AYET VE HADİS IŞIĞINDA YARATILIŞ (7) M.HasipTAYLAN -Yer, Gök- أَنَّ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضَ كَانَتَا رَتْقاً فَفَتَقْنَاهُمَا “gökler ve yer bitişik iken biz ayırdık” (Enbiya 30) “Gökler ve yer bitişik iken biz ayırdık” Ayetiyle Cenab-î Hak (c.c) bize varlık alemini tek bir varlıktan yarattığına işaret etmektedir. (Bu konu ile ilgili tafsilatlı bilgi “Ayet ve hadis ışığında yaratılış (4)”’ te bulabilirsiniz.) Yukarıdaki ayette zikredildiği gibi Allah (c.c) tek bir varlık olarak halk etmiş olduğu yeri ve gökleri birbirinden ayırdıktan sonra, aşağıdaki ayette buyurdukları gibi; قُلْ أَئِنَّكُمْ لَتَكْفُرُونَ بِالَّذِي خَلَقَ الأَرْضَ فِي يَوْمَيْنِ وَتَجْعَلُونَ لَهُ أَندَاداً ذَلِكَ رَبُّ الْعَالَمِينَ De ki: "Siz yeri iki günde yaratanı gerçekten inkâr edip duracak mısınız? Bir de O’na eşler koşuyorsunuz ha? O bütün âlemlerin Rabbidir” (Fussilet 9) Allah (c.c) Dünyayı iki günde yaratmıştır. Ve daha sonra aşağıdaki ayette belirttiği gibi; ثُمَّ اسْتَوَى إِلَى السَّمَاءِ وَهِيَ دُخَانٌ فَقَالَ لَهَا وَلِلأَرْضِ اِئْتِيَا طَوْعاًاوْ كَرْهاً قَالَتَا أَتَيْنَا طَائِعِينَ Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi. Ona ve yerküreye: "İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin." dedi. Her ikisi de: "İsteyerek geldik" dediler (Fussilet 11) Allah (c.c) yerleri yarattıktan sonra duman halinde bulunan göğe yönelmiş ve رَفَعَ سَمْكَهَا فَسَوَّاهَا “Onun tavanını yükseltti ve intizama koydu ” (Naziat 28) tavanını yükseltmiştir. Yani; Sema’yı dayanaksız ve desteksiz olarak yükselterek ona bir düzen verdi. Dolayısıyla yerküre üzerinde sütunsuz bir tavan vücuda geldi. Ve daha sonra da; وَأَغْطَشَ لَيْلَهَا وَأَخْرَجَ ضُحَاهَا “Gecesini kararttı, gündüzünü de açığa çıkarttı” (Naziat 29) gece ve gündüzü yarattı. Güneşi ışık saçan kıldı ve gece ve gündüzün birbirini takip etmesini murat eyledi. Ayrıca geceyi de yıldızlarla süsleyip müzeyyen kıldı. Burada Cenâb-ı Hak(c.c), geceyi ve gündüzü semaya nisbet etmiştir. Zira gece ve gündüz, güneşin doğup batması ile meydana gelmektedirler. Güneş’in doğup batması ise ancak, feleğin hareketi sebebiyle meydana gelir. Bu sebeple de Cenâb-ı Hak, geceyi ve gündüzü semaya nisbet etmiştir. Ve Sema’yı; فَقَضَاهُنَّ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ فِي يَوْمَيْنِ وَأَوْحَى فِي كُلِّ سَمَاءٍ أَمْرَهَا وَزَيَّنَّا السَّمَاءَ الدُّنْيَا بِمَصَابِيحَ وَحِفْظاً ذَلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ Böylece onları iki günde yedi gök yaptı ve her göğe onun işini bildirdi. «Biz dünya semasını lambalarla ve koruma ile donattık. İşte bu, O yegâne izzet ve ilim sahibinin takdiridir” (Fussilet 12) yedi gök olarak iki günde yarattı. Yedi gökten her birerine, kendisine ait olan hususları emretti. Onlarda hangi varlıkların nasıl devam edeceklerini ve nasıl yaşayacaklarını bildirdi. Dünyadan görülen semayı ise kandiller gibi olan yıldızlarla süsledi ve o göğü şeytanlardan muhafaza etti. İşte bütün bunlar, her şeye galip olan ve her şeyi bilen Allah’ın (c.c) bir takdiri ve plânlamasıdır. Yer semasının şeytanlardan korunması ile ilgili Saffat Suresinde şöyle zikredilmektedir: إِنَّا زَيَّنَّا السَّمَاءَ الدُّنْيَا بِزِينَةٍ الْكَوَاكِبِ”Biz dünya semasını yıldızlarla süsledik” وَحِفْظاً مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ مَارِدٍ “Biz o göğü, her isyankâr şeytandan koruduk” لا يَسَّمَّعُونَ إِلَى الْمَلإٍ الأَعْلَى وَيُقْذَفُونَ مِنْ كُلِّ جَانِبٍ “Böylece onlar, o yüce topluluğu (Melekleri) dinleyemezler. Kovulmak için her taraftan kendilerine ateş atılır” دُحُوراً وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ “Kıyamet gününde de onlar için devamlı bir azap vardır”. إِلاَّ مَنْ خَطِفَ الْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُ شِهَابٌ ثَاقِبٌ “Ancak o yüce topluluktan (Meleklerden) bir söz kapanların da peşine, herşeyi delip geçen bir alev takılır”.(Saffat 6-10) Abdullah b.Abbas diyor ki: "Birgün Resulullah (s.a.v), sahabileriyle beraber otururken bir yıldız aktı ve ışığı göründü. Resulullah: "Cahiliye döneminde bunu gördüğünüz zaman ne diyordunuz?" diye sordu. Sahabiler dediler ki: "Biz, "Büyük bir şahsiyet öldü veya büyük bir şahsiyet doğdu." derdik." Bunun üzerine Resulullah şöyle buyurdu: "Yıldız, kimsenin ölümü veya doğumu üzerine akıtılmaz. Fakat güçlü ve yüce olan rabbimiz bir şeyin olmasına hükmettiği zaman, arşı sırtında taşıyan melekler onu teşbih ederler. Sonra onların altında bulunan gök sakinleri teşbih ederler. Sonra, onlardan daha aşağıda bulunan varlıklar teşbih ederler. Teşbih etme nihayet bu semadan Dünya semasında bulunanlara kadar ulaşır. Sonra altıncı semada bulunanlar Yedinci semada bulunanlara "Rabbimiz ne dedi?" diye sorarlar. Yedinci semada bulunanlar onlara rablerinin ne dediğini haber verirler. Ondan sonra her semadakiler bir üstte bulunandan haber alır. Böylece o haber dünya semasındakilere kadar ulaşmış olur. Şeytanlar da kulak hırsızlığı yaparak bu haberlerden bir kısmını kaparlar. Onu dostlarına ulaştırırlar. O getirdikleri haber aslında doğrudur. Fakat onlar o haberi değiştirir ve ona başka şeyler katarlar. (Taberi Tfsr.) Yani; Allah (c.c) bir şeyin olmasını murat ettikleri zaman en yakınlarındaki meleklere (arşın taşıyıcılarına) emir buyururlar. Bu âli Meleklerde onların bir altındaki semâda bulunan meleklere talimatı iletirler. Bu ileti yukarıdan aşağıya doğru sırasıyla yer semâsında bulunan görevli meleklere ulaşılıncaya kadar devam eder. Bu sırada kulak hırsızı şeytanlar, yerden göğe kadar birbirlerinin üstünde zincirleme dizilmiş ve kulak hırsızlığına hazırlanmış bulunurlar. Yani en üstteki şeytan meleklerden duyduğu haberi altındaki şeytana oda altındakine ilete ilete en alttaki şeytana iletmek suretiyle yeryüzüne ulaştırırlar. Ve bu haber yeryüzünde sihirbaz ve kâhinlerin ağzına düşmüş olur. Onlar da bu haberin yanına yüz yalan katarak insanlara söylerler. Nihayet o İlâhi emir yeryüzünde vuku bulunca, sihirbaz ve kâhinlerin söyledikleri doğru çıkmış olur. Onlardan bu haberi işiten taraftarları da derler ki: “Nasıl, bunlar vaktiyle şöyle şöyle olacak diye bize haber vermemişler miydi? Gördünüz ya, sihirbazın, gökten işitildiğini söylediği sözün gerçek olduğu ortaya çıktı” derler. Ancak Allah (c.c) dilediğinde; şeytanlar kulak hırsızlığını yapmak maksadıyla dizildikleri bu vaziyette en üstte bulunan şeytan haberi bir altındaki şeytana oda öbürlerine yetiştirmeden bir ateş parçası yetişip onu yakar. Yani şeytanların kulak hırsızlığı peygamberimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v) dünyayı şereflendirmesi ile yukarıdaki ayetlerde de zikredildiği gibi yasaklanmıştır. Ve daha sonra da; وَالأَرْضَ بَعْدَ ذَلِكَ دَحَاهَا “Bundan sonra da yeryüzünü yaydı” (Naziat 30) yeryüzünü yaşamaya ve mesken edinmeye elverişli hale getirdi. أَخْرَجَ مِنْهَا مَاءَهَا وَمَرْعَاهَا “yeryüzünün suyunu ve otlaklarını çıkardı” (Naziat 31) Ve Kerem Sahibi Yaratıcı yeryüzünden suyu ve otlakları çıkarıverdi. Yeryüzünde çeşmeler, ırmaklar, nehirler ve her çeşit suları yarattı ve yeryüzünde çeşit çeşit ürünler vücuda getirdi. İnsanların ve çeşitli hayvanların geçim kaynağı olan çeşitli bitki ve meyveler meydana getirdi. وَالْجِبَالَ أَرْسَاهَا “Oraya dağlar yerleştirdi”. ( Naziat 32) Yerin sarsıntılarını önlemek ve sükunetini temin etmek maksadıyla destekleyici ve sabitleyici olarak dağları yarattı. Başka bir ayette de şöyle denmektedir: وَجَعَلَ فِيهَا رَوَاسِيَ مِنْ فَوْقِهَا وَبَارَكَ فِيهَا وَقَدَّرَ فِيهَا أَقْوَاتَهَا فِي أَرْبَعَةِ أَيَّامٍ سَوَاءً لِلسَّائِلِينَ O, yeryüzünün üzerine sabit dağlar yerleştirdi. Ve oraya bereket verdi. Orada yaşayanların miktarını takdir etti. Bütün bunları tam dört günde yarattı. Bu, soranlar için bir açıklamadır.(Fussilet 10) Allah teala, yeryüzünün kendisini iki günde yarattığını, yeryüzünde var edilen ve orada yaşayanlar için gerekli olan şeyleri de iki günde var ettiğini bildirmekte böylece bütün bu işlerin dört günde bittiğini beyan etmektedir. Âyet-i kerimenin "Bu, soranlara bir açıklamadır." diye tercüme edilen cümlesi, Katade ve Süddi şu şekillerde izah edilmiştir: "Bu cümlenin manası şöyledir: "Bu, yerin ve orada bulunan şeylerin kaç günde yaratıldığını soran kimseler için tam bir açıklamadır.Onlar, tam dört günde yaratılmıştır." (Taberi Tfsr.) Bir kişi, Abdullah b. Abbas’ın yanına gelerek Kur’an-ı Kerimin bazı âyetlerini anlamakta güçlük çektiğini belirterek ona; içinde göklerle yerin yaratılmasındaki sıralamayı belirten Fussilet surenin 9-12 âyetleriyle Nâziat Suresinin 27-33 âyetleri arasında bir farklılık olduğunu söylemiştir. Yani Fussilet Suresindeki âyetlerin önce yerin yaratıldığını, Nâziat Süresindeki âyetlerin ise önce göğün yaratıldığını beyan ettiğini söylemiştir. Abdullah b. Abbas bu kişiye şu cevabı vermiştir: Allah önce iki günde yeryüzünü yaratmış sonra iki günde de göğü yaratıp düzene koymuş, daha sonra da yeryüzünü iki gün içinde düzene koymuştur. Yeryüzünü düzene koymasından maksat ise, oradan sular çıkarma, otları bitirme, dağları, develeri, diğer hayvanları ve yerle gök arasında bulunan diğer varlıkları yaratmasıdır. İşte Nâziat süresindeki "Bundan (göğün yaratılmasından) sonra yeryüzünü düzgün bir şekle koydu." ifadesinden maksat budur. Yani: Gökten önce yaratılan yerin, göğün yaratılmasından sonra düzene konmasıdır. Bu Fussılet suresinde geçen: "Yeri iki günde yaratan.." ifadesinden maksat, yeryüzünün gökten önce iki günde yaratılmasıdır. Yeryüzünü düzene koyması ve oradaki varlıkları yaratması ise, göklerin yaratılmasından sonraki iki günde olmuştur. Böylece yeryüzü tam dört günde gökler ise iki günde yaratılmıştır (Taberi Tfsr.) Er-Razi (Rh.a) tefsirinde deTaberi tefsirine benzer şekilde söyle denmektedir: Allah Teâlâ, önce yeryüzünü yaratmış, ikinci olarak da göğü yaratmış; üçüncü olarak da yeryüzünü yayıp döşemiştir. Buradaki yayma ifadesinin "yalnızca bir yayma" manasına gelmemesi gerekir. Aksine bununla murad edilen, yiyecek şeylerin bitmesine uygun hale getirilmiş olarak yayılması kastedilmiştir; ki bu hususu Hak Teâlâ, أَخْرَجَ مِنْهَا مَاءَهَا وَمَرْعَاهَا "Allah, ondan sonra yeryüzünün suyunu ve otlaklarını çıkardı” (Nâziat. 31) buyurarak beyan etmiştir. Bu böyledir. Zira, yeryüzü için böyle bir kabiliyet ve istidad, ancak göğün mevcudiyetinden sonra söz konusudur. Çünkü yer ana, gök de baba gibidir. Bu ikisi mevcud olmadığı zaman, ne bitkiler, ne madenler, ne de canlılar doğmaz (Fahruddin Er-Razi Tfsr.). Konu ile ilgili olarak Bediuzzaman (Rh.a) İşarat’ül İcaz’da (Seb’a Semavat) şöyle demektedir: أَنَّ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضَ كَانَتَا رَتْقاً فَفَتَقْنَاهُمَا “Gökler ve Yer bitişik idi Biz onları ayırdık” Ayet’inin ifadesine göre Gökler ile Yerküre Kudret eliyle esir maddesinden yoğrulmuş bir hamur şeklinde imiş. Bu esir maddesi su gibi akıcı ve diğer varlıkların arasına nüfuz eden bir madde imiş. Bundan vesile ile وَكَانَ عَرْشُهُ عَلَى الْمَاءِ “Arşı su üzerinde idi” Ayeti de esir maddesine işârettir ki; Cenâbı Hakk’ın Arş’ı, su hükmünde olan şu esîr maddesi üzerinde imiş. Esîr maddesi yaratıldıktan sonra, Yaratıcı’nın ilk yarattıklarının tecellisine merkez olmuştur. Yâni esîri halk ettikten sonra, atom’a (molekül’e) Dönüştürmüştür. Sonra bir kısmını kesif (katı) kılmıştır ve bu katı kısımdan, meskûn olmak üzere yedi küre yaratmıştır. Arz (Yerküre), bunlardandır. İşte Yerküre’nin hepsinden evvel sertleşip ve kuvvetlenmesi acele kabuk bağlayarak uzun zamanlardan beri menşe-i hayat (hayat kaynağı) olması i’tibâriyle yaratılışı semavâttan (göklerden) evveldir. Fakat Yerküre’nin yayılması nev’i beşerin (çeşitli canlıların) yaşamasına elverişli bir vaziyete gelmesi; Göklerin yaratılması, tesviyesi ve tanziminden sonradır. Hülasa varlık alemi başlangıçta tek olup bu tekten çoklar yaratılmıştır. Bu da sırasıyla önce Yerküre iki günde, daha sonra yedi Gök ve bu göklerdeki tüm varlıklar ve görevleri ile gece ve gündüzü de göğe nisbet kılarak dünya semasını yıldızlarla süslenmesi iki günde ve nihayet yerkürenin mahal’i hayat haline getirilmesi içinde; yeryüzündeki her nev’i bitkiler, hayvanlar, madenler, diğer canlılar, ırmaklar, denizler, dağlar ve yer ile gökler arasındaki tüm varlıklar da iki günde yaratılmıştır. Yaratılışın tekâmüle ulaşması Ayet’i kerimede belirtildiği gibi altı günde vuku bulmuştur. (DEVAM EDECEK)
Adınız Soyadınız
E-Posta
Girilecek rakam : 795461
Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.