En Son Haberler



Atıf ÖZGEN

bilgi@insanidegerler.org
  Özgeçmişi
  Tüm Yazıları

MÜLTECİ KRİZİNİN SOSYAL YAŞAMA ETKİLERİ

1.GİRİŞ

Güney komşumuz olan Suriye’de 2011 yılında başlayan ve beş yılı aşkın süredir devam eden iç savaş sürecinde ülkemizin mülteci akınına uğraması sonucu açıklanan son verilere göre; 3,2 milyonu Suriyeli olmak üzere 3,5 milyon civarında bir mülteci nüfusu barındırmaktayız.

Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserliği’nin 2016 yılı verilerine göre de dünya genelinde 65,3 milyon insan evlerini terk etti. Bu sayının 21,3 milyonluk kısmının mülteci olduğu ifade ediliyor. Türkiye, bünyesinde barındırdığı 3,5 milyon civarındaki mülteci nüfusu ile dünyada en fazla mülteci bulunduran bir ülke konumunda.

Mültecilere yönelik entegre etme çalışmaları kapsamında; istisnai vatandaşlık uygulaması, eğitim sistemine çocukların ve öğretmenlerin adaptasyonu, ikamet ve istihdam, sağlık hizmetleri, sosyal yaşama uyum konularında siyasi partiler başta olmak üzere sivil toplum kuruluşlarınca tespit edilen hususlar; sorunun sosyal yaşama etkileri bakımından ihmal edilemez bir görünüme sahip olduğunu ortaya koymaktadır.

Mülteci krizinin sosyal boyutu; mültecilerin önemli bir kısmının ülkemizde kalıcı olması ve akabinde ülke genelinde her ilimize yayılmış olmaları ve bu çerçevede medyaya yansıyan olumsuz olayların giderek artış göstermesi ile ortaya çıkmış bulunuyor.

2. MÜLTECİ KRİZİNİN TÜRKİYE VE AVRUPAYA YANSIMASI

Mültecilerin yaşadığı sorun temelinde bir insanlık dramının varlığına işaret etmektedir. Bombaların yok ettiği şehirlerden canlarını kurtarma pahasına kaçan insanlar, yerleşmek istedikleri ülkenin mesafe uzaklığına bakmaksızın huzur ve barışa yelken açmak istemektedirler.

Birleşmiş Milletler eski Genel Sekreteri Ban Ki-moon mülteci ve göçmen krizinin aşılabileceğini şöyle ifade ediyor:

‘Mülteci ve göçmen krizleri aşılamaz değildir, ancak, ülkelerin tek başına hareket etmeleri yoluyla da çözülemez. Günümüzde milyonlarca mülteci ve göçmen temel haklarından yoksun bırakılıyor, bunun sonucu olarak da toplumlar mülteciler ve göçmenlerin sağlayacağı katkılardan mahrum kalıyor.,[1]( Milliyet, 09.05.2016, S.12)

Daha müreffeh ve barışçıl bir yaşam uğruna mülteci ve göçmenlerin, Avrupa ülkelerini tercih ettikleri bilinmektedir. Avrupa’ya geçiş yolunda ülkemiz üzerinden Ege Denizi ya da Akdeniz yoluyla İtalya’yı güzergah olarak kullanıp gerçekleşen geçişlerde günümüze kadar çok sayıda mülteci yaşamını kaybetti.

Avrupa ülkelerinin önemli bir kısmının mülteci sorununa karşı duyarsız kalması, sadece Almanya’nın açık kapı politikası uygulaması Birleşmiş Milletlerce yapılan küresel dayanışma çağrısını boşa çıkardı.

Krizin çözümüne yönelik yeni politikalar geliştirilememesi, çocuk kaçırarak fuhuş ve organ kaçakçılığı yapan organize çetelerin işine gelmektedir.

‘Almanya’nın açıkladığı bilgi, Avrupa’da en az 12 bin reşit olmayan mültecinin kayıt yaptırmalarının ardından kaybolduğunu ortaya koydu. Kayıp çocukların fuhuş ve organ kaçakçılığı şebekelerinin eline düşmesinden endişe ediliyor. Bu 1,3 milyon mültecinin bulunduğu Avrupa için oldukça endişe verici bir durum.,[2]( Milliyet, Tunca Bengin, 18.04.2016, S.14)

Avrupa Birliği ile Türkiye arasında yapılan Mülteci Antlaşması sonucu, Türkiye’ye geri dönmek istemeyen mültecilerin Yunanistan’da kendileri için yapılan kamplarda isyan ederek bazılarının intihar etmesi sorunun bir başka boyutunu ortaya koydu.

Ülkemizde değişik kentlerde barınan mültecilere ilişkin haberler ve gözlemlerimize baktığımızda, illere göre farklı uygulamalar yapıldığını, çoğunun 8-10 kişilik evlerde kaldıklarını bir kısmının da dilenmek suretiyle geçimlerini sağlamaya çalıştıklarına tanık oluyoruz. Özellikle nüfusça kalabalık büyük kentlerimize yerleşen ve sayıca 100 bini aşan mülteciler sosyal yaşamda endişe verici bir iz bırakmaktalar.

‘İş bulan Suriyelilerin düşük ücretlerle ve hiçbir güvence olmaksızın çalıştırıldığını söyleyen bir başka Suriyeli mülteci 2 yıldır Türkiye’de olduğunu bir kez kömür yardımı aldıklarını belirtti. Sağlık hizmetlerinden yararlanmaları konusunda sorun yaşamadıklarını söyleyen Suriyeli mültecilerin en büyük şikayeti, yaşadıkları yerlerin insani şartlar taşımaması.,[3](Milliyet, Ankara, 18.05.2016, S.6)

3. KRİZİN SOSYAL YAŞAMA ETKİLERİNE YÖNELİK YAKLAŞIMLAR

Mültecilerin sosyal yaşama adaptasyonu konusunda, hükümet tarafından alınmış ve resmi kurumlarca uygulamaya konulan kararlar çerçevesinde eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimde bir sorun bulunmamaktadır, ancak eğitimden yoksun olanların durumu endişe vericidir.

Sorunun kaynağında, kayıt altına alınmamış olan mültecilerin bulaşıcı hastalıkları taşıma olasılığı, aralarında terör örgütleri ile bağlantılı olanların suç işleme potansiyeli, kültürel uyumsuzluk nedeniyle Türk aile yapısına yönelik menfi etkileri gibi hususlar bulunmaktadır.

Yerel kuruluşlar ile sivil toplum kuruluşlarının birlikte yürüttükleri çalışmalar çerçevesinde değişik illerde ‘uyum merkezleri, oluşturulması Türk diline ağırlık verilmesi konularına ağırlık verilmekte ise de bu tür uygulamalar sınırlı düzeyde kalmaktadır.

Mültecilerin ucuz işçi olarak kullanılmak istenmesi, bazı yerleşim merkezlerinde rastlanan hırsızlık, soygun ve benzeri hadiseler karşısında Avrupa Birliği ile yapılan ‘Geri Kabul Antlaşması, sonucu bir kısım mültecilerin Dikili ilçemize yerleştirilmek istenmesi yöre halkının tepkisine neden olmuştu.

‘Dikili’de insanların çalışabileceği bir iş yok. Gelen mültecilere nasıl bakılacak? Burası turizm beldesi olmasına rağmen sadece yerli turist var. Mülteci gelmesi demek Dikili’de soygun ve talanların başlaması demek.,[4] (Milliyet, 06.04.2016, S.20)

Mülteci sayısının dünya genelinde bir artış göstermesi, sorunun küresel bir nitelik arz etmesi çözüme yönelik uluslararası kuruluşları gerektiği düzeyde harekete geçiremedi.

Avrupa ülkelerinin farklı politikalar uygulaması; Suriyeli mülteciler sorununun komşu ülkelerde ikamet ettirilerek sadece maddi destek yoluyla çözülmek istenmesi, mültecilerin yaşadığı sosyal boyutlu sorunların yaygınlaşmasını engelleyememiştir.

‘Tartışmaların önemli bir boyutu da AB içinde Almanya’nın ve kısmen İsveç’in hedef ülkeler haline gelmesi ve diğer  AB ülkelerinin yük paylaşımından kaçınmalarıdır. Hatta bazı AB ülkelerinin tavrı, AB’nin çok ciddi krizler yaşamasına neden olacak şekildedir. Örneğin Yunanistan, Avusturya ve Macaristan’ın çoğunlukla kayıt almaksızın otobüs ya da trenlerle gelen sığınmacıları Almanya’ya doğru yönlendirilmeleri çok ciddi diplomatik krizler yaratmıştır.,[5]( Türk İş Dünyasının Türkiye’deki Suriyeliler Konusundaki Görüş Beklenti ve Önerileri, Doç. Dr. M. Murat Erdoğan, Dr. Can Ünver, TİSK Yayını, Kasım 2015, S.35)

Suriye iç savaşının altıncı yılına girdiğimiz 2017 yılı başında da mültecilerin yaşam savaşı devam ediyor:

‘Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin sınırları kapatmasının ardından Orta Avrupa ülkeleri ve Yunanistan’da kapana sıkışan mülteciler, kötü şartlarda yaşamaya devam ediyor. Sırbistan’ın başkenti Belgrad’da temel ihtiyaçlarından mahrum bırakılan mülteciler, eksi 20 derece havada duş almak zorunda kalıyor.,[6]( Milliyet, 14.01.2017, S.19)

Türkiye’deki mültecilerin ‘geçici koruma, kapsamı altında olması, vatandaşlık için gereken 5 yıllık sürede ‘geçerli ikamet süresine hak kazanabilmeleri, istisnai vatandaşlık formülünün henüz çözüme kavuşmamış olması, köklü çözüm yolunda Türkiye’nin AB den gerekli maddi desteği alamamış olması, 400 bini aşkın yeni doğmuş mülteci çocukların soruna yeni halkalar eklemesi, eğitim ve istihdam alanında atılan adımların yetersiz kalması sorunun sosyal boyutunun toplumsal yapımızdaki olumsuz etkilerinin devam edeceğini göstermektedir.

 Özellikle mülteci nüfusunun demografik yapısı dikkate alınarak, yetişmekte olan genç kuşağa yönelik eğitim esas olmak üzere ‘sosyal yaşama uyum, konusunda zorunlu önlemler zaman geçirilmeksizin alınmalıdır.

4.SONUÇ

Türkiye’nin, 3,5 milyon civarındaki mülteci nüfusu barındırması; bu nüfusa eğitim, istihdam ve sağlık hizmetlerinin götürülmesi; toplumsal yaşama uyum aşamasında kayıt altına alma ve istisnai vatandaşlık verilmesi hizmetlerini de beraber getirmiştir.

Suriyeli mültecilerin ülkemize kabulü sürecinde, sınırda güvenliğimizi tehdit eden gelişmelerin yaşanması, açık kapı politikasını sonlandırdı. Türk Silahlı Kuvvetlerinin 24 Ağustos 2016 tarihinde başlattığı ‘ Fırat Kalkanı Harekatı, çerçevesinde Suriye tarafında sınıra yakın bölgede güvenli bir alan oluşturulması yolunda önemli bir mesafe kaydedildi.

Değişen yeni koşullar ve mültecilerin yaşam koşullarına yönelik değişik kuruluşlarca yapılan anketler, mülteci nüfusun önemli bir oranının ülkelerine geri dönmeyip Türkiye’de kalmak istediklerini ortaya koyuyor.

Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezince hazırlanan Rapor, Aralık 2016 sonu itibarıyla Türkiye’de 230 bin Suriyeli bebeğin doğduğunu, Suriyeli çocuk sayısının 968 bin olmasına rağmen, bu çocukların 500 bininin okula devam etmediğini ortaya koydu.

Eğitimden yoksun kalmanın yanında, kayıt dışı istihdam, yetersiz beslenme, şiddet olaylarına karışma konularında toplumsal yapıyı tehdit edici gelişmeler karşısında önceden önlem almak gerekiyor.

UNESCO Genel Direktörü Irina Bokova’da 23-24 Mayıs 2016 tarihinde İstanbul’da yapılan ‘Dünya İnsani Zirvesi, öncesi kendisi ile yapılan bir röportajda mültecilerin eğitimi konusuna dikkat çekmişti:

‘Şöyle bir gerçek var. İnsani yardımların ancak % 2 si eğitime gidiyor. Avrupa Birliği bunun % 4 e çıkarılmasına karar verdi. Ancak bunun en az % 10 olması gerekir. Kayıp nesillerden, okula gidemeyen çocuklardan söz ediyoruz. Bunlar kendilerini ağırlayan ülkelerde de kalsalar, evlerine de dönseler büyük bir tehdit oluşturuyorlar.,[7]( Hürriyet, 22.05.2016, S.12)

Yaşanabilecek muhtemel olumsuz gelişmeler göz önüne alınarak; toplumsal yaşama uyum ve entegre faaliyetleri kapsamında sivil toplum kuruluşları ile de işbirliği yapılarak köklü ve kalıcı çözüm önerilerini uygulamaya geçirmek zorunlu gözükmektedir.

 

Atıf ÖZGEN
İnsani Değerler Derneği Kurucu ve Yönetim Kurulu Üyesi

 


[1] Milliyet, 09.05.2016, S.12

[2] Milliyet, Tunca BENGİN, 18.04.2016, S.14

[3] Milliyet/ Ankara, 18.05.2016, S.6

[4] Milliyet, 06.04.2016, S.20

[5] Türk İş Dünyasının Türkiye’deki Suriyeliler Konusundaki Görüş, Beklenti ve Önerileri, Doç. Dr M. Murat Erdoğan, Dr. Can ÜNVER, TİSK Yayını, Kasım 2015, S.35

[6] Milliyet, 14.01.2017, S.19

[7] Hürriyet,22.05.2016, S.12

 

 


 Okunma Sayısı : 3512

DİĞER YAZILARI

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 968167

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.