ATIF ÖZGEN
1.KİMLİK VE İLETİŞİM BİLGİLERİ
Doğum Yeri ve Tarihi: KAYSERİ, 1948 İş: Sosyal Güvenlik Kurumundan Emekli (1973-2013) e-mail: ozgenatif@gmail.com
2. EĞİTİM
İlk ve orta öğrenimini Kayseri’de yaptı. Kayseri Lisesini bitirdikten sonra Yüksek öğrenimini Ankara’da tamamladı. 1968-1973 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümünde eğitim gördü. Yüksek Matematikçidir.
3. İŞ TECRÜBELERİ
Mesleki yaşamı Sosyal Güvenlik Kurumunda geçti. Kurumdaki 40 yılı bulan görevinde İstatistikçi, Eğitimci ve Araştırma Şube Müdürü olarak görev yaptı. Son olarak Kurumun, Koordinasyon ve Bilgilendirme Dairesinde Rehberlik Merkezi Müdürü iken emekli oldu. Çalışma yaşamında uzman sıfatıyla sosyal güvenlik, sağlık ve istihdam konulu yazıları Mercek, İşveren, Sosyal Güvenlik Dünyası ve SGK Bülteni gibi dergilerde yayımlandı.
4. MEVCUT DURUM
Halen bir sivil toplum kuruluşu olan İnsani Değerler Derneğinin Kurucu üyelerinden olup, Dernekte Yönetim Kurulu Üyeliği yanında Genel Sekreter Yardımcısı olarak görev yapmaktadır. Demokraside Birlik Vakfının da üyesidir. Derneğin internet sitesindeki Köşesinde, yazar olarak konusu insanın maddi ve manevi yapısını ele alan makale ve sohbet türü yazıları yer almaktadır. Aynı yazılar Türkuaz Haber Ajansının sitesindeki Köşesinde de yayımlanmaktadır. Özgen evli ve iki çocuk babasıdır.
5. YAZARIN SOSYAL GÜVENLİK, SAĞLIK VE İSTİHDAM KONULU MUHTELİF DERGİLERDE YAYIMLANAN DİĞER YAZILARI
1. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sisteminde Yeni Arayışlar, Yıl:2, Sayı:7- 8, Şubat-Haziran 2000 2. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Sigorta Kurumlarının Mevcut Durumu Işığında Sosyal Güvenlik Sisteminin Geleceği, Yıl:4, Sayı:10, Nisan 2001
3. Sosyal Güvenlik Dünyası, Çalışan veya Sokakta Yaşayan Çocukların Sorunları,Yıl:4 Sayı:12, Ağustos-Aralık 2001 4. Sosyal Güvenlik Dünyası, SSK Teşkilat Yapısı ve Tahsis Mevzuatı, Yıl:5, Sayı:23, Ocak-Şubat 2004 5. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sistemine Temel Yaklaşımlar ve Yapısal Reformlar, Yıl:6, Sayı: 26, Temmuz- Ağustos 2004 6. MESS Mercek Dergisi, Sosyal Güvenlik Sistemine Temel Yaklaşımlar ve Yapısal Reformlar, Yıl:9, Sayı:36, Ekim 2004 7. Sosyal Güvenlik Dünyası, Genel Sağlık Sigortası Gerçekleşecek Mi?, Yıl:7, Sayı:28, Kasım-Aralık 2004 8. Çözüm Sağlık/ Bilişim Haber, Sağlık Sisteminin İyileştirilmesi ve Genel Sağlık Sigortası, Sayı:7, Ocak- Şubat 2005 9. Sosyal Güvenlik Dünyası, SSK da Rehberlik Hizmetleri, Yıl: 7, Sayı: 29, Ocak- Şubat 2005 10. Sosyal Güvenlik Dünyası, Çalışma Yaşamında Çocuk, Yıl:7, Sayı:30, Mart- Nisan 2005 11. Sosyal Güvenlik Dünyası, SSK da Yaşlılık Sigortası Uygulamaları, Yıl: 7, Sayı: 31, Mayıs- Haziran 2005 12. MESS Mercek Dergisi, İşsizlik Sorununun Bir Yansıması: ‘Genç ve Eğitimli İşsizler, Yıl:10, Sayı: 39, Temmuz 2005 13. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sisteminde Sigorta Primini İyileştirme Uygulamaları, Yıl: 8, Sayı: 33, Eylül- Ekim 2005 14. Sosyal Güvenlik Dünyası, Yeşil Kart Uygulamasının Sağlık ve Sosyal Güvenlik Sistemimiz İçindeki Yeri, Yıl: 8, Sayı: 34, Kasım- Aralık 2005 15. TİSK İşveren Dergisi, İşsizlik Sorununun Sosyal Boyutu, Cilt: 44, Sayı:4, Ocak 2006 16. Sosyal Güvenlik Dünyası, SSK Sağlık Harcamaları Neden Artıyor?, Yıl: 8, Sayı:35, Ocak- Şubat 2006 17. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sisteminde Köklü Değişim Yeni Sorunlara Yol Açar Mı?, Yıl. 8, Sayı: 36, Mart- Nisan 2006 18. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sağlık Sisteminde Yeni Düzenlemeler ve Özel Hastane Uygulamaları, Yıl: 8, Sayı: 37, Mayıs- Haziran 2006 19. MESS Mercek Dergisi, Sosyal Güvenlikte Yeni Dönem: Yapısal Değişim Sorunları Çözecek Mi?, Yıl: 11, Sayı: 43, Temmuz 2006 20. TİSK İşveren Dergisi, Bir Toplumsal Sorun: Genç İşsizler, Cilt: 45, Sayı: 4-5, Ocak-Şubat 2007 21. Sosyal Güvenlik Dünyası, Emeklilik Sisteminde Temel Sorun Yaş Mı?, Yıl: 9, Sayı: 41, Ocak- Şubat 2007 22. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sağlık Sisteminde Yeni Düzenlemeler ve Sağlık Harcamaları, Yıl: 9, Sayı: 42, Mart- Nisan 2007 23. Sosyal Güvenlik Dünyası, Yoksulluk ve Yolsuzluklardan Arınmış Bir Sosyal Güvenlik Sistemi, Yıl:9, Sayı: 43, Mayıs- Haziran 2007 24. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sisteminde Yardım ve Dayanışma, Yıl: 10, Sayı: 45, Eylül- Ekim 2007 25. MESS Mercek, Türkiye’de İşsizlik ve İstihdam Sorununa Yönelik Arayışlar, Yıl: 12, Sayı: 48, Ekim 2007 26. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlikte Yeniden Yapılanma ve ‘Tek Çatı, Sorunu, Yıl: 10, Sayı: 46, Kasım- Aralık 2007 27. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlikte Zorlu Dönemeç, Yıl: 10, Sayı: 48, Mart- Nisan 2008 28. MESS Mercek, Sosyal Güvenlikte Geçiş Dönemi,, Yıl: 13, Sayı: 50, Nisan 2008 29. Sosyal Güvenlik Dünyası, Kayıt Dışı İstihdam ve Yaşanan Sorunlar, Yıl: 10, Sayı: 50, Temmuz- Ağustos 2008 30. TİSK İşveren Dergisi, Küresel Ekonomik Kriz ve İşsizlik, Cilt. 47, Sayı. 2, Kasım 2008 31. MESS Mercek Dergisi, Ekonomik Kriz ve Sosyal Yaşam, Yıl: 14, Sayı: 53, Ocak 2009 32. TİSK İşveren Dergisi, İstihdamın Korunmasında ve Geliştirilmesinde Yaşanan Sorunlar, Cilt: 47, Sayı: 8, Mayıs 2009 33. Sosyal Güvenlik Dünyası, Genç İşsizlerin Önceliği: ‘İstihdam, Yıl: 12, Sayı: 62, Ekim 2009 34. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sağlık Sistemi ve Yeşil Kart Uygulaması, Yıl: 12, Sayı: 64, Aralık 2009 35. MESS Mercek Dergisi, Gençlerinde Hayalleri Var!.., Yıl: 15, Sayı: 58, Nisan 2010 36. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Yardım ve Hizmetler Sosyal Güvenlik Sistemi İçinde Düzenlenebilir Mi?, Yıl: 13, Sayı: 67, Mayıs- Haziran 2010 37. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sağlık Sistemi ve Yeni Gelişmeler, Yıl: 13, Sayı: 69, Eylül- Ekim 2010 38. MESS Mercek Dergisi, Yaşlanan Nüfus ve Sosyal Güvenlik Sistemi, Yıl: 16, Sayı: 61, Ocak 2011 39. SGK Bülteni, Sosyal Güvenlik Kurumu ve Kayıt Dışı İstihdam, Sayı: 39, Ocak- Şubat 2011 40. SGK Bülteni, Sosyal Güvenlik Kurumunun Yenilenen Vizyonu, Sayı: 40, Mart- Nisan 2011 41. MESS Mercek Dergisi, Türkiye’de Kadın İstihdamının Yansıttığı Gerçekler, Yıl: 16, Sayı: 62, Nisan 2011 42. MESS Mercek Dergisi, Mesleki Eğitim Sistemi ve İstihdam, Yıl: 16, Sayı: 63, Temmuz 2011 43. MESS Mercek Dergisi, Dünyada ve Türkiye’de Yoksulluk, Yıl: 17, Sayı: 65, Ocak 2012 44. TİSK İşveren Dergisi, Küresel Ekonomik Krizin Seyri ve Sosyal Boyutu, Cilt: 50, Sayı: 1, Ocak- Şubat 2012 45. İNŞAAT Sanayii Dergisi, Gelişen İnşaat Sektörü ve İstihdam, Yıl: 22, Sayı: 129, Ocak- Şubat 2012 46. Sosyal Güvenlik Dünyası, Özürlülerin Sosyal Güvenliği, Yıl: 15, Sayı: 77, Ocak- Şubat 2012 47. MESS Mercek Dergisi, Türkiye’de Kadın Potansiyeli ve Kadın Girişimciliği, Yıl: 17, Sayı: 66, Nisan 2012 48. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlikte Kapsam Sorunu ve Genel Sağlık Sigortası, Yıl: 15, Sayı: 79, Mayıs- Haziran 2012 49. Sosyal Güvenlik Dünyası, İş Kazaları ve İş Güvenliği Alanında Ne Durumdayız?, Yıl: 15, Sayı: 80, Temmuz- Ağustos 2012 50. TİSK İşveren Dergisi, Sosyal Güvenlik Sistemi ve Yeni Gelişmeler, Cilt: 50, Sayı: 6, Kasım- Aralık 2012 51. Sosyal Güvenlik Dünyası, İstihdam Amaçlı Mesleki Eğitim Sistemi, Yıl: 16, Sayı: 83, Ocak- Şubat 2013 52. Sosyal Güvenlik Dünyası, Türkiye’de Emeklilik Sistemi, Yıl: 16, Sayı: 84, Mart- Nisan 2013 53. TİSK İşveren Dergisi, Genç İşsizliği ve İstihdam Üreten Girişimcilik, Cilt:53, Sayı 2, Mart- Nisan 2015 54. TİSK İşveren Dergisi, Dünyada ve Türkiye’de Göç Sorunu, Mülteci Krizinin Sosyal Boyutu, Ocak-Şubat 2016, Cilt 54, Sayı 1 55. TİSK İşveren Dergisi, Mülteci Krizi Bir İnsanlık Krizidir!.., Mart-Nisan 2016, Cilt 54, Sayı 2
1.GİRİŞ Demokrasi, bir yönetim şekli olarak; insanlığın asırlarca süren mücadelesi sonucu elde ettiği ve tüm insanlığın hizmetine sunduğu; temelinde eşitlik ilkesinin yattığı bir siyasi rejim biçimidir. Genel olarak demokrasi; ‘ siyasal denetimin doğrudan doğruya halkın ya da düzenli aralıklarla halkın özgürce seçtiği temsilcilerinin elinde bulunduğu, toplumsal ve ekonomik durumu ne olursa olsun tüm yurttaşların eşit sayıldığı bir yönetim biçimi, olarak tanımlanmaktadır. Bu tanım dışında ünlü düşünürler ve siyaset bilimcilerinin kendilerine özgü demokrasi tanımları irdelendiğinde demokrasiyi; yasaklardan uzak, zengin ve fakirlere eşit mesafede, insanlara kendi kendine egemen olmalarını öğreten, halkın halk tarafından halk için idaresi şeklinde yorumladıklarını görüyoruz. Milattan önce yaşamış Yunanlı oyun yazarı Menandros (MÖ 342-MÖ 291) asırlar önce demokrasiyi bir denge ve uzlaşma rejimi olarak düşünmüş; bizde ise eski İçişleri bakanlarımızdan M. Emin Erişirgil’e (1891-1965) göre de ‘ demokrasi, kendi aksaklıklarının çaresini de kendinde taşıyan bir rejim, şeklinde tanımlamıştır. Politikacı, eski İngiliz Başvekillerinden Winston Churchill’in (1874- 1965) demokrasi tanımı ise insan hak ve hürriyetleri açısından önemli bir anlam teşkil ediyor: ‘’Sabahın köründe, alacakaranlıkta kapınız çalındığı zaman bunun sütçü olduğundan emin olmanın adıdır demokrasi., Bizde de 15 Temmuz akşamı gerçekleştirilmek istenen, hain darbe girişiminin bastırılmasından sonra, çok sayıda insanın alacakaranlıkta kapısı çalındı. Ancak; bu çalmanın demokrasi dışı kişi ve kurumlara yönelik olması; ülkemizde uygulanan demokrasiye, önündeki engellere, toplumsal uzlaşma ve barışa olan gereksinimimize yeni baştan göz atmamızı zorunlu kılmaktadır. 2. DEMOKRASİ KÜLTÜRÜ NASIL GELİŞTİ, AVRUPA’DA NASIL YERLEŞİP KÖKLEŞTİ? Demokrasi uğruna mücadele verilirken, bu kavram sadece bir yönetim şekli olarak görülmemiş; Avrupa’da demokrasi toplumun her kademesinde uygulanması zorunlu temel ilkelerin toplamı olarak düşünülmüştür. Demokrasi kültürünün özünde şeffaf ve iyi yönetim, yönetimin siyaset anlayışının sorgulanması, kuvvetler ayrılığına özen gösterilmesi, güçler arasındaki dengenin sağlanması gibi hususlar bulunmaktadır. Demokraside kuvvetler ayrılığı prensibi; ‘Güçler Ayrılığı Prensibi, adı altında Montesquieu’nun ( 1689-1759) De Lesprit Des Lois isimli eserinde ele alınmıştır. Kanunların Ruhu diye de isimlendirilen bu eserde başkalarına hükmedenler için imtihan verip ibret alınması gerekli dersler bulunmaktadır. Demokrasinin temel ilkelerinden birisi siyasal erdemi özünde barındırmasıdır. Bu erdemin içinde; yurt sevgisi, hoşgörü, barış olup kin ve intikam duygularından arındırılmıştır. Günümüz demokrasi uygulamalarında kuvvetler ayrılığı denilince; yasama, yürütme ve yargı ile birlikte medya ve sivil toplum kuruluşlarının varlığı akla gelmektedir. Bu güçler arasındaki denge bozulunca demokrasi tehditlere ve darbelere açık hale gelmekte bir çatışma ortamı doğmakta, aralarında olması gerekli fren ve denge mekanizmaları kilitlenmektedir. Avrupa’da demokrasinin yerleşip kökleşmesinde; asırlar önce başlatılan reform, Rönesans ve aydınlanma hareketlerinin rolü büyük olmuştur. Roma’da ’12 Levha Kanunları, Orta Çağda İngiltere’de Manga Carta, ‘Özgürlük Bildirisi, Fransa’da ‘İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi, yoluyla tüm insanlığa özgürlük, eşitlik, adalet gibi ilkeler yayılmıştır. 1948 yılında Birleşmiş Milletler tarafından yayınlanan ‘İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, değişik ülkelerin demokrasiyi benimsemesinde önemli bir rol oynamıştır. Bugün dünya genelinde 192 ülkenin 120 sinde demokrasi uygulandığı ifade edilmektedir. 3. TÜRKİYE’DE DEMOKRASİNİN KISA GEÇMİŞİ VE ÖNÜNDEKİ ENGELLER Türkiye’de demokrasi uygulamalarına geçiş açısından, önemli bir yeri olan çok partili döneme geçişin 1945 yılından itibaren Cumhuriyet Halk Partisi dışında ikinci bir parti olarak Milli Kalkınma Partisi’nin kurularak seçimlere gidilmesiyle başladığı ifade edilmektedir. Daha önce Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Serbest Cumhuriyet Fırkası uygulamalarının başarısızlıkla sonuçlanması, 7 Ocak 1946 tarihinde Cumhuriyet Halk Partisi içinde bir grup milletvekilinin Dörtlü Takrir vererek Demokrat Partiyi kurması ve ardından bu partinin 14 Mayıs 1950 de seçimleri kazanarak iktidar olması demokrasiye geçişte önemli bir milat olmuştur. Demokrat Partinin üç dönem arka arkaya seçimleri kazanmasının ardından, 27 Mayıs 1960 tarihinde gerçekleşen askeri darbe, on yılı bulan aralıklarla devam etmiş 12 Mart 1971 askeri muhtırası sonra 12 Eylül 1980 askeri darbesi, 28 Şubat 1997 post modern darbe girişimi ülkemizde geliştirilmek istenen demokratik gelişimi engellemiştir. Son olarak 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilmek istenen Fetullah Terör Örgütünce organize edildiği belirtilen darbe girişiminin; bizzat halkımız tarafından kan dökülmesi ve can verilmesi pahasına önüne geçilmesi; demokrasiyi savunma adına bir milat oluşturmuştur. Halbuki demokrasiyi benimseyen halkımız açısından yapılması gereken şeylerin başında ‘Çoğulcu Demokrasi Anlayışını, yerleştirmek gelmekteydi. Bilindiği gibi demokratik gelişim sürecinde, çoğunluğun devlet yönetimindeki kararlarının mutlak olması, azınlık haklarını kısıtlayabileceği kaygısını ortaya çıkarmaktadır. Demokrasi, özgürlüklerin geliştirilmesine ve çok sesliğin toplumun her kademesinde yer almasına özen gösteren bir anlayışın ürünüdür. Bu nedenle çoğunluğun mutlak hakimiyetini reddeden, azınlıktakilerin siyasal ve kültürel haklarının kabul edilmesi gerektiğini ve azınlığında bir gün çoğunluğa dönüşebileceği gereğinin kabulü esasına dayanan anlayış çoğulcu demokrasi anlayışıdır. Ayrıca iktidarda bulunan siyasi yönetimin; gücün hukukuna değil hukukun gücüne itibar etmesi, askeri vesayeti tamamen kaldırmak açısından sivilleşmeye ve sivil toplum örgütlerine değer vermesi, medyaya kulak verip basın kuruluşlarının kapatılmasının önüne geçilmesi yazarların tutuklanmaması;’ Yönümüz Batıya Yönelik, diyen siyasi anlayışın; Batı tipi demokrasinin demokratik uygulamalarını benimsemesi ile mümkün olabilir. Ülkemizde sivil toplum kuruluşlarının güçlendirilmesi, bireyi devlet gücü karşısında koruyacak mekanizmaları geliştirmek açılarından demokrasinin yerleşip kökleşmesine önem vermek zorundayız. 4. DEMOKRATİK YAPIMIZA İLİŞKİN ELEŞTİRİLER VE DARBE GİRİŞİMİNİN BATIDA OLUŞAN YANKILARI Demokrasi ile yönetimin benimsendiği ülkemizde; demokrasi uygulamalarının mercek altına alınıp sorgulanmasını doğal karşılamak gerekir. Bizde demokratik yapıdaki mevcut uygulamalara yönelik eleştiriler şu şekilde sıralanabilir: Demokrasinin gelişimini sağlayacak kuvvetler ayrılığında denge henüz kurulamadı. Çoğunluğun iradesine uygun karar ve kanunlar Anayasaya aykırı diye iptal ediliyor. Çoğunluğun hak ve özgürlükleri korunamıyor. Güçler ayrılığı açısından önemli yerde olması gereken medya ve sivil toplum kuruluşlarının gelişmesine gereken önem verilmiyor. Halbuki Batıda medya ve sivil toplum örgütleri daha güçlüdür. Ordumuzun halkımızın güvenliği açısından yeri çok önemli olmakla beraber; siyasi seçilmiş iktidara yönelik müdahaleler imaj kaybına yol açıyor. Genelde devlet ve siyaseten temsilcisi siyasi iktidar tarafından doldurulması gereken alanları başkaları dolduruyor. Cemaat veya tarikatların son darbe girişiminde görüldüğü gibi devlete sızması bu durumun bariz bir örneğidir. Genelde çoğunlukta olan iktidarın dediği oluyor, seçimlerde % 10 baraj uygulaması nedeni ile küçük partiler mecliste temsil oranına sahip olamıyorlar. Bunların dışında 15 Temmuz darbe girişimi; Batı basını ve Batının siyasi temsilcilerince kabul edilmemiş ve tepkiyle karşılanmıştır. İngiliz Financial Times Gazetesi girişimi; ‘Darbe Girişimi Türkiye’yi Kaosa Sokuyor, şeklinde vermiş, NATO, Türkiye’nin demokratik kurumlarına saygı duyduğunu ifade edip; bir kısım askerin halkın üzerine ateş açmasını asker-halk arasındaki güçlü bağı sarstığını belirtmiştir. BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun’da askeri müdahaleyi kabul edilemez olarak nitelendirmiştir. ABD Başkanı Barack Obama’da ‘demokratik yollarla seçilen hükümetin desteklenmesi gerektiğini, ifade etmiştir. Genelde Batının ve ABD’nin tutumunun, demokrasinin korunması ve demokrasi dışı darbelere karşı çıkılması şeklinde olduğu söylenebilir. 5. TOPLUMSAL UZLAŞMA VE BARIŞ Türkiye; Anadolu’yu ana vatan yapmış, destansı bir kurtuluş savaşı sonrası Cumhuriyeti kuran Mustafa Kemal ATATÜRK ve silah arkadaşlarının bizlere bıraktığı bir vatan toprağıdır. ATATÜRK Kurtuluş savaşımızın mimarı olarak; ‘Yurtta Sulh Cihanda Sulh, ilkesini benimseyerek kendinden sonra gelecek nesillere, barışa dayalı bir politikanın temel alınmasını bir siyasi mesaj olarak bırakmıştır. Kavga ve ayrımcılığa dayalı politik anlayış; hoşgörü ve barıştan uzak bir yaklaşımla ülkemiz insanlarını kamplara ayırmakta bu durumda ülkemizi bölmek isteyen şer güçlerin işine gelmektedir. Demokrasi, aynı zamanda bir hoşgörü ve uzlaşma rejimi olarak görülmeli; siyasette barışa dayalı politikalara ağırlık verilmelidir. Eski Kültür bakanlarımızdan siyaset bilimci Ahmet Taner Kışlalı’ya( 1939-1999) göre ‘hoşgörü olmadan, uzlaşma olmaz,. Bir atasözümüzde ise ‘hoşgörünün olduğu yere şiddetin gölgesi bile düşmez, denilmektedir. Alman Ceza Hukukçusu Güstav Rodbruck’ta ‘ Adalet hukukun ikinci büyük ödevidir; fakat birincisi hukuk güvenliğidir, barıştır, sözüyle barışı hukukun güvenliği için elzem görüyor. 80 milyona yaklaşan nüfusumuzla, stratejik açıdan önemli coğrafi konumumuzla, değişik etnik kesimlerden oluşan fakat Anadolu’yu vatan kabul eden demografik yapımızla; insanlarımızı barışa ve hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik rejimle bir arada tutup güçlenmeye her zamankinden fazla gereksinimimiz vardır. Siyasetin şemsiyesi altında olan politikacılar; ülkemiz bütünlüğü açısından; birlik ve beraberliğimizi güçlendirecek söylemlere daha çok yer vermeli; uzlaşma kapısı daima açık tutulmalıdır. 6.SONUÇ Ülkemiz; 2016 yılının 15 Temmuz akşamı gerçekleştirilmek istenen FETÖ ye dayalı hain darbe girişimi, ardından PKK ve IŞİD gibi kan dökücü insana ve insanlığa da savaş açmış terör yürüten; ülkemizi de bölmek isteyen örgütler nedeniyle her zamankinden fazla birlik ve beraberliğe muhtaçtır. Üzerimizdeki kara bulutların dağıtılması amacıyla bir arada güçlü ve dik duruşumuzu sürdürmeliyiz. Böylelikle üzerimizde oynanmak istenen oyunları bozabiliriz. Tarihi boyunca, en güçsüz olduğu dönemlerde dahi destansı kahramanlıklarıyla vatanını canı ve kanı pahasına koruyan bu millet yeni destanlar yaratacak güce de sahiptir. Yeter ki demokrasimize sahip çıkıp; gelişip kökleşmesi yolunda siyaset ehli ile birlikte bir birey olarak da üzerimize düşen yükümlülüğü yerine getirelim. Atıf ÖZGEN İDD Kurucu ve Yönetim Kurulu Üyesi e-mail: ozgenatif@gmail.com
1.GİRİŞ
Demokrasi, bir yönetim şekli olarak; insanlığın asırlarca süren mücadelesi sonucu elde ettiği ve tüm insanlığın hizmetine sunduğu; temelinde eşitlik ilkesinin yattığı bir siyasi rejim biçimidir.
Genel olarak demokrasi; ‘ siyasal denetimin doğrudan doğruya halkın ya da düzenli aralıklarla halkın özgürce seçtiği temsilcilerinin elinde bulunduğu, toplumsal ve ekonomik durumu ne olursa olsun tüm yurttaşların eşit sayıldığı bir yönetim biçimi, olarak tanımlanmaktadır.
Bu tanım dışında ünlü düşünürler ve siyaset bilimcilerinin kendilerine özgü demokrasi tanımları irdelendiğinde demokrasiyi; yasaklardan uzak, zengin ve fakirlere eşit mesafede, insanlara kendi kendine egemen olmalarını öğreten, halkın halk tarafından halk için idaresi şeklinde yorumladıklarını görüyoruz.
Milattan önce yaşamış Yunanlı oyun yazarı Menandros (MÖ 342-MÖ 291) asırlar önce demokrasiyi bir denge ve uzlaşma rejimi olarak düşünmüş; bizde ise eski İçişleri bakanlarımızdan M. Emin Erişirgil’e (1891-1965) göre de ‘ demokrasi, kendi aksaklıklarının çaresini de kendinde taşıyan bir rejim, şeklinde tanımlamıştır.
Politikacı, eski İngiliz Başvekillerinden Winston Churchill’in (1874- 1965) demokrasi tanımı ise insan hak ve hürriyetleri açısından önemli bir anlam teşkil ediyor:
‘’Sabahın köründe, alacakaranlıkta kapınız çalındığı zaman bunun sütçü olduğundan emin olmanın adıdır demokrasi.,
Bizde de 15 Temmuz akşamı gerçekleştirilmek istenen, hain darbe girişiminin bastırılmasından sonra, çok sayıda insanın alacakaranlıkta kapısı çalındı. Ancak; bu çalmanın demokrasi dışı kişi ve kurumlara yönelik olması; ülkemizde uygulanan demokrasiye, önündeki engellere, toplumsal uzlaşma ve barışa olan gereksinimimize yeni baştan göz atmamızı zorunlu kılmaktadır.
2. DEMOKRASİ KÜLTÜRÜ NASIL GELİŞTİ, AVRUPA’DA NASIL YERLEŞİP KÖKLEŞTİ?
Demokrasi uğruna mücadele verilirken, bu kavram sadece bir yönetim şekli olarak görülmemiş; Avrupa’da demokrasi toplumun her kademesinde uygulanması zorunlu temel ilkelerin toplamı olarak düşünülmüştür.
Demokrasi kültürünün özünde şeffaf ve iyi yönetim, yönetimin siyaset anlayışının sorgulanması, kuvvetler ayrılığına özen gösterilmesi, güçler arasındaki dengenin sağlanması gibi hususlar bulunmaktadır.
Demokraside kuvvetler ayrılığı prensibi; ‘Güçler Ayrılığı Prensibi, adı altında Montesquieu’nun ( 1689-1759) De Lesprit Des Lois isimli eserinde ele alınmıştır. Kanunların Ruhu diye de isimlendirilen bu eserde başkalarına hükmedenler için imtihan verip ibret alınması gerekli dersler bulunmaktadır.
Demokrasinin temel ilkelerinden birisi siyasal erdemi özünde barındırmasıdır. Bu erdemin içinde; yurt sevgisi, hoşgörü, barış olup kin ve intikam duygularından arındırılmıştır.
Günümüz demokrasi uygulamalarında kuvvetler ayrılığı denilince; yasama, yürütme ve yargı ile birlikte medya ve sivil toplum kuruluşlarının varlığı akla gelmektedir.
Bu güçler arasındaki denge bozulunca demokrasi tehditlere ve darbelere açık hale gelmekte bir çatışma ortamı doğmakta, aralarında olması gerekli fren ve denge mekanizmaları kilitlenmektedir.
Avrupa’da demokrasinin yerleşip kökleşmesinde; asırlar önce başlatılan reform, Rönesans ve aydınlanma hareketlerinin rolü büyük olmuştur.
Roma’da ’12 Levha Kanunları, Orta Çağda İngiltere’de Manga Carta, ‘Özgürlük Bildirisi, Fransa’da ‘İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi, yoluyla tüm insanlığa özgürlük, eşitlik, adalet gibi ilkeler yayılmıştır.
1948 yılında Birleşmiş Milletler tarafından yayınlanan ‘İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, değişik ülkelerin demokrasiyi benimsemesinde önemli bir rol oynamıştır. Bugün dünya genelinde 192 ülkenin 120 sinde demokrasi uygulandığı ifade edilmektedir.
3. TÜRKİYE’DE DEMOKRASİNİN KISA GEÇMİŞİ VE ÖNÜNDEKİ ENGELLER
Türkiye’de demokrasi uygulamalarına geçiş açısından, önemli bir yeri olan çok partili döneme geçişin 1945 yılından itibaren Cumhuriyet Halk Partisi dışında ikinci bir parti olarak Milli Kalkınma Partisi’nin kurularak seçimlere gidilmesiyle başladığı ifade edilmektedir.
Daha önce Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Serbest Cumhuriyet Fırkası uygulamalarının başarısızlıkla sonuçlanması, 7 Ocak 1946 tarihinde Cumhuriyet Halk Partisi içinde bir grup milletvekilinin Dörtlü Takrir vererek Demokrat Partiyi kurması ve ardından bu partinin 14 Mayıs 1950 de seçimleri kazanarak iktidar olması demokrasiye geçişte önemli bir milat olmuştur.
Demokrat Partinin üç dönem arka arkaya seçimleri kazanmasının ardından, 27 Mayıs 1960 tarihinde gerçekleşen askeri darbe, on yılı bulan aralıklarla devam etmiş 12 Mart 1971 askeri muhtırası sonra 12 Eylül 1980 askeri darbesi, 28 Şubat 1997 post modern darbe girişimi ülkemizde geliştirilmek istenen demokratik gelişimi engellemiştir.
Son olarak 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilmek istenen Fetullah Terör Örgütünce organize edildiği belirtilen darbe girişiminin; bizzat halkımız tarafından kan dökülmesi ve can verilmesi pahasına önüne geçilmesi; demokrasiyi savunma adına bir milat oluşturmuştur.
Halbuki demokrasiyi benimseyen halkımız açısından yapılması gereken şeylerin başında ‘Çoğulcu Demokrasi Anlayışını, yerleştirmek gelmekteydi.
Bilindiği gibi demokratik gelişim sürecinde, çoğunluğun devlet yönetimindeki kararlarının mutlak olması, azınlık haklarını kısıtlayabileceği kaygısını ortaya çıkarmaktadır.
Demokrasi, özgürlüklerin geliştirilmesine ve çok sesliğin toplumun her kademesinde yer almasına özen gösteren bir anlayışın ürünüdür.
Bu nedenle çoğunluğun mutlak hakimiyetini reddeden, azınlıktakilerin siyasal ve kültürel haklarının kabul edilmesi gerektiğini ve azınlığında bir gün çoğunluğa dönüşebileceği gereğinin kabulü esasına dayanan anlayış çoğulcu demokrasi anlayışıdır.
Ayrıca iktidarda bulunan siyasi yönetimin; gücün hukukuna değil hukukun gücüne itibar etmesi, askeri vesayeti tamamen kaldırmak açısından sivilleşmeye ve sivil toplum örgütlerine değer vermesi, medyaya kulak verip basın kuruluşlarının kapatılmasının önüne geçilmesi yazarların tutuklanmaması;’ Yönümüz Batıya Yönelik, diyen siyasi anlayışın; Batı tipi demokrasinin demokratik uygulamalarını benimsemesi ile mümkün olabilir.
Ülkemizde sivil toplum kuruluşlarının güçlendirilmesi, bireyi devlet gücü karşısında koruyacak mekanizmaları geliştirmek açılarından demokrasinin yerleşip kökleşmesine önem vermek zorundayız.
4. DEMOKRATİK YAPIMIZA İLİŞKİN ELEŞTİRİLER VE DARBE GİRİŞİMİNİN BATIDA OLUŞAN YANKILARI
Demokrasi ile yönetimin benimsendiği ülkemizde; demokrasi uygulamalarının mercek altına alınıp sorgulanmasını doğal karşılamak gerekir.
Bizde demokratik yapıdaki mevcut uygulamalara yönelik eleştiriler şu şekilde sıralanabilir:
Bunların dışında 15 Temmuz darbe girişimi; Batı basını ve Batının siyasi temsilcilerince kabul edilmemiş ve tepkiyle karşılanmıştır.
İngiliz Financial Times Gazetesi girişimi; ‘Darbe Girişimi Türkiye’yi Kaosa Sokuyor, şeklinde vermiş, NATO, Türkiye’nin demokratik kurumlarına saygı duyduğunu ifade edip; bir kısım askerin halkın üzerine ateş açmasını asker-halk arasındaki güçlü bağı sarstığını belirtmiştir.
BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun’da askeri müdahaleyi kabul edilemez olarak nitelendirmiştir.
ABD Başkanı Barack Obama’da ‘demokratik yollarla seçilen hükümetin desteklenmesi gerektiğini, ifade etmiştir.
Genelde Batının ve ABD’nin tutumunun, demokrasinin korunması ve demokrasi dışı darbelere karşı çıkılması şeklinde olduğu söylenebilir.
5. TOPLUMSAL UZLAŞMA VE BARIŞ
Türkiye; Anadolu’yu ana vatan yapmış, destansı bir kurtuluş savaşı sonrası Cumhuriyeti kuran Mustafa Kemal ATATÜRK ve silah arkadaşlarının bizlere bıraktığı bir vatan toprağıdır.
ATATÜRK Kurtuluş savaşımızın mimarı olarak; ‘Yurtta Sulh Cihanda Sulh, ilkesini benimseyerek kendinden sonra gelecek nesillere, barışa dayalı bir politikanın temel alınmasını bir siyasi mesaj olarak bırakmıştır.
Kavga ve ayrımcılığa dayalı politik anlayış; hoşgörü ve barıştan uzak bir yaklaşımla ülkemiz insanlarını kamplara ayırmakta bu durumda ülkemizi bölmek isteyen şer güçlerin işine gelmektedir.
Demokrasi, aynı zamanda bir hoşgörü ve uzlaşma rejimi olarak görülmeli; siyasette barışa dayalı politikalara ağırlık verilmelidir.
Eski Kültür bakanlarımızdan siyaset bilimci Ahmet Taner Kışlalı’ya( 1939-1999) göre ‘hoşgörü olmadan, uzlaşma olmaz,. Bir atasözümüzde ise ‘hoşgörünün olduğu yere şiddetin gölgesi bile düşmez, denilmektedir.
Alman Ceza Hukukçusu Güstav Rodbruck’ta ‘ Adalet hukukun ikinci büyük ödevidir; fakat birincisi hukuk güvenliğidir, barıştır, sözüyle barışı hukukun güvenliği için elzem görüyor.
80 milyona yaklaşan nüfusumuzla, stratejik açıdan önemli coğrafi konumumuzla, değişik etnik kesimlerden oluşan fakat Anadolu’yu vatan kabul eden demografik yapımızla; insanlarımızı barışa ve hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik rejimle bir arada tutup güçlenmeye her zamankinden fazla gereksinimimiz vardır.
Siyasetin şemsiyesi altında olan politikacılar; ülkemiz bütünlüğü açısından; birlik ve beraberliğimizi güçlendirecek söylemlere daha çok yer vermeli; uzlaşma kapısı daima açık tutulmalıdır.
6.SONUÇ
Ülkemiz; 2016 yılının 15 Temmuz akşamı gerçekleştirilmek istenen FETÖ ye dayalı hain darbe girişimi, ardından PKK ve IŞİD gibi kan dökücü insana ve insanlığa da savaş açmış terör yürüten; ülkemizi de bölmek isteyen örgütler nedeniyle her zamankinden fazla birlik ve beraberliğe muhtaçtır.
Üzerimizdeki kara bulutların dağıtılması amacıyla bir arada güçlü ve dik duruşumuzu sürdürmeliyiz. Böylelikle üzerimizde oynanmak istenen oyunları bozabiliriz.
Tarihi boyunca, en güçsüz olduğu dönemlerde dahi destansı kahramanlıklarıyla vatanını canı ve kanı pahasına koruyan bu millet yeni destanlar yaratacak güce de sahiptir.
Yeter ki demokrasimize sahip çıkıp; gelişip kökleşmesi yolunda siyaset ehli ile birlikte bir birey olarak da üzerimize düşen yükümlülüğü yerine getirelim.
Adınız Soyadınız
E-Posta
Girilecek rakam : 283503
Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.