ATIF ÖZGEN
1.KİMLİK VE İLETİŞİM BİLGİLERİ
Doğum Yeri ve Tarihi: KAYSERİ, 1948 İş: Sosyal Güvenlik Kurumundan Emekli (1973-2013) e-mail: ozgenatif@gmail.com
2. EĞİTİM
İlk ve orta öğrenimini Kayseri’de yaptı. Kayseri Lisesini bitirdikten sonra Yüksek öğrenimini Ankara’da tamamladı. 1968-1973 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümünde eğitim gördü. Yüksek Matematikçidir.
3. İŞ TECRÜBELERİ
Mesleki yaşamı Sosyal Güvenlik Kurumunda geçti. Kurumdaki 40 yılı bulan görevinde İstatistikçi, Eğitimci ve Araştırma Şube Müdürü olarak görev yaptı. Son olarak Kurumun, Koordinasyon ve Bilgilendirme Dairesinde Rehberlik Merkezi Müdürü iken emekli oldu. Çalışma yaşamında uzman sıfatıyla sosyal güvenlik, sağlık ve istihdam konulu yazıları Mercek, İşveren, Sosyal Güvenlik Dünyası ve SGK Bülteni gibi dergilerde yayımlandı.
4. MEVCUT DURUM
Halen bir sivil toplum kuruluşu olan İnsani Değerler Derneğinin Kurucu üyelerinden olup, Dernekte Yönetim Kurulu Üyeliği yanında Genel Sekreter Yardımcısı olarak görev yapmaktadır. Demokraside Birlik Vakfının da üyesidir. Derneğin internet sitesindeki Köşesinde, yazar olarak konusu insanın maddi ve manevi yapısını ele alan makale ve sohbet türü yazıları yer almaktadır. Aynı yazılar Türkuaz Haber Ajansının sitesindeki Köşesinde de yayımlanmaktadır. Özgen evli ve iki çocuk babasıdır.
5. YAZARIN SOSYAL GÜVENLİK, SAĞLIK VE İSTİHDAM KONULU MUHTELİF DERGİLERDE YAYIMLANAN DİĞER YAZILARI
1. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sisteminde Yeni Arayışlar, Yıl:2, Sayı:7- 8, Şubat-Haziran 2000 2. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Sigorta Kurumlarının Mevcut Durumu Işığında Sosyal Güvenlik Sisteminin Geleceği, Yıl:4, Sayı:10, Nisan 2001
3. Sosyal Güvenlik Dünyası, Çalışan veya Sokakta Yaşayan Çocukların Sorunları,Yıl:4 Sayı:12, Ağustos-Aralık 2001 4. Sosyal Güvenlik Dünyası, SSK Teşkilat Yapısı ve Tahsis Mevzuatı, Yıl:5, Sayı:23, Ocak-Şubat 2004 5. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sistemine Temel Yaklaşımlar ve Yapısal Reformlar, Yıl:6, Sayı: 26, Temmuz- Ağustos 2004 6. MESS Mercek Dergisi, Sosyal Güvenlik Sistemine Temel Yaklaşımlar ve Yapısal Reformlar, Yıl:9, Sayı:36, Ekim 2004 7. Sosyal Güvenlik Dünyası, Genel Sağlık Sigortası Gerçekleşecek Mi?, Yıl:7, Sayı:28, Kasım-Aralık 2004 8. Çözüm Sağlık/ Bilişim Haber, Sağlık Sisteminin İyileştirilmesi ve Genel Sağlık Sigortası, Sayı:7, Ocak- Şubat 2005 9. Sosyal Güvenlik Dünyası, SSK da Rehberlik Hizmetleri, Yıl: 7, Sayı: 29, Ocak- Şubat 2005 10. Sosyal Güvenlik Dünyası, Çalışma Yaşamında Çocuk, Yıl:7, Sayı:30, Mart- Nisan 2005 11. Sosyal Güvenlik Dünyası, SSK da Yaşlılık Sigortası Uygulamaları, Yıl: 7, Sayı: 31, Mayıs- Haziran 2005 12. MESS Mercek Dergisi, İşsizlik Sorununun Bir Yansıması: ‘Genç ve Eğitimli İşsizler, Yıl:10, Sayı: 39, Temmuz 2005 13. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sisteminde Sigorta Primini İyileştirme Uygulamaları, Yıl: 8, Sayı: 33, Eylül- Ekim 2005 14. Sosyal Güvenlik Dünyası, Yeşil Kart Uygulamasının Sağlık ve Sosyal Güvenlik Sistemimiz İçindeki Yeri, Yıl: 8, Sayı: 34, Kasım- Aralık 2005 15. TİSK İşveren Dergisi, İşsizlik Sorununun Sosyal Boyutu, Cilt: 44, Sayı:4, Ocak 2006 16. Sosyal Güvenlik Dünyası, SSK Sağlık Harcamaları Neden Artıyor?, Yıl: 8, Sayı:35, Ocak- Şubat 2006 17. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sisteminde Köklü Değişim Yeni Sorunlara Yol Açar Mı?, Yıl. 8, Sayı: 36, Mart- Nisan 2006 18. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sağlık Sisteminde Yeni Düzenlemeler ve Özel Hastane Uygulamaları, Yıl: 8, Sayı: 37, Mayıs- Haziran 2006 19. MESS Mercek Dergisi, Sosyal Güvenlikte Yeni Dönem: Yapısal Değişim Sorunları Çözecek Mi?, Yıl: 11, Sayı: 43, Temmuz 2006 20. TİSK İşveren Dergisi, Bir Toplumsal Sorun: Genç İşsizler, Cilt: 45, Sayı: 4-5, Ocak-Şubat 2007 21. Sosyal Güvenlik Dünyası, Emeklilik Sisteminde Temel Sorun Yaş Mı?, Yıl: 9, Sayı: 41, Ocak- Şubat 2007 22. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sağlık Sisteminde Yeni Düzenlemeler ve Sağlık Harcamaları, Yıl: 9, Sayı: 42, Mart- Nisan 2007 23. Sosyal Güvenlik Dünyası, Yoksulluk ve Yolsuzluklardan Arınmış Bir Sosyal Güvenlik Sistemi, Yıl:9, Sayı: 43, Mayıs- Haziran 2007 24. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sisteminde Yardım ve Dayanışma, Yıl: 10, Sayı: 45, Eylül- Ekim 2007 25. MESS Mercek, Türkiye’de İşsizlik ve İstihdam Sorununa Yönelik Arayışlar, Yıl: 12, Sayı: 48, Ekim 2007 26. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlikte Yeniden Yapılanma ve ‘Tek Çatı, Sorunu, Yıl: 10, Sayı: 46, Kasım- Aralık 2007 27. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlikte Zorlu Dönemeç, Yıl: 10, Sayı: 48, Mart- Nisan 2008 28. MESS Mercek, Sosyal Güvenlikte Geçiş Dönemi,, Yıl: 13, Sayı: 50, Nisan 2008 29. Sosyal Güvenlik Dünyası, Kayıt Dışı İstihdam ve Yaşanan Sorunlar, Yıl: 10, Sayı: 50, Temmuz- Ağustos 2008 30. TİSK İşveren Dergisi, Küresel Ekonomik Kriz ve İşsizlik, Cilt. 47, Sayı. 2, Kasım 2008 31. MESS Mercek Dergisi, Ekonomik Kriz ve Sosyal Yaşam, Yıl: 14, Sayı: 53, Ocak 2009 32. TİSK İşveren Dergisi, İstihdamın Korunmasında ve Geliştirilmesinde Yaşanan Sorunlar, Cilt: 47, Sayı: 8, Mayıs 2009 33. Sosyal Güvenlik Dünyası, Genç İşsizlerin Önceliği: ‘İstihdam, Yıl: 12, Sayı: 62, Ekim 2009 34. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sağlık Sistemi ve Yeşil Kart Uygulaması, Yıl: 12, Sayı: 64, Aralık 2009 35. MESS Mercek Dergisi, Gençlerinde Hayalleri Var!.., Yıl: 15, Sayı: 58, Nisan 2010 36. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Yardım ve Hizmetler Sosyal Güvenlik Sistemi İçinde Düzenlenebilir Mi?, Yıl: 13, Sayı: 67, Mayıs- Haziran 2010 37. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sağlık Sistemi ve Yeni Gelişmeler, Yıl: 13, Sayı: 69, Eylül- Ekim 2010 38. MESS Mercek Dergisi, Yaşlanan Nüfus ve Sosyal Güvenlik Sistemi, Yıl: 16, Sayı: 61, Ocak 2011 39. SGK Bülteni, Sosyal Güvenlik Kurumu ve Kayıt Dışı İstihdam, Sayı: 39, Ocak- Şubat 2011 40. SGK Bülteni, Sosyal Güvenlik Kurumunun Yenilenen Vizyonu, Sayı: 40, Mart- Nisan 2011 41. MESS Mercek Dergisi, Türkiye’de Kadın İstihdamının Yansıttığı Gerçekler, Yıl: 16, Sayı: 62, Nisan 2011 42. MESS Mercek Dergisi, Mesleki Eğitim Sistemi ve İstihdam, Yıl: 16, Sayı: 63, Temmuz 2011 43. MESS Mercek Dergisi, Dünyada ve Türkiye’de Yoksulluk, Yıl: 17, Sayı: 65, Ocak 2012 44. TİSK İşveren Dergisi, Küresel Ekonomik Krizin Seyri ve Sosyal Boyutu, Cilt: 50, Sayı: 1, Ocak- Şubat 2012 45. İNŞAAT Sanayii Dergisi, Gelişen İnşaat Sektörü ve İstihdam, Yıl: 22, Sayı: 129, Ocak- Şubat 2012 46. Sosyal Güvenlik Dünyası, Özürlülerin Sosyal Güvenliği, Yıl: 15, Sayı: 77, Ocak- Şubat 2012 47. MESS Mercek Dergisi, Türkiye’de Kadın Potansiyeli ve Kadın Girişimciliği, Yıl: 17, Sayı: 66, Nisan 2012 48. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlikte Kapsam Sorunu ve Genel Sağlık Sigortası, Yıl: 15, Sayı: 79, Mayıs- Haziran 2012 49. Sosyal Güvenlik Dünyası, İş Kazaları ve İş Güvenliği Alanında Ne Durumdayız?, Yıl: 15, Sayı: 80, Temmuz- Ağustos 2012 50. TİSK İşveren Dergisi, Sosyal Güvenlik Sistemi ve Yeni Gelişmeler, Cilt: 50, Sayı: 6, Kasım- Aralık 2012 51. Sosyal Güvenlik Dünyası, İstihdam Amaçlı Mesleki Eğitim Sistemi, Yıl: 16, Sayı: 83, Ocak- Şubat 2013 52. Sosyal Güvenlik Dünyası, Türkiye’de Emeklilik Sistemi, Yıl: 16, Sayı: 84, Mart- Nisan 2013 53. TİSK İşveren Dergisi, Genç İşsizliği ve İstihdam Üreten Girişimcilik, Cilt:53, Sayı 2, Mart- Nisan 2015 54. TİSK İşveren Dergisi, Dünyada ve Türkiye’de Göç Sorunu, Mülteci Krizinin Sosyal Boyutu, Ocak-Şubat 2016, Cilt 54, Sayı 1 55. TİSK İşveren Dergisi, Mülteci Krizi Bir İnsanlık Krizidir!.., Mart-Nisan 2016, Cilt 54, Sayı 2
Değerli okuyucularım; yetişkin bir birey olarak toplumda yerimizi almak, akıl ve ruh sağlığımızı koruyarak saygın bir kişiliğe sahip olabilmek hepimizin arzusu… Ama bunu sağlayabilmek sanıldığı kadar kolay değil. Neden değil? Çünkü; her insanın yetiştiği ortam, kültür birikimi, çevre koşulları, alınan eğitim ve kaliteye dayanan yaşam koşulları farklı farklı… Özellikle toplumsal yaşama damga vuran olaylar, günümüzde çeşitlilik arz ediyor. Bilhassa akıl ve ruh sağlığını kaybetme adına yaşadıklarımız her birimizi gelecek açısından endişeye sevk ediyor. Sağlıkta kaliteli yaşam amacıyla, Dünya Sağlık Örgütü başta olmak üzere Birleşmiş Milletler İnsani Gelişim Raporunun İnsani Gelişim Sıralamasında dikkate alınan temel kriterlerden biri de uzun ve sağlıklı yaşam… Sağlıklı yaşam içinde insanın akıl ve ruh sağlığının yerinde olması, ’olmazsa olmaz, bir ön koşuldur. TÜRKİYE’DE AKIL VE RUH SAĞLIĞI UYGULAMALARI Anayasamızın 56. Maddesi herkesin yaşamını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürebilmesi amacıyla devlet olarak yerine getirilmesi gerekli yükümlülükleri tanımlamıştır. Anayasal bir sorumluluk olarak sağlıklı ve kaliteli bir yaşam için hükümetlerin bilhassa Sağlık Bakanlığı marifetiyle politikalar üretip, günlük yaşamı olumsuz etkileyen akıl ve ruh sağlığı alanındaki sorunları ortadan kaldırması gerekiyor. Özellikle; hastane koşullarının, ‘Tedavi ve Ruh Sağlığı Eylem Planı, açısından Sağlık Bakanlığı tarafından yerine getirilmeye çalışılan diğer yükümlülüklerle birlikte ve akıl sağlığının korunması yolunda geldiğimiz noktanın sorgulanması gerekiyor. Ulusal Ruh Sağlığı Eylem Planı önerisini dikkate aldığımızda eksikliği görülen hususların altını çizmek gerekiyor. Bunlar[1]: ‘’Tüm Avrupa ülkelerinde ‘Toplum Temelli Ruh Sağlığı, modeli uygulanırken Türkiye’de halen ‘Hastane Temelli, ruh sağlığı hizmeti uygulanıyor. Ülkemizde kronik hastaların % 10-15 i bakım gerektiriyor. Hasta haklarını koruma amaçlı istemsiz yatışları düzenleyecek ‘Ruh Sağlığı Yasası, yok. Özel sektörün ruh sağlığı sistemine katkısı % 2 düzeyinde. Halbuki bu oran Avrupa ve Amerika’da % 40 düzeyinde. Hastaların tedavileri açısından hastanelerde psikiyatri için ayrılan yataklar yetersiz olup, bu yatakların kurumlara göre dağılımı şöyle: (Ulusal Ruh Sağlığı Eylem Planı, S.7)’’ Sağlık Bakanlığı (Genel Hastaneler) : % 27,2 Özel Sektör : % 6,2 Üniversiteler : % 13,1 Sağlık Bakanlığı (RSHH) : % 53,5 Dünya Sağlık Örgütüne (DSÖ) göre, eğer gerekli önlemler alınmazsa 2020 yılında dünyanın en büyük sorununun ‘depresyon, olacağı ifade ediliyor. Türkiye’de de yeni gelişmeler ışığında önleyici ruh sağlığı çalışmaları yanında mevcut ruh sağlığı sorunlarını en aza indirecek çalışmalara ağırlık vermek gerekiyor. AKIL VE RUH SAĞLIĞIMIZ NELERDEN ETKİLENİYOR? İnsanlar doğal yaşam koşullarından giderek uzaklaşıyor. Kentleşme; trafik, işsizlik, yoksulluk, stres ve yabancılaşma gibi bir çok sorunu beraberinde getiriyor. Özellikle büyük kentler; doğal yaşam alanları, trafik, park ve dinlenme yerleri, eğlence merkezleri açılarından yeterli olmadıkları için beklentilere cevap vermiyor. Halbuki bir dönem insanlar, büyük kentlere kolay iş bulabilirim umuduyla akın ediyorlardı. Bu olgu halan de devam eden bir olgudur. Günümüzde gençler başta olmak üzere işini kaybeden çok sayıda insan iş bulabilme konusunda ciddi sorunlar yaşamaktadır. Aile birliğini tehdit eden boşanmalar, göç, aile içi iletişim, ebeveyn ilgisizliği, yalnızlaşan yaşlılar ve bu sorunların doğurduğu ruhsal bunalımlar şehir yaşamında etkisini daha çabuk gösteriyor. Ayrıca ekonomik yapıda zaman, zaman çıkan krizler, doğal afetler, büyük şehirlerde yaşanan yoğun stres insanların akıl ve ruh sağlığında derin yaralara yol açabiliyor. Yoğun iş temposu, hava kirliliği, kötü beslenme, dengesiz beslenme ve zararlı alışkanlıklarda insanların akıl ve ruh sağlığını olumsuz etkiliyor. Teknolojik değişim, insan yaşamını kolaylaştırmasına karşın, insanı sosyal yaşamdan çekip yalnızlaştırabiliyor. Doğal yaşamın özgürlüğünden kopan gençler kendilerini sanal ortamın içine hapsediyorlar. Yapılan araştırmalar, ülkemizde her 5 kişiden birinin ruh sağlığı sorunu olduğunu, nüfusun % 18 e yakın bir kısmının yaşamları boyunca en az bir ruhsal hastalık geçirdiğini ortaya koyuyor. Ruhsal hastalığı olan 6 kişiden ancak biri tedavi yönünden destek görebiliyor. Ülkemiz insanlarının % 60-70 e ulaşan bir kısmı yaşadıkları psikolojik sorunları hastalık belirtisi olarak kabullenmek istemiyor. Kabul edenlerin bir kısmı da doktora gitmeyi ‘damgalanma, olarak düşünüyor. Ruh Sağlığı hastanelerini 3 yıl boyunca inceleyen ‘İnsan Hakları Girişiminin, hazırladığı Raporda bu hastanelerin tedavi ve bakım açısından Avrupa kriterlerinden ve beklentilerinden uzak yalnızca ilaca dayalı bir tedavi sisteminin uygulandığını ortaya koyuyor. AKIL VE RUH SAĞLIĞIMIZI NASIL KORURUZ ? Akıl ve ruh sağlığının korunmasında aile içinde sağlıklı bir diyalog kurulmasının önemi çok büyük. İnsan, öncelikle aile içinde yaşananlardan etkileniyor. Şiddet ve kötü alışkanlıkların hakim olduğu, örnek olacak davranışların sergilenemediği bir aile ortamında yetişen bireylerin akıl ve ruh sağlıklarının yerinde olduğunu iddia edebilmek oldukça güçtür. Günümüzde her alanda olduğu gibi ruh sağlığı alanında da eğitimin aydınlatıcı gücünden yararlanılmaktadır. Eğitim düzeyi yüksek bireyler; akıl ve ruh sağlığını koruma noktasında oluşabilecek tehlikelere karşı daha duyarlı ve dikkatli davranış sergileyebilmektedir. Eğitim alanında; akıl ve ruh sağlığımızı korumaya yönelik çalışmaların ortaya koyduğu müşahhas sonuçlar şöyle açıklanabilir: § Olumlu düşüncenin gücünden yararlanılmalı. § Çevremizde motive edici, yaşama olumlu yaklaşan insanlarla iletişim kurmalı. § İnsanları yakından tanımalı. § Duanın gücüne inanmalı. § Yaşama değer katacak işler yapılmalı. § Geçmişe ve geleceğe değil bugüne odaklanmalı. § Kendimize güvenmeli, değerli bir varlık olduğumuz inancıyla hareket edilmeli. § Kendimizi sevmeli, vücut sağlığımızı önemsemeliyiz. Sevgili okuyucularım, birde akıl ve ruh sağlığı konusunun manevi yönü var. Geçmişte insanlar acıyı derdi paylaşırdı. Ruh sağlığı bozulmuş insanların sorunları; birlikte hareket edilerek, mahallede evde insanlar kendi içlerinde çözmeye çalışırlardı. Toplumda dayanışma ruhu tükenince, akıl ve ruh sağlığı bozulmuş insanlarımız sahipsiz kaldı. Tedavi olanağından mahrum binlerce insan, birlikte yaşama kültüründen uzak olumsuz davranışlara yöneldi. Sorunun eğitim ve sağlık sistemi içinde, dayanışmacı bir anlayışla çözümü yolunda; aile içi yapıcı bir diyalog önemsenerek, yeni projeler üretilerek yerel kurum ve kuruluşlarla birlikte, sivil toplum kuruluşlarının da desteği alınarak müşahhas adımlar atılması zorunlu gözükmektedir. Atıf ÖZGEN İDD Kurucu ve Yönetim Kurulu Üyesi e-mail: ozgenatif@gmail.com
Değerli okuyucularım; yetişkin bir birey olarak toplumda yerimizi almak, akıl ve ruh sağlığımızı koruyarak saygın bir kişiliğe sahip olabilmek hepimizin arzusu… Ama bunu sağlayabilmek sanıldığı kadar kolay değil.
Neden değil?
Çünkü; her insanın yetiştiği ortam, kültür birikimi, çevre koşulları, alınan eğitim ve kaliteye dayanan yaşam koşulları farklı farklı…
Özellikle toplumsal yaşama damga vuran olaylar, günümüzde çeşitlilik arz ediyor. Bilhassa akıl ve ruh sağlığını kaybetme adına yaşadıklarımız her birimizi gelecek açısından endişeye sevk ediyor.
Sağlıkta kaliteli yaşam amacıyla, Dünya Sağlık Örgütü başta olmak üzere Birleşmiş Milletler İnsani Gelişim Raporunun İnsani Gelişim Sıralamasında dikkate alınan temel kriterlerden biri de uzun ve sağlıklı yaşam… Sağlıklı yaşam içinde insanın akıl ve ruh sağlığının yerinde olması, ’olmazsa olmaz, bir ön koşuldur.
TÜRKİYE’DE AKIL VE RUH SAĞLIĞI UYGULAMALARI
Anayasamızın 56. Maddesi herkesin yaşamını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürebilmesi amacıyla devlet olarak yerine getirilmesi gerekli yükümlülükleri tanımlamıştır.
Anayasal bir sorumluluk olarak sağlıklı ve kaliteli bir yaşam için hükümetlerin bilhassa Sağlık Bakanlığı marifetiyle politikalar üretip, günlük yaşamı olumsuz etkileyen akıl ve ruh sağlığı alanındaki sorunları ortadan kaldırması gerekiyor.
Özellikle; hastane koşullarının, ‘Tedavi ve Ruh Sağlığı Eylem Planı, açısından Sağlık Bakanlığı tarafından yerine getirilmeye çalışılan diğer yükümlülüklerle birlikte ve akıl sağlığının korunması yolunda geldiğimiz noktanın sorgulanması gerekiyor.
Ulusal Ruh Sağlığı Eylem Planı önerisini dikkate aldığımızda eksikliği görülen hususların altını çizmek gerekiyor. Bunlar[1]:
‘’Tüm Avrupa ülkelerinde ‘Toplum Temelli Ruh Sağlığı, modeli uygulanırken Türkiye’de halen ‘Hastane Temelli, ruh sağlığı hizmeti uygulanıyor.
Ülkemizde kronik hastaların % 10-15 i bakım gerektiriyor.
Hasta haklarını koruma amaçlı istemsiz yatışları düzenleyecek ‘Ruh Sağlığı Yasası, yok.
Özel sektörün ruh sağlığı sistemine katkısı % 2 düzeyinde. Halbuki bu oran Avrupa ve Amerika’da % 40 düzeyinde.
Hastaların tedavileri açısından hastanelerde psikiyatri için ayrılan yataklar yetersiz olup, bu yatakların kurumlara göre dağılımı şöyle: (Ulusal Ruh Sağlığı Eylem Planı, S.7)’’
Sağlık Bakanlığı (Genel Hastaneler) : % 27,2
Özel Sektör : % 6,2
Üniversiteler : % 13,1
Sağlık Bakanlığı (RSHH) : % 53,5
Dünya Sağlık Örgütüne (DSÖ) göre, eğer gerekli önlemler alınmazsa 2020 yılında dünyanın en büyük sorununun ‘depresyon, olacağı ifade ediliyor.
Türkiye’de de yeni gelişmeler ışığında önleyici ruh sağlığı çalışmaları yanında mevcut ruh sağlığı sorunlarını en aza indirecek çalışmalara ağırlık vermek gerekiyor.
AKIL VE RUH SAĞLIĞIMIZ NELERDEN ETKİLENİYOR?
İnsanlar doğal yaşam koşullarından giderek uzaklaşıyor. Kentleşme; trafik, işsizlik, yoksulluk, stres ve yabancılaşma gibi bir çok sorunu beraberinde getiriyor.
Özellikle büyük kentler; doğal yaşam alanları, trafik, park ve dinlenme yerleri, eğlence merkezleri açılarından yeterli olmadıkları için beklentilere cevap vermiyor.
Halbuki bir dönem insanlar, büyük kentlere kolay iş bulabilirim umuduyla akın ediyorlardı. Bu olgu halan de devam eden bir olgudur. Günümüzde gençler başta olmak üzere işini kaybeden çok sayıda insan iş bulabilme konusunda ciddi sorunlar yaşamaktadır.
Aile birliğini tehdit eden boşanmalar, göç, aile içi iletişim, ebeveyn ilgisizliği, yalnızlaşan yaşlılar ve bu sorunların doğurduğu ruhsal bunalımlar şehir yaşamında etkisini daha çabuk gösteriyor.
Ayrıca ekonomik yapıda zaman, zaman çıkan krizler, doğal afetler, büyük şehirlerde yaşanan yoğun stres insanların akıl ve ruh sağlığında derin yaralara yol açabiliyor.
Yoğun iş temposu, hava kirliliği, kötü beslenme, dengesiz beslenme ve zararlı alışkanlıklarda insanların akıl ve ruh sağlığını olumsuz etkiliyor.
Teknolojik değişim, insan yaşamını kolaylaştırmasına karşın, insanı sosyal yaşamdan çekip yalnızlaştırabiliyor. Doğal yaşamın özgürlüğünden kopan gençler kendilerini sanal ortamın içine hapsediyorlar.
Yapılan araştırmalar, ülkemizde her 5 kişiden birinin ruh sağlığı sorunu olduğunu, nüfusun % 18 e yakın bir kısmının yaşamları boyunca en az bir ruhsal hastalık geçirdiğini ortaya koyuyor. Ruhsal hastalığı olan 6 kişiden ancak biri tedavi yönünden destek görebiliyor.
Ülkemiz insanlarının % 60-70 e ulaşan bir kısmı yaşadıkları psikolojik sorunları hastalık belirtisi olarak kabullenmek istemiyor. Kabul edenlerin bir kısmı da doktora gitmeyi ‘damgalanma, olarak düşünüyor.
Ruh Sağlığı hastanelerini 3 yıl boyunca inceleyen ‘İnsan Hakları Girişiminin, hazırladığı Raporda bu hastanelerin tedavi ve bakım açısından Avrupa kriterlerinden ve beklentilerinden uzak yalnızca ilaca dayalı bir tedavi sisteminin uygulandığını ortaya koyuyor.
AKIL VE RUH SAĞLIĞIMIZI NASIL KORURUZ ?
Akıl ve ruh sağlığının korunmasında aile içinde sağlıklı bir diyalog kurulmasının önemi çok büyük. İnsan, öncelikle aile içinde yaşananlardan etkileniyor.
Şiddet ve kötü alışkanlıkların hakim olduğu, örnek olacak davranışların sergilenemediği bir aile ortamında yetişen bireylerin akıl ve ruh sağlıklarının yerinde olduğunu iddia edebilmek oldukça güçtür.
Günümüzde her alanda olduğu gibi ruh sağlığı alanında da eğitimin aydınlatıcı gücünden yararlanılmaktadır. Eğitim düzeyi yüksek bireyler; akıl ve ruh sağlığını koruma noktasında oluşabilecek tehlikelere karşı daha duyarlı ve dikkatli davranış sergileyebilmektedir.
Eğitim alanında; akıl ve ruh sağlığımızı korumaya yönelik çalışmaların ortaya koyduğu müşahhas sonuçlar şöyle açıklanabilir:
§ Olumlu düşüncenin gücünden yararlanılmalı.
§ Çevremizde motive edici, yaşama olumlu yaklaşan insanlarla iletişim kurmalı.
§ İnsanları yakından tanımalı.
§ Duanın gücüne inanmalı.
§ Yaşama değer katacak işler yapılmalı.
§ Geçmişe ve geleceğe değil bugüne odaklanmalı.
§ Kendimize güvenmeli, değerli bir varlık olduğumuz inancıyla hareket edilmeli.
§ Kendimizi sevmeli, vücut sağlığımızı önemsemeliyiz.
Sevgili okuyucularım, birde akıl ve ruh sağlığı konusunun manevi yönü var. Geçmişte insanlar acıyı derdi paylaşırdı. Ruh sağlığı bozulmuş insanların sorunları; birlikte hareket edilerek, mahallede evde insanlar kendi içlerinde çözmeye çalışırlardı.
Toplumda dayanışma ruhu tükenince, akıl ve ruh sağlığı bozulmuş insanlarımız sahipsiz kaldı. Tedavi olanağından mahrum binlerce insan, birlikte yaşama kültüründen uzak olumsuz davranışlara yöneldi.
Sorunun eğitim ve sağlık sistemi içinde, dayanışmacı bir anlayışla çözümü yolunda; aile içi yapıcı bir diyalog önemsenerek, yeni projeler üretilerek yerel kurum ve kuruluşlarla birlikte, sivil toplum kuruluşlarının da desteği alınarak müşahhas adımlar atılması zorunlu gözükmektedir.
Adınız Soyadınız
E-Posta
Girilecek rakam : 228841
Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.