ATIF ÖZGEN
1.KİMLİK VE İLETİŞİM BİLGİLERİ
Doğum Yeri ve Tarihi: KAYSERİ, 1948 İş: Sosyal Güvenlik Kurumundan Emekli (1973-2013) e-mail: ozgenatif@gmail.com
2. EĞİTİM
İlk ve orta öğrenimini Kayseri’de yaptı. Kayseri Lisesini bitirdikten sonra Yüksek öğrenimini Ankara’da tamamladı. 1968-1973 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümünde eğitim gördü. Yüksek Matematikçidir.
3. İŞ TECRÜBELERİ
Mesleki yaşamı Sosyal Güvenlik Kurumunda geçti. Kurumdaki 40 yılı bulan görevinde İstatistikçi, Eğitimci ve Araştırma Şube Müdürü olarak görev yaptı. Son olarak Kurumun, Koordinasyon ve Bilgilendirme Dairesinde Rehberlik Merkezi Müdürü iken emekli oldu. Çalışma yaşamında uzman sıfatıyla sosyal güvenlik, sağlık ve istihdam konulu yazıları Mercek, İşveren, Sosyal Güvenlik Dünyası ve SGK Bülteni gibi dergilerde yayımlandı.
4. MEVCUT DURUM
Halen bir sivil toplum kuruluşu olan İnsani Değerler Derneğinin Kurucu üyelerinden olup, Dernekte Yönetim Kurulu Üyeliği yanında Genel Sekreter Yardımcısı olarak görev yapmaktadır. Demokraside Birlik Vakfının da üyesidir. Derneğin internet sitesindeki Köşesinde, yazar olarak konusu insanın maddi ve manevi yapısını ele alan makale ve sohbet türü yazıları yer almaktadır. Aynı yazılar Türkuaz Haber Ajansının sitesindeki Köşesinde de yayımlanmaktadır. Özgen evli ve iki çocuk babasıdır.
5. YAZARIN SOSYAL GÜVENLİK, SAĞLIK VE İSTİHDAM KONULU MUHTELİF DERGİLERDE YAYIMLANAN DİĞER YAZILARI
1. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sisteminde Yeni Arayışlar, Yıl:2, Sayı:7- 8, Şubat-Haziran 2000 2. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Sigorta Kurumlarının Mevcut Durumu Işığında Sosyal Güvenlik Sisteminin Geleceği, Yıl:4, Sayı:10, Nisan 2001
3. Sosyal Güvenlik Dünyası, Çalışan veya Sokakta Yaşayan Çocukların Sorunları,Yıl:4 Sayı:12, Ağustos-Aralık 2001 4. Sosyal Güvenlik Dünyası, SSK Teşkilat Yapısı ve Tahsis Mevzuatı, Yıl:5, Sayı:23, Ocak-Şubat 2004 5. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sistemine Temel Yaklaşımlar ve Yapısal Reformlar, Yıl:6, Sayı: 26, Temmuz- Ağustos 2004 6. MESS Mercek Dergisi, Sosyal Güvenlik Sistemine Temel Yaklaşımlar ve Yapısal Reformlar, Yıl:9, Sayı:36, Ekim 2004 7. Sosyal Güvenlik Dünyası, Genel Sağlık Sigortası Gerçekleşecek Mi?, Yıl:7, Sayı:28, Kasım-Aralık 2004 8. Çözüm Sağlık/ Bilişim Haber, Sağlık Sisteminin İyileştirilmesi ve Genel Sağlık Sigortası, Sayı:7, Ocak- Şubat 2005 9. Sosyal Güvenlik Dünyası, SSK da Rehberlik Hizmetleri, Yıl: 7, Sayı: 29, Ocak- Şubat 2005 10. Sosyal Güvenlik Dünyası, Çalışma Yaşamında Çocuk, Yıl:7, Sayı:30, Mart- Nisan 2005 11. Sosyal Güvenlik Dünyası, SSK da Yaşlılık Sigortası Uygulamaları, Yıl: 7, Sayı: 31, Mayıs- Haziran 2005 12. MESS Mercek Dergisi, İşsizlik Sorununun Bir Yansıması: ‘Genç ve Eğitimli İşsizler, Yıl:10, Sayı: 39, Temmuz 2005 13. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sisteminde Sigorta Primini İyileştirme Uygulamaları, Yıl: 8, Sayı: 33, Eylül- Ekim 2005 14. Sosyal Güvenlik Dünyası, Yeşil Kart Uygulamasının Sağlık ve Sosyal Güvenlik Sistemimiz İçindeki Yeri, Yıl: 8, Sayı: 34, Kasım- Aralık 2005 15. TİSK İşveren Dergisi, İşsizlik Sorununun Sosyal Boyutu, Cilt: 44, Sayı:4, Ocak 2006 16. Sosyal Güvenlik Dünyası, SSK Sağlık Harcamaları Neden Artıyor?, Yıl: 8, Sayı:35, Ocak- Şubat 2006 17. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sisteminde Köklü Değişim Yeni Sorunlara Yol Açar Mı?, Yıl. 8, Sayı: 36, Mart- Nisan 2006 18. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sağlık Sisteminde Yeni Düzenlemeler ve Özel Hastane Uygulamaları, Yıl: 8, Sayı: 37, Mayıs- Haziran 2006 19. MESS Mercek Dergisi, Sosyal Güvenlikte Yeni Dönem: Yapısal Değişim Sorunları Çözecek Mi?, Yıl: 11, Sayı: 43, Temmuz 2006 20. TİSK İşveren Dergisi, Bir Toplumsal Sorun: Genç İşsizler, Cilt: 45, Sayı: 4-5, Ocak-Şubat 2007 21. Sosyal Güvenlik Dünyası, Emeklilik Sisteminde Temel Sorun Yaş Mı?, Yıl: 9, Sayı: 41, Ocak- Şubat 2007 22. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sağlık Sisteminde Yeni Düzenlemeler ve Sağlık Harcamaları, Yıl: 9, Sayı: 42, Mart- Nisan 2007 23. Sosyal Güvenlik Dünyası, Yoksulluk ve Yolsuzluklardan Arınmış Bir Sosyal Güvenlik Sistemi, Yıl:9, Sayı: 43, Mayıs- Haziran 2007 24. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sisteminde Yardım ve Dayanışma, Yıl: 10, Sayı: 45, Eylül- Ekim 2007 25. MESS Mercek, Türkiye’de İşsizlik ve İstihdam Sorununa Yönelik Arayışlar, Yıl: 12, Sayı: 48, Ekim 2007 26. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlikte Yeniden Yapılanma ve ‘Tek Çatı, Sorunu, Yıl: 10, Sayı: 46, Kasım- Aralık 2007 27. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlikte Zorlu Dönemeç, Yıl: 10, Sayı: 48, Mart- Nisan 2008 28. MESS Mercek, Sosyal Güvenlikte Geçiş Dönemi,, Yıl: 13, Sayı: 50, Nisan 2008 29. Sosyal Güvenlik Dünyası, Kayıt Dışı İstihdam ve Yaşanan Sorunlar, Yıl: 10, Sayı: 50, Temmuz- Ağustos 2008 30. TİSK İşveren Dergisi, Küresel Ekonomik Kriz ve İşsizlik, Cilt. 47, Sayı. 2, Kasım 2008 31. MESS Mercek Dergisi, Ekonomik Kriz ve Sosyal Yaşam, Yıl: 14, Sayı: 53, Ocak 2009 32. TİSK İşveren Dergisi, İstihdamın Korunmasında ve Geliştirilmesinde Yaşanan Sorunlar, Cilt: 47, Sayı: 8, Mayıs 2009 33. Sosyal Güvenlik Dünyası, Genç İşsizlerin Önceliği: ‘İstihdam, Yıl: 12, Sayı: 62, Ekim 2009 34. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sağlık Sistemi ve Yeşil Kart Uygulaması, Yıl: 12, Sayı: 64, Aralık 2009 35. MESS Mercek Dergisi, Gençlerinde Hayalleri Var!.., Yıl: 15, Sayı: 58, Nisan 2010 36. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Yardım ve Hizmetler Sosyal Güvenlik Sistemi İçinde Düzenlenebilir Mi?, Yıl: 13, Sayı: 67, Mayıs- Haziran 2010 37. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sağlık Sistemi ve Yeni Gelişmeler, Yıl: 13, Sayı: 69, Eylül- Ekim 2010 38. MESS Mercek Dergisi, Yaşlanan Nüfus ve Sosyal Güvenlik Sistemi, Yıl: 16, Sayı: 61, Ocak 2011 39. SGK Bülteni, Sosyal Güvenlik Kurumu ve Kayıt Dışı İstihdam, Sayı: 39, Ocak- Şubat 2011 40. SGK Bülteni, Sosyal Güvenlik Kurumunun Yenilenen Vizyonu, Sayı: 40, Mart- Nisan 2011 41. MESS Mercek Dergisi, Türkiye’de Kadın İstihdamının Yansıttığı Gerçekler, Yıl: 16, Sayı: 62, Nisan 2011 42. MESS Mercek Dergisi, Mesleki Eğitim Sistemi ve İstihdam, Yıl: 16, Sayı: 63, Temmuz 2011 43. MESS Mercek Dergisi, Dünyada ve Türkiye’de Yoksulluk, Yıl: 17, Sayı: 65, Ocak 2012 44. TİSK İşveren Dergisi, Küresel Ekonomik Krizin Seyri ve Sosyal Boyutu, Cilt: 50, Sayı: 1, Ocak- Şubat 2012 45. İNŞAAT Sanayii Dergisi, Gelişen İnşaat Sektörü ve İstihdam, Yıl: 22, Sayı: 129, Ocak- Şubat 2012 46. Sosyal Güvenlik Dünyası, Özürlülerin Sosyal Güvenliği, Yıl: 15, Sayı: 77, Ocak- Şubat 2012 47. MESS Mercek Dergisi, Türkiye’de Kadın Potansiyeli ve Kadın Girişimciliği, Yıl: 17, Sayı: 66, Nisan 2012 48. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlikte Kapsam Sorunu ve Genel Sağlık Sigortası, Yıl: 15, Sayı: 79, Mayıs- Haziran 2012 49. Sosyal Güvenlik Dünyası, İş Kazaları ve İş Güvenliği Alanında Ne Durumdayız?, Yıl: 15, Sayı: 80, Temmuz- Ağustos 2012 50. TİSK İşveren Dergisi, Sosyal Güvenlik Sistemi ve Yeni Gelişmeler, Cilt: 50, Sayı: 6, Kasım- Aralık 2012 51. Sosyal Güvenlik Dünyası, İstihdam Amaçlı Mesleki Eğitim Sistemi, Yıl: 16, Sayı: 83, Ocak- Şubat 2013 52. Sosyal Güvenlik Dünyası, Türkiye’de Emeklilik Sistemi, Yıl: 16, Sayı: 84, Mart- Nisan 2013 53. TİSK İşveren Dergisi, Genç İşsizliği ve İstihdam Üreten Girişimcilik, Cilt:53, Sayı 2, Mart- Nisan 2015 54. TİSK İşveren Dergisi, Dünyada ve Türkiye’de Göç Sorunu, Mülteci Krizinin Sosyal Boyutu, Ocak-Şubat 2016, Cilt 54, Sayı 1 55. TİSK İşveren Dergisi, Mülteci Krizi Bir İnsanlık Krizidir!.., Mart-Nisan 2016, Cilt 54, Sayı 2
İnsani duygularımız her birimizi tabiatın bize sunduğu güzellikler kadar; görsel ve işitsel alanlarda yaşanan sanatsal faaliyetlere yönelttiği sürece yaşamın güzellikleri ile iç içeyiz demektir. Çoğu zaman görmek istediklerimizden daha çok bize gösterilenlere takılıp kalıyoruz. İletişim araçlarının insanları etki altına aldığı, tek düze bir yaşamın pençesi altında ömür törpüleyen bir yaşam modeli ile karşı karşıya bulunuyoruz. Çevremizde yaşananlar ve dünyada olup bitenler ister istemez ilgi alanımıza giriyor. Barış yerine savaşı, yaşam yerine ölümü çağrıştıran haber ve görüntüler insanları genelde kötümserliğe itiyor. Bu dünyada güzel şeylerde olmuyor değil… Güzeli çirkinden, iyiyi kötüden ayırma kapasitesine sahip olan insan, yaşamında hep aynı şeylere yönelmiyor. Güzel duygularımızı harekete geçirebilmek için, kalbimizi kötümser duygulardan arındırmamız gerekiyor. Bunun içinde bizi kötümserliğe iten olay ve yaklaşımlardan uzak durmasını bilmeli; her gün içimizde yeşermeyi bekleyen güzellikleri açığa çıkarabilmeliyiz… Acaba ne zamandan beri bir sanat ahengi ile yere düşen kar tanelerini, ilkbaharda güneşin doğuşunu, bir deniz kıyısında veya görkemli bir dağın eteğinde güneşin batışını, sonbaharda sararan yaprakların rüzgarla birlikte bıraktığı hışırtıyı ve yere düşen yağmur tanelerinin ruhumuzda bıraktığı içsel huzuru yaşayabildik? Bir düşünür, ‘ güzellik biraz da bakan gözdedir, demiş… Gözlerimizi güzelliklere odaklamaz, müzikle ruhumuzu dinlendirmez, sanatı bir yaşam felsefesi olarak görmez isek ruhumuzdaki güzellikleri canlandıramayız… Yaşamda sergilenen güzellikleri keşfedebilmek için; şair, sanatçı, ressam ya da müzisyen olmaya ihtiyacımız yok… Aksine; güzel bir manzara, duygu yüklü bir şiir, gönülden okunan bir türkü veya şarkı, başarılı bir tiyatro oyununun sanatı yapan ve yaşatan insanlarda bıraktığı etki bizim ruhumuzda da aynı etkiyi bırakabilmeli… Tabii ki sanatın insan üzerinde bıraktığı etkiyi yaşayabilmek için sanatla iç içe olmak ya da sanata gönül veren sanatçıları ve eserlerini izlemek gerekir. Medeni uluslar sanata ve sanatçıya büyük önem verdiler. İçlerinden çıkardıkları sanatçılarla ‘ . Sanat Tarihi, içinde önemli bir yer edindiler… Japonlar, tabiata karşı olan hayranlıklarını; kışın ilk yağan karı birlikte seyrederek, yaz mevsiminde gece kırlara giderek, güzel bir yaz akşamı ay ışığını gözleyerek, baharda kır gezintileri düzenleyip açan çiçeklere bakıp öten böcekleri sessizce dinleyerek gösterirlermiş… Batı toplumları da sanat zevkini gelecek nesillere aktarma adına; edebiyatta, mimaride, klasik müzikte, resimde önemli atılımlarda bulundu. İngiliz şair ve oyun yazarı William Shakespeare, Alman edebiyatçı Goethe ve ünlü besteci Beethoven, İspanyol ressam ve heykeltıraş Pablo Picasso, İtalyan ressam Bellini ve daha birçok Avrupa’da yetişmiş sanatçıdan söz etmek mümkün… Bizde de Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde güzel sanatlara önem verildi. Osmanlı’da mimari, edebiyat, minyatür, musiki, tezhip, çinicilik ve halk tiyatrosu gibi dallarda çok sayıda sanatçı yetişti. Cumhuriyet döneminde de devam eden sanat anlayışı nedeniyle sanatın nüfuz ettiği birçok alanda dünya çapında adını duyurmuş bir sanatçı mirasına sahibiz. Osmanlı’dan günümüze intikal eden Mimar Sinan’ın eşsiz eserlerini görüyor, Osmanlı Padişahı 3. Selim’in, bestekar Itri’nin bestelerini dinliyor, ressam Osman Hamdi Bey ve diğer sanatçıların tablolarına hayranlıkla bakıyoruz. Osmanlı’dan Cumhuriyete geçişte de isimlerini edebiyat tarihimize yazdıran roman ve şiir alanında da çok sayıda edebiyatçı mirasına sahibiz. Cumhuriyetin ilk yıllarında ve günümüzde sanatın her dalında adını dünyaya duyurmuş çok sayıda roman yazarı, şair, ressam ve müzisyenlerin yetişmiş olması sanat tarihimiz açısından bir zenginliktir. Bu satırlara isimlerini sığdıramadığımız çok sayıda sanatçıya sahip olmak; bu sanatçıları tanımak, eserlerini okumak, resimlerini görmek, şarkı ve türkülerini dinlemek; yaşamın gizemini duygularımızda hissetmek adına ihmal edilmemesi gerekli bir fırsattır. Sanata ve güzelliğe olan gereksinimimiz bir yaşam felsefesi olmalıdır. Güzelliklere yüklenen anlam her insana göre farklı farklı olabilir. Bu anlayış sanat anlayışı çerçevesinde aynı potada kaynaşabilmelidir. ATATÜRK, ‘Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir, ve bir başka sözünde de ‘ Yüksek bir insan topluluğu olan Türk Milleti’nin tarihi bir özelliği de, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir, demişti. Güzel duygulara olan gereksinimimizi sanatın eşsiz güzelliğiyle birleştirebildiğimizde kendimiz kadar içinde yaşadığımız toplumunda sanat zevkinin gelişmesine katkıda bulunmuş oluruz. Yaş farkı gözetmeksizin musikide, sporda, resimde ve benzeri görsel sanatlarda ilgi duyduğumuz alanlarda yapılan etkinliklere katılmak sanata ve güzelliklere olan ihtiyacımızı karşılayacaktır. Sanatla ruhunu terbiye eden, içsel huzuru yakalayabilen ve tabiatın eşsiz güzellikleri ile iç içe yaşayan toplumlar, gelecek nesillere güzel bir miras bırakmanın yanında toplumsal yapıyı kemiren kötülüklere karşı da başarılı bir mücadele vermiş olurlar… Atıf ÖZGEN İDD Kurucu ve Yönetim Kurulu Üyesi e-mail: ozgenatif@gmail.com
İnsani duygularımız her birimizi tabiatın bize sunduğu güzellikler kadar; görsel ve işitsel alanlarda yaşanan sanatsal faaliyetlere yönelttiği sürece yaşamın güzellikleri ile iç içeyiz demektir.
Çoğu zaman görmek istediklerimizden daha çok bize gösterilenlere takılıp kalıyoruz.
İletişim araçlarının insanları etki altına aldığı, tek düze bir yaşamın pençesi altında ömür törpüleyen bir yaşam modeli ile karşı karşıya bulunuyoruz.
Çevremizde yaşananlar ve dünyada olup bitenler ister istemez ilgi alanımıza giriyor.
Barış yerine savaşı, yaşam yerine ölümü çağrıştıran haber ve görüntüler insanları genelde kötümserliğe itiyor.
Bu dünyada güzel şeylerde olmuyor değil…
Güzeli çirkinden, iyiyi kötüden ayırma kapasitesine sahip olan insan, yaşamında hep aynı şeylere yönelmiyor.
Güzel duygularımızı harekete geçirebilmek için, kalbimizi kötümser duygulardan arındırmamız gerekiyor.
Bunun içinde bizi kötümserliğe iten olay ve yaklaşımlardan uzak durmasını bilmeli; her gün içimizde yeşermeyi bekleyen güzellikleri açığa çıkarabilmeliyiz…
Acaba ne zamandan beri bir sanat ahengi ile yere düşen kar tanelerini, ilkbaharda güneşin doğuşunu, bir deniz kıyısında veya görkemli bir dağın eteğinde güneşin batışını, sonbaharda sararan yaprakların rüzgarla birlikte bıraktığı hışırtıyı ve yere düşen yağmur tanelerinin ruhumuzda bıraktığı içsel huzuru yaşayabildik?
Bir düşünür, ‘ güzellik biraz da bakan gözdedir, demiş…
Gözlerimizi güzelliklere odaklamaz, müzikle ruhumuzu dinlendirmez, sanatı bir yaşam felsefesi olarak görmez isek ruhumuzdaki güzellikleri canlandıramayız…
Yaşamda sergilenen güzellikleri keşfedebilmek için; şair, sanatçı, ressam ya da müzisyen olmaya ihtiyacımız yok…
Aksine; güzel bir manzara, duygu yüklü bir şiir, gönülden okunan bir türkü veya şarkı, başarılı bir tiyatro oyununun sanatı yapan ve yaşatan insanlarda bıraktığı etki bizim ruhumuzda da aynı etkiyi bırakabilmeli…
Tabii ki sanatın insan üzerinde bıraktığı etkiyi yaşayabilmek için sanatla iç içe olmak ya da sanata gönül veren sanatçıları ve eserlerini izlemek gerekir.
Medeni uluslar sanata ve sanatçıya büyük önem verdiler. İçlerinden çıkardıkları sanatçılarla ‘ . Sanat Tarihi, içinde önemli bir yer edindiler…
Japonlar, tabiata karşı olan hayranlıklarını; kışın ilk yağan karı birlikte seyrederek, yaz mevsiminde gece kırlara giderek, güzel bir yaz akşamı ay ışığını gözleyerek, baharda kır gezintileri düzenleyip açan çiçeklere bakıp öten böcekleri sessizce dinleyerek gösterirlermiş…
Batı toplumları da sanat zevkini gelecek nesillere aktarma adına; edebiyatta, mimaride, klasik müzikte, resimde önemli atılımlarda bulundu.
İngiliz şair ve oyun yazarı William Shakespeare, Alman edebiyatçı Goethe ve ünlü besteci Beethoven, İspanyol ressam ve heykeltıraş Pablo Picasso, İtalyan ressam Bellini ve daha birçok Avrupa’da yetişmiş sanatçıdan söz etmek mümkün…
Bizde de Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde güzel sanatlara önem verildi. Osmanlı’da mimari, edebiyat, minyatür, musiki, tezhip, çinicilik ve halk tiyatrosu gibi dallarda çok sayıda sanatçı yetişti.
Cumhuriyet döneminde de devam eden sanat anlayışı nedeniyle sanatın nüfuz ettiği birçok alanda dünya çapında adını duyurmuş bir sanatçı mirasına sahibiz.
Osmanlı’dan günümüze intikal eden Mimar Sinan’ın eşsiz eserlerini görüyor, Osmanlı Padişahı 3. Selim’in, bestekar Itri’nin bestelerini dinliyor, ressam Osman Hamdi Bey ve diğer sanatçıların tablolarına hayranlıkla bakıyoruz.
Osmanlı’dan Cumhuriyete geçişte de isimlerini edebiyat tarihimize yazdıran roman ve şiir alanında da çok sayıda edebiyatçı mirasına sahibiz. Cumhuriyetin ilk yıllarında ve günümüzde sanatın her dalında adını dünyaya duyurmuş çok sayıda roman yazarı, şair, ressam ve müzisyenlerin yetişmiş olması sanat tarihimiz açısından bir zenginliktir.
Bu satırlara isimlerini sığdıramadığımız çok sayıda sanatçıya sahip olmak; bu sanatçıları tanımak, eserlerini okumak, resimlerini görmek, şarkı ve türkülerini dinlemek; yaşamın gizemini duygularımızda hissetmek adına ihmal edilmemesi gerekli bir fırsattır.
Sanata ve güzelliğe olan gereksinimimiz bir yaşam felsefesi olmalıdır. Güzelliklere yüklenen anlam her insana göre farklı farklı olabilir. Bu anlayış sanat anlayışı çerçevesinde aynı potada kaynaşabilmelidir.
ATATÜRK, ‘Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir, ve bir başka sözünde de ‘ Yüksek bir insan topluluğu olan Türk Milleti’nin tarihi bir özelliği de, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir, demişti.
Güzel duygulara olan gereksinimimizi sanatın eşsiz güzelliğiyle birleştirebildiğimizde kendimiz kadar içinde yaşadığımız toplumunda sanat zevkinin gelişmesine katkıda bulunmuş oluruz.
Yaş farkı gözetmeksizin musikide, sporda, resimde ve benzeri görsel sanatlarda ilgi duyduğumuz alanlarda yapılan etkinliklere katılmak sanata ve güzelliklere olan ihtiyacımızı karşılayacaktır.
Sanatla ruhunu terbiye eden, içsel huzuru yakalayabilen ve tabiatın eşsiz güzellikleri ile iç içe yaşayan toplumlar, gelecek nesillere güzel bir miras bırakmanın yanında toplumsal yapıyı kemiren kötülüklere karşı da başarılı bir mücadele vermiş olurlar…
Adınız Soyadınız
E-Posta
Girilecek rakam : 247425
Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.