ATIF ÖZGEN
1.KİMLİK VE İLETİŞİM BİLGİLERİ
Doğum Yeri ve Tarihi: KAYSERİ, 1948 İş: Sosyal Güvenlik Kurumundan Emekli (1973-2013) e-mail: ozgenatif@gmail.com
2. EĞİTİM
İlk ve orta öğrenimini Kayseri’de yaptı. Kayseri Lisesini bitirdikten sonra Yüksek öğrenimini Ankara’da tamamladı. 1968-1973 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümünde eğitim gördü. Yüksek Matematikçidir.
3. İŞ TECRÜBELERİ
Mesleki yaşamı Sosyal Güvenlik Kurumunda geçti. Kurumdaki 40 yılı bulan görevinde İstatistikçi, Eğitimci ve Araştırma Şube Müdürü olarak görev yaptı. Son olarak Kurumun, Koordinasyon ve Bilgilendirme Dairesinde Rehberlik Merkezi Müdürü iken emekli oldu. Çalışma yaşamında uzman sıfatıyla sosyal güvenlik, sağlık ve istihdam konulu yazıları Mercek, İşveren, Sosyal Güvenlik Dünyası ve SGK Bülteni gibi dergilerde yayımlandı.
4. MEVCUT DURUM
Halen bir sivil toplum kuruluşu olan İnsani Değerler Derneğinin Kurucu üyelerinden olup, Dernekte Yönetim Kurulu Üyeliği yanında Genel Sekreter Yardımcısı olarak görev yapmaktadır. Demokraside Birlik Vakfının da üyesidir. Derneğin internet sitesindeki Köşesinde, yazar olarak konusu insanın maddi ve manevi yapısını ele alan makale ve sohbet türü yazıları yer almaktadır. Aynı yazılar Türkuaz Haber Ajansının sitesindeki Köşesinde de yayımlanmaktadır. Özgen evli ve iki çocuk babasıdır.
5. YAZARIN SOSYAL GÜVENLİK, SAĞLIK VE İSTİHDAM KONULU MUHTELİF DERGİLERDE YAYIMLANAN DİĞER YAZILARI
1. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sisteminde Yeni Arayışlar, Yıl:2, Sayı:7- 8, Şubat-Haziran 2000 2. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Sigorta Kurumlarının Mevcut Durumu Işığında Sosyal Güvenlik Sisteminin Geleceği, Yıl:4, Sayı:10, Nisan 2001
3. Sosyal Güvenlik Dünyası, Çalışan veya Sokakta Yaşayan Çocukların Sorunları,Yıl:4 Sayı:12, Ağustos-Aralık 2001 4. Sosyal Güvenlik Dünyası, SSK Teşkilat Yapısı ve Tahsis Mevzuatı, Yıl:5, Sayı:23, Ocak-Şubat 2004 5. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sistemine Temel Yaklaşımlar ve Yapısal Reformlar, Yıl:6, Sayı: 26, Temmuz- Ağustos 2004 6. MESS Mercek Dergisi, Sosyal Güvenlik Sistemine Temel Yaklaşımlar ve Yapısal Reformlar, Yıl:9, Sayı:36, Ekim 2004 7. Sosyal Güvenlik Dünyası, Genel Sağlık Sigortası Gerçekleşecek Mi?, Yıl:7, Sayı:28, Kasım-Aralık 2004 8. Çözüm Sağlık/ Bilişim Haber, Sağlık Sisteminin İyileştirilmesi ve Genel Sağlık Sigortası, Sayı:7, Ocak- Şubat 2005 9. Sosyal Güvenlik Dünyası, SSK da Rehberlik Hizmetleri, Yıl: 7, Sayı: 29, Ocak- Şubat 2005 10. Sosyal Güvenlik Dünyası, Çalışma Yaşamında Çocuk, Yıl:7, Sayı:30, Mart- Nisan 2005 11. Sosyal Güvenlik Dünyası, SSK da Yaşlılık Sigortası Uygulamaları, Yıl: 7, Sayı: 31, Mayıs- Haziran 2005 12. MESS Mercek Dergisi, İşsizlik Sorununun Bir Yansıması: ‘Genç ve Eğitimli İşsizler, Yıl:10, Sayı: 39, Temmuz 2005 13. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sisteminde Sigorta Primini İyileştirme Uygulamaları, Yıl: 8, Sayı: 33, Eylül- Ekim 2005 14. Sosyal Güvenlik Dünyası, Yeşil Kart Uygulamasının Sağlık ve Sosyal Güvenlik Sistemimiz İçindeki Yeri, Yıl: 8, Sayı: 34, Kasım- Aralık 2005 15. TİSK İşveren Dergisi, İşsizlik Sorununun Sosyal Boyutu, Cilt: 44, Sayı:4, Ocak 2006 16. Sosyal Güvenlik Dünyası, SSK Sağlık Harcamaları Neden Artıyor?, Yıl: 8, Sayı:35, Ocak- Şubat 2006 17. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sisteminde Köklü Değişim Yeni Sorunlara Yol Açar Mı?, Yıl. 8, Sayı: 36, Mart- Nisan 2006 18. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sağlık Sisteminde Yeni Düzenlemeler ve Özel Hastane Uygulamaları, Yıl: 8, Sayı: 37, Mayıs- Haziran 2006 19. MESS Mercek Dergisi, Sosyal Güvenlikte Yeni Dönem: Yapısal Değişim Sorunları Çözecek Mi?, Yıl: 11, Sayı: 43, Temmuz 2006 20. TİSK İşveren Dergisi, Bir Toplumsal Sorun: Genç İşsizler, Cilt: 45, Sayı: 4-5, Ocak-Şubat 2007 21. Sosyal Güvenlik Dünyası, Emeklilik Sisteminde Temel Sorun Yaş Mı?, Yıl: 9, Sayı: 41, Ocak- Şubat 2007 22. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sağlık Sisteminde Yeni Düzenlemeler ve Sağlık Harcamaları, Yıl: 9, Sayı: 42, Mart- Nisan 2007 23. Sosyal Güvenlik Dünyası, Yoksulluk ve Yolsuzluklardan Arınmış Bir Sosyal Güvenlik Sistemi, Yıl:9, Sayı: 43, Mayıs- Haziran 2007 24. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sisteminde Yardım ve Dayanışma, Yıl: 10, Sayı: 45, Eylül- Ekim 2007 25. MESS Mercek, Türkiye’de İşsizlik ve İstihdam Sorununa Yönelik Arayışlar, Yıl: 12, Sayı: 48, Ekim 2007 26. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlikte Yeniden Yapılanma ve ‘Tek Çatı, Sorunu, Yıl: 10, Sayı: 46, Kasım- Aralık 2007 27. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlikte Zorlu Dönemeç, Yıl: 10, Sayı: 48, Mart- Nisan 2008 28. MESS Mercek, Sosyal Güvenlikte Geçiş Dönemi,, Yıl: 13, Sayı: 50, Nisan 2008 29. Sosyal Güvenlik Dünyası, Kayıt Dışı İstihdam ve Yaşanan Sorunlar, Yıl: 10, Sayı: 50, Temmuz- Ağustos 2008 30. TİSK İşveren Dergisi, Küresel Ekonomik Kriz ve İşsizlik, Cilt. 47, Sayı. 2, Kasım 2008 31. MESS Mercek Dergisi, Ekonomik Kriz ve Sosyal Yaşam, Yıl: 14, Sayı: 53, Ocak 2009 32. TİSK İşveren Dergisi, İstihdamın Korunmasında ve Geliştirilmesinde Yaşanan Sorunlar, Cilt: 47, Sayı: 8, Mayıs 2009 33. Sosyal Güvenlik Dünyası, Genç İşsizlerin Önceliği: ‘İstihdam, Yıl: 12, Sayı: 62, Ekim 2009 34. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sağlık Sistemi ve Yeşil Kart Uygulaması, Yıl: 12, Sayı: 64, Aralık 2009 35. MESS Mercek Dergisi, Gençlerinde Hayalleri Var!.., Yıl: 15, Sayı: 58, Nisan 2010 36. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Yardım ve Hizmetler Sosyal Güvenlik Sistemi İçinde Düzenlenebilir Mi?, Yıl: 13, Sayı: 67, Mayıs- Haziran 2010 37. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sağlık Sistemi ve Yeni Gelişmeler, Yıl: 13, Sayı: 69, Eylül- Ekim 2010 38. MESS Mercek Dergisi, Yaşlanan Nüfus ve Sosyal Güvenlik Sistemi, Yıl: 16, Sayı: 61, Ocak 2011 39. SGK Bülteni, Sosyal Güvenlik Kurumu ve Kayıt Dışı İstihdam, Sayı: 39, Ocak- Şubat 2011 40. SGK Bülteni, Sosyal Güvenlik Kurumunun Yenilenen Vizyonu, Sayı: 40, Mart- Nisan 2011 41. MESS Mercek Dergisi, Türkiye’de Kadın İstihdamının Yansıttığı Gerçekler, Yıl: 16, Sayı: 62, Nisan 2011 42. MESS Mercek Dergisi, Mesleki Eğitim Sistemi ve İstihdam, Yıl: 16, Sayı: 63, Temmuz 2011 43. MESS Mercek Dergisi, Dünyada ve Türkiye’de Yoksulluk, Yıl: 17, Sayı: 65, Ocak 2012 44. TİSK İşveren Dergisi, Küresel Ekonomik Krizin Seyri ve Sosyal Boyutu, Cilt: 50, Sayı: 1, Ocak- Şubat 2012 45. İNŞAAT Sanayii Dergisi, Gelişen İnşaat Sektörü ve İstihdam, Yıl: 22, Sayı: 129, Ocak- Şubat 2012 46. Sosyal Güvenlik Dünyası, Özürlülerin Sosyal Güvenliği, Yıl: 15, Sayı: 77, Ocak- Şubat 2012 47. MESS Mercek Dergisi, Türkiye’de Kadın Potansiyeli ve Kadın Girişimciliği, Yıl: 17, Sayı: 66, Nisan 2012 48. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlikte Kapsam Sorunu ve Genel Sağlık Sigortası, Yıl: 15, Sayı: 79, Mayıs- Haziran 2012 49. Sosyal Güvenlik Dünyası, İş Kazaları ve İş Güvenliği Alanında Ne Durumdayız?, Yıl: 15, Sayı: 80, Temmuz- Ağustos 2012 50. TİSK İşveren Dergisi, Sosyal Güvenlik Sistemi ve Yeni Gelişmeler, Cilt: 50, Sayı: 6, Kasım- Aralık 2012 51. Sosyal Güvenlik Dünyası, İstihdam Amaçlı Mesleki Eğitim Sistemi, Yıl: 16, Sayı: 83, Ocak- Şubat 2013 52. Sosyal Güvenlik Dünyası, Türkiye’de Emeklilik Sistemi, Yıl: 16, Sayı: 84, Mart- Nisan 2013 53. TİSK İşveren Dergisi, Genç İşsizliği ve İstihdam Üreten Girişimcilik, Cilt:53, Sayı 2, Mart- Nisan 2015 54. TİSK İşveren Dergisi, Dünyada ve Türkiye’de Göç Sorunu, Mülteci Krizinin Sosyal Boyutu, Ocak-Şubat 2016, Cilt 54, Sayı 1 55. TİSK İşveren Dergisi, Mülteci Krizi Bir İnsanlık Krizidir!.., Mart-Nisan 2016, Cilt 54, Sayı 2
Özgür olmak ve özgürce yaşamak; asırlar boyu insanlık adına verilen mücadelelerin merkezinde yer alan temel kavramlar olmuştur. Çok eski tarihlerde savaşlarda esir düşenlere, geleneksel inanç sistemlerine aykırı söylemde bulunanlara, ağır suç işleyenlere ve korsanlar tarafından kaçırılan insanlara köle muamelesi yapılır ve özgürce yaşamdan mahrum bırakılırdı. Kölelik yöntemiyle insanlık, geçmişte büyük bedeller ödedi. İnsanlar arasında ayrımcılığa dayanan ve sömürgeci ülkeleri köle ticaretine özendiren uygulamalar, insanlığın sahip olduğu ortak değerleri de yok saymıştı. İslam Dininin, insanın kölelikten kurtulması amacıyla Yüce Yaratana gerçek manada kul olması gerektiği anlayışına, Batı toplumu asırlar sonra 18nci Yüzyılın sonlarında Fransız İhtilali ve 20nci Yüzyılda ‘İnsan Hak ve Hürriyetleri Bildirgesiyle, adım atabilmiştir. İslam Dininin peygamberi Hz. Muhammed 14 asır önce Veda Hutbesinde insanların özgürce yaşamasını esas alan temel insan haklarını vaz etmişti. Bu Hutbede ifade edilen ‘Ne zulmediniz nede zulme uğrayınız, ifadesi insan özgürlüğüne yüklenen anlamlı bir mesaj oluşturmuştur. Günümüzde de dünyanın değişik bölgelerinde insanlar özgürce yaşamanın mücadelesini vermeye devam ediyor. Afrika’da sömürgeci ülkelerin yerli halka uyguladığı sindirme ve baskı devam ediyor; Asya’da Müslümanların yaşadığı bazı ülkelerde insanlar toplu göçe zorlanıyor. Küresel Kölelik Endeksine göre dünyada muhtelif ülkelerde milyonlarca insan özgür yaşam koşullarından uzak bir şekilde köle olarak yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Hindistan’da 14 milyonu aşkın insanın köle olduğu ifade ediliyor. Birleşmiş Milletler Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesinin (İHOP), İsviçre’nin Cenevre kentinde düzenlediği toplantıya katılan insan hakları kuruluşları; Çin’de ayrımcılığa uğrayan ve özgür yaşam koşullarından uzak olan toplulukların başında Müslüman Uygur Türklerinin geldiği hususunu teyit etti. Uygur çocuklarına Müslüman ismi verilmediği ve bölge insanlarından oruç tutmayacaklarına ilişkin belge imzalatıldığı gerçeği de toplantı gündeminde yer aldı. Sincan Uygur Özerk Bölgesinde yaşayan Müslümanlar için yapılan sunumlarda da, herhangi bir yargı kararına dayanmaksızın hürriyetlerinden alıkonulan kişi sayısının 3 milyon civarında olduğu ifade ediliyor. "BM Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesi üyesi Gay McDougall, Uygur bölgesiyle ilgili gelen çok sayıda güvenilir rapor bulunduğunu ve bölgenin kitlesel toplama kampına benzer bir durumla karşı karşıya kalmasından endişe duyduğunu söyledi." (Hürriyet, 12.08.2018, S.21) Geçmişte yaşanan onca acılara, insanlığın asırlarca çektiği sıkıntılara rağmen, dünyanın değişik bölgelerinde yaşayan insanların ırk ayrımı veya diğer nedenlerle özgür yaşam haklarından mahrum bırakılması özgürce yaşam koşullarının halen önemini koruduğunu ortaya koymaktadır. Sömürgeci anlayış, ırk ayrımı, insanca muameleden uzak uygulamalar insanların özgür yaşam özlemine büyük darbeler vurdu. Buraya kadar sözünü ettiğimiz insan özgürlüğünü yok eden uygulamalar; ayrımcı politikalar tasarlayan bazı ülkelerin insanlık dışı uygulamaları çerçevesinde değerlendirilmelidir. Bunun dışında insanın bizzat kendi özgürlüğünü tehdit eden ve kendinden kaynaklanan davranışları da özgür yaşamına engel oluşturmaktadır. İnsanı köle olmaktan ayrı olarak hapishane mahkumuna dönüştüren, kendi davranışlarından kaynaklanan suçlar ve özgürlüğünü kısıtlayıcı diğer yanlış davranışlardan da söz etmek gerekir. Kölelik kadar insanın kendi yanlış davranışları sonucu özgürlüğünden mahrum kalması kendine yeterince hakim olamaması öfke ve sinirini kontrol edememesinden kaynaklanmaktadır. İŞLEDİĞİMİZ HER SUÇ ÖZGÜRLÜĞÜMÜZE BEDEL ÖDETİR… Bir hukuk sisteminde suç işlemenin karşılığı olan cezalandırma şekli kanunlarda belirtilmiştir. Ülkemizde de 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununda hangi suç fiillerine nasıl bir ceza öngörüldüğü bir temel esasa bağlanmıştır. Özgür düşüncenin bir gereği olarak; hiçbir insan haksız olarak suçlanıp yargılama sonucu mahkum olarak hapse girmeyi istemez. Gerçek olan şu ki, suçu işleyen insandır. Ancak suça yönelimde insan kendi davranışları kadar, yaşadığı toplumun içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik koşullardan da etkilenmektedir. Yaşam koşullarının ağırlığı, içinde bulunduğumuz ortam, insanın bir an için öfke ve sinir kontrolünü kaybetmesi, o insanı içinden kolay kolay çıkamayacağı bir hapishane mahkumuna dönüştürebiliyor. Son pişmanlık fayda vermiyor. Mahkum olan insan özgürlüğüne veda ediyor, cezaevinin ağır yaşam koşulları ile baş başa kalıveriyor. Mahkumiyeti; insan siciline işlenen bir olay olmanın ötesinde, yaşama vurulan bir pranga olarak değerlendirmek gerekir. İnsan kendince çok haklı nedenler sonucu hapse düşebilir. Bu nedenler; namus meselesi, haksız yere çıkarılan iftira, alacak verecek meselesi, hakarete maruz kalma, mevcut düzenin ağır yaşam koşullarına isyan olabilir. Ne var ki hapishane ortamı, insan yaşamında acı izler bırakacak olayların yer aldığı bir çile ortamıdır. Aşağıdaki notlar, bu çile ortamına düşen ve hepimizce tanınan bazı ünlü mahkumların yaşadıkları cezaevi ortamına ilişkin intibalarını içeren, basın mensuplarıyla yaptıkları röportajlardan derlenmiştir: Cezaevinde geçen bir filmin içine düşmek istiyorsanız hapsolmayı göze almalısınız. 4-5 metrekarelik adına hücre denilen küçücük bir odada; suların sarı aktığı, odaların idrar koktuğu, mahkumların çay, sigara gibi alışkanlıklardan mahrum kaldığı bir ortamla karşılaşırsınız. Denizin sesini, suyun şırıltısını, gökyüzünün maviliğini, eşinizi ve dostlarınızı özlersiniz. Sabahın erken saatinde sayım için demir kapının gözetleme deliğinin her gün korkunç bir sesle açıldığının tanığı olursunuz. Dua edip, umudunuzu her an yenilemek ihtiyacı hissedersiniz. Cezaevinde kendi dünyanızı yaratamazsınız, çünkü; karşınıza çıkan her engel size bu gerçeği fark etmeniz esası üzerine kurulmuştur. Yaşam için tek sermayeniz olan zamanınızın, özgürce yaşama koşullarının elinizden ve yüreğinizden alınmasını istiyorsanız mahkum olmayı göze almalısınız. ÖZGÜRCEYAŞAM İÇİN SUÇA VE SUÇLULARABAKIŞ Hapishane koşullarının ağırlığı, insan yaşamına vurulan pranga, haklı olarak bilim insanları başta olmak üzere tüm insanlığı özgürce bir yaşamın tesisi konusunda arayışlara yöneltmiştir. Seri katillerin pervasızca insan öldürdüğü, gözünü kan bürümüş bazı insanların adam öldürmeyi marifet saydığı, sadece bıçağını denemek için hasmını öldüren katillerin var olduğu bir ortamda; özgürce yaşamın mücadelesini vermek elbette kolay değildir. Özgürlük, insanlık için vaz geçilmez bir tutkudur. Bir insan için özgür bir ortamda yaşamak, yaşama değer katmaktır. Amerikalı yazar, bilim insanı ve siyasetçi Benjamin Franklin (1706-1790); ‘ Geçici bir güven uğruna temel özgürlüklerinden vazgeçenler, ne özgürlüğü hak ederler nede güveni, der. Özgürlük kavramına farklı bir yaklaşım sergileyen Polonya doğumlu Alman Marksist filozof ve devrimci Rosa Luxemburg’a (1871-1919) göre de ‘özgürlük daima farklı düşünenlerin özgürlüğüdür., Rus edebiyatının ünlü yazarlarından Lev Nikolayeviç Tolstoy’unda özgürlüğe bakışını yansıtan şu sözü oldukça anlamlıdır: ‘ Özgürlüğünü ısrarla koruyan tek bir adamın ahlaki gücü, binlerce sessiz kölenin gücünden daha fazladır., Hint asıllı İngiliz yazar George Orwell ise özgürlüğü şöyle tanımlar: "Özgürlük, iki kere ikinin dört ettiğini söyleyebilmektir. Eğer buna izin verilirse gerisi kendiliğinden gelir., İslam Dininin ilk dört halifesinden dördüncüsü olan Hz. Ali’de bu konuda şöyle diyor: ‘ Allah seni özgür yaratmışken başkasının kölesi olma." Geçmiş yılların getirdiği acı tecrübeler, insanlığa bedeli ödenmeden özgürce yaşamanın mümkün olmadığını göstermiştir. Tarihte büyük çapta çıkan ihtilaller, isyanlar özgürlük tutkusunun yaşama yansımasından başka bir şey değildir. Özgürlük, kaybedilince değeri daha iyi anlaşılan çok önemli bir değerdir. Günümüzde özgürce yaşamı gerçekleştirme adına, adli süreç öncesi suçluları topluma kazandırma adına ıslah çalışmaları ile potansiyel suçluların suç işlemelerinin önüne nasıl geçilebileceği üzerinde duruluyor. Suçlu sayısını azaltmak için ayrıca, hukuk ve adalet sisteminde reform yapmak cezaevi ve mahkum sayısını artıran değil azaltan projeler üzerinde çalışmak diğer yararlı olabilecek çözüm seçenekleri arasında bulunuyor. Eğitim, suçu ve suçluları azaltma yolunda en etkin yöntemlerin başında gelir. Eğitimin etki alanı geniş tutulduğu sürece özgürlüğün değeri daha iyi anlaşılacak, suça yönelim giderek azalacaktır. Atıf ÖZGEN
Özgür olmak ve özgürce yaşamak; asırlar boyu insanlık adına verilen mücadelelerin merkezinde yer alan temel kavramlar olmuştur.
Çok eski tarihlerde savaşlarda esir düşenlere, geleneksel inanç sistemlerine aykırı söylemde bulunanlara, ağır suç işleyenlere ve korsanlar tarafından kaçırılan insanlara köle muamelesi yapılır ve özgürce yaşamdan mahrum bırakılırdı.
Kölelik yöntemiyle insanlık, geçmişte büyük bedeller ödedi. İnsanlar arasında ayrımcılığa dayanan ve sömürgeci ülkeleri köle ticaretine özendiren uygulamalar, insanlığın sahip olduğu ortak değerleri de yok saymıştı.
İslam Dininin, insanın kölelikten kurtulması amacıyla Yüce Yaratana gerçek manada kul olması gerektiği anlayışına, Batı toplumu asırlar sonra 18nci Yüzyılın sonlarında Fransız İhtilali ve 20nci Yüzyılda ‘İnsan Hak ve Hürriyetleri Bildirgesiyle, adım atabilmiştir.
İslam Dininin peygamberi Hz. Muhammed 14 asır önce Veda Hutbesinde insanların özgürce yaşamasını esas alan temel insan haklarını vaz etmişti. Bu Hutbede ifade edilen ‘Ne zulmediniz nede zulme uğrayınız, ifadesi insan özgürlüğüne yüklenen anlamlı bir mesaj oluşturmuştur.
Günümüzde de dünyanın değişik bölgelerinde insanlar özgürce yaşamanın mücadelesini vermeye devam ediyor. Afrika’da sömürgeci ülkelerin yerli halka uyguladığı sindirme ve baskı devam ediyor; Asya’da Müslümanların yaşadığı bazı ülkelerde insanlar toplu göçe zorlanıyor.
Küresel Kölelik Endeksine göre dünyada muhtelif ülkelerde milyonlarca insan özgür yaşam koşullarından uzak bir şekilde köle olarak yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Hindistan’da 14 milyonu aşkın insanın köle olduğu ifade ediliyor.
Birleşmiş Milletler Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesinin (İHOP), İsviçre’nin Cenevre kentinde düzenlediği toplantıya katılan insan hakları kuruluşları; Çin’de ayrımcılığa uğrayan ve özgür yaşam koşullarından uzak olan toplulukların başında Müslüman Uygur Türklerinin geldiği hususunu teyit etti. Uygur çocuklarına Müslüman ismi verilmediği ve bölge insanlarından oruç tutmayacaklarına ilişkin belge imzalatıldığı gerçeği de toplantı gündeminde yer aldı.
Sincan Uygur Özerk Bölgesinde yaşayan Müslümanlar için yapılan sunumlarda da, herhangi bir yargı kararına dayanmaksızın hürriyetlerinden alıkonulan kişi sayısının 3 milyon civarında olduğu ifade ediliyor.
"BM Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesi üyesi Gay McDougall, Uygur bölgesiyle ilgili gelen çok sayıda güvenilir rapor bulunduğunu ve bölgenin kitlesel toplama kampına benzer bir durumla karşı karşıya kalmasından endişe duyduğunu söyledi." (Hürriyet, 12.08.2018, S.21)
Geçmişte yaşanan onca acılara, insanlığın asırlarca çektiği sıkıntılara rağmen, dünyanın değişik bölgelerinde yaşayan insanların ırk ayrımı veya diğer nedenlerle özgür yaşam haklarından mahrum bırakılması özgürce yaşam koşullarının halen önemini koruduğunu ortaya koymaktadır.
Sömürgeci anlayış, ırk ayrımı, insanca muameleden uzak uygulamalar insanların özgür yaşam özlemine büyük darbeler vurdu.
Buraya kadar sözünü ettiğimiz insan özgürlüğünü yok eden uygulamalar; ayrımcı politikalar tasarlayan bazı ülkelerin insanlık dışı uygulamaları çerçevesinde değerlendirilmelidir. Bunun dışında insanın bizzat kendi özgürlüğünü tehdit eden ve kendinden kaynaklanan davranışları da özgür yaşamına engel oluşturmaktadır.
İnsanı köle olmaktan ayrı olarak hapishane mahkumuna dönüştüren, kendi davranışlarından kaynaklanan suçlar ve özgürlüğünü kısıtlayıcı diğer yanlış davranışlardan da söz etmek gerekir. Kölelik kadar insanın kendi yanlış davranışları sonucu özgürlüğünden mahrum kalması kendine yeterince hakim olamaması öfke ve sinirini kontrol edememesinden kaynaklanmaktadır.
İŞLEDİĞİMİZ HER SUÇ ÖZGÜRLÜĞÜMÜZE BEDEL ÖDETİR…
Bir hukuk sisteminde suç işlemenin karşılığı olan cezalandırma şekli kanunlarda belirtilmiştir. Ülkemizde de 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununda hangi suç fiillerine nasıl bir ceza öngörüldüğü bir temel esasa bağlanmıştır.
Özgür düşüncenin bir gereği olarak; hiçbir insan haksız olarak suçlanıp yargılama sonucu mahkum olarak hapse girmeyi istemez.
Gerçek olan şu ki, suçu işleyen insandır. Ancak suça yönelimde insan kendi davranışları kadar, yaşadığı toplumun içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik koşullardan da etkilenmektedir.
Yaşam koşullarının ağırlığı, içinde bulunduğumuz ortam, insanın bir an için öfke ve sinir kontrolünü kaybetmesi, o insanı içinden kolay kolay çıkamayacağı bir hapishane mahkumuna dönüştürebiliyor.
Son pişmanlık fayda vermiyor. Mahkum olan insan özgürlüğüne veda ediyor, cezaevinin ağır yaşam koşulları ile baş başa kalıveriyor.
Mahkumiyeti; insan siciline işlenen bir olay olmanın ötesinde, yaşama vurulan bir pranga olarak değerlendirmek gerekir.
İnsan kendince çok haklı nedenler sonucu hapse düşebilir. Bu nedenler; namus meselesi, haksız yere çıkarılan iftira, alacak verecek meselesi, hakarete maruz kalma, mevcut düzenin ağır yaşam koşullarına isyan olabilir.
Ne var ki hapishane ortamı, insan yaşamında acı izler bırakacak olayların yer aldığı bir çile ortamıdır.
Aşağıdaki notlar, bu çile ortamına düşen ve hepimizce tanınan bazı ünlü mahkumların yaşadıkları cezaevi ortamına ilişkin intibalarını içeren, basın mensuplarıyla yaptıkları röportajlardan derlenmiştir:
ÖZGÜRCEYAŞAM İÇİN SUÇA VE SUÇLULARABAKIŞ
Hapishane koşullarının ağırlığı, insan yaşamına vurulan pranga, haklı olarak bilim insanları başta olmak üzere tüm insanlığı özgürce bir yaşamın tesisi konusunda arayışlara yöneltmiştir.
Seri katillerin pervasızca insan öldürdüğü, gözünü kan bürümüş bazı insanların adam öldürmeyi marifet saydığı, sadece bıçağını denemek için hasmını öldüren katillerin var olduğu bir ortamda; özgürce yaşamın mücadelesini vermek elbette kolay değildir.
Özgürlük, insanlık için vaz geçilmez bir tutkudur. Bir insan için özgür bir ortamda yaşamak, yaşama değer katmaktır.
Amerikalı yazar, bilim insanı ve siyasetçi Benjamin Franklin (1706-1790); ‘ Geçici bir güven uğruna temel özgürlüklerinden vazgeçenler, ne özgürlüğü hak ederler nede güveni, der.
Özgürlük kavramına farklı bir yaklaşım sergileyen Polonya doğumlu Alman Marksist filozof ve devrimci Rosa Luxemburg’a (1871-1919) göre de ‘özgürlük daima farklı düşünenlerin özgürlüğüdür.,
Rus edebiyatının ünlü yazarlarından Lev Nikolayeviç Tolstoy’unda özgürlüğe bakışını yansıtan şu sözü oldukça anlamlıdır: ‘ Özgürlüğünü ısrarla koruyan tek bir adamın ahlaki gücü, binlerce sessiz kölenin gücünden daha fazladır.,
Hint asıllı İngiliz yazar George Orwell ise özgürlüğü şöyle tanımlar:
"Özgürlük, iki kere ikinin dört ettiğini söyleyebilmektir. Eğer buna izin verilirse gerisi kendiliğinden gelir.,
İslam Dininin ilk dört halifesinden dördüncüsü olan Hz. Ali’de bu konuda şöyle diyor: ‘ Allah seni özgür yaratmışken başkasının kölesi olma."
Geçmiş yılların getirdiği acı tecrübeler, insanlığa bedeli ödenmeden özgürce yaşamanın mümkün olmadığını göstermiştir.
Tarihte büyük çapta çıkan ihtilaller, isyanlar özgürlük tutkusunun yaşama yansımasından başka bir şey değildir.
Özgürlük, kaybedilince değeri daha iyi anlaşılan çok önemli bir değerdir.
Günümüzde özgürce yaşamı gerçekleştirme adına, adli süreç öncesi suçluları topluma kazandırma adına ıslah çalışmaları ile potansiyel suçluların suç işlemelerinin önüne nasıl geçilebileceği üzerinde duruluyor.
Suçlu sayısını azaltmak için ayrıca, hukuk ve adalet sisteminde reform yapmak cezaevi ve mahkum sayısını artıran değil azaltan projeler üzerinde çalışmak diğer yararlı olabilecek çözüm seçenekleri arasında bulunuyor.
Eğitim, suçu ve suçluları azaltma yolunda en etkin yöntemlerin başında gelir. Eğitimin etki alanı geniş tutulduğu sürece özgürlüğün değeri daha iyi anlaşılacak, suça yönelim giderek azalacaktır.
Atıf ÖZGEN
Adınız Soyadınız
E-Posta
Girilecek rakam : 495145
Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.