ATIF ÖZGEN
1.KİMLİK VE İLETİŞİM BİLGİLERİ
Doğum Yeri ve Tarihi: KAYSERİ, 1948 İş: Sosyal Güvenlik Kurumundan Emekli (1973-2013) e-mail: ozgenatif@gmail.com
2. EĞİTİM
İlk ve orta öğrenimini Kayseri’de yaptı. Kayseri Lisesini bitirdikten sonra Yüksek öğrenimini Ankara’da tamamladı. 1968-1973 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümünde eğitim gördü. Yüksek Matematikçidir.
3. İŞ TECRÜBELERİ
Mesleki yaşamı Sosyal Güvenlik Kurumunda geçti. Kurumdaki 40 yılı bulan görevinde İstatistikçi, Eğitimci ve Araştırma Şube Müdürü olarak görev yaptı. Son olarak Kurumun, Koordinasyon ve Bilgilendirme Dairesinde Rehberlik Merkezi Müdürü iken emekli oldu. Çalışma yaşamında uzman sıfatıyla sosyal güvenlik, sağlık ve istihdam konulu yazıları Mercek, İşveren, Sosyal Güvenlik Dünyası ve SGK Bülteni gibi dergilerde yayımlandı.
4. MEVCUT DURUM
Halen bir sivil toplum kuruluşu olan İnsani Değerler Derneğinin Kurucu üyelerinden olup, Dernekte Yönetim Kurulu Üyeliği yanında Genel Sekreter Yardımcısı olarak görev yapmaktadır. Demokraside Birlik Vakfının da üyesidir. Derneğin internet sitesindeki Köşesinde, yazar olarak konusu insanın maddi ve manevi yapısını ele alan makale ve sohbet türü yazıları yer almaktadır. Aynı yazılar Türkuaz Haber Ajansının sitesindeki Köşesinde de yayımlanmaktadır. Özgen evli ve iki çocuk babasıdır.
5. YAZARIN SOSYAL GÜVENLİK, SAĞLIK VE İSTİHDAM KONULU MUHTELİF DERGİLERDE YAYIMLANAN DİĞER YAZILARI
1. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sisteminde Yeni Arayışlar, Yıl:2, Sayı:7- 8, Şubat-Haziran 2000 2. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Sigorta Kurumlarının Mevcut Durumu Işığında Sosyal Güvenlik Sisteminin Geleceği, Yıl:4, Sayı:10, Nisan 2001
3. Sosyal Güvenlik Dünyası, Çalışan veya Sokakta Yaşayan Çocukların Sorunları,Yıl:4 Sayı:12, Ağustos-Aralık 2001 4. Sosyal Güvenlik Dünyası, SSK Teşkilat Yapısı ve Tahsis Mevzuatı, Yıl:5, Sayı:23, Ocak-Şubat 2004 5. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sistemine Temel Yaklaşımlar ve Yapısal Reformlar, Yıl:6, Sayı: 26, Temmuz- Ağustos 2004 6. MESS Mercek Dergisi, Sosyal Güvenlik Sistemine Temel Yaklaşımlar ve Yapısal Reformlar, Yıl:9, Sayı:36, Ekim 2004 7. Sosyal Güvenlik Dünyası, Genel Sağlık Sigortası Gerçekleşecek Mi?, Yıl:7, Sayı:28, Kasım-Aralık 2004 8. Çözüm Sağlık/ Bilişim Haber, Sağlık Sisteminin İyileştirilmesi ve Genel Sağlık Sigortası, Sayı:7, Ocak- Şubat 2005 9. Sosyal Güvenlik Dünyası, SSK da Rehberlik Hizmetleri, Yıl: 7, Sayı: 29, Ocak- Şubat 2005 10. Sosyal Güvenlik Dünyası, Çalışma Yaşamında Çocuk, Yıl:7, Sayı:30, Mart- Nisan 2005 11. Sosyal Güvenlik Dünyası, SSK da Yaşlılık Sigortası Uygulamaları, Yıl: 7, Sayı: 31, Mayıs- Haziran 2005 12. MESS Mercek Dergisi, İşsizlik Sorununun Bir Yansıması: ‘Genç ve Eğitimli İşsizler, Yıl:10, Sayı: 39, Temmuz 2005 13. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sisteminde Sigorta Primini İyileştirme Uygulamaları, Yıl: 8, Sayı: 33, Eylül- Ekim 2005 14. Sosyal Güvenlik Dünyası, Yeşil Kart Uygulamasının Sağlık ve Sosyal Güvenlik Sistemimiz İçindeki Yeri, Yıl: 8, Sayı: 34, Kasım- Aralık 2005 15. TİSK İşveren Dergisi, İşsizlik Sorununun Sosyal Boyutu, Cilt: 44, Sayı:4, Ocak 2006 16. Sosyal Güvenlik Dünyası, SSK Sağlık Harcamaları Neden Artıyor?, Yıl: 8, Sayı:35, Ocak- Şubat 2006 17. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sisteminde Köklü Değişim Yeni Sorunlara Yol Açar Mı?, Yıl. 8, Sayı: 36, Mart- Nisan 2006 18. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sağlık Sisteminde Yeni Düzenlemeler ve Özel Hastane Uygulamaları, Yıl: 8, Sayı: 37, Mayıs- Haziran 2006 19. MESS Mercek Dergisi, Sosyal Güvenlikte Yeni Dönem: Yapısal Değişim Sorunları Çözecek Mi?, Yıl: 11, Sayı: 43, Temmuz 2006 20. TİSK İşveren Dergisi, Bir Toplumsal Sorun: Genç İşsizler, Cilt: 45, Sayı: 4-5, Ocak-Şubat 2007 21. Sosyal Güvenlik Dünyası, Emeklilik Sisteminde Temel Sorun Yaş Mı?, Yıl: 9, Sayı: 41, Ocak- Şubat 2007 22. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sağlık Sisteminde Yeni Düzenlemeler ve Sağlık Harcamaları, Yıl: 9, Sayı: 42, Mart- Nisan 2007 23. Sosyal Güvenlik Dünyası, Yoksulluk ve Yolsuzluklardan Arınmış Bir Sosyal Güvenlik Sistemi, Yıl:9, Sayı: 43, Mayıs- Haziran 2007 24. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sisteminde Yardım ve Dayanışma, Yıl: 10, Sayı: 45, Eylül- Ekim 2007 25. MESS Mercek, Türkiye’de İşsizlik ve İstihdam Sorununa Yönelik Arayışlar, Yıl: 12, Sayı: 48, Ekim 2007 26. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlikte Yeniden Yapılanma ve ‘Tek Çatı, Sorunu, Yıl: 10, Sayı: 46, Kasım- Aralık 2007 27. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlikte Zorlu Dönemeç, Yıl: 10, Sayı: 48, Mart- Nisan 2008 28. MESS Mercek, Sosyal Güvenlikte Geçiş Dönemi,, Yıl: 13, Sayı: 50, Nisan 2008 29. Sosyal Güvenlik Dünyası, Kayıt Dışı İstihdam ve Yaşanan Sorunlar, Yıl: 10, Sayı: 50, Temmuz- Ağustos 2008 30. TİSK İşveren Dergisi, Küresel Ekonomik Kriz ve İşsizlik, Cilt. 47, Sayı. 2, Kasım 2008 31. MESS Mercek Dergisi, Ekonomik Kriz ve Sosyal Yaşam, Yıl: 14, Sayı: 53, Ocak 2009 32. TİSK İşveren Dergisi, İstihdamın Korunmasında ve Geliştirilmesinde Yaşanan Sorunlar, Cilt: 47, Sayı: 8, Mayıs 2009 33. Sosyal Güvenlik Dünyası, Genç İşsizlerin Önceliği: ‘İstihdam, Yıl: 12, Sayı: 62, Ekim 2009 34. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sağlık Sistemi ve Yeşil Kart Uygulaması, Yıl: 12, Sayı: 64, Aralık 2009 35. MESS Mercek Dergisi, Gençlerinde Hayalleri Var!.., Yıl: 15, Sayı: 58, Nisan 2010 36. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Yardım ve Hizmetler Sosyal Güvenlik Sistemi İçinde Düzenlenebilir Mi?, Yıl: 13, Sayı: 67, Mayıs- Haziran 2010 37. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sağlık Sistemi ve Yeni Gelişmeler, Yıl: 13, Sayı: 69, Eylül- Ekim 2010 38. MESS Mercek Dergisi, Yaşlanan Nüfus ve Sosyal Güvenlik Sistemi, Yıl: 16, Sayı: 61, Ocak 2011 39. SGK Bülteni, Sosyal Güvenlik Kurumu ve Kayıt Dışı İstihdam, Sayı: 39, Ocak- Şubat 2011 40. SGK Bülteni, Sosyal Güvenlik Kurumunun Yenilenen Vizyonu, Sayı: 40, Mart- Nisan 2011 41. MESS Mercek Dergisi, Türkiye’de Kadın İstihdamının Yansıttığı Gerçekler, Yıl: 16, Sayı: 62, Nisan 2011 42. MESS Mercek Dergisi, Mesleki Eğitim Sistemi ve İstihdam, Yıl: 16, Sayı: 63, Temmuz 2011 43. MESS Mercek Dergisi, Dünyada ve Türkiye’de Yoksulluk, Yıl: 17, Sayı: 65, Ocak 2012 44. TİSK İşveren Dergisi, Küresel Ekonomik Krizin Seyri ve Sosyal Boyutu, Cilt: 50, Sayı: 1, Ocak- Şubat 2012 45. İNŞAAT Sanayii Dergisi, Gelişen İnşaat Sektörü ve İstihdam, Yıl: 22, Sayı: 129, Ocak- Şubat 2012 46. Sosyal Güvenlik Dünyası, Özürlülerin Sosyal Güvenliği, Yıl: 15, Sayı: 77, Ocak- Şubat 2012 47. MESS Mercek Dergisi, Türkiye’de Kadın Potansiyeli ve Kadın Girişimciliği, Yıl: 17, Sayı: 66, Nisan 2012 48. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlikte Kapsam Sorunu ve Genel Sağlık Sigortası, Yıl: 15, Sayı: 79, Mayıs- Haziran 2012 49. Sosyal Güvenlik Dünyası, İş Kazaları ve İş Güvenliği Alanında Ne Durumdayız?, Yıl: 15, Sayı: 80, Temmuz- Ağustos 2012 50. TİSK İşveren Dergisi, Sosyal Güvenlik Sistemi ve Yeni Gelişmeler, Cilt: 50, Sayı: 6, Kasım- Aralık 2012 51. Sosyal Güvenlik Dünyası, İstihdam Amaçlı Mesleki Eğitim Sistemi, Yıl: 16, Sayı: 83, Ocak- Şubat 2013 52. Sosyal Güvenlik Dünyası, Türkiye’de Emeklilik Sistemi, Yıl: 16, Sayı: 84, Mart- Nisan 2013 53. TİSK İşveren Dergisi, Genç İşsizliği ve İstihdam Üreten Girişimcilik, Cilt:53, Sayı 2, Mart- Nisan 2015 54. TİSK İşveren Dergisi, Dünyada ve Türkiye’de Göç Sorunu, Mülteci Krizinin Sosyal Boyutu, Ocak-Şubat 2016, Cilt 54, Sayı 1 55. TİSK İşveren Dergisi, Mülteci Krizi Bir İnsanlık Krizidir!.., Mart-Nisan 2016, Cilt 54, Sayı 2
Değerli okuyucularım; genç bir nüfusa sahip ülkemizde uyuşturucu tacirlerinin gençleri hedef alan uyuşturucu tüketimini artırmaya yönelik çalışmaları, son yıllarda ölümle sonuçlanan vakaların artması nedeniyle büyük önem kazanmıştır. Geleceğimizi emanet ettiğimiz gençlerimizin, yaşadıkları sorunlar içinde ‘madde bağımlılığı, üzerinde ehemmiyetle durulması zorunlu bir görünüm arz etmektedir. Gençlerimizin; eğitim, istihdam, sağlık ve sosyal güvenlik alanlarında çözüm bekleyen yığınla sorunu bulunmaktadır. Ancak; madde bağımlılığı sorunu, genç nüfusun her alanda etkisiz kılınmasını amaçlayan, içinde değişik tuzakların barındığı, yabancı ve karanlık güçlerin el altından desteklediği bir görüntüye sahiptir. İNSAN, BİLE BİLE ÖLÜME GİDER Mİ? Genç nüfus, nüfusumuzun en dinamik kesimidir. Bu nüfusumuzun yoğun olmasının çalışma yaşamına, ülke savunmasına, eğitim sistemine yönelik olumlu yansımaları vardır. Bu gerçeğin farkında olan karanlık güçler, günümüzde planladıkları değişik tuzaklarla gençleri uyuşturucu batağına sürüklüyorlar. Malumunuz; insan diğer canlılar gibi fanidir. Bir düşünürün ifade ettiği gibi, ‘Her insanın doğum şekli aynı, fakat ölümün tecellisi farklı farklıdır., Normal ölümün dışında, bir insan vatan savunması amacıyla şehit olmak için ölüme koşar. Madde bağımlısı olan bir insan ise aldığı uyuşturucunun kendisini ölüme götüreceğini bile bile çaresiz duruma düşebilmektedir. Gençleri uyuşturucu bataklığına sürükleyen baronlar, değişik taktikler kullanarak ‘önce alıştırma, sonra köleleştirme, yöntemiyle gerçekte gençleri deneme tahtası olarak kullanıyorlar. Basit bir merak veya kendini yetişkin bir birey olarak görme arzusu yüzünden binlerce genç insan; tütün, alkol, esrar, extasy, kokain, hap, apiyat, bonzai (sentetik uyuşturucu), alarak kısa sürede gerçek benliğinden uzaklaşıp bir köle gibi muamele gördükleri sonu ölümle bitebilen esaret yaşamına kendilerini bırakabiliyor. Vücuduna uyuşturucu yükleyerek ölümün nefesini ensesinde hisseden çok sayıda genç çaresiz veya yalnız kalmaktan ötürü yaşam savaşını kaybetti. SORUNLAR VE BAĞIMLILIK NEDENLERİ İnsanlar, yaşam mücadelesinde içinde bulundukları ortamlardan etkilenirler. Gençlerde genellikle arkadaş ortamında, bir merak sonucu dertlerine derman olabileceği ya da beğeni kazanacakları düşüncesiyle madde batağına saplanabiliyorlar. Uyuşturucu bataklığından kurtulma çabasına girmiş bir genç kız yaşadığı sorunu şöyle ifade ediyor: ‘’ Bizim sorunumuz maddeyle ilgili değil, duygularımızla ilgili. Hastalığa uygun yaşam tarzı geliştirmek gerek.,, Gençler yaşamlarının en dinamik döneminde akran baskısı, kendini önemli hissetme, meraklarını giderebilme uğruna çok tehlikeli bir maceraya etraflıca düşünmeden atılabiliyorlar. İstem dışı bir duygu kırılması yaşamlarının gidişini anında değiştirebiliyor. Ailelerde yaşanan yoksulluk, aile içi şiddet, boşanmalar, anne veya babadan birinin veya her ikisinin ani kaybı, uzun süren savaş ortamı, refah düzeyinin yüksek olduğu ülkelerde modern ve hızlı hayatın akışına ayak uydurabilmek ya da gençlerin ergenlik döneminde kendilerini ebeveynlerinden bağımsız bir birey oluşturma çabası madde bağımlılığına giden yolda temel taşları oluşturuyor. Gençleri madde bağımlılığına götüren yol başlangıçta sigara, alkol ve nargile gibi bir bakıma toplumsal yapıda kanıksanmış maddelere alışmakla başlıyor. Yeşilay Cemiyetinin 2012 yılında İstanbul’un 15 farklı ilçesinde 45 okulda yaptırdığı anket çalışmasında gençlerin madde bağımlılığına ilk adımı nargile ile attığı, ikinci sırada % 34,2 ile alkolün yer aldığı anlaşıldı. Aynı araştırma sonucu, kullanım oranının erkek öğrencilerde kız öğrencilere göre daha yüksek olduğu bağımlılıkta ortalama yaşın 11 ila 26 arasında olduğunu ortaya koyuyor. Yeşilay’ın yanında diğer sivil toplum kuruluşlarının çalışmaları bağımlılık yaşının ülkemizde giderek düştüğünü ne acıdır ki satıcı ve kullanıcı sayısının giderek arttığını gösteriyor. Geçmiş ile kıyaslandığında, günümüzde uyuşturucuya ulaşmanın giderek kolaylaşması devletin çözmesi zorunlu önemli bir sorun olarak belirtiliyor. BAĞIMLI OLMANIN İNSAN ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ Uyuşturucu tuzağına düşmüş bazı gençlerin kullandıkları uyuşturucuyu; dert ve sorunlarından uzak, kendilerini keyifli bir hayal ortamına sürükleyen madde olarak görmesi, gerçekte ölüme kadar uzanan acıyla dolu bir yaşam serüvenini beraberinde getiriyor. Orta Çağda yaşayan Hasan Sabbah’ın fedaileri de, kendilerine verilen uyuşturucuyu cennete ulaşmada kullanılması gereken bir madde olarak biliyorlardı. Diğer bir deyişle kendilerine yapılan telkin öyle bir telkindi ki ölümüne fedai olacaklar arkasından cennete kavuşacaklardı! Bağımlılığın insan üzerinde yaptığı etkileri inceleyen tıp bilimi dalında hekimler, psikiyatr ve konunun diğer uzmanlarının görüşleri şöyle: Beyin merkezi ve sinir sisteminde, akıl ve irade işlemez hale geliyor. Akıl sağlığı, erken bunama, şuur kaybı, uykusuzluk, felç, hezeyan (sayıklama, saçmalama) gibi rahatsızlıkların doğmasına yol açıyor. Sindirim sistemi bozuluyor, karaciğer ve böbreklerde tahribat oluşuyor. Zehirlenme ile birlikte gözlerde kızarıklık, solunum sisteminde ise nefes alıp vermede güçlük ortaya çıkıyor. Madde kullananlar genellikle donuk bakıyor, cümleleri toparlayamıyor, zamanla kilo veriyor; vücut büyük bir yıkım yaşıyor. KULLANIM ALANLARI VE AİLELERİN SORUMLULUĞU Bağımlılık bir arkadaş ortamında ‘ottur günahı yoktur, veya ‘bir defadan bir şey olmaz, telkiniyle derdine düşmüş değişik sorunlar yaşayan kırılgan bir gence olta atmakla başlıyor! Uyuşturucuyu pazarlayanlar; baronları başta olmak üzere, torbacılar (veya diğer bir adlarıyla seyisler) gençlere ‘önce parasız vermek, sonra köle etmek, suretiyle işe başlıyorlar. Ne acıdır ki bir ailenin çocuklarını uyuşturucuya bulaştığını öğrenmeleri iki yılı bulan bir zaman sürecinde gerçekleşiyor. Zaman geçtikçe aileler çaresizlik içinde kalıyor, tedavi uğruna büyük masraflar yapılıyor. Uyuşturucuya bulaşan gençler değer yargılarını bir kenara bırakıyor. Madde alma uğruna anne veya babalarını karşılarına alıyor, hırsızlık yapıyor, kendi vücutlarını pazarlayabiliyor; kısa sürede öz benliklerinden uzaklaşıp tanınmaz bir hale dönüşebiliyorlar. Psikiyatrlar ve konunun diğer uzmanlarına göre, gençlerin yetişme ve ergenlik döneminde ailelere büyük sorumluluklar düşüyor: Ø Ailenin büyükleri çocuklarının ilgi ve yeteneklerinin farkına varmasında yardımcı olmalı. Ø Çocuklarla arkadaş olunmalı. Ø Ailede kuvvetli bir bağ oluşmalı, iyi ebeveyn olmanın çocukları sevgi ile yetiştirme ve iyi örnek olma gerçeğinden geçtiği unutulmamalı. Ø Çocuklar yakından izlenmeli, çevrelerine karşı gösterdikleri iletişim ve duygu değişikliği takip edilmeli. Ø Çocuklara ihtiyacından fazla para verilmemeli, arkadaş ortamı gözlemlenmeli. Ø İletişim kurduğu kişiler ve eğlence mekanları ile irtibatları kontrol edilmeli. Uyuşturucu kullanan gençlerin tespiti ile zamanında tedaviye başlamada ailenin rolü ve sorumluluğu oldukça büyük. Ülkemizde aile yapısının sarsıntı geçirmesi ve boşanmaların artması çocuklarımız üzerinde manevi boyutta onarımı zor tahribata yol açıyor. Bu bakımda Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının uyuşturucu ile mücadele açısından kimsesiz, sahipsiz ve desteksiz çocuklar için uyguladığı politikaları yeniden gözden geçirmek gerekiyor. UYUŞTURUCU KULLANANLARIN PROFİLİ Sevgili okuyucularım, uyuşturucu kullanımının yaygın olduğu 11-39 yaş grubundaki gençlerden söz ettik, ancak; bu yaş grubuna giren değişik mesleklere sahip insanların varlığı kullananların profili açısından gözden kaçırılmamalı. Emniyette Narkotik Şube Müdürlüğünün her baskınında, isimleri açıklanan bireyler arasında sanat dünyasına ilişkin çok sayıda kişinin varlığı sizlerin de dikkatinden kaçmamıştır. Bu sanatçıların ifadesine göre; yoğun çalışma ortamı, tükenmişlik sendromuna buradan da madde bağımlılığına yol açabiliyor. Halbuki sanatta insanlar içindir. Özellikle sanatçılar, toplumda zararlı maddeler karşısında farkındalık oluşturmada öncü rol oynamalıdır. Aralarında ünlü dizi ve sinema oyuncularının bulunduğu uyuşturucu baskınında evinin teras katında hint keneviri yetiştiren sanatçıların olduğunu da anımsayacaksınız. Yaptığı konserlerde binlerce kişiyi bir araya getirmeyi başaran ses sanatçıları ‘uyuşturucu tuzağına, önce kendileri düşerse arkalarında takip edilecek bir iz bırakmamış olurlar. Türkiye’de son zamanlarda uyuşturucu profilinin ünlü sanatçıları da kapsayacak şekilde genişlemiş olması, sorunun çözümünde etkin olması gereken kurum ve kuruluşların çözüm amaçlı yeni projeler gerçekleştirilmesi gereğini ortaya koyuyor. BAĞIMLILARIN YAŞAM HİKAYELERİNDEN NOTLAR Bağımlılık; insan üzerinde sağlık açısından ciddi bir hasar bırakmasına karşın, sosyal ortamda da çaresizliğe, manevi yıkıma, bireyin giderek tükenmesine ve adalet karşısında suçlu duruma düşmesine neden olabiliyor. Bağımlı olmanın pençesine düşmüş binlerce genç, uyuşturucunun üzerlerinde bıraktığı maddi ve manevi yıkımı çaresiz bir ruh hali içinde haykırıyor… Aşağıdaki notlar, yaşam hikayelerini medyada paylaşan bağımlı bir kısım gencin ifadelerinden derlenmiştir: § ‘Ailem kovdu, sokaklar evimdi., § ‘Yaşayan bir ölü gibiydim,’ § ‘Ölemiyorsan da hücre, hücre öldürüyor seni, § ‘Hırsızlık yapmaya kendi evinde başlıyorsun. O yüzden dışarıda rahatlıkla sürdürebiliyorsun, § ‘Deney faresi gibiydik, § ‘Baronların kendisi sigara bile içmez. Çoğu hacca gitmiş adamlar, ‘içmesinler, ben satmasam başkaları satar diyorlar, § ‘Şu bir gerçek, madde kullanan kişinin kendisiyle değil şeytanıyla konuşursunuz, § ‘Ailem hepsinden habersiz, Eskişehir’de üniversitede okuduğumu zannediyordu, § ‘Her kullanım ölümle oynanan kumardır, § ‘Uyuşturucu vicdanımı da öldürmüştü, § ‘Dostluk yoktur, madde arkadaşlığı vardır, § ‘Babam benim yüzümden kalp krizi geçirdi, § ‘Beş kişinin olduğu yerde bir kişi ölür, onu da bırakır gidersin, § ‘Herkese tavsiyem ‘ottur günahı yoktur, lafına kanmasınlar, § ‘Şimdi, yaptığım her şey için vicdan azabı çekiyorum, UYUŞTURUCU İLE MÜCADELE Uyuşturucu bağımlılığı, değişik boyutları bulunan toplumsal bir sorundur. Sorunun köklü çözümü hiç değilse kullanıcı sayısının azaltılabilmesi için etkili bir devlet politikası şarttır. Uyuşturucu bataklığının odağında insan vardır. Ancak; ‘insan, olma sıfatına rağmen bazıları satıcı, torbacı ya da baron gibi bir rol üstlenirken ağa düşen kimi insanda ‘kullanıcı, olarak rol üstlenmiş oluyor. Türkiye’de 1980 li yılların ikinci yarısından itibaren ‘Alkol ve Madde Bağımlılığı Danışma Üst Kurulu, oluşturuldu. Bu Kurul’da çözüm geliştirmek amacıyla hükümetin sağlık, sosyal, eğitim, hukuk ve adalet alanında görev yapan elemanlar bir araya gelerek işbirliği yapıyorlar. Sağlık Bakanlığı’nın ‘Bonzai ile Mücadelede Eylem Planı, yedi ayrı bakanlığın ortak çalışması ile hazırlandı. İçişleri Bakanlığı’nın ‘Narkotik Suçlarla Mücadele, amacıyla oluşturduğu ‘Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı, suçluları yakalayıp adalete teslim etmede etkin bir rol üstlenmiş durumda. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına bağlı ‘Çocuk ve Gençlik Rehabilitasyon Merkezi de bağımlıların rehabilite edilip yaşama kazandırılması yönünde çalışmalar yürütüyor. Ayrıca yerel kuruluşlar, Diyanet İşleri Başkanlığı, değişik federasyonlar ve sivil toplum kuruluşları uyuşturucu illetinden gençleri kurtarma yönünde muhtelif görevleri üstlenmiş durumdalar. Ne var ki istatistiki veriler gençlerde madde kullanımının geçmiş yıllara göre giderek arttığını gösteriyor. ‘Türkiye’de 15-65 yaş arası madde kullanım oranı % 2,7. 2004 yılında 12.756 kişi alkol ve madde bağımlılığı tedavisi için hastanelere başvururken 2012 yılında bu rakam 227.298 e ulaştı. Son dört yılda sentetik uyuşturucu olan bonzai’den 800 ü aşkın genç yaşamını yitirdi., Uyuşturucu ile mücadele de yürütülen önleme çalışmalarının ortaya koyduğu müşahhas sonuçlar var. İlgili uzmanlarca ortaya konulan bu sonuçlardan çıkarılan tespitleri sıralayalım: Ø Rehabilitasyon merkezlerinin artırılması şart. Şu an ülkemizde sadece acil müdahale yapılıyor. Ø Emniyet yoluyla suçluların takip ve adalete teslimi açısından uzman ekiplerin sık, sık değişmesi arzu edilen sonuçların alınmasını zorlaştırıyor. Ø Koruma- önleme yapılacak temel yerlerden biri Milli Eğitim Bakanlığı olmalı. Ø Milli Eğitim ve Sağlık Bakanlıkları arasında iyi bir iletişim oluşturulamadı. Ø Denetimli serbestlik yanlış uygulanıyor. Hastalar arasında yüzün üzerinde denetim serbestliği olanlar var. Ø Sağlık Bakanlığına bağlı AMATEM’ lerde gençleri rehabilite edecek uzman personel yönünden eksiklikler bulunuyor. Ø Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullarda da öğrencilere rehberlik görevi üstlenecek psikolog kadroları da yetersiz. Ø Türkiye Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi’nin (TUBİM) dağıtılması uyuşturucu ile mücadeleye büyük darbe vurdu. Ø Zehir tacirlerinin yeni hedefi olan köydeki gençleri koruma amaçlı uyarıcı çözüm projeleri geliştirmek şart. TEDAVİ YÖNTEMLERİ VE SONUÇ Madde bağımlılığı toplumsal bir sorun olduğu için, sorunun çözümünde resmi ve sivil toplum kuruluşlarının yanı sıra toplumsal yapının en alt birimi olan ailenin de rolü büyüktür. Aile büyükleri, aile içinde yaşanan sorunlara kayıtsız kalmamalıdır. ‘ Benim çocuğum yapmaz, düşüncesinin yerini ‘Ben çocuğumun sorunlarından ne ölçüde haberdarım.?, sorgulamasına bırakmalıdır. Aile içinde çocuklara özgüven aşılanması, yeteneklerinin farkına varılması, çocukların zamanının eğlence, müzik ve spor yönünden doyurucu etkinliklere ayrılması, çocukların ruhsal ve fiziki yapılarında ki olası değişmelerin zaman geçirilmeksizin takip edilmesi oldukça önemlidir. Çocukların evlerinde göremedikleri sevgi ve ilgiyi dışarıda aramamaları için, iç dünyalarını anlamaya özen göstermek gerekiyor. Bu açıdan aile içi iletişimin kalitesi ve sürekliliği önem kazanıyor. Tedavi sürecinin hedefine ulaşabilmesi için üstün çaba ve azim gerekiyor. Hekimler bireyin bağımlı olduğu gerçeğini kabul etmesini ilk ve en önemli aşama olarak görüyorlar. Sivil toplum kuruluşları içinde dernek veya vakıf yoluyla gençlere ‘Bağımlılık Danışmanlığı, yapan insanlar var. Bu derneklerden biri de ‘Ayık Yaşamda Buluşma Derneği (AYBUDER), Derneğin kurucusu olan Yavuz Tufan Koçak’ın kendisi de aynı sorunları yaşamış bir insan. ‘ Çapa Tıp Fakültesinde bağımlılık danışmanlığı eğitimi almış olan Y. Tufan Koçak ‘Beton Tedavisi, adı verilen yöntemle ilaç, tıbbi müdahale olmaksızın bireyin kendisiyle mücadele etmesi ve kendi kendini ikna etmesi sonucu çok sayıda gencin hayata döndürülebileceğini ifade ediyor. (Pazar, Sabah, 08.12.2013, S.7) Tedavi sürecinin başarıya ulaşmasında devletin ilgili kurumlarına düşen sorumluluklarda büyüktür. Temel amaç; ülkemize giren uyuşturucu trafiğinin önüne geçmek, pazarlayanları yakından takip etmek, eğitim sisteminde gerekli düzenlemeleri yaparak bu tehlikeye karşı gençlerimizi zamanında bilinçlendirmek gerekmektedir. Tedavi merkezlerini artırmak, bu merkezlerde ve okullarda tedavi ve önleme amaçlı personel sayısını takviye etmek çözümün sadece ufak bir parçasıdır. Madde bağımlılığı ile mücadelede asıl amaç, gençleri uyuşturucu bataklığına sürükleyen ortam ve şartların ortadan kaldırılmasıdır. Öncelikli hedef; mücadelede uzmanlaşmış ekipten azami ölçüde yararlanmak, eğitim sisteminde gençlerin bilinçlendirmesi çalışmalarını ön plana çıkarmak, mezuniyet sonrası gençlere iş kapısı açmak, gençler için zaman yönetimi konusunda etkili projeler geliştirmek olmalıdır. Değerli okuyucularıma sağlıklı ve kaliteli yaşam yolunda kötü alışkanlıklardan uzak aydınlık dolu günler diliyorum. Atıf ÖZGEN İDD Kurucu ve Yönetim Kurulu Üyesi e-mail: ozgenatif@gmail.com
Değerli okuyucularım; genç bir nüfusa sahip ülkemizde uyuşturucu tacirlerinin gençleri hedef alan uyuşturucu tüketimini artırmaya yönelik çalışmaları, son yıllarda ölümle sonuçlanan vakaların artması nedeniyle büyük önem kazanmıştır.
Geleceğimizi emanet ettiğimiz gençlerimizin, yaşadıkları sorunlar içinde ‘madde bağımlılığı, üzerinde ehemmiyetle durulması zorunlu bir görünüm arz etmektedir.
Gençlerimizin; eğitim, istihdam, sağlık ve sosyal güvenlik alanlarında çözüm bekleyen yığınla sorunu bulunmaktadır. Ancak; madde bağımlılığı sorunu, genç nüfusun her alanda etkisiz kılınmasını amaçlayan, içinde değişik tuzakların barındığı, yabancı ve karanlık güçlerin el altından desteklediği bir görüntüye sahiptir.
İNSAN, BİLE BİLE ÖLÜME GİDER Mİ?
Genç nüfus, nüfusumuzun en dinamik kesimidir. Bu nüfusumuzun yoğun olmasının çalışma yaşamına, ülke savunmasına, eğitim sistemine yönelik olumlu yansımaları vardır. Bu gerçeğin farkında olan karanlık güçler, günümüzde planladıkları değişik tuzaklarla gençleri uyuşturucu batağına sürüklüyorlar.
Malumunuz; insan diğer canlılar gibi fanidir. Bir düşünürün ifade ettiği gibi, ‘Her insanın doğum şekli aynı, fakat ölümün tecellisi farklı farklıdır.,
Normal ölümün dışında, bir insan vatan savunması amacıyla şehit olmak için ölüme koşar. Madde bağımlısı olan bir insan ise aldığı uyuşturucunun kendisini ölüme götüreceğini bile bile çaresiz duruma düşebilmektedir.
Gençleri uyuşturucu bataklığına sürükleyen baronlar, değişik taktikler kullanarak ‘önce alıştırma, sonra köleleştirme, yöntemiyle gerçekte gençleri deneme tahtası olarak kullanıyorlar.
Basit bir merak veya kendini yetişkin bir birey olarak görme arzusu yüzünden binlerce genç insan; tütün, alkol, esrar, extasy, kokain, hap, apiyat, bonzai (sentetik uyuşturucu), alarak kısa sürede gerçek benliğinden uzaklaşıp bir köle gibi muamele gördükleri sonu ölümle bitebilen esaret yaşamına kendilerini bırakabiliyor.
Vücuduna uyuşturucu yükleyerek ölümün nefesini ensesinde hisseden çok sayıda genç çaresiz veya yalnız kalmaktan ötürü yaşam savaşını kaybetti.
SORUNLAR VE BAĞIMLILIK NEDENLERİ
İnsanlar, yaşam mücadelesinde içinde bulundukları ortamlardan etkilenirler. Gençlerde genellikle arkadaş ortamında, bir merak sonucu dertlerine derman olabileceği ya da beğeni kazanacakları düşüncesiyle madde batağına saplanabiliyorlar.
Uyuşturucu bataklığından kurtulma çabasına girmiş bir genç kız yaşadığı sorunu şöyle ifade ediyor:
‘’ Bizim sorunumuz maddeyle ilgili değil, duygularımızla ilgili. Hastalığa uygun yaşam tarzı geliştirmek gerek.,,
Gençler yaşamlarının en dinamik döneminde akran baskısı, kendini önemli hissetme, meraklarını giderebilme uğruna çok tehlikeli bir maceraya etraflıca düşünmeden atılabiliyorlar. İstem dışı bir duygu kırılması yaşamlarının gidişini anında değiştirebiliyor.
Ailelerde yaşanan yoksulluk, aile içi şiddet, boşanmalar, anne veya babadan birinin veya her ikisinin ani kaybı, uzun süren savaş ortamı, refah düzeyinin yüksek olduğu ülkelerde modern ve hızlı hayatın akışına ayak uydurabilmek ya da gençlerin ergenlik döneminde kendilerini ebeveynlerinden bağımsız bir birey oluşturma çabası madde bağımlılığına giden yolda temel taşları oluşturuyor.
Gençleri madde bağımlılığına götüren yol başlangıçta sigara, alkol ve nargile gibi bir bakıma toplumsal yapıda kanıksanmış maddelere alışmakla başlıyor.
Yeşilay Cemiyetinin 2012 yılında İstanbul’un 15 farklı ilçesinde 45 okulda yaptırdığı anket çalışmasında gençlerin madde bağımlılığına ilk adımı nargile ile attığı, ikinci sırada % 34,2 ile alkolün yer aldığı anlaşıldı.
Aynı araştırma sonucu, kullanım oranının erkek öğrencilerde kız öğrencilere göre daha yüksek olduğu bağımlılıkta ortalama yaşın 11 ila 26 arasında olduğunu ortaya koyuyor. Yeşilay’ın yanında diğer sivil toplum kuruluşlarının çalışmaları bağımlılık yaşının ülkemizde giderek düştüğünü ne acıdır ki satıcı ve kullanıcı sayısının giderek arttığını gösteriyor.
Geçmiş ile kıyaslandığında, günümüzde uyuşturucuya ulaşmanın giderek kolaylaşması devletin çözmesi zorunlu önemli bir sorun olarak belirtiliyor.
BAĞIMLI OLMANIN İNSAN ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
Uyuşturucu tuzağına düşmüş bazı gençlerin kullandıkları uyuşturucuyu; dert ve sorunlarından uzak, kendilerini keyifli bir hayal ortamına sürükleyen madde olarak görmesi, gerçekte ölüme kadar uzanan acıyla dolu bir yaşam serüvenini beraberinde getiriyor.
Orta Çağda yaşayan Hasan Sabbah’ın fedaileri de, kendilerine verilen uyuşturucuyu cennete ulaşmada kullanılması gereken bir madde olarak biliyorlardı. Diğer bir deyişle kendilerine yapılan telkin öyle bir telkindi ki ölümüne fedai olacaklar arkasından cennete kavuşacaklardı!
Bağımlılığın insan üzerinde yaptığı etkileri inceleyen tıp bilimi dalında hekimler, psikiyatr ve konunun diğer uzmanlarının görüşleri şöyle:
Beyin merkezi ve sinir sisteminde, akıl ve irade işlemez hale geliyor.
Akıl sağlığı, erken bunama, şuur kaybı, uykusuzluk, felç, hezeyan (sayıklama, saçmalama) gibi rahatsızlıkların doğmasına yol açıyor.
Sindirim sistemi bozuluyor, karaciğer ve böbreklerde tahribat oluşuyor.
Zehirlenme ile birlikte gözlerde kızarıklık, solunum sisteminde ise nefes alıp vermede güçlük ortaya çıkıyor.
Madde kullananlar genellikle donuk bakıyor, cümleleri toparlayamıyor, zamanla kilo veriyor; vücut büyük bir yıkım yaşıyor.
KULLANIM ALANLARI VE AİLELERİN SORUMLULUĞU
Bağımlılık bir arkadaş ortamında ‘ottur günahı yoktur, veya ‘bir defadan bir şey olmaz, telkiniyle derdine düşmüş değişik sorunlar yaşayan kırılgan bir gence olta atmakla başlıyor!
Uyuşturucuyu pazarlayanlar; baronları başta olmak üzere, torbacılar (veya diğer bir adlarıyla seyisler) gençlere ‘önce parasız vermek, sonra köle etmek, suretiyle işe başlıyorlar.
Ne acıdır ki bir ailenin çocuklarını uyuşturucuya bulaştığını öğrenmeleri iki yılı bulan bir zaman sürecinde gerçekleşiyor. Zaman geçtikçe aileler çaresizlik içinde kalıyor, tedavi uğruna büyük masraflar yapılıyor.
Uyuşturucuya bulaşan gençler değer yargılarını bir kenara bırakıyor. Madde alma uğruna anne veya babalarını karşılarına alıyor, hırsızlık yapıyor, kendi vücutlarını pazarlayabiliyor; kısa sürede öz benliklerinden uzaklaşıp tanınmaz bir hale dönüşebiliyorlar.
Psikiyatrlar ve konunun diğer uzmanlarına göre, gençlerin yetişme ve ergenlik döneminde ailelere büyük sorumluluklar düşüyor:
Ø Ailenin büyükleri çocuklarının ilgi ve yeteneklerinin farkına varmasında yardımcı olmalı.
Ø Çocuklarla arkadaş olunmalı.
Ø Ailede kuvvetli bir bağ oluşmalı, iyi ebeveyn olmanın çocukları sevgi ile yetiştirme ve iyi örnek olma gerçeğinden geçtiği unutulmamalı.
Ø Çocuklar yakından izlenmeli, çevrelerine karşı gösterdikleri iletişim ve duygu değişikliği takip edilmeli.
Ø Çocuklara ihtiyacından fazla para verilmemeli, arkadaş ortamı gözlemlenmeli.
Ø İletişim kurduğu kişiler ve eğlence mekanları ile irtibatları kontrol edilmeli.
Uyuşturucu kullanan gençlerin tespiti ile zamanında tedaviye başlamada ailenin rolü ve sorumluluğu oldukça büyük.
Ülkemizde aile yapısının sarsıntı geçirmesi ve boşanmaların artması çocuklarımız üzerinde manevi boyutta onarımı zor tahribata yol açıyor.
Bu bakımda Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının uyuşturucu ile mücadele açısından kimsesiz, sahipsiz ve desteksiz çocuklar için uyguladığı politikaları yeniden gözden geçirmek gerekiyor.
UYUŞTURUCU KULLANANLARIN PROFİLİ
Sevgili okuyucularım, uyuşturucu kullanımının yaygın olduğu 11-39 yaş grubundaki gençlerden söz ettik, ancak; bu yaş grubuna giren değişik mesleklere sahip insanların varlığı kullananların profili açısından gözden kaçırılmamalı.
Emniyette Narkotik Şube Müdürlüğünün her baskınında, isimleri açıklanan bireyler arasında sanat dünyasına ilişkin çok sayıda kişinin varlığı sizlerin de dikkatinden kaçmamıştır.
Bu sanatçıların ifadesine göre; yoğun çalışma ortamı, tükenmişlik sendromuna buradan da madde bağımlılığına yol açabiliyor.
Halbuki sanatta insanlar içindir. Özellikle sanatçılar, toplumda zararlı maddeler karşısında farkındalık oluşturmada öncü rol oynamalıdır.
Aralarında ünlü dizi ve sinema oyuncularının bulunduğu uyuşturucu baskınında evinin teras katında hint keneviri yetiştiren sanatçıların olduğunu da anımsayacaksınız.
Yaptığı konserlerde binlerce kişiyi bir araya getirmeyi başaran ses sanatçıları ‘uyuşturucu tuzağına, önce kendileri düşerse arkalarında takip edilecek bir iz bırakmamış olurlar.
Türkiye’de son zamanlarda uyuşturucu profilinin ünlü sanatçıları da kapsayacak şekilde genişlemiş olması, sorunun çözümünde etkin olması gereken kurum ve kuruluşların çözüm amaçlı yeni projeler gerçekleştirilmesi gereğini ortaya koyuyor.
BAĞIMLILARIN YAŞAM HİKAYELERİNDEN NOTLAR
Bağımlılık; insan üzerinde sağlık açısından ciddi bir hasar bırakmasına karşın, sosyal ortamda da çaresizliğe, manevi yıkıma, bireyin giderek tükenmesine ve adalet karşısında suçlu duruma düşmesine neden olabiliyor.
Bağımlı olmanın pençesine düşmüş binlerce genç, uyuşturucunun üzerlerinde bıraktığı maddi ve manevi yıkımı çaresiz bir ruh hali içinde haykırıyor…
Aşağıdaki notlar, yaşam hikayelerini medyada paylaşan bağımlı bir kısım gencin ifadelerinden derlenmiştir:
§ ‘Ailem kovdu, sokaklar evimdi.,
§ ‘Yaşayan bir ölü gibiydim,’
§ ‘Ölemiyorsan da hücre, hücre öldürüyor seni,
§ ‘Hırsızlık yapmaya kendi evinde başlıyorsun. O yüzden dışarıda rahatlıkla sürdürebiliyorsun,
§ ‘Deney faresi gibiydik,
§ ‘Baronların kendisi sigara bile içmez. Çoğu hacca gitmiş adamlar, ‘içmesinler, ben satmasam başkaları satar diyorlar,
§ ‘Şu bir gerçek, madde kullanan kişinin kendisiyle değil şeytanıyla konuşursunuz,
§ ‘Ailem hepsinden habersiz, Eskişehir’de üniversitede okuduğumu zannediyordu,
§ ‘Her kullanım ölümle oynanan kumardır,
§ ‘Uyuşturucu vicdanımı da öldürmüştü,
§ ‘Dostluk yoktur, madde arkadaşlığı vardır,
§ ‘Babam benim yüzümden kalp krizi geçirdi,
§ ‘Beş kişinin olduğu yerde bir kişi ölür, onu da bırakır gidersin,
§ ‘Herkese tavsiyem ‘ottur günahı yoktur, lafına kanmasınlar,
§ ‘Şimdi, yaptığım her şey için vicdan azabı çekiyorum,
UYUŞTURUCU İLE MÜCADELE
Uyuşturucu bağımlılığı, değişik boyutları bulunan toplumsal bir sorundur. Sorunun köklü çözümü hiç değilse kullanıcı sayısının azaltılabilmesi için etkili bir devlet politikası şarttır.
Uyuşturucu bataklığının odağında insan vardır. Ancak; ‘insan, olma sıfatına rağmen bazıları satıcı, torbacı ya da baron gibi bir rol üstlenirken ağa düşen kimi insanda ‘kullanıcı, olarak rol üstlenmiş oluyor.
Türkiye’de 1980 li yılların ikinci yarısından itibaren ‘Alkol ve Madde Bağımlılığı Danışma Üst Kurulu, oluşturuldu. Bu Kurul’da çözüm geliştirmek amacıyla hükümetin sağlık, sosyal, eğitim, hukuk ve adalet alanında görev yapan elemanlar bir araya gelerek işbirliği yapıyorlar.
Sağlık Bakanlığı’nın ‘Bonzai ile Mücadelede Eylem Planı, yedi ayrı bakanlığın ortak çalışması ile hazırlandı. İçişleri Bakanlığı’nın ‘Narkotik Suçlarla Mücadele, amacıyla oluşturduğu ‘Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı, suçluları yakalayıp adalete teslim etmede etkin bir rol üstlenmiş durumda.
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına bağlı ‘Çocuk ve Gençlik Rehabilitasyon Merkezi de bağımlıların rehabilite edilip yaşama kazandırılması yönünde çalışmalar yürütüyor.
Ayrıca yerel kuruluşlar, Diyanet İşleri Başkanlığı, değişik federasyonlar ve sivil toplum kuruluşları uyuşturucu illetinden gençleri kurtarma yönünde muhtelif görevleri üstlenmiş durumdalar.
Ne var ki istatistiki veriler gençlerde madde kullanımının geçmiş yıllara göre giderek arttığını gösteriyor.
‘Türkiye’de 15-65 yaş arası madde kullanım oranı % 2,7. 2004 yılında 12.756 kişi alkol ve madde bağımlılığı tedavisi için hastanelere başvururken 2012 yılında bu rakam 227.298 e ulaştı. Son dört yılda sentetik uyuşturucu olan bonzai’den 800 ü aşkın genç yaşamını yitirdi.,
Uyuşturucu ile mücadele de yürütülen önleme çalışmalarının ortaya koyduğu müşahhas sonuçlar var. İlgili uzmanlarca ortaya konulan bu sonuçlardan çıkarılan tespitleri sıralayalım:
Ø Rehabilitasyon merkezlerinin artırılması şart. Şu an ülkemizde sadece acil müdahale yapılıyor.
Ø Emniyet yoluyla suçluların takip ve adalete teslimi açısından uzman ekiplerin sık, sık değişmesi arzu edilen sonuçların alınmasını zorlaştırıyor.
Ø Koruma- önleme yapılacak temel yerlerden biri Milli Eğitim Bakanlığı olmalı.
Ø Milli Eğitim ve Sağlık Bakanlıkları arasında iyi bir iletişim oluşturulamadı.
Ø Denetimli serbestlik yanlış uygulanıyor. Hastalar arasında yüzün üzerinde denetim serbestliği olanlar var.
Ø Sağlık Bakanlığına bağlı AMATEM’ lerde gençleri rehabilite edecek uzman personel yönünden eksiklikler bulunuyor.
Ø Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullarda da öğrencilere rehberlik görevi üstlenecek psikolog kadroları da yetersiz.
Ø Türkiye Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi’nin (TUBİM) dağıtılması uyuşturucu ile mücadeleye büyük darbe vurdu.
Ø Zehir tacirlerinin yeni hedefi olan köydeki gençleri koruma amaçlı uyarıcı çözüm projeleri geliştirmek şart.
TEDAVİ YÖNTEMLERİ VE SONUÇ
Madde bağımlılığı toplumsal bir sorun olduğu için, sorunun çözümünde resmi ve sivil toplum kuruluşlarının yanı sıra toplumsal yapının en alt birimi olan ailenin de rolü büyüktür.
Aile büyükleri, aile içinde yaşanan sorunlara kayıtsız kalmamalıdır. ‘ Benim çocuğum yapmaz, düşüncesinin yerini ‘Ben çocuğumun sorunlarından ne ölçüde haberdarım.?, sorgulamasına bırakmalıdır.
Aile içinde çocuklara özgüven aşılanması, yeteneklerinin farkına varılması, çocukların zamanının eğlence, müzik ve spor yönünden doyurucu etkinliklere ayrılması, çocukların ruhsal ve fiziki yapılarında ki olası değişmelerin zaman geçirilmeksizin takip edilmesi oldukça önemlidir.
Çocukların evlerinde göremedikleri sevgi ve ilgiyi dışarıda aramamaları için, iç dünyalarını anlamaya özen göstermek gerekiyor. Bu açıdan aile içi iletişimin kalitesi ve sürekliliği önem kazanıyor.
Tedavi sürecinin hedefine ulaşabilmesi için üstün çaba ve azim gerekiyor. Hekimler bireyin bağımlı olduğu gerçeğini kabul etmesini ilk ve en önemli aşama olarak görüyorlar.
Sivil toplum kuruluşları içinde dernek veya vakıf yoluyla gençlere ‘Bağımlılık Danışmanlığı, yapan insanlar var. Bu derneklerden biri de ‘Ayık Yaşamda Buluşma Derneği (AYBUDER), Derneğin kurucusu olan Yavuz Tufan Koçak’ın kendisi de aynı sorunları yaşamış bir insan.
‘ Çapa Tıp Fakültesinde bağımlılık danışmanlığı eğitimi almış olan Y. Tufan Koçak ‘Beton Tedavisi, adı verilen yöntemle ilaç, tıbbi müdahale olmaksızın bireyin kendisiyle mücadele etmesi ve kendi kendini ikna etmesi sonucu çok sayıda gencin hayata döndürülebileceğini ifade ediyor. (Pazar, Sabah, 08.12.2013, S.7)
Tedavi sürecinin başarıya ulaşmasında devletin ilgili kurumlarına düşen sorumluluklarda büyüktür.
Temel amaç; ülkemize giren uyuşturucu trafiğinin önüne geçmek, pazarlayanları yakından takip etmek, eğitim sisteminde gerekli düzenlemeleri yaparak bu tehlikeye karşı gençlerimizi zamanında bilinçlendirmek gerekmektedir.
Tedavi merkezlerini artırmak, bu merkezlerde ve okullarda tedavi ve önleme amaçlı personel sayısını takviye etmek çözümün sadece ufak bir parçasıdır.
Madde bağımlılığı ile mücadelede asıl amaç, gençleri uyuşturucu bataklığına sürükleyen ortam ve şartların ortadan kaldırılmasıdır.
Öncelikli hedef; mücadelede uzmanlaşmış ekipten azami ölçüde yararlanmak, eğitim sisteminde gençlerin bilinçlendirmesi çalışmalarını ön plana çıkarmak, mezuniyet sonrası gençlere iş kapısı açmak, gençler için zaman yönetimi konusunda etkili projeler geliştirmek olmalıdır.
Değerli okuyucularıma sağlıklı ve kaliteli yaşam yolunda kötü alışkanlıklardan uzak aydınlık dolu günler diliyorum.
Adınız Soyadınız
E-Posta
Girilecek rakam : 557015
Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.