En Son Haberler



Atıf ÖZGEN

bilgi@insanidegerler.org
  Özgeçmişi
  Tüm Yazıları

CİNAYETLE SONLANAN EVLİLİKLER VE AİLE YAPIMIZ

Evlilik kurumu, toplumsal yapının temel taşı olan aileyi oluşturması açısından korunması ve güçlendirilmesi zorunlu bir kurum olarak kabul edilmektedir.

Ne var ki geleneksel aile yapımızda görülen değişimler, son yıllarda evlilik kurumunun giderek zayıflamasına yol açmaktadır.

Toplum bilimciler ve sosyologlar genelde Türk aile geleneğinin zayıflamasında geniş aileden çekirdek aileye geçiş sürecini neden olarak gösteriyorlar.

Ailenin bozulması, zayıflaması ve sonuçta evli çiftlerin ayrılarak boşanmasının nedenleri üzerinde ciddiyetle durmak gerekiyor.

Aile, mutlu bir gelecek ve huzurlu bir yuva kurma uğruna evlenmek amacıyla sözlenmiş bir çiftin oluşturduğu toplumsal yapının temel taşıdır.

Aile yapısında görülen bozulma, evli çiftlerden birinin veya her ikisinin aynı anda boşanma kararı alması üzerine açığa çıkıyor.

Geleneksel aile yapımızda görülen dejenerasyonu incelemeden önce Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından her yıl açıklanan evlenme ve boşanma istatistiklerini gözden geçirmek gerekiyor.

İSTATİSTİKİ  VERİLER NE DİYOR ?

Türkiye genelinde evlenen çift sayısı 2017 yılı için 569.459 olarak açıklandı. Son 5 yılda evlenmek için müracaatta bulunan çiftlerin sayısı her yıl için ortalama  550-600 bin civarında gerçekleşiyor.

Boşanan çift sayısı ise TÜİK verilerine göre 2016 yılı için 126.164 iken bu sayı 2017 yılında 128.411 e yükselmiş… Veriler ayrıca boşanmaların sayısının son 5 yılda % 9,8 oranında arttığını ortaya koyuyor.

Bu oranın yıllara göre artış göstermesi; evlilik kurumunun dolayısıyla aile yapımızın ciddi bir sarsıntı geçirdiğini gösteriyor.

TÜİK verileri, evlilik süresine göre gerçekleşen boşanma sayıları konusunda da bize bilgi veriyor.

Boşanmaların % 38,7 si evliliğin ilk 5 yılı içinde gerçekleşiyor ve bu oran evlilik süresi uzadıkça giderek azalan bir seyir ortaya koyuyor.

Boşanma nedenleri üzerinde yapılan araştırmalarda; ekonomik yetersizlik, cana kast, kötü muamele, eşi terk, zina ve şiddetli geçimsizlik boşanmaya yol açan nedenler arasında gösterilmektedir.

İstatistiki verilerin ortaya koyduğu gerçek, Anayasamızda ifadesini bulan ailenin korunması ve güçlendirilmesi ilkesine ters düşmektedir.

Günümüze kadar ailenin ve evlilik kurumunun korunması amacıyla siyasi iktidarlar tarafından yürütülen faaliyetler, bu konuda arzu edilen hedefe ulaşılamadığını ortaya koymaktadır.

Boşanma istemi, evliliği bitirme yolunda atılmış bir adım olmakla beraber; boşanma öncesi, boşanma esnasında ve boşanma sonrasında yaşananların mercek altına alınması gerekiyor.

BOŞANMA SÜRECİNE GİDEN YOLDA YAŞANANLAR

Boşanma, bir zaman diliminde gerçekleşen bir olaydır. Evli bir çiftin boşanma talebine son noktayı koyan hukuki açıdan mahkemelerde hakimin Türk Milleti Adına vereceği ‘Karardır.,

Ancak boşanmaya giden zaman diliminde yaşananlar, bazı kadınlarımızın zorlu bir süreçten geçmek bir yana; bu süreci canlarıyla ödediklerini ortaya koymaktadır.

Kadınların yaşadığı cinayetle noktalanan olayların pek azını erkeklerde yaşamakta ise de kadınlarımız daha riskli bir ortamda yaşam mücadelesi vermektedir.

Sadece kendi yaşamlarını koruma bakımından değil, çocuklarını ve kendi aile fertlerini korumak bakımından da kadınlarımızın hukuki açıdan destek almaya muhtaç kaldıklarını gözlemliyoruz.

Kadınlarımızı boşanma aşamasına götüren süreçte eşlerinin; aldatma, kıskançlık, şiddetli geçimsizlik, çocuklar üzerinden velayet kavgası, psikolojik sorunlar ve barışma istemine verilen ‘ Hayır!, cevabı gibi nedenler ilk sıralarda yer almaktadır.

Boşanma sürecinin en üzücü yanı, bu süreçte işlenen cinayetlerdir. Özellikle uzun yıllardır evli olup, bir veya birden fazla çocuk sahibi olan annelerin çocuklarının  gözü  önünde cinayete kurban gitmesi sorunun en üzücü yanını teşkil etmektedir.

Cinayeti işleyen erkeklerin profili incelendiğinde bir kısmının; işsiz, sigara, alkol veya uyuşturucu bağımlısı olup eşine ve çocuklarına eziyet ettikleri, cezaevi mahkumu ya da firarisi oldukları anlaşılmaktadır.

Eziyet ve işkence gören kadınların boşanma isteği; çoğu kez kültür düzeyi düşük olan ve boşandıktan sonra dahi boşandığı eşinin bir başkası ile evlenmesine tahammül edemeyen bir kısım erkekler tarafından kabul görmeyip cinayet nedeni olabilmektedir.

Bu özelliklere sahip erkekler, uzun yıllardır eşi ve çocuklarının annesi olan kadınları ani bir öfke ve tartışma sonucu; boğmak, bıçaklamak, tabanca  veya pompalı tüfekle öldürmek suretiyle cinayet işliyorlar.

Bu erkeklerden bazılarının cinayet sonrası kendi yaşamlarına intihar etmek yoluyla son vermesi, son pişmanlığın fayda vermediğini ve giden canları geri getirmediğini ortaya koyuyor.

CİNAYETLER  ÖNLENMELİ,  KADINLARIMIZ KORUNMALI

Aileyi korumak ve güçlendirmek, aile fertlerini korumakla mümkündür. Yaşam hakkı kutsaldır ve bu hak her türlü riske karşı korunmaya değerdir.

Cinayetlerin arkasında yatan gerçek, koyu bir cehalet öfke kontrolünden uzak davranışlardır.

Sorunun çözümünde aile içi eğitim ilk planda yer almalıdır. Ailede sevgi, saygı, hoşgörü ve merhamet gibi insani değerlerimizi canlı tutmanın önemi büyüktür.

Erken yaşta evliliklerin önü alınmalı, evlenme arzusunda olan çiftler planlı bir eğitim sürecinden geçmelidir.

Ülkemizde son yıllarda, kadına yönelik şiddet ve çocuklara cinsel istismar vakalarında artış gözlenmektedir. Bu durum vakaları yakından takip eden ve çözüm mekanizmaları geliştiren Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının yükünü ve sorumluluğunu artırmaktadır.

24 Haziran seçimleri sonucu oluşan ‘Cumhurbaşkanlığı Yönetim Sistemine, geçişte ‘Çalışma, Sosyal Hizmetler ve Aile Bakanlığı, oluşturuldu. Bu bakanlığın bu isimle değil de Çalışma Bakanlığından ayrı olarak ‘Aile ve Çocuk Bakanlığı, ismiyle kurulması; aile kurumuna ilişkin hizmetlerin etkinliği açısından daha yararlı olabilirdi.

Çalışma Bakanlığı geçmişte de isim değişikliğine uğrayan bir bakanlık olmuştur. Nüfusun tamamına hizmet götürmesi, büyük bütçesi ve çalışma yaşamında yer alan büyük sorunlar nedeniyle, bir dönem Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı adıyla da vatandaşa hizmet götürdüğü hatırlardadır.

Şimdi birleşik yapıda yer alan Çalışma, Sosyal Hizmetler ve Aile Bakanlığını büyük sorunlar beklemektedir. Çalışma yaşamında yer alan işsizlik, kayıt dışı istihdam, çocuk işçiliği ve sosyal güvenlik kapsamının genişletilmesi bir yana toplum olarak aileyi yakından ilgilendiren sorunlarda da giderek bir artış gözlenmektedir.

Son yıllarda ailede boşanma sayılarında görülen artışlar bir yana; kadına yönelik şiddet, engelli vatandaşlarımızın yaşadığı problemler, kaybolan ve kaçırılan çocukların toplumda yarattığı infial bu alanda yaşanan sorunların sadece birkaçıdır.

Aile yapısını korumak ve güçlendirmek şarttır. Çocuklarımızı güvenli bir geleceğe hazırlamak gençlerimizi hedeflerine uygun bir yaşama yönlendirmek istiyorsak bu alanda yaşanan sorunlara yeni kurulan bakanlık yoluyla odaklanmak gerekir.

Umarız toplumsal yapının geleceği açısından; insanlarımızın beklentilerine cevap veren insani değerlerle barışık, sağlam bir aile yapısı ‘Çalışma, Sosyal Hizmetler ve Aile Bakanlığının, çalışmaları neticesinde başarıya ulaşır.

 

Atıf ÖZGEN
İnsani Değerler Derneği Kurucu ve Yönetim Kurulu Üyesi
 
 
 

 Okunma Sayısı : 2394

DİĞER YAZILARI

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 996545

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.