MEHMET BOZDEMİR
- 1952 yılında Pazarören-Kayseri’de doğdu. Lise öğrenimini Pazarören Mimarsinan Öğretmen Okulu’nda tamamladı, buradan İzmir Yüksek Öğretmen Okulu’na seçildi. - Ankara Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi’ni bitirerek Makina Mühendisi oldu. - Gazi Üniversitesi’nde Endüstri Mühendisliği Master’ı yaptı ve Yüksek Mühendis ünvanı aldı. - 1971 yılında öğretmen olarak meslek hayatına başlayan Mehmet BOZDEMİR aşağıda belirtilen görevlerde bulundu. 1971-1979 Yurdumuzun değişik illerinde öğretmenlik. 1979-1982 Vakıflar Genel Md.’de Eğitim Dairesi Başkan Yrd. ve Ankara Bölge Md. Yrd. 1982-1984 Gazi Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi Genel Sekreteri ve öğrt.görevlisi. 1984-1989 Başbakanlık Personel ve Prensipler Genel Müdür Yardımcısı 1989-1994 Başbakanlık Ekonomik ve Malî İşler Başkanı 1994-1996 Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş. (TEDAŞ) Kurucu Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı 1996-1997 Başbakanlık İdareyi Geliştirme Başkanı 1997-Eylül-Aralık Başbakanlık Müşaviri 1998 Ocak TEDAŞ Genel Müdürü (Danıştay Kararıyla) Bürokraside dürüst, düzenli ve verimli bir çalışma ortamının kalmadığını gören Mehmet BOZDEMİR 46 yaşında 2-Ocak- 1998 tarihinde kendi isteğiyle Genel Müdürlükten emekli oldu.
MEHMET BOZDEMİR AYRICA: - 1986 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde altı ay süre ile kamu yönetimi konusunda araştırma ve incelemelerde bulundu. - KİT’lerde verimliliğin artırılması, personel istihdamı, bürokrasinin yeniden düzenlenmesi, üst yöneticilerin yetiştirilmesi ile ekonomik ve malî konularda inceleme, araştırma ve çalışmalar yaptı. - TSE Genel Kurul üyeliği (1986-1991 Başbakanlık temsilcisi olarak), Deniz İşletmeciliği ve Tankerciliği (DİTAŞ) Genel Müdürlüğü Yönetim Kurulu üyeliği (1988-1991) görevlerinde bulundu.
- Emekli olduktan sonra, demokrasi standardımızın yükseltilmesi için, siyasetin ve devletin yeniden yapılandırılması konularında çeşitli inceleme ve araştırmalarda bulunmuştur.
SİVİL TOPLUM ÇALIŞMALARI:
- Uzun yıllar Ankara Aydınlar Ocağı Başkan Vekilliği görevini yürüttü. - 1993 yılında kurulan ve kurucu başkanı olduğu Demokraside Birlik Vakfı’nın 9 yıl Genel Başkanı olan Mehmet BOZDEMİR, birçok panel, açık oturum, radyo ve televizyon programları yaparak demokrasimizin gelişip güçlenmesine önemli katkılarda bulundu. Demokrasimizin gelişip güçlenmesi için önemli çalışmaları dolayısıyla Demokraside Birlik Vakfı Onursal Başkanı olarak ödüllendirildi. Daha sonra yeniden Demokraside Birlik Vakfı Başkanı oldu ve halen bu göreve devam ediyor.
-2009 Yılında İnsani Değerler Derneği kurucu Genel Başkanı oldu ve 2021 yılına kadar bu göreve devam etti. Daha sonra yeni İDD yönetimi tarafından İDD Onursal Başkanı olarak ödüllendirildi.
SİYASİ ÇALIŞMALARI:
-1991 Yılı Genel Seçimlerinde Doğru Yol Partisi Kayseri Milletvekili adayı oldu.
-2000-2002 yıllarında Büyük Birlik Partisi Genel Başkan Yardımcılığı yaptı.
-2014 yılında kurulan ve 2017 yılında kapatılan Millet ve Adalet Partisi (MİLAD Partisi) Genel Başkanlığı görevini yürüttü. - Evli ve dört çocuk babası olan Mehmet BOZDEMİR İngilizce bilmektedir.
mbozdemir38@hotmail.com
Medyada, yazarlar, akademisyenler ve siyasetçiler arasında, genelde entelektüel düzeyde devam eden İslamcılık tartışmalarının daha evrensel ve bilimsel boyutlara ulaşarak İslam âleminde yeni uyanışlara ve dirilişlere vesile olması en büyük dileğimizdir. Bilişim, iletişim ve ulaşım teknolojisinin zirveye çıktığı, aynı şekilde bozulmanın ve yozlaşmanın zirve yaptığı küreselleşen dünyada İslam’ın insanlığa sunabileceği çok önemli evrensel mesajlarının ve reçetelerinin olduğuna yürekten inanıyoruz. Çünkü Kuran’da, sünnette ve İslam medeniyetinde bu konuda büyük birikimler ve güzel hazineler fazlasıyla mevcuttur. Bu birikimleri ve hazineleri çağımız insanının anlayabileceği şekilde sunmak ve yorumlamak öncelikle aydınların ve siyasetçilerin görevidir. İnsanlık tarihinde 19. ve 20.yüzyıl, ideolojilerin egemen olduğu yıllar olmuştur. 1789 Fransız İhtilali ile kiliseye ve engizisyon mahkemelerine yönelen tepki ve nefretler, dinleri, öncelikle kitabî dinleri hedef almıştır. Özellikle Batı aydınları yaratanı inkâr ederek onun yerine insanı, akılı, bilimi, toplumu, tabiatı, maddeyi vb koymaya çalışmışlardır. İşte bu anlayış ve düşünce tarzı ideolojilerin doğmasına sebep olmuştur. Avrupa’nın önemli bir bölümünün dini Hıristiyanlık değil liberalizm, kapitalizm veya sosyalizm olmuştur. Büyük ideolojilerden faşizm, 1945 de ikinci Dünya savaşı sonunda etkisini kaybetmiştir. Yine büyük ideolojilerden Marksizm, komünizm, 1991 yılında Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla eski cazibesini yitirmiştir. 2008 yılında ABD ve Avrupa’da başlayan ve “küresel kriz” olarak adlandırılan kriz ise aslında bütün insanlığın yaşadığı bir “değerler krizi” olup, kapitalist ve liberalizm ideolojisinin önemli çevrelerce sorgulanmasına sebep olmuştur. İnsanların icat ettiği beşeri dinler olarak da adlandırabileceğimiz bu büyük ideolojiler, insanlığa birçok değerler kazandırmış veya kaybettirmiş olmakla birlikte eski etkinliklerini ve cazibelerini yitirmişlerdir. İdeolojilerin insanlığa en büyük zararı ise; sevgi, saygı, yardımlaşma, hoşgörü, adalet, şefkat, merhamet gibi insani değerlerin unutulmasına veya zayıflamasına; bunun yanında insanlar arsında ayırımcılığın, önyargılı düşüncelerin, maddiyatçılığın ve menfaatçiliğin yaygınlaşmasına ve güçlenmelerine sebep olmalarıdır. İdeolojiler, bütün insanlığı etkiledikleri gibi elbette İslam dünyasını ve Müslümanları da önemli ölçüde etkilemiştir. İdeolojiler, genelde tek doğru kendilerini kabul ederler, başka ideoloji, inanç ve siyasi düşüncelere tahammül edemezler. Bu durum toplumda ötekileştirmelere ve ayırımcılığa sebep olmaktadır. Müslümanların etkin olduğu devlet ve toplumlarda ise, her türlü ideoloji, din, inanç, siyasi düşünce kendilerini özgür bir şekilde ifade edebilmişlerdir. İslâm’ın sağladığı barış ve hoşgörü ortamını ideolojilerde görmek mümkün değildir. İslamcılık, İslam’ın bir ideolojiye dönüştürülmüş çağrışımı yapıyor. İslam’ın geniş ve evrensel kapsamını daraltıyor ve dar bir şablona sıkıştırıyor. İslamcılık; Sağcılık, solculuk, milliyetçilik, ulusçuluk, ırkçılık, dincilik, faşistlik, sosyalistlik, komünistlik ve benzeri ideoloji veya düşüncelerden hareketle İslam’ı bir ideoloji haline getirmek gibi de anlaşılabiliyor. Halbuki İslam ve Müslüman tabiri daha geniş, daha kapsayıcı ve daha kucaklayıcı. İslamcılık, sadece Müslümanları düşünen, diğer din ve inançları ötekileştiren ve ayırımcılık yapan bir ideoloji gibi de anlaşılıyor. Oysa İslam ve Müslümanlar bütün insanları düşünür, onların kurtuluşu için çalışır ve her türlü adaletsizliğe ve ayırımcılığa karşıdır. İslam’ın ideolojileştirilmesi ile siyasallaştırılması tamamen farklı kavramlardır. Dinleri siyasetten tamamen soyutlamak mümkün değildir. Elbette ki dinlerin de siyaset konusunda görüş ve düşünceleri vardır. Nasıl ki Hıristiyanlığın Vatikan’ı, Hıristiyan Demokrat Partileri varsa, Yahudilik İsrail adında bir din devleti kurmuşsa, İslam’ın da siyaset konusunda çeşitli düşünce ve görüşleri vardır ve olacaktır. Aslında bu tartışmalar, dünya medeniyetinde yaklaşık 300 yıldır bir varlık gösteremeyen Müslümanların ve İslam dünyasının kısırlığından ve çaresizliğinden kaynaklanmaktadır. İslam dünyası her bakımdan geri kalmış, ilimde, teknolojide, hukukta, insan haklarında, mimaride, sanatta, siyasette, sporda, ekonomide, eğitimde, sağlıkta, yönetimde hiçbir yeni buluş ve tarz geliştirememiştir. Sık sık eleştirdiğimiz Batı ise bu sahaların her birinde insanlığa önderlik yapmış, geliştirdiği demokrasi ve laiklik kavram ve kurumları ile de ülkelerin yönetiminde önemli yenilikler ve başarılar sağlamışlardır. Genelde Batı’yı tek başına düşünmek ve sanki karşı ve düşman bir tarafmış gibi takdim etmekte yanlıştır. Homojen bir Batı yoktur ve Batı diye tekleştirdiğimiz kesimde çok büyük farklılıklar vardır. Mesela ABD farklı bir Batı’dır. Avrupa ise çok farklı ırk, din, ideoloji, kültür, dil ve medeniyetlerden meydana gelmiştir. Anglosakson medeniyeti ile Katolik, Ortodoks, Protestan aleminin ve Doğu Avrupa’nın farklılıkları İslam’la Hıristiyanlık veya Yahudilik arasındaki farklılıklardan hiç de az değildir. Geçmişte bahsedilen İslam âlemi veya coğrafyası da bugün çok değişmiştir ve farklılaşmıştır. İnsanlığın bugün geldiği nokta, sadece tek bir Batı’nın değil bütün insanlığın evrensel birikiminin bir neticesidir. Olaylara ve tarihe ideolojik gözlükle veya önyargılı düşüncelerle bakmaktan uzaklaşmanın, gerçekçi ve objektif değerlendirmeler yapmanın zamanı gelmiş ve geçmektedir. İslam’ın en önemli niteliklerinden biri de evrensel olmasıdır. Fakat uzun zamandır İslam dünyası ve Müslümanlar evrensel mesajlar verememektedir. Başta İslam Peygamberi ve sahabeler olmak üzere, Yunus Emre’nin, Hacı Bektaşi Veli’nin, Mevlana’nın ve diğer İslam önder ve mütefekkirlerinin bütün insanlığa hitap eden evrensel mesajlarını bugün bazı istisnalar dışında görememekteyiz. Bediüzzaman Said Nursî’nin “iman hareketi” olarak niteleyebileceğimiz evrensel mesajı ile Fethullah Gülen Hocaefendi’nin “eğitim veya hizmet hareketi” olarak nitelendirebileceğimiz evrensel mesajları işte bu istisnalardır. Küresel boyuta ulaşamasalar da ülkemizdeki manevi dokuya çok önemli katkıları olan; Mehmet Akif’i, Necip Fazıl’ı, Süleyman Hilmi Tunahan’ı, Hüseyin Hilmi Işık’ı, Nurettin Topçu’yu, Mehmet Zahid Kotku’yu, Mahmud Esad Coşan’ı, Muhammed Raşid Erol’u, Seyyid ve Muhammed Kutup’u ve isimlerini burada anamadığımız tarikat, kanaat ve sivil toplum önderlerini, yazarları, şairleri, bilim adamlarını, siyasetçileri rahmet ve minnetle anıyoruz. İslamcılık tartışmalarının, isim, kavram ve ideolojik çekişmelerden kurtulup İslam’ın daha iyi anlaşılmasına vesile olması dileğimizdir. Bugün bütün insanlığın muhtaç olduğu çok önemli değerler, kavramlar, kurumlar, kurallar, düşünceler İslam’da vardır ve bunları insanlığın hizmetine sunmak bütün Müslümanların en önemli görevidir. İdeolojilerin eski cazibelerini yitirdikleri bu dönemde İslam alemi ve Müslüman aydınlar bütün insanlığa birçok konuda evrensel mesajlar verebilir. Hak, hukuk, adalet, insan hakları, insani değerler, ahlak, temizlik, çevrecilik, kadın hakları, aile, toplum, birey, insan, sanat, din, iman, gıda, sağlık, eğitim, tabiat, bilim, ilim, tıp, teknoloji, iyilik, güzellik, iyi iş ve davranışlar, tebliğ, cihat, takva, akıl, hayat, ölüm,vefa, huzur, mutluluk, millet, devlet, demokrasi, laiklik, siyaset, barış, dostluk, arkadaşlık, kardeşlik gibi çok önemli kavramları en güzel şekilde ifade eden ve bu konularda insanlığa yol gösteren İslam’dır. İşte bu kavramları tek tek evrensel mesajlar haline getirip bütün insanlığın idrakine sunmak, çağımızda başta aydınlar olmak üzere her Müslüman’ın asli görevleri arasındadır. Ayrıca insanlığı kasıp kavuran; ayırımcılık, haksızlık, sevgisizlik, saygısızlık, menfaatçilik, açlık, fakirlik, cahillik, tembellik, yalan, iftira, dedikodu, gıybet, şehvet, hazcılık, hırs, kıskançlık, kumar, şans oyunları, fuhuş, kötülük, hırsızlık, gasp, terör, şiddet gibi her türlü kötülüklerden korunmanın da İslam’ın gösterdiği yol ve metotlarla mümkün olabileceğini evrensel mesajlarla insanlığa sunmak da Müslümanların görevidir. İdeolojilerin iflası, Küresel kriz, sekülerizm ve Arap baharı tartışmaları ile Türkiye’deki değişim ve gelişim, İslam’da arayışları ve İslam’a yönelişleri artıracak ve hızlandıracaktır. Bu durumda özellikle aydınlara, siyasetçilere, STK’lara düşen görev İslam’ın barış ve aydınlık yüzüyle insanlığı yeniden tanıştırmak olmalıdır. Mehmet BOZDEMİR İnsani Değerler Derneği Genel Başkanı ve Demokraside Birlik Vakfı Başkanı
Medyada, yazarlar, akademisyenler ve siyasetçiler arasında, genelde entelektüel düzeyde devam eden İslamcılık tartışmalarının daha evrensel ve bilimsel boyutlara ulaşarak İslam âleminde yeni uyanışlara ve dirilişlere vesile olması en büyük dileğimizdir. Bilişim, iletişim ve ulaşım teknolojisinin zirveye çıktığı, aynı şekilde bozulmanın ve yozlaşmanın zirve yaptığı küreselleşen dünyada İslam’ın insanlığa sunabileceği çok önemli evrensel mesajlarının ve reçetelerinin olduğuna yürekten inanıyoruz. Çünkü Kuran’da, sünnette ve İslam medeniyetinde bu konuda büyük birikimler ve güzel hazineler fazlasıyla mevcuttur. Bu birikimleri ve hazineleri çağımız insanının anlayabileceği şekilde sunmak ve yorumlamak öncelikle aydınların ve siyasetçilerin görevidir.
İnsanlık tarihinde 19. ve 20.yüzyıl, ideolojilerin egemen olduğu yıllar olmuştur. 1789 Fransız İhtilali ile kiliseye ve engizisyon mahkemelerine yönelen tepki ve nefretler, dinleri, öncelikle kitabî dinleri hedef almıştır. Özellikle Batı aydınları yaratanı inkâr ederek onun yerine insanı, akılı, bilimi, toplumu, tabiatı, maddeyi vb koymaya çalışmışlardır. İşte bu anlayış ve düşünce tarzı ideolojilerin doğmasına sebep olmuştur. Avrupa’nın önemli bir bölümünün dini Hıristiyanlık değil liberalizm, kapitalizm veya sosyalizm olmuştur. Büyük ideolojilerden faşizm, 1945 de ikinci Dünya savaşı sonunda etkisini kaybetmiştir. Yine büyük ideolojilerden Marksizm, komünizm, 1991 yılında Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla eski cazibesini yitirmiştir. 2008 yılında ABD ve Avrupa’da başlayan ve “küresel kriz” olarak adlandırılan kriz ise aslında bütün insanlığın yaşadığı bir “değerler krizi” olup, kapitalist ve liberalizm ideolojisinin önemli çevrelerce sorgulanmasına sebep olmuştur. İnsanların icat ettiği beşeri dinler olarak da adlandırabileceğimiz bu büyük ideolojiler, insanlığa birçok değerler kazandırmış veya kaybettirmiş olmakla birlikte eski etkinliklerini ve cazibelerini yitirmişlerdir. İdeolojilerin insanlığa en büyük zararı ise; sevgi, saygı, yardımlaşma, hoşgörü, adalet, şefkat, merhamet gibi insani değerlerin unutulmasına veya zayıflamasına; bunun yanında insanlar arsında ayırımcılığın, önyargılı düşüncelerin, maddiyatçılığın ve menfaatçiliğin yaygınlaşmasına ve güçlenmelerine sebep olmalarıdır.
İdeolojiler, bütün insanlığı etkiledikleri gibi elbette İslam dünyasını ve Müslümanları da önemli ölçüde etkilemiştir. İdeolojiler, genelde tek doğru kendilerini kabul ederler, başka ideoloji, inanç ve siyasi düşüncelere tahammül edemezler. Bu durum toplumda ötekileştirmelere ve ayırımcılığa sebep olmaktadır. Müslümanların etkin olduğu devlet ve toplumlarda ise, her türlü ideoloji, din, inanç, siyasi düşünce kendilerini özgür bir şekilde ifade edebilmişlerdir. İslâm’ın sağladığı barış ve hoşgörü ortamını ideolojilerde görmek mümkün değildir. İslamcılık, İslam’ın bir ideolojiye dönüştürülmüş çağrışımı yapıyor. İslam’ın geniş ve evrensel kapsamını daraltıyor ve dar bir şablona sıkıştırıyor. İslamcılık; Sağcılık, solculuk, milliyetçilik, ulusçuluk, ırkçılık, dincilik, faşistlik, sosyalistlik, komünistlik ve benzeri ideoloji veya düşüncelerden hareketle İslam’ı bir ideoloji haline getirmek gibi de anlaşılabiliyor. Halbuki İslam ve Müslüman tabiri daha geniş, daha kapsayıcı ve daha kucaklayıcı. İslamcılık, sadece Müslümanları düşünen, diğer din ve inançları ötekileştiren ve ayırımcılık yapan bir ideoloji gibi de anlaşılıyor. Oysa İslam ve Müslümanlar bütün insanları düşünür, onların kurtuluşu için çalışır ve her türlü adaletsizliğe ve ayırımcılığa karşıdır. İslam’ın ideolojileştirilmesi ile siyasallaştırılması tamamen farklı kavramlardır. Dinleri siyasetten tamamen soyutlamak mümkün değildir. Elbette ki dinlerin de siyaset konusunda görüş ve düşünceleri vardır. Nasıl ki Hıristiyanlığın Vatikan’ı, Hıristiyan Demokrat Partileri varsa, Yahudilik İsrail adında bir din devleti kurmuşsa, İslam’ın da siyaset konusunda çeşitli düşünce ve görüşleri vardır ve olacaktır.
Aslında bu tartışmalar, dünya medeniyetinde yaklaşık 300 yıldır bir varlık gösteremeyen Müslümanların ve İslam dünyasının kısırlığından ve çaresizliğinden kaynaklanmaktadır. İslam dünyası her bakımdan geri kalmış, ilimde, teknolojide, hukukta, insan haklarında, mimaride, sanatta, siyasette, sporda, ekonomide, eğitimde, sağlıkta, yönetimde hiçbir yeni buluş ve tarz geliştirememiştir. Sık sık eleştirdiğimiz Batı ise bu sahaların her birinde insanlığa önderlik yapmış, geliştirdiği demokrasi ve laiklik kavram ve kurumları ile de ülkelerin yönetiminde önemli yenilikler ve başarılar sağlamışlardır. Genelde Batı’yı tek başına düşünmek ve sanki karşı ve düşman bir tarafmış gibi takdim etmekte yanlıştır. Homojen bir Batı yoktur ve Batı diye tekleştirdiğimiz kesimde çok büyük farklılıklar vardır. Mesela ABD farklı bir Batı’dır. Avrupa ise çok farklı ırk, din, ideoloji, kültür, dil ve medeniyetlerden meydana gelmiştir. Anglosakson medeniyeti ile Katolik, Ortodoks, Protestan aleminin ve Doğu Avrupa’nın farklılıkları İslam’la Hıristiyanlık veya Yahudilik arasındaki farklılıklardan hiç de az değildir. Geçmişte bahsedilen İslam âlemi veya coğrafyası da bugün çok değişmiştir ve farklılaşmıştır. İnsanlığın bugün geldiği nokta, sadece tek bir Batı’nın değil bütün insanlığın evrensel birikiminin bir neticesidir. Olaylara ve tarihe ideolojik gözlükle veya önyargılı düşüncelerle bakmaktan uzaklaşmanın, gerçekçi ve objektif değerlendirmeler yapmanın zamanı gelmiş ve geçmektedir.
İslam’ın en önemli niteliklerinden biri de evrensel olmasıdır. Fakat uzun zamandır İslam dünyası ve Müslümanlar evrensel mesajlar verememektedir. Başta İslam Peygamberi ve sahabeler olmak üzere, Yunus Emre’nin, Hacı Bektaşi Veli’nin, Mevlana’nın ve diğer İslam önder ve mütefekkirlerinin bütün insanlığa hitap eden evrensel mesajlarını bugün bazı istisnalar dışında görememekteyiz. Bediüzzaman Said Nursî’nin “iman hareketi” olarak niteleyebileceğimiz evrensel mesajı ile Fethullah Gülen Hocaefendi’nin “eğitim veya hizmet hareketi” olarak nitelendirebileceğimiz evrensel mesajları işte bu istisnalardır. Küresel boyuta ulaşamasalar da ülkemizdeki manevi dokuya çok önemli katkıları olan; Mehmet Akif’i, Necip Fazıl’ı, Süleyman Hilmi Tunahan’ı, Hüseyin Hilmi Işık’ı, Nurettin Topçu’yu, Mehmet Zahid Kotku’yu, Mahmud Esad Coşan’ı, Muhammed Raşid Erol’u, Seyyid ve Muhammed Kutup’u ve isimlerini burada anamadığımız tarikat, kanaat ve sivil toplum önderlerini, yazarları, şairleri, bilim adamlarını, siyasetçileri rahmet ve minnetle anıyoruz.
İslamcılık tartışmalarının, isim, kavram ve ideolojik çekişmelerden kurtulup İslam’ın daha iyi anlaşılmasına vesile olması dileğimizdir. Bugün bütün insanlığın muhtaç olduğu çok önemli değerler, kavramlar, kurumlar, kurallar, düşünceler İslam’da vardır ve bunları insanlığın hizmetine sunmak bütün Müslümanların en önemli görevidir. İdeolojilerin eski cazibelerini yitirdikleri bu dönemde İslam alemi ve Müslüman aydınlar bütün insanlığa birçok konuda evrensel mesajlar verebilir. Hak, hukuk, adalet, insan hakları, insani değerler, ahlak, temizlik, çevrecilik, kadın hakları, aile, toplum, birey, insan, sanat, din, iman, gıda, sağlık, eğitim, tabiat, bilim, ilim, tıp, teknoloji, iyilik, güzellik, iyi iş ve davranışlar, tebliğ, cihat, takva, akıl, hayat, ölüm,vefa, huzur, mutluluk, millet, devlet, demokrasi, laiklik, siyaset, barış, dostluk, arkadaşlık, kardeşlik gibi çok önemli kavramları en güzel şekilde ifade eden ve bu konularda insanlığa yol gösteren İslam’dır. İşte bu kavramları tek tek evrensel mesajlar haline getirip bütün insanlığın idrakine sunmak, çağımızda başta aydınlar olmak üzere her Müslüman’ın asli görevleri arasındadır. Ayrıca insanlığı kasıp kavuran; ayırımcılık, haksızlık, sevgisizlik, saygısızlık, menfaatçilik, açlık, fakirlik, cahillik, tembellik, yalan, iftira, dedikodu, gıybet, şehvet, hazcılık, hırs, kıskançlık, kumar, şans oyunları, fuhuş, kötülük, hırsızlık, gasp, terör, şiddet gibi her türlü kötülüklerden korunmanın da İslam’ın gösterdiği yol ve metotlarla mümkün olabileceğini evrensel mesajlarla insanlığa sunmak da Müslümanların görevidir.
İdeolojilerin iflası, Küresel kriz, sekülerizm ve Arap baharı tartışmaları ile Türkiye’deki değişim ve gelişim, İslam’da arayışları ve İslam’a yönelişleri artıracak ve hızlandıracaktır. Bu durumda özellikle aydınlara, siyasetçilere, STK’lara düşen görev İslam’ın barış ve aydınlık yüzüyle insanlığı yeniden tanıştırmak olmalıdır.
Adınız Soyadınız
E-Posta
Girilecek rakam : 768346
Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.