ettiği zaman) çeşitli mahiyetteki şeylerden herhangi birini yaratmak dilediği vakit (O’na ancak ol demesidir ki,) yani: Vücuda gelmesini dilemesidir ki, (o da hemen oluverir) o da derhal varlık sahasına gelir. "Böyle bir kün = ol!" emrinden maksat, bir misâlden, yani: Allah’ın kudretinin yöneldiği şeyde hemen tesirini göstererek o şeyin derhal vücuda gelmesinden ibarettir. Binaenaleyh Yüce Yaratıcı ölmüş insanların da tekrar hayat bulmalarını istediği vakit, hepsi de hemen yeniden teşekkül eder, hayata ererek varlık alanına atılmış olurlar. (Ömer Nasuhî Bilmen)
Merhabalar kolay gelsin Sizden ricam bu yazı serisinin 1 den başlayarak sonuna kadar olan kısmına nasıl ulaşabilirim? Bir linki varsa verebilir misiniz? Bi cogunu okudum (2,23,35,14)fakat parçalı olunca verim alamadım Ricamı geri cevirmezseniz sevinirim iyi günler dilerim
Adınız Soyadınız
E-Posta
Girilecek rakam : 395167
Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.