ATIF ÖZGEN
1.KİMLİK VE İLETİŞİM BİLGİLERİ
Doğum Yeri ve Tarihi: KAYSERİ, 1948 İş: Sosyal Güvenlik Kurumundan Emekli (1973-2013) e-mail: ozgenatif@gmail.com
2. EĞİTİM
İlk ve orta öğrenimini Kayseri’de yaptı. Kayseri Lisesini bitirdikten sonra Yüksek öğrenimini Ankara’da tamamladı. 1968-1973 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümünde eğitim gördü. Yüksek Matematikçidir.
3. İŞ TECRÜBELERİ
Mesleki yaşamı Sosyal Güvenlik Kurumunda geçti. Kurumdaki 40 yılı bulan görevinde İstatistikçi, Eğitimci ve Araştırma Şube Müdürü olarak görev yaptı. Son olarak Kurumun, Koordinasyon ve Bilgilendirme Dairesinde Rehberlik Merkezi Müdürü iken emekli oldu. Çalışma yaşamında uzman sıfatıyla sosyal güvenlik, sağlık ve istihdam konulu yazıları Mercek, İşveren, Sosyal Güvenlik Dünyası ve SGK Bülteni gibi dergilerde yayımlandı.
4. MEVCUT DURUM
Halen bir sivil toplum kuruluşu olan İnsani Değerler Derneğinin Kurucu üyelerinden olup, Dernekte Yönetim Kurulu Üyeliği yanında Genel Sekreter Yardımcısı olarak görev yapmaktadır. Demokraside Birlik Vakfının da üyesidir. Derneğin internet sitesindeki Köşesinde, yazar olarak konusu insanın maddi ve manevi yapısını ele alan makale ve sohbet türü yazıları yer almaktadır. Aynı yazılar Türkuaz Haber Ajansının sitesindeki Köşesinde de yayımlanmaktadır. Özgen evli ve iki çocuk babasıdır.
5. YAZARIN SOSYAL GÜVENLİK, SAĞLIK VE İSTİHDAM KONULU MUHTELİF DERGİLERDE YAYIMLANAN DİĞER YAZILARI
1. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sisteminde Yeni Arayışlar, Yıl:2, Sayı:7- 8, Şubat-Haziran 2000 2. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Sigorta Kurumlarının Mevcut Durumu Işığında Sosyal Güvenlik Sisteminin Geleceği, Yıl:4, Sayı:10, Nisan 2001
3. Sosyal Güvenlik Dünyası, Çalışan veya Sokakta Yaşayan Çocukların Sorunları,Yıl:4 Sayı:12, Ağustos-Aralık 2001 4. Sosyal Güvenlik Dünyası, SSK Teşkilat Yapısı ve Tahsis Mevzuatı, Yıl:5, Sayı:23, Ocak-Şubat 2004 5. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sistemine Temel Yaklaşımlar ve Yapısal Reformlar, Yıl:6, Sayı: 26, Temmuz- Ağustos 2004 6. MESS Mercek Dergisi, Sosyal Güvenlik Sistemine Temel Yaklaşımlar ve Yapısal Reformlar, Yıl:9, Sayı:36, Ekim 2004 7. Sosyal Güvenlik Dünyası, Genel Sağlık Sigortası Gerçekleşecek Mi?, Yıl:7, Sayı:28, Kasım-Aralık 2004 8. Çözüm Sağlık/ Bilişim Haber, Sağlık Sisteminin İyileştirilmesi ve Genel Sağlık Sigortası, Sayı:7, Ocak- Şubat 2005 9. Sosyal Güvenlik Dünyası, SSK da Rehberlik Hizmetleri, Yıl: 7, Sayı: 29, Ocak- Şubat 2005 10. Sosyal Güvenlik Dünyası, Çalışma Yaşamında Çocuk, Yıl:7, Sayı:30, Mart- Nisan 2005 11. Sosyal Güvenlik Dünyası, SSK da Yaşlılık Sigortası Uygulamaları, Yıl: 7, Sayı: 31, Mayıs- Haziran 2005 12. MESS Mercek Dergisi, İşsizlik Sorununun Bir Yansıması: ‘Genç ve Eğitimli İşsizler, Yıl:10, Sayı: 39, Temmuz 2005 13. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sisteminde Sigorta Primini İyileştirme Uygulamaları, Yıl: 8, Sayı: 33, Eylül- Ekim 2005 14. Sosyal Güvenlik Dünyası, Yeşil Kart Uygulamasının Sağlık ve Sosyal Güvenlik Sistemimiz İçindeki Yeri, Yıl: 8, Sayı: 34, Kasım- Aralık 2005 15. TİSK İşveren Dergisi, İşsizlik Sorununun Sosyal Boyutu, Cilt: 44, Sayı:4, Ocak 2006 16. Sosyal Güvenlik Dünyası, SSK Sağlık Harcamaları Neden Artıyor?, Yıl: 8, Sayı:35, Ocak- Şubat 2006 17. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sisteminde Köklü Değişim Yeni Sorunlara Yol Açar Mı?, Yıl. 8, Sayı: 36, Mart- Nisan 2006 18. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sağlık Sisteminde Yeni Düzenlemeler ve Özel Hastane Uygulamaları, Yıl: 8, Sayı: 37, Mayıs- Haziran 2006 19. MESS Mercek Dergisi, Sosyal Güvenlikte Yeni Dönem: Yapısal Değişim Sorunları Çözecek Mi?, Yıl: 11, Sayı: 43, Temmuz 2006 20. TİSK İşveren Dergisi, Bir Toplumsal Sorun: Genç İşsizler, Cilt: 45, Sayı: 4-5, Ocak-Şubat 2007 21. Sosyal Güvenlik Dünyası, Emeklilik Sisteminde Temel Sorun Yaş Mı?, Yıl: 9, Sayı: 41, Ocak- Şubat 2007 22. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sağlık Sisteminde Yeni Düzenlemeler ve Sağlık Harcamaları, Yıl: 9, Sayı: 42, Mart- Nisan 2007 23. Sosyal Güvenlik Dünyası, Yoksulluk ve Yolsuzluklardan Arınmış Bir Sosyal Güvenlik Sistemi, Yıl:9, Sayı: 43, Mayıs- Haziran 2007 24. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sisteminde Yardım ve Dayanışma, Yıl: 10, Sayı: 45, Eylül- Ekim 2007 25. MESS Mercek, Türkiye’de İşsizlik ve İstihdam Sorununa Yönelik Arayışlar, Yıl: 12, Sayı: 48, Ekim 2007 26. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlikte Yeniden Yapılanma ve ‘Tek Çatı, Sorunu, Yıl: 10, Sayı: 46, Kasım- Aralık 2007 27. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlikte Zorlu Dönemeç, Yıl: 10, Sayı: 48, Mart- Nisan 2008 28. MESS Mercek, Sosyal Güvenlikte Geçiş Dönemi,, Yıl: 13, Sayı: 50, Nisan 2008 29. Sosyal Güvenlik Dünyası, Kayıt Dışı İstihdam ve Yaşanan Sorunlar, Yıl: 10, Sayı: 50, Temmuz- Ağustos 2008 30. TİSK İşveren Dergisi, Küresel Ekonomik Kriz ve İşsizlik, Cilt. 47, Sayı. 2, Kasım 2008 31. MESS Mercek Dergisi, Ekonomik Kriz ve Sosyal Yaşam, Yıl: 14, Sayı: 53, Ocak 2009 32. TİSK İşveren Dergisi, İstihdamın Korunmasında ve Geliştirilmesinde Yaşanan Sorunlar, Cilt: 47, Sayı: 8, Mayıs 2009 33. Sosyal Güvenlik Dünyası, Genç İşsizlerin Önceliği: ‘İstihdam, Yıl: 12, Sayı: 62, Ekim 2009 34. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sağlık Sistemi ve Yeşil Kart Uygulaması, Yıl: 12, Sayı: 64, Aralık 2009 35. MESS Mercek Dergisi, Gençlerinde Hayalleri Var!.., Yıl: 15, Sayı: 58, Nisan 2010 36. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Yardım ve Hizmetler Sosyal Güvenlik Sistemi İçinde Düzenlenebilir Mi?, Yıl: 13, Sayı: 67, Mayıs- Haziran 2010 37. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sağlık Sistemi ve Yeni Gelişmeler, Yıl: 13, Sayı: 69, Eylül- Ekim 2010 38. MESS Mercek Dergisi, Yaşlanan Nüfus ve Sosyal Güvenlik Sistemi, Yıl: 16, Sayı: 61, Ocak 2011 39. SGK Bülteni, Sosyal Güvenlik Kurumu ve Kayıt Dışı İstihdam, Sayı: 39, Ocak- Şubat 2011 40. SGK Bülteni, Sosyal Güvenlik Kurumunun Yenilenen Vizyonu, Sayı: 40, Mart- Nisan 2011 41. MESS Mercek Dergisi, Türkiye’de Kadın İstihdamının Yansıttığı Gerçekler, Yıl: 16, Sayı: 62, Nisan 2011 42. MESS Mercek Dergisi, Mesleki Eğitim Sistemi ve İstihdam, Yıl: 16, Sayı: 63, Temmuz 2011 43. MESS Mercek Dergisi, Dünyada ve Türkiye’de Yoksulluk, Yıl: 17, Sayı: 65, Ocak 2012 44. TİSK İşveren Dergisi, Küresel Ekonomik Krizin Seyri ve Sosyal Boyutu, Cilt: 50, Sayı: 1, Ocak- Şubat 2012 45. İNŞAAT Sanayii Dergisi, Gelişen İnşaat Sektörü ve İstihdam, Yıl: 22, Sayı: 129, Ocak- Şubat 2012 46. Sosyal Güvenlik Dünyası, Özürlülerin Sosyal Güvenliği, Yıl: 15, Sayı: 77, Ocak- Şubat 2012 47. MESS Mercek Dergisi, Türkiye’de Kadın Potansiyeli ve Kadın Girişimciliği, Yıl: 17, Sayı: 66, Nisan 2012 48. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlikte Kapsam Sorunu ve Genel Sağlık Sigortası, Yıl: 15, Sayı: 79, Mayıs- Haziran 2012 49. Sosyal Güvenlik Dünyası, İş Kazaları ve İş Güvenliği Alanında Ne Durumdayız?, Yıl: 15, Sayı: 80, Temmuz- Ağustos 2012 50. TİSK İşveren Dergisi, Sosyal Güvenlik Sistemi ve Yeni Gelişmeler, Cilt: 50, Sayı: 6, Kasım- Aralık 2012 51. Sosyal Güvenlik Dünyası, İstihdam Amaçlı Mesleki Eğitim Sistemi, Yıl: 16, Sayı: 83, Ocak- Şubat 2013 52. Sosyal Güvenlik Dünyası, Türkiye’de Emeklilik Sistemi, Yıl: 16, Sayı: 84, Mart- Nisan 2013 53. TİSK İşveren Dergisi, Genç İşsizliği ve İstihdam Üreten Girişimcilik, Cilt:53, Sayı 2, Mart- Nisan 2015 54. TİSK İşveren Dergisi, Dünyada ve Türkiye’de Göç Sorunu, Mülteci Krizinin Sosyal Boyutu, Ocak-Şubat 2016, Cilt 54, Sayı 1 55. TİSK İşveren Dergisi, Mülteci Krizi Bir İnsanlık Krizidir!.., Mart-Nisan 2016, Cilt 54, Sayı 2
1.GİRİŞ Güney komşumuz olan Suriye’de 2011 yılında başlayan ve beş yılı aşkın süredir devam eden iç savaş sürecinde ülkemizin mülteci akınına uğraması sonucu açıklanan son verilere göre; 3,2 milyonu Suriyeli olmak üzere 3,5 milyon civarında bir mülteci nüfusu barındırmaktayız. Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserliği’nin 2016 yılı verilerine göre de dünya genelinde 65,3 milyon insan evlerini terk etti. Bu sayının 21,3 milyonluk kısmının mülteci olduğu ifade ediliyor. Türkiye, bünyesinde barındırdığı 3,5 milyon civarındaki mülteci nüfusu ile dünyada en fazla mülteci bulunduran bir ülke konumunda. Mültecilere yönelik entegre etme çalışmaları kapsamında; istisnai vatandaşlık uygulaması, eğitim sistemine çocukların ve öğretmenlerin adaptasyonu, ikamet ve istihdam, sağlık hizmetleri, sosyal yaşama uyum konularında siyasi partiler başta olmak üzere sivil toplum kuruluşlarınca tespit edilen hususlar; sorunun sosyal yaşama etkileri bakımından ihmal edilemez bir görünüme sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Mülteci krizinin sosyal boyutu; mültecilerin önemli bir kısmının ülkemizde kalıcı olması ve akabinde ülke genelinde her ilimize yayılmış olmaları ve bu çerçevede medyaya yansıyan olumsuz olayların giderek artış göstermesi ile ortaya çıkmış bulunuyor. 2. MÜLTECİ KRİZİNİN TÜRKİYE VE AVRUPAYA YANSIMASI Mültecilerin yaşadığı sorun temelinde bir insanlık dramının varlığına işaret etmektedir. Bombaların yok ettiği şehirlerden canlarını kurtarma pahasına kaçan insanlar, yerleşmek istedikleri ülkenin mesafe uzaklığına bakmaksızın huzur ve barışa yelken açmak istemektedirler. Birleşmiş Milletler eski Genel Sekreteri Ban Ki-moon mülteci ve göçmen krizinin aşılabileceğini şöyle ifade ediyor: ‘Mülteci ve göçmen krizleri aşılamaz değildir, ancak, ülkelerin tek başına hareket etmeleri yoluyla da çözülemez. Günümüzde milyonlarca mülteci ve göçmen temel haklarından yoksun bırakılıyor, bunun sonucu olarak da toplumlar mülteciler ve göçmenlerin sağlayacağı katkılardan mahrum kalıyor.,[1]( Milliyet, 09.05.2016, S.12) Daha müreffeh ve barışçıl bir yaşam uğruna mülteci ve göçmenlerin, Avrupa ülkelerini tercih ettikleri bilinmektedir. Avrupa’ya geçiş yolunda ülkemiz üzerinden Ege Denizi ya da Akdeniz yoluyla İtalya’yı güzergah olarak kullanıp gerçekleşen geçişlerde günümüze kadar çok sayıda mülteci yaşamını kaybetti. Avrupa ülkelerinin önemli bir kısmının mülteci sorununa karşı duyarsız kalması, sadece Almanya’nın açık kapı politikası uygulaması Birleşmiş Milletlerce yapılan küresel dayanışma çağrısını boşa çıkardı. Krizin çözümüne yönelik yeni politikalar geliştirilememesi, çocuk kaçırarak fuhuş ve organ kaçakçılığı yapan organize çetelerin işine gelmektedir. ‘Almanya’nın açıkladığı bilgi, Avrupa’da en az 12 bin reşit olmayan mültecinin kayıt yaptırmalarının ardından kaybolduğunu ortaya koydu. Kayıp çocukların fuhuş ve organ kaçakçılığı şebekelerinin eline düşmesinden endişe ediliyor. Bu 1,3 milyon mültecinin bulunduğu Avrupa için oldukça endişe verici bir durum.,[2]( Milliyet, Tunca Bengin, 18.04.2016, S.14) Avrupa Birliği ile Türkiye arasında yapılan Mülteci Antlaşması sonucu, Türkiye’ye geri dönmek istemeyen mültecilerin Yunanistan’da kendileri için yapılan kamplarda isyan ederek bazılarının intihar etmesi sorunun bir başka boyutunu ortaya koydu. Ülkemizde değişik kentlerde barınan mültecilere ilişkin haberler ve gözlemlerimize baktığımızda, illere göre farklı uygulamalar yapıldığını, çoğunun 8-10 kişilik evlerde kaldıklarını bir kısmının da dilenmek suretiyle geçimlerini sağlamaya çalıştıklarına tanık oluyoruz. Özellikle nüfusça kalabalık büyük kentlerimize yerleşen ve sayıca 100 bini aşan mülteciler sosyal yaşamda endişe verici bir iz bırakmaktalar. ‘İş bulan Suriyelilerin düşük ücretlerle ve hiçbir güvence olmaksızın çalıştırıldığını söyleyen bir başka Suriyeli mülteci 2 yıldır Türkiye’de olduğunu bir kez kömür yardımı aldıklarını belirtti. Sağlık hizmetlerinden yararlanmaları konusunda sorun yaşamadıklarını söyleyen Suriyeli mültecilerin en büyük şikayeti, yaşadıkları yerlerin insani şartlar taşımaması.,[3](Milliyet, Ankara, 18.05.2016, S.6) 3. KRİZİN SOSYAL YAŞAMA ETKİLERİNE YÖNELİK YAKLAŞIMLAR Mültecilerin sosyal yaşama adaptasyonu konusunda, hükümet tarafından alınmış ve resmi kurumlarca uygulamaya konulan kararlar çerçevesinde eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimde bir sorun bulunmamaktadır, ancak eğitimden yoksun olanların durumu endişe vericidir. Sorunun kaynağında, kayıt altına alınmamış olan mültecilerin bulaşıcı hastalıkları taşıma olasılığı, aralarında terör örgütleri ile bağlantılı olanların suç işleme potansiyeli, kültürel uyumsuzluk nedeniyle Türk aile yapısına yönelik menfi etkileri gibi hususlar bulunmaktadır. Yerel kuruluşlar ile sivil toplum kuruluşlarının birlikte yürüttükleri çalışmalar çerçevesinde değişik illerde ‘uyum merkezleri, oluşturulması Türk diline ağırlık verilmesi konularına ağırlık verilmekte ise de bu tür uygulamalar sınırlı düzeyde kalmaktadır. Mültecilerin ucuz işçi olarak kullanılmak istenmesi, bazı yerleşim merkezlerinde rastlanan hırsızlık, soygun ve benzeri hadiseler karşısında Avrupa Birliği ile yapılan ‘Geri Kabul Antlaşması, sonucu bir kısım mültecilerin Dikili ilçemize yerleştirilmek istenmesi yöre halkının tepkisine neden olmuştu. ‘Dikili’de insanların çalışabileceği bir iş yok. Gelen mültecilere nasıl bakılacak? Burası turizm beldesi olmasına rağmen sadece yerli turist var. Mülteci gelmesi demek Dikili’de soygun ve talanların başlaması demek.,[4] (Milliyet, 06.04.2016, S.20) Mülteci sayısının dünya genelinde bir artış göstermesi, sorunun küresel bir nitelik arz etmesi çözüme yönelik uluslararası kuruluşları gerektiği düzeyde harekete geçiremedi. Avrupa ülkelerinin farklı politikalar uygulaması; Suriyeli mülteciler sorununun komşu ülkelerde ikamet ettirilerek sadece maddi destek yoluyla çözülmek istenmesi, mültecilerin yaşadığı sosyal boyutlu sorunların yaygınlaşmasını engelleyememiştir. ‘Tartışmaların önemli bir boyutu da AB içinde Almanya’nın ve kısmen İsveç’in hedef ülkeler haline gelmesi ve diğer AB ülkelerinin yük paylaşımından kaçınmalarıdır. Hatta bazı AB ülkelerinin tavrı, AB’nin çok ciddi krizler yaşamasına neden olacak şekildedir. Örneğin Yunanistan, Avusturya ve Macaristan’ın çoğunlukla kayıt almaksızın otobüs ya da trenlerle gelen sığınmacıları Almanya’ya doğru yönlendirilmeleri çok ciddi diplomatik krizler yaratmıştır.,[5]( Türk İş Dünyasının Türkiye’deki Suriyeliler Konusundaki Görüş Beklenti ve Önerileri, Doç. Dr. M. Murat Erdoğan, Dr. Can Ünver, TİSK Yayını, Kasım 2015, S.35) Suriye iç savaşının altıncı yılına girdiğimiz 2017 yılı başında da mültecilerin yaşam savaşı devam ediyor: ‘Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin sınırları kapatmasının ardından Orta Avrupa ülkeleri ve Yunanistan’da kapana sıkışan mülteciler, kötü şartlarda yaşamaya devam ediyor. Sırbistan’ın başkenti Belgrad’da temel ihtiyaçlarından mahrum bırakılan mülteciler, eksi 20 derece havada duş almak zorunda kalıyor.,[6]( Milliyet, 14.01.2017, S.19) Türkiye’deki mültecilerin ‘geçici koruma, kapsamı altında olması, vatandaşlık için gereken 5 yıllık sürede ‘geçerli ikamet süresine hak kazanabilmeleri, istisnai vatandaşlık formülünün henüz çözüme kavuşmamış olması, köklü çözüm yolunda Türkiye’nin AB den gerekli maddi desteği alamamış olması, 400 bini aşkın yeni doğmuş mülteci çocukların soruna yeni halkalar eklemesi, eğitim ve istihdam alanında atılan adımların yetersiz kalması sorunun sosyal boyutunun toplumsal yapımızdaki olumsuz etkilerinin devam edeceğini göstermektedir. Özellikle mülteci nüfusunun demografik yapısı dikkate alınarak, yetişmekte olan genç kuşağa yönelik eğitim esas olmak üzere ‘sosyal yaşama uyum, konusunda zorunlu önlemler zaman geçirilmeksizin alınmalıdır. 4.SONUÇ Türkiye’nin, 3,5 milyon civarındaki mülteci nüfusu barındırması; bu nüfusa eğitim, istihdam ve sağlık hizmetlerinin götürülmesi; toplumsal yaşama uyum aşamasında kayıt altına alma ve istisnai vatandaşlık verilmesi hizmetlerini de beraber getirmiştir. Suriyeli mültecilerin ülkemize kabulü sürecinde, sınırda güvenliğimizi tehdit eden gelişmelerin yaşanması, açık kapı politikasını sonlandırdı. Türk Silahlı Kuvvetlerinin 24 Ağustos 2016 tarihinde başlattığı ‘ Fırat Kalkanı Harekatı, çerçevesinde Suriye tarafında sınıra yakın bölgede güvenli bir alan oluşturulması yolunda önemli bir mesafe kaydedildi. Değişen yeni koşullar ve mültecilerin yaşam koşullarına yönelik değişik kuruluşlarca yapılan anketler, mülteci nüfusun önemli bir oranının ülkelerine geri dönmeyip Türkiye’de kalmak istediklerini ortaya koyuyor. Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezince hazırlanan Rapor, Aralık 2016 sonu itibarıyla Türkiye’de 230 bin Suriyeli bebeğin doğduğunu, Suriyeli çocuk sayısının 968 bin olmasına rağmen, bu çocukların 500 bininin okula devam etmediğini ortaya koydu. Eğitimden yoksun kalmanın yanında, kayıt dışı istihdam, yetersiz beslenme, şiddet olaylarına karışma konularında toplumsal yapıyı tehdit edici gelişmeler karşısında önceden önlem almak gerekiyor. UNESCO Genel Direktörü Irina Bokova’da 23-24 Mayıs 2016 tarihinde İstanbul’da yapılan ‘Dünya İnsani Zirvesi, öncesi kendisi ile yapılan bir röportajda mültecilerin eğitimi konusuna dikkat çekmişti: ‘Şöyle bir gerçek var. İnsani yardımların ancak % 2 si eğitime gidiyor. Avrupa Birliği bunun % 4 e çıkarılmasına karar verdi. Ancak bunun en az % 10 olması gerekir. Kayıp nesillerden, okula gidemeyen çocuklardan söz ediyoruz. Bunlar kendilerini ağırlayan ülkelerde de kalsalar, evlerine de dönseler büyük bir tehdit oluşturuyorlar.,[7]( Hürriyet, 22.05.2016, S.12) Yaşanabilecek muhtemel olumsuz gelişmeler göz önüne alınarak; toplumsal yaşama uyum ve entegre faaliyetleri kapsamında sivil toplum kuruluşları ile de işbirliği yapılarak köklü ve kalıcı çözüm önerilerini uygulamaya geçirmek zorunlu gözükmektedir. Atıf ÖZGEN İnsani Değerler Derneği Kurucu ve Yönetim Kurulu Üyesi e-mail: ozgenatif@gmail.com [1] Milliyet, 09.05.2016, S.12 [2] Milliyet, Tunca BENGİN, 18.04.2016, S.14 [3] Milliyet/ Ankara, 18.05.2016, S.6 [4] Milliyet, 06.04.2016, S.20 [5] Türk İş Dünyasının Türkiye’deki Suriyeliler Konusundaki Görüş, Beklenti ve Önerileri, Doç. Dr M. Murat Erdoğan, Dr. Can ÜNVER, TİSK Yayını, Kasım 2015, S.35 [6] Milliyet, 14.01.2017, S.19 [7] Hürriyet,22.05.2016, S.12
1.GİRİŞ
Güney komşumuz olan Suriye’de 2011 yılında başlayan ve beş yılı aşkın süredir devam eden iç savaş sürecinde ülkemizin mülteci akınına uğraması sonucu açıklanan son verilere göre; 3,2 milyonu Suriyeli olmak üzere 3,5 milyon civarında bir mülteci nüfusu barındırmaktayız.
Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserliği’nin 2016 yılı verilerine göre de dünya genelinde 65,3 milyon insan evlerini terk etti. Bu sayının 21,3 milyonluk kısmının mülteci olduğu ifade ediliyor. Türkiye, bünyesinde barındırdığı 3,5 milyon civarındaki mülteci nüfusu ile dünyada en fazla mülteci bulunduran bir ülke konumunda.
Mültecilere yönelik entegre etme çalışmaları kapsamında; istisnai vatandaşlık uygulaması, eğitim sistemine çocukların ve öğretmenlerin adaptasyonu, ikamet ve istihdam, sağlık hizmetleri, sosyal yaşama uyum konularında siyasi partiler başta olmak üzere sivil toplum kuruluşlarınca tespit edilen hususlar; sorunun sosyal yaşama etkileri bakımından ihmal edilemez bir görünüme sahip olduğunu ortaya koymaktadır.
Mülteci krizinin sosyal boyutu; mültecilerin önemli bir kısmının ülkemizde kalıcı olması ve akabinde ülke genelinde her ilimize yayılmış olmaları ve bu çerçevede medyaya yansıyan olumsuz olayların giderek artış göstermesi ile ortaya çıkmış bulunuyor.
2. MÜLTECİ KRİZİNİN TÜRKİYE VE AVRUPAYA YANSIMASI
Mültecilerin yaşadığı sorun temelinde bir insanlık dramının varlığına işaret etmektedir. Bombaların yok ettiği şehirlerden canlarını kurtarma pahasına kaçan insanlar, yerleşmek istedikleri ülkenin mesafe uzaklığına bakmaksızın huzur ve barışa yelken açmak istemektedirler.
Birleşmiş Milletler eski Genel Sekreteri Ban Ki-moon mülteci ve göçmen krizinin aşılabileceğini şöyle ifade ediyor:
‘Mülteci ve göçmen krizleri aşılamaz değildir, ancak, ülkelerin tek başına hareket etmeleri yoluyla da çözülemez. Günümüzde milyonlarca mülteci ve göçmen temel haklarından yoksun bırakılıyor, bunun sonucu olarak da toplumlar mülteciler ve göçmenlerin sağlayacağı katkılardan mahrum kalıyor.,[1]( Milliyet, 09.05.2016, S.12)
Daha müreffeh ve barışçıl bir yaşam uğruna mülteci ve göçmenlerin, Avrupa ülkelerini tercih ettikleri bilinmektedir. Avrupa’ya geçiş yolunda ülkemiz üzerinden Ege Denizi ya da Akdeniz yoluyla İtalya’yı güzergah olarak kullanıp gerçekleşen geçişlerde günümüze kadar çok sayıda mülteci yaşamını kaybetti.
Avrupa ülkelerinin önemli bir kısmının mülteci sorununa karşı duyarsız kalması, sadece Almanya’nın açık kapı politikası uygulaması Birleşmiş Milletlerce yapılan küresel dayanışma çağrısını boşa çıkardı.
Krizin çözümüne yönelik yeni politikalar geliştirilememesi, çocuk kaçırarak fuhuş ve organ kaçakçılığı yapan organize çetelerin işine gelmektedir.
‘Almanya’nın açıkladığı bilgi, Avrupa’da en az 12 bin reşit olmayan mültecinin kayıt yaptırmalarının ardından kaybolduğunu ortaya koydu. Kayıp çocukların fuhuş ve organ kaçakçılığı şebekelerinin eline düşmesinden endişe ediliyor. Bu 1,3 milyon mültecinin bulunduğu Avrupa için oldukça endişe verici bir durum.,[2]( Milliyet, Tunca Bengin, 18.04.2016, S.14)
Avrupa Birliği ile Türkiye arasında yapılan Mülteci Antlaşması sonucu, Türkiye’ye geri dönmek istemeyen mültecilerin Yunanistan’da kendileri için yapılan kamplarda isyan ederek bazılarının intihar etmesi sorunun bir başka boyutunu ortaya koydu.
Ülkemizde değişik kentlerde barınan mültecilere ilişkin haberler ve gözlemlerimize baktığımızda, illere göre farklı uygulamalar yapıldığını, çoğunun 8-10 kişilik evlerde kaldıklarını bir kısmının da dilenmek suretiyle geçimlerini sağlamaya çalıştıklarına tanık oluyoruz. Özellikle nüfusça kalabalık büyük kentlerimize yerleşen ve sayıca 100 bini aşan mülteciler sosyal yaşamda endişe verici bir iz bırakmaktalar.
‘İş bulan Suriyelilerin düşük ücretlerle ve hiçbir güvence olmaksızın çalıştırıldığını söyleyen bir başka Suriyeli mülteci 2 yıldır Türkiye’de olduğunu bir kez kömür yardımı aldıklarını belirtti. Sağlık hizmetlerinden yararlanmaları konusunda sorun yaşamadıklarını söyleyen Suriyeli mültecilerin en büyük şikayeti, yaşadıkları yerlerin insani şartlar taşımaması.,[3](Milliyet, Ankara, 18.05.2016, S.6)
3. KRİZİN SOSYAL YAŞAMA ETKİLERİNE YÖNELİK YAKLAŞIMLAR
Mültecilerin sosyal yaşama adaptasyonu konusunda, hükümet tarafından alınmış ve resmi kurumlarca uygulamaya konulan kararlar çerçevesinde eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimde bir sorun bulunmamaktadır, ancak eğitimden yoksun olanların durumu endişe vericidir.
Sorunun kaynağında, kayıt altına alınmamış olan mültecilerin bulaşıcı hastalıkları taşıma olasılığı, aralarında terör örgütleri ile bağlantılı olanların suç işleme potansiyeli, kültürel uyumsuzluk nedeniyle Türk aile yapısına yönelik menfi etkileri gibi hususlar bulunmaktadır.
Yerel kuruluşlar ile sivil toplum kuruluşlarının birlikte yürüttükleri çalışmalar çerçevesinde değişik illerde ‘uyum merkezleri, oluşturulması Türk diline ağırlık verilmesi konularına ağırlık verilmekte ise de bu tür uygulamalar sınırlı düzeyde kalmaktadır.
Mültecilerin ucuz işçi olarak kullanılmak istenmesi, bazı yerleşim merkezlerinde rastlanan hırsızlık, soygun ve benzeri hadiseler karşısında Avrupa Birliği ile yapılan ‘Geri Kabul Antlaşması, sonucu bir kısım mültecilerin Dikili ilçemize yerleştirilmek istenmesi yöre halkının tepkisine neden olmuştu.
‘Dikili’de insanların çalışabileceği bir iş yok. Gelen mültecilere nasıl bakılacak? Burası turizm beldesi olmasına rağmen sadece yerli turist var. Mülteci gelmesi demek Dikili’de soygun ve talanların başlaması demek.,[4] (Milliyet, 06.04.2016, S.20)
Mülteci sayısının dünya genelinde bir artış göstermesi, sorunun küresel bir nitelik arz etmesi çözüme yönelik uluslararası kuruluşları gerektiği düzeyde harekete geçiremedi.
Avrupa ülkelerinin farklı politikalar uygulaması; Suriyeli mülteciler sorununun komşu ülkelerde ikamet ettirilerek sadece maddi destek yoluyla çözülmek istenmesi, mültecilerin yaşadığı sosyal boyutlu sorunların yaygınlaşmasını engelleyememiştir.
‘Tartışmaların önemli bir boyutu da AB içinde Almanya’nın ve kısmen İsveç’in hedef ülkeler haline gelmesi ve diğer AB ülkelerinin yük paylaşımından kaçınmalarıdır. Hatta bazı AB ülkelerinin tavrı, AB’nin çok ciddi krizler yaşamasına neden olacak şekildedir. Örneğin Yunanistan, Avusturya ve Macaristan’ın çoğunlukla kayıt almaksızın otobüs ya da trenlerle gelen sığınmacıları Almanya’ya doğru yönlendirilmeleri çok ciddi diplomatik krizler yaratmıştır.,[5]( Türk İş Dünyasının Türkiye’deki Suriyeliler Konusundaki Görüş Beklenti ve Önerileri, Doç. Dr. M. Murat Erdoğan, Dr. Can Ünver, TİSK Yayını, Kasım 2015, S.35)
Suriye iç savaşının altıncı yılına girdiğimiz 2017 yılı başında da mültecilerin yaşam savaşı devam ediyor:
‘Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin sınırları kapatmasının ardından Orta Avrupa ülkeleri ve Yunanistan’da kapana sıkışan mülteciler, kötü şartlarda yaşamaya devam ediyor. Sırbistan’ın başkenti Belgrad’da temel ihtiyaçlarından mahrum bırakılan mülteciler, eksi 20 derece havada duş almak zorunda kalıyor.,[6]( Milliyet, 14.01.2017, S.19)
Türkiye’deki mültecilerin ‘geçici koruma, kapsamı altında olması, vatandaşlık için gereken 5 yıllık sürede ‘geçerli ikamet süresine hak kazanabilmeleri, istisnai vatandaşlık formülünün henüz çözüme kavuşmamış olması, köklü çözüm yolunda Türkiye’nin AB den gerekli maddi desteği alamamış olması, 400 bini aşkın yeni doğmuş mülteci çocukların soruna yeni halkalar eklemesi, eğitim ve istihdam alanında atılan adımların yetersiz kalması sorunun sosyal boyutunun toplumsal yapımızdaki olumsuz etkilerinin devam edeceğini göstermektedir.
Özellikle mülteci nüfusunun demografik yapısı dikkate alınarak, yetişmekte olan genç kuşağa yönelik eğitim esas olmak üzere ‘sosyal yaşama uyum, konusunda zorunlu önlemler zaman geçirilmeksizin alınmalıdır.
4.SONUÇ
Türkiye’nin, 3,5 milyon civarındaki mülteci nüfusu barındırması; bu nüfusa eğitim, istihdam ve sağlık hizmetlerinin götürülmesi; toplumsal yaşama uyum aşamasında kayıt altına alma ve istisnai vatandaşlık verilmesi hizmetlerini de beraber getirmiştir.
Suriyeli mültecilerin ülkemize kabulü sürecinde, sınırda güvenliğimizi tehdit eden gelişmelerin yaşanması, açık kapı politikasını sonlandırdı. Türk Silahlı Kuvvetlerinin 24 Ağustos 2016 tarihinde başlattığı ‘ Fırat Kalkanı Harekatı, çerçevesinde Suriye tarafında sınıra yakın bölgede güvenli bir alan oluşturulması yolunda önemli bir mesafe kaydedildi.
Değişen yeni koşullar ve mültecilerin yaşam koşullarına yönelik değişik kuruluşlarca yapılan anketler, mülteci nüfusun önemli bir oranının ülkelerine geri dönmeyip Türkiye’de kalmak istediklerini ortaya koyuyor.
Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezince hazırlanan Rapor, Aralık 2016 sonu itibarıyla Türkiye’de 230 bin Suriyeli bebeğin doğduğunu, Suriyeli çocuk sayısının 968 bin olmasına rağmen, bu çocukların 500 bininin okula devam etmediğini ortaya koydu.
Eğitimden yoksun kalmanın yanında, kayıt dışı istihdam, yetersiz beslenme, şiddet olaylarına karışma konularında toplumsal yapıyı tehdit edici gelişmeler karşısında önceden önlem almak gerekiyor.
UNESCO Genel Direktörü Irina Bokova’da 23-24 Mayıs 2016 tarihinde İstanbul’da yapılan ‘Dünya İnsani Zirvesi, öncesi kendisi ile yapılan bir röportajda mültecilerin eğitimi konusuna dikkat çekmişti:
‘Şöyle bir gerçek var. İnsani yardımların ancak % 2 si eğitime gidiyor. Avrupa Birliği bunun % 4 e çıkarılmasına karar verdi. Ancak bunun en az % 10 olması gerekir. Kayıp nesillerden, okula gidemeyen çocuklardan söz ediyoruz. Bunlar kendilerini ağırlayan ülkelerde de kalsalar, evlerine de dönseler büyük bir tehdit oluşturuyorlar.,[7]( Hürriyet, 22.05.2016, S.12)
Yaşanabilecek muhtemel olumsuz gelişmeler göz önüne alınarak; toplumsal yaşama uyum ve entegre faaliyetleri kapsamında sivil toplum kuruluşları ile de işbirliği yapılarak köklü ve kalıcı çözüm önerilerini uygulamaya geçirmek zorunlu gözükmektedir.
[1] Milliyet, 09.05.2016, S.12
[2] Milliyet, Tunca BENGİN, 18.04.2016, S.14
[3] Milliyet/ Ankara, 18.05.2016, S.6
[4] Milliyet, 06.04.2016, S.20
[5] Türk İş Dünyasının Türkiye’deki Suriyeliler Konusundaki Görüş, Beklenti ve Önerileri, Doç. Dr M. Murat Erdoğan, Dr. Can ÜNVER, TİSK Yayını, Kasım 2015, S.35
[6] Milliyet, 14.01.2017, S.19
[7] Hürriyet,22.05.2016, S.12
Adınız Soyadınız
E-Posta
Girilecek rakam : 968167
Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.