En Son Haberler



Atıf ÖZGEN

bilgi@insanidegerler.org
  Özgeçmişi
  Tüm Yazıları

ÖZGÜRCE YAŞAMIN DEĞERİNİ BİLİYOR MUYUZ ?

Özgür olmak ve özgürce yaşamak; asırlar boyu insanlık adına verilen mücadelelerin merkezinde yer alan temel kavramlar olmuştur.

Çok eski tarihlerde savaşlarda esir düşenlere, geleneksel inanç sistemlerine aykırı söylemde bulunanlara, ağır suç işleyenlere ve korsanlar tarafından kaçırılan insanlara köle muamelesi yapılır ve özgürce yaşamdan mahrum bırakılırdı.

Kölelik yöntemiyle insanlık, geçmişte büyük bedeller ödedi. İnsanlar arasında ayrımcılığa dayanan ve sömürgeci ülkeleri köle ticaretine özendiren uygulamalar, insanlığın sahip olduğu ortak değerleri de yok saymıştı.

İslam Dininin, insanın kölelikten kurtulması amacıyla Yüce Yaratana gerçek manada kul olması gerektiği anlayışına, Batı toplumu asırlar sonra 18nci Yüzyılın sonlarında Fransız İhtilali ve 20nci Yüzyılda ‘İnsan Hak ve Hürriyetleri Bildirgesiyle, adım atabilmiştir.

İslam Dininin peygamberi Hz. Muhammed 14 asır önce Veda Hutbesinde insanların özgürce yaşamasını esas alan temel insan haklarını vaz etmişti. Bu Hutbede ifade edilen ‘Ne zulmediniz nede zulme uğrayınız, ifadesi insan özgürlüğüne yüklenen anlamlı bir mesaj oluşturmuştur.

Günümüzde de dünyanın değişik bölgelerinde insanlar özgürce yaşamanın mücadelesini vermeye devam ediyor. Afrika’da sömürgeci ülkelerin yerli halka uyguladığı sindirme ve baskı devam ediyor; Asya’da Müslümanların yaşadığı bazı ülkelerde insanlar toplu göçe zorlanıyor.

Küresel Kölelik Endeksine göre dünyada muhtelif ülkelerde milyonlarca insan özgür yaşam koşullarından uzak bir şekilde köle olarak yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Hindistan’da 14 milyonu aşkın insanın köle olduğu ifade ediliyor.

Birleşmiş Milletler Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesinin (İHOP), İsviçre’nin Cenevre kentinde düzenlediği toplantıya katılan insan hakları kuruluşları; Çin’de ayrımcılığa uğrayan ve özgür yaşam koşullarından uzak olan toplulukların başında Müslüman Uygur Türklerinin geldiği hususunu teyit etti. Uygur çocuklarına Müslüman ismi verilmediği ve bölge insanlarından oruç tutmayacaklarına ilişkin belge imzalatıldığı gerçeği de toplantı gündeminde yer aldı.

Sincan Uygur Özerk Bölgesinde yaşayan Müslümanlar için yapılan sunumlarda da, herhangi bir yargı kararına dayanmaksızın hürriyetlerinden alıkonulan kişi sayısının 3 milyon civarında olduğu ifade ediliyor.

"BM Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesi üyesi Gay McDougall, Uygur bölgesiyle ilgili gelen çok sayıda güvenilir rapor bulunduğunu ve bölgenin kitlesel toplama kampına benzer bir durumla karşı karşıya kalmasından endişe duyduğunu söyledi." (Hürriyet, 12.08.2018, S.21)

Geçmişte yaşanan onca acılara, insanlığın asırlarca çektiği sıkıntılara rağmen, dünyanın değişik bölgelerinde yaşayan insanların ırk ayrımı veya diğer nedenlerle özgür yaşam haklarından mahrum bırakılması özgürce yaşam koşullarının halen önemini koruduğunu ortaya koymaktadır.

Sömürgeci anlayış, ırk ayrımı, insanca muameleden uzak uygulamalar insanların özgür yaşam özlemine büyük darbeler vurdu.

Buraya kadar sözünü ettiğimiz insan özgürlüğünü yok eden uygulamalar; ayrımcı politikalar tasarlayan bazı ülkelerin insanlık dışı uygulamaları çerçevesinde değerlendirilmelidir. Bunun dışında insanın bizzat kendi özgürlüğünü tehdit eden ve kendinden kaynaklanan davranışları da özgür yaşamına engel oluşturmaktadır.

İnsanı köle olmaktan ayrı olarak hapishane mahkumuna dönüştüren, kendi davranışlarından kaynaklanan suçlar ve özgürlüğünü kısıtlayıcı diğer yanlış davranışlardan da söz etmek gerekir. Kölelik kadar insanın kendi yanlış davranışları sonucu özgürlüğünden mahrum kalması kendine yeterince hakim olamaması öfke ve sinirini kontrol edememesinden kaynaklanmaktadır.

İŞLEDİĞİMİZ HER SUÇ ÖZGÜRLÜĞÜMÜZE BEDEL ÖDETİR…

Bir hukuk sisteminde suç işlemenin karşılığı olan cezalandırma şekli kanunlarda belirtilmiştir. Ülkemizde de 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununda hangi suç fiillerine nasıl bir ceza öngörüldüğü bir temel esasa bağlanmıştır.

Özgür düşüncenin bir gereği olarak; hiçbir insan haksız olarak suçlanıp yargılama sonucu mahkum olarak hapse girmeyi istemez.

Gerçek olan şu ki, suçu işleyen insandır. Ancak suça yönelimde insan kendi davranışları kadar,  yaşadığı toplumun içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik koşullardan da etkilenmektedir.

Yaşam koşullarının ağırlığı, içinde bulunduğumuz ortam, insanın bir an için öfke ve sinir kontrolünü kaybetmesi, o insanı içinden kolay kolay çıkamayacağı bir hapishane mahkumuna dönüştürebiliyor.

Son pişmanlık fayda vermiyor. Mahkum olan insan özgürlüğüne veda ediyor, cezaevinin ağır yaşam koşulları ile baş başa kalıveriyor.

Mahkumiyeti; insan siciline işlenen bir olay olmanın ötesinde, yaşama vurulan bir pranga olarak değerlendirmek gerekir.

İnsan kendince çok haklı nedenler sonucu hapse düşebilir. Bu nedenler; namus meselesi, haksız yere çıkarılan iftira, alacak verecek meselesi, hakarete maruz kalma, mevcut düzenin ağır yaşam koşullarına isyan olabilir.

Ne var ki hapishane ortamı, insan yaşamında acı izler bırakacak olayların yer aldığı bir çile ortamıdır.

Aşağıdaki notlar, bu çile ortamına düşen ve hepimizce tanınan bazı ünlü mahkumların yaşadıkları cezaevi ortamına ilişkin intibalarını içeren,  basın mensuplarıyla yaptıkları röportajlardan derlenmiştir:

  • Cezaevinde geçen bir filmin içine düşmek istiyorsanız hapsolmayı göze almalısınız.
  • 4-5 metrekarelik adına hücre denilen küçücük bir odada; suların sarı aktığı, odaların idrar koktuğu, mahkumların çay, sigara gibi alışkanlıklardan mahrum kaldığı bir ortamla karşılaşırsınız.
  • Denizin sesini, suyun şırıltısını, gökyüzünün maviliğini, eşinizi ve dostlarınızı özlersiniz.
  • Sabahın erken saatinde sayım için demir kapının gözetleme deliğinin her gün korkunç bir sesle açıldığının tanığı olursunuz.
  • Dua edip, umudunuzu her an yenilemek ihtiyacı hissedersiniz.
  • Cezaevinde kendi dünyanızı yaratamazsınız, çünkü; karşınıza çıkan her engel size bu gerçeği fark etmeniz esası üzerine kurulmuştur.
  • Yaşam için tek sermayeniz olan zamanınızın, özgürce yaşama koşullarının elinizden ve yüreğinizden alınmasını istiyorsanız mahkum olmayı göze almalısınız.

ÖZGÜRCEYAŞAM İÇİN SUÇA VE SUÇLULARABAKIŞ

Hapishane koşullarının ağırlığı, insan yaşamına vurulan pranga, haklı olarak bilim insanları başta olmak üzere tüm insanlığı özgürce bir yaşamın tesisi konusunda arayışlara yöneltmiştir.

Seri katillerin pervasızca insan öldürdüğü, gözünü kan bürümüş bazı insanların adam öldürmeyi marifet saydığı, sadece bıçağını denemek için hasmını öldüren katillerin var olduğu bir ortamda; özgürce yaşamın mücadelesini vermek elbette kolay değildir.

Özgürlük, insanlık için vaz geçilmez bir tutkudur. Bir insan için özgür bir ortamda yaşamak, yaşama değer katmaktır.

Amerikalı yazar, bilim insanı ve siyasetçi Benjamin Franklin (1706-1790); ‘ Geçici bir güven uğruna temel özgürlüklerinden vazgeçenler, ne özgürlüğü hak ederler nede güveni, der.

Özgürlük kavramına farklı bir yaklaşım sergileyen Polonya doğumlu Alman Marksist filozof ve devrimci Rosa Luxemburg’a (1871-1919) göre de ‘özgürlük daima farklı düşünenlerin özgürlüğüdür.,

Rus edebiyatının ünlü yazarlarından Lev Nikolayeviç Tolstoy’unda özgürlüğe bakışını yansıtan şu sözü oldukça anlamlıdır: ‘ Özgürlüğünü ısrarla koruyan tek bir adamın ahlaki gücü, binlerce sessiz kölenin gücünden daha fazladır.,

Hint asıllı İngiliz yazar George Orwell ise özgürlüğü şöyle tanımlar:

"Özgürlük, iki kere ikinin dört ettiğini söyleyebilmektir. Eğer buna izin verilirse gerisi kendiliğinden gelir.,

İslam Dininin ilk dört halifesinden dördüncüsü olan Hz. Ali’de bu konuda şöyle diyor: ‘ Allah seni özgür yaratmışken başkasının kölesi olma."

Geçmiş yılların getirdiği acı tecrübeler, insanlığa bedeli ödenmeden özgürce yaşamanın mümkün olmadığını göstermiştir.

Tarihte büyük çapta çıkan ihtilaller, isyanlar özgürlük tutkusunun yaşama yansımasından başka bir şey değildir.

Özgürlük, kaybedilince değeri daha iyi anlaşılan çok önemli bir değerdir.

Günümüzde özgürce yaşamı gerçekleştirme adına, adli süreç öncesi suçluları topluma kazandırma adına ıslah çalışmaları ile potansiyel suçluların suç işlemelerinin önüne nasıl geçilebileceği üzerinde duruluyor.

Suçlu sayısını azaltmak için ayrıca, hukuk ve adalet sisteminde reform yapmak cezaevi ve mahkum sayısını artıran değil azaltan projeler üzerinde çalışmak diğer yararlı olabilecek çözüm seçenekleri arasında bulunuyor.

Eğitim, suçu ve suçluları azaltma yolunda en etkin yöntemlerin başında gelir. Eğitimin etki alanı geniş tutulduğu sürece özgürlüğün değeri daha iyi anlaşılacak, suça yönelim giderek azalacaktır.

 

Atıf ÖZGEN

 

 

 


 Okunma Sayısı : 2476

DİĞER YAZILARI

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 495145

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.