En Son Haberler



Atıf ÖZGEN

bilgi@insanidegerler.org
  Özgeçmişi
  Tüm Yazıları

DEMOKRASİMİZ GELİŞMELİ VE KÖKLEŞMELİDİR!

1.GİRİŞ

Demokrasi, bir yönetim şekli olarak; insanlığın asırlarca süren mücadelesi sonucu elde ettiği ve tüm insanlığın hizmetine sunduğu; temelinde eşitlik ilkesinin yattığı bir siyasi rejim biçimidir.

Genel olarak demokrasi; ‘ siyasal denetimin doğrudan doğruya halkın  ya da düzenli aralıklarla halkın özgürce seçtiği temsilcilerinin elinde bulunduğu, toplumsal ve ekonomik durumu ne olursa olsun tüm yurttaşların eşit sayıldığı bir yönetim biçimi, olarak tanımlanmaktadır.

Bu tanım dışında ünlü düşünürler ve siyaset bilimcilerinin kendilerine özgü demokrasi tanımları irdelendiğinde demokrasiyi; yasaklardan uzak, zengin ve fakirlere eşit mesafede, insanlara kendi kendine egemen olmalarını öğreten, halkın halk tarafından halk için idaresi şeklinde yorumladıklarını görüyoruz.

Milattan önce yaşamış Yunanlı oyun yazarı Menandros (MÖ 342-MÖ 291) asırlar önce demokrasiyi bir denge ve uzlaşma rejimi olarak düşünmüş; bizde ise eski İçişleri bakanlarımızdan M. Emin Erişirgil’e (1891-1965) göre de ‘ demokrasi, kendi aksaklıklarının  çaresini de kendinde taşıyan bir rejim, şeklinde tanımlamıştır.

Politikacı, eski İngiliz Başvekillerinden Winston Churchill’in (1874- 1965) demokrasi tanımı ise insan hak ve hürriyetleri açısından önemli bir anlam teşkil ediyor:

‘’Sabahın köründe, alacakaranlıkta kapınız çalındığı zaman bunun sütçü olduğundan emin olmanın adıdır demokrasi.,

Bizde de 15 Temmuz akşamı gerçekleştirilmek istenen, hain darbe girişiminin bastırılmasından sonra, çok sayıda insanın alacakaranlıkta kapısı çalındı. Ancak; bu çalmanın demokrasi dışı kişi ve kurumlara yönelik olması; ülkemizde uygulanan demokrasiye, önündeki engellere, toplumsal uzlaşma ve barışa olan gereksinimimize yeni baştan göz atmamızı zorunlu kılmaktadır.

2. DEMOKRASİ KÜLTÜRÜ NASIL GELİŞTİ, AVRUPA’DA NASIL YERLEŞİP KÖKLEŞTİ?

Demokrasi uğruna mücadele verilirken, bu kavram sadece bir yönetim şekli olarak görülmemiş; Avrupa’da demokrasi toplumun her kademesinde uygulanması zorunlu temel ilkelerin toplamı olarak düşünülmüştür.

Demokrasi kültürünün özünde şeffaf ve iyi yönetim, yönetimin siyaset anlayışının sorgulanması, kuvvetler ayrılığına özen gösterilmesi, güçler arasındaki dengenin sağlanması gibi hususlar bulunmaktadır.

Demokraside kuvvetler ayrılığı prensibi; ‘Güçler Ayrılığı Prensibi, adı altında Montesquieu’nun ( 1689-1759) De Lesprit Des Lois isimli eserinde ele alınmıştır. Kanunların Ruhu diye de isimlendirilen bu eserde başkalarına hükmedenler için imtihan verip ibret alınması gerekli dersler bulunmaktadır.

Demokrasinin temel ilkelerinden birisi siyasal erdemi özünde barındırmasıdır. Bu erdemin içinde; yurt sevgisi, hoşgörü, barış olup kin ve intikam duygularından arındırılmıştır.

Günümüz demokrasi uygulamalarında kuvvetler ayrılığı denilince; yasama, yürütme ve yargı ile birlikte medya ve sivil toplum kuruluşlarının varlığı akla gelmektedir.

Bu güçler arasındaki denge bozulunca demokrasi tehditlere ve darbelere açık hale gelmekte bir çatışma ortamı doğmakta, aralarında olması gerekli fren ve denge mekanizmaları kilitlenmektedir.

Avrupa’da demokrasinin yerleşip kökleşmesinde; asırlar önce başlatılan reform, Rönesans ve aydınlanma hareketlerinin rolü büyük olmuştur.

Roma’da ’12 Levha Kanunları, Orta Çağda İngiltere’de Manga Carta, ‘Özgürlük Bildirisi, Fransa’da ‘İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi, yoluyla tüm insanlığa özgürlük, eşitlik, adalet gibi ilkeler yayılmıştır.

1948 yılında Birleşmiş Milletler tarafından yayınlanan ‘İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, değişik ülkelerin demokrasiyi benimsemesinde önemli bir rol oynamıştır. Bugün dünya genelinde 192 ülkenin 120 sinde demokrasi uygulandığı ifade edilmektedir.

3. TÜRKİYE’DE DEMOKRASİNİN KISA GEÇMİŞİ VE ÖNÜNDEKİ ENGELLER

Türkiye’de demokrasi uygulamalarına geçiş açısından, önemli bir yeri olan çok partili döneme geçişin 1945 yılından itibaren Cumhuriyet Halk Partisi dışında ikinci bir parti olarak Milli Kalkınma Partisi’nin kurularak seçimlere gidilmesiyle başladığı ifade edilmektedir.

Daha önce Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Serbest Cumhuriyet Fırkası uygulamalarının başarısızlıkla sonuçlanması, 7 Ocak 1946 tarihinde Cumhuriyet Halk Partisi içinde bir grup milletvekilinin Dörtlü Takrir vererek Demokrat Partiyi kurması ve ardından bu partinin 14 Mayıs 1950 de seçimleri kazanarak iktidar olması demokrasiye geçişte önemli bir milat olmuştur.

Demokrat Partinin üç dönem arka arkaya seçimleri kazanmasının ardından, 27 Mayıs 1960 tarihinde gerçekleşen askeri darbe, on yılı bulan aralıklarla devam etmiş 12 Mart 1971 askeri muhtırası sonra 12 Eylül 1980 askeri darbesi, 28 Şubat 1997 post modern darbe girişimi ülkemizde geliştirilmek istenen demokratik gelişimi engellemiştir.

Son olarak 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilmek istenen Fetullah Terör Örgütünce organize edildiği belirtilen darbe girişiminin; bizzat halkımız tarafından kan dökülmesi ve can verilmesi pahasına önüne geçilmesi; demokrasiyi savunma adına bir milat oluşturmuştur.

Halbuki demokrasiyi benimseyen halkımız açısından yapılması gereken şeylerin başında ‘Çoğulcu Demokrasi Anlayışını, yerleştirmek gelmekteydi.

Bilindiği gibi demokratik gelişim sürecinde, çoğunluğun devlet yönetimindeki kararlarının mutlak olması, azınlık haklarını kısıtlayabileceği kaygısını ortaya çıkarmaktadır.

Demokrasi, özgürlüklerin geliştirilmesine ve çok sesliğin toplumun her kademesinde yer almasına özen gösteren bir anlayışın ürünüdür.

Bu nedenle çoğunluğun mutlak hakimiyetini reddeden, azınlıktakilerin siyasal ve kültürel haklarının kabul edilmesi gerektiğini ve azınlığında bir gün çoğunluğa dönüşebileceği gereğinin kabulü esasına dayanan anlayış çoğulcu demokrasi anlayışıdır.

Ayrıca iktidarda bulunan siyasi yönetimin; gücün hukukuna değil hukukun gücüne itibar etmesi, askeri vesayeti tamamen kaldırmak açısından sivilleşmeye ve sivil toplum örgütlerine değer vermesi, medyaya kulak verip basın kuruluşlarının kapatılmasının önüne geçilmesi yazarların tutuklanmaması;’ Yönümüz Batıya Yönelik, diyen siyasi anlayışın; Batı tipi demokrasinin demokratik uygulamalarını benimsemesi ile mümkün olabilir.

Ülkemizde sivil toplum kuruluşlarının güçlendirilmesi, bireyi devlet gücü karşısında koruyacak mekanizmaları geliştirmek açılarından demokrasinin yerleşip kökleşmesine önem vermek zorundayız.

4. DEMOKRATİK YAPIMIZA İLİŞKİN ELEŞTİRİLER VE DARBE GİRİŞİMİNİN BATIDA OLUŞAN YANKILARI

Demokrasi ile yönetimin benimsendiği ülkemizde; demokrasi uygulamalarının mercek altına alınıp sorgulanmasını doğal karşılamak gerekir.

Bizde demokratik yapıdaki mevcut uygulamalara yönelik eleştiriler şu şekilde sıralanabilir:

  • Demokrasinin gelişimini sağlayacak kuvvetler ayrılığında denge henüz kurulamadı.
  • Çoğunluğun iradesine uygun karar ve kanunlar Anayasaya aykırı diye iptal ediliyor.
  • Çoğunluğun hak ve özgürlükleri korunamıyor.
  • Güçler ayrılığı açısından önemli yerde olması gereken medya ve sivil toplum kuruluşlarının gelişmesine gereken önem verilmiyor. Halbuki Batıda medya ve sivil toplum örgütleri daha güçlüdür.
  • Ordumuzun halkımızın güvenliği açısından yeri çok önemli olmakla beraber; siyasi seçilmiş iktidara yönelik müdahaleler imaj kaybına yol açıyor.
  • Genelde devlet ve siyaseten temsilcisi siyasi iktidar tarafından doldurulması gereken alanları başkaları dolduruyor. Cemaat veya tarikatların son darbe girişiminde görüldüğü gibi devlete sızması bu durumun bariz bir örneğidir.
  • Genelde çoğunlukta olan iktidarın dediği oluyor, seçimlerde % 10 baraj uygulaması nedeni ile küçük partiler mecliste temsil oranına sahip olamıyorlar. 

Bunların dışında 15 Temmuz darbe girişimi; Batı basını ve Batının siyasi temsilcilerince kabul edilmemiş ve tepkiyle karşılanmıştır.

İngiliz Financial Times Gazetesi  girişimi; ‘Darbe Girişimi Türkiye’yi Kaosa Sokuyor, şeklinde vermiş, NATO, Türkiye’nin demokratik kurumlarına saygı duyduğunu ifade edip; bir kısım askerin halkın üzerine ateş açmasını asker-halk arasındaki güçlü bağı sarstığını belirtmiştir.

BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun’da askeri müdahaleyi kabul edilemez olarak nitelendirmiştir.

ABD Başkanı Barack Obama’da ‘demokratik yollarla seçilen hükümetin desteklenmesi gerektiğini, ifade etmiştir.

Genelde Batının ve ABD’nin tutumunun, demokrasinin korunması ve demokrasi dışı darbelere karşı çıkılması şeklinde olduğu söylenebilir.

5. TOPLUMSAL UZLAŞMA  VE  BARIŞ

Türkiye; Anadolu’yu ana vatan yapmış, destansı bir kurtuluş savaşı sonrası Cumhuriyeti kuran Mustafa Kemal ATATÜRK ve silah arkadaşlarının bizlere bıraktığı bir vatan toprağıdır.

ATATÜRK Kurtuluş savaşımızın mimarı olarak; ‘Yurtta Sulh Cihanda Sulh, ilkesini benimseyerek kendinden sonra gelecek nesillere, barışa dayalı bir politikanın temel alınmasını bir siyasi mesaj olarak bırakmıştır.

Kavga ve ayrımcılığa dayalı politik anlayış; hoşgörü ve barıştan uzak bir yaklaşımla ülkemiz insanlarını kamplara ayırmakta bu durumda ülkemizi bölmek isteyen şer güçlerin işine gelmektedir.

Demokrasi, aynı zamanda bir hoşgörü ve uzlaşma rejimi olarak görülmeli; siyasette barışa dayalı politikalara ağırlık verilmelidir.

Eski Kültür bakanlarımızdan siyaset bilimci Ahmet Taner Kışlalı’ya( 1939-1999) göre ‘hoşgörü olmadan, uzlaşma olmaz,. Bir atasözümüzde ise ‘hoşgörünün olduğu yere şiddetin gölgesi bile düşmez, denilmektedir.

Alman Ceza Hukukçusu Güstav Rodbruck’ta ‘ Adalet hukukun ikinci büyük ödevidir; fakat birincisi hukuk güvenliğidir, barıştır, sözüyle barışı hukukun güvenliği için elzem görüyor.

80 milyona yaklaşan nüfusumuzla, stratejik açıdan önemli coğrafi konumumuzla, değişik etnik kesimlerden oluşan fakat Anadolu’yu vatan kabul eden demografik yapımızla; insanlarımızı barışa ve hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik rejimle bir arada tutup güçlenmeye her zamankinden fazla gereksinimimiz vardır.

Siyasetin şemsiyesi altında olan politikacılar; ülkemiz bütünlüğü açısından; birlik ve beraberliğimizi güçlendirecek söylemlere daha çok yer vermeli; uzlaşma kapısı daima açık tutulmalıdır.

6.SONUÇ

Ülkemiz; 2016 yılının 15 Temmuz akşamı gerçekleştirilmek istenen FETÖ ye dayalı hain darbe girişimi, ardından PKK ve IŞİD gibi kan dökücü insana ve insanlığa da savaş açmış  terör yürüten; ülkemizi de bölmek isteyen örgütler nedeniyle her zamankinden fazla birlik ve beraberliğe muhtaçtır.

Üzerimizdeki kara bulutların dağıtılması amacıyla bir arada güçlü ve dik duruşumuzu sürdürmeliyiz. Böylelikle üzerimizde oynanmak istenen oyunları bozabiliriz.

Tarihi boyunca, en güçsüz olduğu dönemlerde dahi destansı kahramanlıklarıyla vatanını canı ve kanı pahasına koruyan bu millet yeni destanlar yaratacak güce de sahiptir.

Yeter ki demokrasimize sahip çıkıp; gelişip kökleşmesi yolunda siyaset ehli ile birlikte bir birey olarak da üzerimize düşen yükümlülüğü yerine getirelim.

 

Atıf ÖZGEN
İDD Kurucu ve Yönetim Kurulu Üyesi

 

 


 Okunma Sayısı : 2685

DİĞER YAZILARI

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 283503

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.