En Son Haberler



Atıf ÖZGEN

bilgi@insanidegerler.org
  Özgeçmişi
  Tüm Yazıları

SUÇU ÜRETEN İNSAN MI, YOKSA; EKONOMİK VE SOSYAL KOŞULLAR MI?

Değerli okuyucularım, suçun  ve suçluların giderek arttığı bir dönemden geçiyoruz. Görsel ve yazılı medyanın değişmeyen haberleri arasında yer alan ‘cinayet haberleri, artık kanıksadığımız haberler arasında yer alıyor.

Nüfusumuzun giderek arttığı, Türkiye İstatistik Kurumu 2013 yılı verilerine göre 76.6 milyon civarında insanımızın yaşadığı ülkemizde, geçen zaman sürecinde; suç türleriyle birlikte suçlu insan sayısının da artması makul görülebilir. Ancak; hukukun egemen olduğu, uygar olmanın ilk şartının adaleti tesis etmekten geçtiği bir toplumsal düzende esas olan adalete olan güveni sağlamak ve suçlu insan sayısını azaltmak olmalıdır. 

Herhangi bir ülkede rejime olan güven, demokrasinin ruhuna uygun gelişmelerle sağlanabilir. Önce ‘insan, olgusu yerleşmemiş toplumlarda, insanı olası tehlikelere karşı koruyamayan bir düzenin  ortaya çıkması kaçınılmazdır. İşte böyle bir düzende suçun ve suçluların sıradanlaşmış bir haber şekline dönüşmesi hukuk ve adalet sistemine olan güveni sarsmaktadır.

Ünlü Amerikalı filozof ve anayasa hukukçusu Ronald Dworkin’e (1931-2013) göre, ‘Demokrasinin pekişmesi için, toplumun, hukuku; sorunlarını çözen temel alan olarak görmesi ve bu bağlamda, hukuka olan güvenin yüksek olması gerekir.,

Vatandaşların hukuki sorunlarının giderek arttığı, adalete olan güvenin azaldığı bir süreçten geçiyoruz. Bu tespitin en önemli kanıtı da, medyaya yansıyan ve giderek sıradanlaşan suçluların artması ile, Adalet ve İçişleri Bakanlıklarının suçlu ve hükümlü sayısına ilişkin dönem, dönem açıklanan verileridir.

İNSAN  DAVRANIŞLARI VE SUÇLAR

Özgür düşüncenin bir gereği olarak, hiçbir insan haksız olarak suçlanıp yargılanarak hapse girmeyi istemez…

Gerçekte biliyoruz ki, suçu işleyen insandır. Ancak suça yönelimde, insan kendi davranışları kadar toplumun içinde olduğu sosyal ve ekonomik koşullardan da etkilenmektedir.

İnsan; yaşadığı ve sergilediği değerleriyle anlam kazanan bir yapıya sahiptir. Yüce Allah insanı maddi ve fiziki yapısı yanında manevi değerleriyle birlikte yaratmıştır.

Manevi değerlerin yaşanmadığı, insanı insan yapan değerlerin korunup güçlendirilmediği toplumlarda insan suça yönelimde kısa sürede tanınmaz bir varlık haline dönüşebilmektedir.

Yazımızın başında söz ettiğimiz suça yönelimde, medyaya yansıyan ‘cinayet haberlerinin, gerekçeleri incelendiğinde anlık öfke, kin ve intikam duygusu, cinnet geçirme, ruhsal bunalım ile tutku (özellikle para tutkusu) ve takıntılarımız etkili olabilmektedir.

Yıllarını eşi ve çocuklarıyla birlikte geçirmiş bir insan; kıskançlık, boşanma veya sıradan bir bahane ile cinnet geçirip öfkelenerek ailesini katletmekte, kin ve intikam duygusu insanın sağlıklı düşünmesini yok etmekte, ruhsal bunalım geçiren bir insanda akıl dışı davranışlara yönelebilmektedir.

Hız tutkunu bir insan trafikte ölümlü kazalara yol açmakta, tedavi edilmeyen takıntılarda, takıntı sahibi insanların başına büyük işler açmaktadır. Cinayetlerin çoğunun altında da haksız para kazanma tutkusu yatmaktadır.

EKONOMİK VE SOSYAL KOŞULLAR

Toplumsal yaşamda görülebilen ekonomik krizler veya sosyal yaşamda dikkati çeken ve ahlaki değerlerimize aykırı olan değişimlerde insanın suça olan eğilimini etkilemektedir.

Adaletsiz ücret dağılımı, yoksulluk ve işsizlik, haksız kazanç veya bazı kesimlerde görülen lüks ve ihtişamlı yaşam modeli de bu yaşamdan uzak olan insanlar üzerinde olumsuz etkilenmelere yol açmaktadır.

Günümüzde bazı insanlar televizyonda izledikleri vurdulu kırdılı aksiyon filmleri veya dizilerden dahi etkilenebilmektedir. Bu etkileşim sonucu suça yönelen insanların varlığını da görsel ve yazılı medyadan izlemekteyiz.

Fransız yazar Hanore de Balzac’a (1799-1850) göre: ‘Yoksulluğun hüküm sürdüğü yerde ne utanma kalır, ne suç, ne namus, ne de ruh.,, Gerçekten de yoksulluğun hüküm sürdüğü, eğitim düzeyinin düşük olduğu yerleşim bölgelerinde suça yönelim daha çok olmaktadır.

Yoksullaşmanın önüne geçmek ve genç işsizlere istihdam olanağı sağlamak için politikalar geliştirmek, toplumda suça yönelimle birlikte suçlu sayısını azaltmak bakımından da yürütme erkinin asla ihmal etmemesi gereken bir yönetim sorumluluğudur.

Ünlü filozof ve düşünürlerden Çinli Konfüçyüs’ün (MÖ: 551- 480) görüşü ise insanların ekonomik ve sosyal koşulların kurbanı olmaması için yöneticilerde olması zorunlu bir gerçeği işaret ediyor:

‘’ Yöneticilerin tek serveti, adalet ve hakkaniyet olmalıdır.,,

Bir başka sözünde ise Konfüçyüs ‘Adaleti devletin hazinesi, olarak nitelendirmiş, Cumhuriyet Dönemi yazarlarımızdan, gazeteci ve milletvekili Falih Rıfkı Atay’da ‘Hukuk ile medeniyet ve kültürleri arasında ahenk kuramayan cemiyetler bedbahttırlar., diyerek yaşadığı dönemden günümüzde yaşananlara ışık tutmuştur. 

Sevgili okuyucularım, toplumda hukukun üstünlüğünü egemen kılmak ve adaleti tesis etmek, demokrasilerde yürütmenin gücünü elinde bulunduran yöneticiler için olmazsa olmaz koşullardandır.

Bu gerçekten hareketle, hukuk sistemimizin sadece kendi içinde yapılacak düzenlemelerle değil eğitim sistemini de rayına oturtacak düzenlemelere gereksinim vardır. Eğitim düzeyi yükseldikçe suçlu insan sayısındaki azalış bu gerçeği teyit eder.

Bütün vatandaşları kapsayan ‘yaşam boyu eğitim, yanında insani değerlerin canlı ve yaşanılır tutulmasına yönelik çalışmalarda, suçlu sayısının azaltılmasında yararlı olabilecek, insanların hukukun üstünlüğü ve yasaların koruyuculuğuna olan güveni pekişecektir.

Şunu da unutmayalım ki, M.S 1. Yüzyılda yaşamış Romalı Şair Juvenal’a göre:

‘’ En titiz mahkeme vicdandır. Orada hiçbir suçlu aklanmaz.,,

Yazımızı Juvenal’ın bu sözüne destek olan ve hukukun üstünlüğüne de işaret eden Cumhuriyetimizin Kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK ün şu sözüyle tamamlayalım:

’ Herkesin polisi kendi vicdanıdır, fakat polis vicdanı olmayanların karşısındadır.,,

 

Atıf   ÖZGEN
İDD Kurucu ve Yönetim Kurulu Üyesi

 

 


 Okunma Sayısı : 3860

DİĞER YAZILARI

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 950606

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.