ATIF ÖZGEN
1.KİMLİK VE İLETİŞİM BİLGİLERİ
Doğum Yeri ve Tarihi: KAYSERİ, 1948 İş: Sosyal Güvenlik Kurumundan Emekli (1973-2013) e-mail: ozgenatif@gmail.com
2. EĞİTİM
İlk ve orta öğrenimini Kayseri’de yaptı. Kayseri Lisesini bitirdikten sonra Yüksek öğrenimini Ankara’da tamamladı. 1968-1973 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümünde eğitim gördü. Yüksek Matematikçidir.
3. İŞ TECRÜBELERİ
Mesleki yaşamı Sosyal Güvenlik Kurumunda geçti. Kurumdaki 40 yılı bulan görevinde İstatistikçi, Eğitimci ve Araştırma Şube Müdürü olarak görev yaptı. Son olarak Kurumun, Koordinasyon ve Bilgilendirme Dairesinde Rehberlik Merkezi Müdürü iken emekli oldu. Çalışma yaşamında uzman sıfatıyla sosyal güvenlik, sağlık ve istihdam konulu yazıları Mercek, İşveren, Sosyal Güvenlik Dünyası ve SGK Bülteni gibi dergilerde yayımlandı.
4. MEVCUT DURUM
Halen bir sivil toplum kuruluşu olan İnsani Değerler Derneğinin Kurucu üyelerinden olup, Dernekte Yönetim Kurulu Üyeliği yanında Genel Sekreter Yardımcısı olarak görev yapmaktadır. Demokraside Birlik Vakfının da üyesidir. Derneğin internet sitesindeki Köşesinde, yazar olarak konusu insanın maddi ve manevi yapısını ele alan makale ve sohbet türü yazıları yer almaktadır. Aynı yazılar Türkuaz Haber Ajansının sitesindeki Köşesinde de yayımlanmaktadır. Özgen evli ve iki çocuk babasıdır.
5. YAZARIN SOSYAL GÜVENLİK, SAĞLIK VE İSTİHDAM KONULU MUHTELİF DERGİLERDE YAYIMLANAN DİĞER YAZILARI
1. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sisteminde Yeni Arayışlar, Yıl:2, Sayı:7- 8, Şubat-Haziran 2000 2. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Sigorta Kurumlarının Mevcut Durumu Işığında Sosyal Güvenlik Sisteminin Geleceği, Yıl:4, Sayı:10, Nisan 2001
3. Sosyal Güvenlik Dünyası, Çalışan veya Sokakta Yaşayan Çocukların Sorunları,Yıl:4 Sayı:12, Ağustos-Aralık 2001 4. Sosyal Güvenlik Dünyası, SSK Teşkilat Yapısı ve Tahsis Mevzuatı, Yıl:5, Sayı:23, Ocak-Şubat 2004 5. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sistemine Temel Yaklaşımlar ve Yapısal Reformlar, Yıl:6, Sayı: 26, Temmuz- Ağustos 2004 6. MESS Mercek Dergisi, Sosyal Güvenlik Sistemine Temel Yaklaşımlar ve Yapısal Reformlar, Yıl:9, Sayı:36, Ekim 2004 7. Sosyal Güvenlik Dünyası, Genel Sağlık Sigortası Gerçekleşecek Mi?, Yıl:7, Sayı:28, Kasım-Aralık 2004 8. Çözüm Sağlık/ Bilişim Haber, Sağlık Sisteminin İyileştirilmesi ve Genel Sağlık Sigortası, Sayı:7, Ocak- Şubat 2005 9. Sosyal Güvenlik Dünyası, SSK da Rehberlik Hizmetleri, Yıl: 7, Sayı: 29, Ocak- Şubat 2005 10. Sosyal Güvenlik Dünyası, Çalışma Yaşamında Çocuk, Yıl:7, Sayı:30, Mart- Nisan 2005 11. Sosyal Güvenlik Dünyası, SSK da Yaşlılık Sigortası Uygulamaları, Yıl: 7, Sayı: 31, Mayıs- Haziran 2005 12. MESS Mercek Dergisi, İşsizlik Sorununun Bir Yansıması: ‘Genç ve Eğitimli İşsizler, Yıl:10, Sayı: 39, Temmuz 2005 13. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sisteminde Sigorta Primini İyileştirme Uygulamaları, Yıl: 8, Sayı: 33, Eylül- Ekim 2005 14. Sosyal Güvenlik Dünyası, Yeşil Kart Uygulamasının Sağlık ve Sosyal Güvenlik Sistemimiz İçindeki Yeri, Yıl: 8, Sayı: 34, Kasım- Aralık 2005 15. TİSK İşveren Dergisi, İşsizlik Sorununun Sosyal Boyutu, Cilt: 44, Sayı:4, Ocak 2006 16. Sosyal Güvenlik Dünyası, SSK Sağlık Harcamaları Neden Artıyor?, Yıl: 8, Sayı:35, Ocak- Şubat 2006 17. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sisteminde Köklü Değişim Yeni Sorunlara Yol Açar Mı?, Yıl. 8, Sayı: 36, Mart- Nisan 2006 18. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sağlık Sisteminde Yeni Düzenlemeler ve Özel Hastane Uygulamaları, Yıl: 8, Sayı: 37, Mayıs- Haziran 2006 19. MESS Mercek Dergisi, Sosyal Güvenlikte Yeni Dönem: Yapısal Değişim Sorunları Çözecek Mi?, Yıl: 11, Sayı: 43, Temmuz 2006 20. TİSK İşveren Dergisi, Bir Toplumsal Sorun: Genç İşsizler, Cilt: 45, Sayı: 4-5, Ocak-Şubat 2007 21. Sosyal Güvenlik Dünyası, Emeklilik Sisteminde Temel Sorun Yaş Mı?, Yıl: 9, Sayı: 41, Ocak- Şubat 2007 22. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sağlık Sisteminde Yeni Düzenlemeler ve Sağlık Harcamaları, Yıl: 9, Sayı: 42, Mart- Nisan 2007 23. Sosyal Güvenlik Dünyası, Yoksulluk ve Yolsuzluklardan Arınmış Bir Sosyal Güvenlik Sistemi, Yıl:9, Sayı: 43, Mayıs- Haziran 2007 24. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sisteminde Yardım ve Dayanışma, Yıl: 10, Sayı: 45, Eylül- Ekim 2007 25. MESS Mercek, Türkiye’de İşsizlik ve İstihdam Sorununa Yönelik Arayışlar, Yıl: 12, Sayı: 48, Ekim 2007 26. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlikte Yeniden Yapılanma ve ‘Tek Çatı, Sorunu, Yıl: 10, Sayı: 46, Kasım- Aralık 2007 27. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlikte Zorlu Dönemeç, Yıl: 10, Sayı: 48, Mart- Nisan 2008 28. MESS Mercek, Sosyal Güvenlikte Geçiş Dönemi,, Yıl: 13, Sayı: 50, Nisan 2008 29. Sosyal Güvenlik Dünyası, Kayıt Dışı İstihdam ve Yaşanan Sorunlar, Yıl: 10, Sayı: 50, Temmuz- Ağustos 2008 30. TİSK İşveren Dergisi, Küresel Ekonomik Kriz ve İşsizlik, Cilt. 47, Sayı. 2, Kasım 2008 31. MESS Mercek Dergisi, Ekonomik Kriz ve Sosyal Yaşam, Yıl: 14, Sayı: 53, Ocak 2009 32. TİSK İşveren Dergisi, İstihdamın Korunmasında ve Geliştirilmesinde Yaşanan Sorunlar, Cilt: 47, Sayı: 8, Mayıs 2009 33. Sosyal Güvenlik Dünyası, Genç İşsizlerin Önceliği: ‘İstihdam, Yıl: 12, Sayı: 62, Ekim 2009 34. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sağlık Sistemi ve Yeşil Kart Uygulaması, Yıl: 12, Sayı: 64, Aralık 2009 35. MESS Mercek Dergisi, Gençlerinde Hayalleri Var!.., Yıl: 15, Sayı: 58, Nisan 2010 36. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Yardım ve Hizmetler Sosyal Güvenlik Sistemi İçinde Düzenlenebilir Mi?, Yıl: 13, Sayı: 67, Mayıs- Haziran 2010 37. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sağlık Sistemi ve Yeni Gelişmeler, Yıl: 13, Sayı: 69, Eylül- Ekim 2010 38. MESS Mercek Dergisi, Yaşlanan Nüfus ve Sosyal Güvenlik Sistemi, Yıl: 16, Sayı: 61, Ocak 2011 39. SGK Bülteni, Sosyal Güvenlik Kurumu ve Kayıt Dışı İstihdam, Sayı: 39, Ocak- Şubat 2011 40. SGK Bülteni, Sosyal Güvenlik Kurumunun Yenilenen Vizyonu, Sayı: 40, Mart- Nisan 2011 41. MESS Mercek Dergisi, Türkiye’de Kadın İstihdamının Yansıttığı Gerçekler, Yıl: 16, Sayı: 62, Nisan 2011 42. MESS Mercek Dergisi, Mesleki Eğitim Sistemi ve İstihdam, Yıl: 16, Sayı: 63, Temmuz 2011 43. MESS Mercek Dergisi, Dünyada ve Türkiye’de Yoksulluk, Yıl: 17, Sayı: 65, Ocak 2012 44. TİSK İşveren Dergisi, Küresel Ekonomik Krizin Seyri ve Sosyal Boyutu, Cilt: 50, Sayı: 1, Ocak- Şubat 2012 45. İNŞAAT Sanayii Dergisi, Gelişen İnşaat Sektörü ve İstihdam, Yıl: 22, Sayı: 129, Ocak- Şubat 2012 46. Sosyal Güvenlik Dünyası, Özürlülerin Sosyal Güvenliği, Yıl: 15, Sayı: 77, Ocak- Şubat 2012 47. MESS Mercek Dergisi, Türkiye’de Kadın Potansiyeli ve Kadın Girişimciliği, Yıl: 17, Sayı: 66, Nisan 2012 48. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlikte Kapsam Sorunu ve Genel Sağlık Sigortası, Yıl: 15, Sayı: 79, Mayıs- Haziran 2012 49. Sosyal Güvenlik Dünyası, İş Kazaları ve İş Güvenliği Alanında Ne Durumdayız?, Yıl: 15, Sayı: 80, Temmuz- Ağustos 2012 50. TİSK İşveren Dergisi, Sosyal Güvenlik Sistemi ve Yeni Gelişmeler, Cilt: 50, Sayı: 6, Kasım- Aralık 2012 51. Sosyal Güvenlik Dünyası, İstihdam Amaçlı Mesleki Eğitim Sistemi, Yıl: 16, Sayı: 83, Ocak- Şubat 2013 52. Sosyal Güvenlik Dünyası, Türkiye’de Emeklilik Sistemi, Yıl: 16, Sayı: 84, Mart- Nisan 2013 53. TİSK İşveren Dergisi, Genç İşsizliği ve İstihdam Üreten Girişimcilik, Cilt:53, Sayı 2, Mart- Nisan 2015 54. TİSK İşveren Dergisi, Dünyada ve Türkiye’de Göç Sorunu, Mülteci Krizinin Sosyal Boyutu, Ocak-Şubat 2016, Cilt 54, Sayı 1 55. TİSK İşveren Dergisi, Mülteci Krizi Bir İnsanlık Krizidir!.., Mart-Nisan 2016, Cilt 54, Sayı 2
Evlilik kurumu, toplumsal yapının temel taşı olan aileyi oluşturması açısından korunması ve güçlendirilmesi zorunlu bir kurum olarak kabul edilmektedir. Ne var ki geleneksel aile yapımızda görülen değişimler, son yıllarda evlilik kurumunun giderek zayıflamasına yol açmaktadır. Toplum bilimciler ve sosyologlar genelde Türk aile geleneğinin zayıflamasında geniş aileden çekirdek aileye geçiş sürecini neden olarak gösteriyorlar. Ailenin bozulması, zayıflaması ve sonuçta evli çiftlerin ayrılarak boşanmasının nedenleri üzerinde ciddiyetle durmak gerekiyor. Aile, mutlu bir gelecek ve huzurlu bir yuva kurma uğruna evlenmek amacıyla sözlenmiş bir çiftin oluşturduğu toplumsal yapının temel taşıdır. Aile yapısında görülen bozulma, evli çiftlerden birinin veya her ikisinin aynı anda boşanma kararı alması üzerine açığa çıkıyor. Geleneksel aile yapımızda görülen dejenerasyonu incelemeden önce Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından her yıl açıklanan evlenme ve boşanma istatistiklerini gözden geçirmek gerekiyor. İSTATİSTİKİ VERİLER NE DİYOR ? Türkiye genelinde evlenen çift sayısı 2017 yılı için 569.459 olarak açıklandı. Son 5 yılda evlenmek için müracaatta bulunan çiftlerin sayısı her yıl için ortalama 550-600 bin civarında gerçekleşiyor. Boşanan çift sayısı ise TÜİK verilerine göre 2016 yılı için 126.164 iken bu sayı 2017 yılında 128.411 e yükselmiş… Veriler ayrıca boşanmaların sayısının son 5 yılda % 9,8 oranında arttığını ortaya koyuyor. Bu oranın yıllara göre artış göstermesi; evlilik kurumunun dolayısıyla aile yapımızın ciddi bir sarsıntı geçirdiğini gösteriyor. TÜİK verileri, evlilik süresine göre gerçekleşen boşanma sayıları konusunda da bize bilgi veriyor. Boşanmaların % 38,7 si evliliğin ilk 5 yılı içinde gerçekleşiyor ve bu oran evlilik süresi uzadıkça giderek azalan bir seyir ortaya koyuyor. Boşanma nedenleri üzerinde yapılan araştırmalarda; ekonomik yetersizlik, cana kast, kötü muamele, eşi terk, zina ve şiddetli geçimsizlik boşanmaya yol açan nedenler arasında gösterilmektedir. İstatistiki verilerin ortaya koyduğu gerçek, Anayasamızda ifadesini bulan ailenin korunması ve güçlendirilmesi ilkesine ters düşmektedir. Günümüze kadar ailenin ve evlilik kurumunun korunması amacıyla siyasi iktidarlar tarafından yürütülen faaliyetler, bu konuda arzu edilen hedefe ulaşılamadığını ortaya koymaktadır. Boşanma istemi, evliliği bitirme yolunda atılmış bir adım olmakla beraber; boşanma öncesi, boşanma esnasında ve boşanma sonrasında yaşananların mercek altına alınması gerekiyor. BOŞANMA SÜRECİNE GİDEN YOLDA YAŞANANLAR Boşanma, bir zaman diliminde gerçekleşen bir olaydır. Evli bir çiftin boşanma talebine son noktayı koyan hukuki açıdan mahkemelerde hakimin Türk Milleti Adına vereceği ‘Karardır., Ancak boşanmaya giden zaman diliminde yaşananlar, bazı kadınlarımızın zorlu bir süreçten geçmek bir yana; bu süreci canlarıyla ödediklerini ortaya koymaktadır. Kadınların yaşadığı cinayetle noktalanan olayların pek azını erkeklerde yaşamakta ise de kadınlarımız daha riskli bir ortamda yaşam mücadelesi vermektedir. Sadece kendi yaşamlarını koruma bakımından değil, çocuklarını ve kendi aile fertlerini korumak bakımından da kadınlarımızın hukuki açıdan destek almaya muhtaç kaldıklarını gözlemliyoruz. Kadınlarımızı boşanma aşamasına götüren süreçte eşlerinin; aldatma, kıskançlık, şiddetli geçimsizlik, çocuklar üzerinden velayet kavgası, psikolojik sorunlar ve barışma istemine verilen ‘ Hayır!, cevabı gibi nedenler ilk sıralarda yer almaktadır. Boşanma sürecinin en üzücü yanı, bu süreçte işlenen cinayetlerdir. Özellikle uzun yıllardır evli olup, bir veya birden fazla çocuk sahibi olan annelerin çocuklarının gözü önünde cinayete kurban gitmesi sorunun en üzücü yanını teşkil etmektedir. Cinayeti işleyen erkeklerin profili incelendiğinde bir kısmının; işsiz, sigara, alkol veya uyuşturucu bağımlısı olup eşine ve çocuklarına eziyet ettikleri, cezaevi mahkumu ya da firarisi oldukları anlaşılmaktadır. Eziyet ve işkence gören kadınların boşanma isteği; çoğu kez kültür düzeyi düşük olan ve boşandıktan sonra dahi boşandığı eşinin bir başkası ile evlenmesine tahammül edemeyen bir kısım erkekler tarafından kabul görmeyip cinayet nedeni olabilmektedir. Bu özelliklere sahip erkekler, uzun yıllardır eşi ve çocuklarının annesi olan kadınları ani bir öfke ve tartışma sonucu; boğmak, bıçaklamak, tabanca veya pompalı tüfekle öldürmek suretiyle cinayet işliyorlar. Bu erkeklerden bazılarının cinayet sonrası kendi yaşamlarına intihar etmek yoluyla son vermesi, son pişmanlığın fayda vermediğini ve giden canları geri getirmediğini ortaya koyuyor. CİNAYETLER ÖNLENMELİ, KADINLARIMIZ KORUNMALI Aileyi korumak ve güçlendirmek, aile fertlerini korumakla mümkündür. Yaşam hakkı kutsaldır ve bu hak her türlü riske karşı korunmaya değerdir. Cinayetlerin arkasında yatan gerçek, koyu bir cehalet öfke kontrolünden uzak davranışlardır. Sorunun çözümünde aile içi eğitim ilk planda yer almalıdır. Ailede sevgi, saygı, hoşgörü ve merhamet gibi insani değerlerimizi canlı tutmanın önemi büyüktür. Erken yaşta evliliklerin önü alınmalı, evlenme arzusunda olan çiftler planlı bir eğitim sürecinden geçmelidir. Ülkemizde son yıllarda, kadına yönelik şiddet ve çocuklara cinsel istismar vakalarında artış gözlenmektedir. Bu durum vakaları yakından takip eden ve çözüm mekanizmaları geliştiren Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının yükünü ve sorumluluğunu artırmaktadır. 24 Haziran seçimleri sonucu oluşan ‘Cumhurbaşkanlığı Yönetim Sistemine, geçişte ‘Çalışma, Sosyal Hizmetler ve Aile Bakanlığı, oluşturuldu. Bu bakanlığın bu isimle değil de Çalışma Bakanlığından ayrı olarak ‘Aile ve Çocuk Bakanlığı, ismiyle kurulması; aile kurumuna ilişkin hizmetlerin etkinliği açısından daha yararlı olabilirdi. Çalışma Bakanlığı geçmişte de isim değişikliğine uğrayan bir bakanlık olmuştur. Nüfusun tamamına hizmet götürmesi, büyük bütçesi ve çalışma yaşamında yer alan büyük sorunlar nedeniyle, bir dönem Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı adıyla da vatandaşa hizmet götürdüğü hatırlardadır. Şimdi birleşik yapıda yer alan Çalışma, Sosyal Hizmetler ve Aile Bakanlığını büyük sorunlar beklemektedir. Çalışma yaşamında yer alan işsizlik, kayıt dışı istihdam, çocuk işçiliği ve sosyal güvenlik kapsamının genişletilmesi bir yana toplum olarak aileyi yakından ilgilendiren sorunlarda da giderek bir artış gözlenmektedir. Son yıllarda ailede boşanma sayılarında görülen artışlar bir yana; kadına yönelik şiddet, engelli vatandaşlarımızın yaşadığı problemler, kaybolan ve kaçırılan çocukların toplumda yarattığı infial bu alanda yaşanan sorunların sadece birkaçıdır. Aile yapısını korumak ve güçlendirmek şarttır. Çocuklarımızı güvenli bir geleceğe hazırlamak gençlerimizi hedeflerine uygun bir yaşama yönlendirmek istiyorsak bu alanda yaşanan sorunlara yeni kurulan bakanlık yoluyla odaklanmak gerekir. Umarız toplumsal yapının geleceği açısından; insanlarımızın beklentilerine cevap veren insani değerlerle barışık, sağlam bir aile yapısı ‘Çalışma, Sosyal Hizmetler ve Aile Bakanlığının, çalışmaları neticesinde başarıya ulaşır. Atıf ÖZGEN İnsani Değerler Derneği Kurucu ve Yönetim Kurulu Üyesi e-mail: ozgenatif@gmail.com
Evlilik kurumu, toplumsal yapının temel taşı olan aileyi oluşturması açısından korunması ve güçlendirilmesi zorunlu bir kurum olarak kabul edilmektedir.
Ne var ki geleneksel aile yapımızda görülen değişimler, son yıllarda evlilik kurumunun giderek zayıflamasına yol açmaktadır.
Toplum bilimciler ve sosyologlar genelde Türk aile geleneğinin zayıflamasında geniş aileden çekirdek aileye geçiş sürecini neden olarak gösteriyorlar.
Ailenin bozulması, zayıflaması ve sonuçta evli çiftlerin ayrılarak boşanmasının nedenleri üzerinde ciddiyetle durmak gerekiyor.
Aile, mutlu bir gelecek ve huzurlu bir yuva kurma uğruna evlenmek amacıyla sözlenmiş bir çiftin oluşturduğu toplumsal yapının temel taşıdır.
Aile yapısında görülen bozulma, evli çiftlerden birinin veya her ikisinin aynı anda boşanma kararı alması üzerine açığa çıkıyor.
Geleneksel aile yapımızda görülen dejenerasyonu incelemeden önce Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından her yıl açıklanan evlenme ve boşanma istatistiklerini gözden geçirmek gerekiyor.
İSTATİSTİKİ VERİLER NE DİYOR ?
Türkiye genelinde evlenen çift sayısı 2017 yılı için 569.459 olarak açıklandı. Son 5 yılda evlenmek için müracaatta bulunan çiftlerin sayısı her yıl için ortalama 550-600 bin civarında gerçekleşiyor.
Boşanan çift sayısı ise TÜİK verilerine göre 2016 yılı için 126.164 iken bu sayı 2017 yılında 128.411 e yükselmiş… Veriler ayrıca boşanmaların sayısının son 5 yılda % 9,8 oranında arttığını ortaya koyuyor.
Bu oranın yıllara göre artış göstermesi; evlilik kurumunun dolayısıyla aile yapımızın ciddi bir sarsıntı geçirdiğini gösteriyor.
TÜİK verileri, evlilik süresine göre gerçekleşen boşanma sayıları konusunda da bize bilgi veriyor.
Boşanmaların % 38,7 si evliliğin ilk 5 yılı içinde gerçekleşiyor ve bu oran evlilik süresi uzadıkça giderek azalan bir seyir ortaya koyuyor.
Boşanma nedenleri üzerinde yapılan araştırmalarda; ekonomik yetersizlik, cana kast, kötü muamele, eşi terk, zina ve şiddetli geçimsizlik boşanmaya yol açan nedenler arasında gösterilmektedir.
İstatistiki verilerin ortaya koyduğu gerçek, Anayasamızda ifadesini bulan ailenin korunması ve güçlendirilmesi ilkesine ters düşmektedir.
Günümüze kadar ailenin ve evlilik kurumunun korunması amacıyla siyasi iktidarlar tarafından yürütülen faaliyetler, bu konuda arzu edilen hedefe ulaşılamadığını ortaya koymaktadır.
Boşanma istemi, evliliği bitirme yolunda atılmış bir adım olmakla beraber; boşanma öncesi, boşanma esnasında ve boşanma sonrasında yaşananların mercek altına alınması gerekiyor.
BOŞANMA SÜRECİNE GİDEN YOLDA YAŞANANLAR
Boşanma, bir zaman diliminde gerçekleşen bir olaydır. Evli bir çiftin boşanma talebine son noktayı koyan hukuki açıdan mahkemelerde hakimin Türk Milleti Adına vereceği ‘Karardır.,
Ancak boşanmaya giden zaman diliminde yaşananlar, bazı kadınlarımızın zorlu bir süreçten geçmek bir yana; bu süreci canlarıyla ödediklerini ortaya koymaktadır.
Kadınların yaşadığı cinayetle noktalanan olayların pek azını erkeklerde yaşamakta ise de kadınlarımız daha riskli bir ortamda yaşam mücadelesi vermektedir.
Sadece kendi yaşamlarını koruma bakımından değil, çocuklarını ve kendi aile fertlerini korumak bakımından da kadınlarımızın hukuki açıdan destek almaya muhtaç kaldıklarını gözlemliyoruz.
Kadınlarımızı boşanma aşamasına götüren süreçte eşlerinin; aldatma, kıskançlık, şiddetli geçimsizlik, çocuklar üzerinden velayet kavgası, psikolojik sorunlar ve barışma istemine verilen ‘ Hayır!, cevabı gibi nedenler ilk sıralarda yer almaktadır.
Boşanma sürecinin en üzücü yanı, bu süreçte işlenen cinayetlerdir. Özellikle uzun yıllardır evli olup, bir veya birden fazla çocuk sahibi olan annelerin çocuklarının gözü önünde cinayete kurban gitmesi sorunun en üzücü yanını teşkil etmektedir.
Cinayeti işleyen erkeklerin profili incelendiğinde bir kısmının; işsiz, sigara, alkol veya uyuşturucu bağımlısı olup eşine ve çocuklarına eziyet ettikleri, cezaevi mahkumu ya da firarisi oldukları anlaşılmaktadır.
Eziyet ve işkence gören kadınların boşanma isteği; çoğu kez kültür düzeyi düşük olan ve boşandıktan sonra dahi boşandığı eşinin bir başkası ile evlenmesine tahammül edemeyen bir kısım erkekler tarafından kabul görmeyip cinayet nedeni olabilmektedir.
Bu özelliklere sahip erkekler, uzun yıllardır eşi ve çocuklarının annesi olan kadınları ani bir öfke ve tartışma sonucu; boğmak, bıçaklamak, tabanca veya pompalı tüfekle öldürmek suretiyle cinayet işliyorlar.
Bu erkeklerden bazılarının cinayet sonrası kendi yaşamlarına intihar etmek yoluyla son vermesi, son pişmanlığın fayda vermediğini ve giden canları geri getirmediğini ortaya koyuyor.
CİNAYETLER ÖNLENMELİ, KADINLARIMIZ KORUNMALI
Aileyi korumak ve güçlendirmek, aile fertlerini korumakla mümkündür. Yaşam hakkı kutsaldır ve bu hak her türlü riske karşı korunmaya değerdir.
Cinayetlerin arkasında yatan gerçek, koyu bir cehalet öfke kontrolünden uzak davranışlardır.
Sorunun çözümünde aile içi eğitim ilk planda yer almalıdır. Ailede sevgi, saygı, hoşgörü ve merhamet gibi insani değerlerimizi canlı tutmanın önemi büyüktür.
Erken yaşta evliliklerin önü alınmalı, evlenme arzusunda olan çiftler planlı bir eğitim sürecinden geçmelidir.
Ülkemizde son yıllarda, kadına yönelik şiddet ve çocuklara cinsel istismar vakalarında artış gözlenmektedir. Bu durum vakaları yakından takip eden ve çözüm mekanizmaları geliştiren Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının yükünü ve sorumluluğunu artırmaktadır.
24 Haziran seçimleri sonucu oluşan ‘Cumhurbaşkanlığı Yönetim Sistemine, geçişte ‘Çalışma, Sosyal Hizmetler ve Aile Bakanlığı, oluşturuldu. Bu bakanlığın bu isimle değil de Çalışma Bakanlığından ayrı olarak ‘Aile ve Çocuk Bakanlığı, ismiyle kurulması; aile kurumuna ilişkin hizmetlerin etkinliği açısından daha yararlı olabilirdi.
Çalışma Bakanlığı geçmişte de isim değişikliğine uğrayan bir bakanlık olmuştur. Nüfusun tamamına hizmet götürmesi, büyük bütçesi ve çalışma yaşamında yer alan büyük sorunlar nedeniyle, bir dönem Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı adıyla da vatandaşa hizmet götürdüğü hatırlardadır.
Şimdi birleşik yapıda yer alan Çalışma, Sosyal Hizmetler ve Aile Bakanlığını büyük sorunlar beklemektedir. Çalışma yaşamında yer alan işsizlik, kayıt dışı istihdam, çocuk işçiliği ve sosyal güvenlik kapsamının genişletilmesi bir yana toplum olarak aileyi yakından ilgilendiren sorunlarda da giderek bir artış gözlenmektedir.
Son yıllarda ailede boşanma sayılarında görülen artışlar bir yana; kadına yönelik şiddet, engelli vatandaşlarımızın yaşadığı problemler, kaybolan ve kaçırılan çocukların toplumda yarattığı infial bu alanda yaşanan sorunların sadece birkaçıdır.
Aile yapısını korumak ve güçlendirmek şarttır. Çocuklarımızı güvenli bir geleceğe hazırlamak gençlerimizi hedeflerine uygun bir yaşama yönlendirmek istiyorsak bu alanda yaşanan sorunlara yeni kurulan bakanlık yoluyla odaklanmak gerekir.
Umarız toplumsal yapının geleceği açısından; insanlarımızın beklentilerine cevap veren insani değerlerle barışık, sağlam bir aile yapısı ‘Çalışma, Sosyal Hizmetler ve Aile Bakanlığının, çalışmaları neticesinde başarıya ulaşır.
Adınız Soyadınız
E-Posta
Girilecek rakam : 996545
Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.