ATIF ÖZGEN
1.KİMLİK VE İLETİŞİM BİLGİLERİ
Doğum Yeri ve Tarihi: KAYSERİ, 1948 İş: Sosyal Güvenlik Kurumundan Emekli (1973-2013) e-mail: ozgenatif@gmail.com
2. EĞİTİM
İlk ve orta öğrenimini Kayseri’de yaptı. Kayseri Lisesini bitirdikten sonra Yüksek öğrenimini Ankara’da tamamladı. 1968-1973 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümünde eğitim gördü. Yüksek Matematikçidir.
3. İŞ TECRÜBELERİ
Mesleki yaşamı Sosyal Güvenlik Kurumunda geçti. Kurumdaki 40 yılı bulan görevinde İstatistikçi, Eğitimci ve Araştırma Şube Müdürü olarak görev yaptı. Son olarak Kurumun, Koordinasyon ve Bilgilendirme Dairesinde Rehberlik Merkezi Müdürü iken emekli oldu. Çalışma yaşamında uzman sıfatıyla sosyal güvenlik, sağlık ve istihdam konulu yazıları Mercek, İşveren, Sosyal Güvenlik Dünyası ve SGK Bülteni gibi dergilerde yayımlandı.
4. MEVCUT DURUM
Halen bir sivil toplum kuruluşu olan İnsani Değerler Derneğinin Kurucu üyelerinden olup, Dernekte Yönetim Kurulu Üyeliği yanında Genel Sekreter Yardımcısı olarak görev yapmaktadır. Demokraside Birlik Vakfının da üyesidir. Derneğin internet sitesindeki Köşesinde, yazar olarak konusu insanın maddi ve manevi yapısını ele alan makale ve sohbet türü yazıları yer almaktadır. Aynı yazılar Türkuaz Haber Ajansının sitesindeki Köşesinde de yayımlanmaktadır. Özgen evli ve iki çocuk babasıdır.
5. YAZARIN SOSYAL GÜVENLİK, SAĞLIK VE İSTİHDAM KONULU MUHTELİF DERGİLERDE YAYIMLANAN DİĞER YAZILARI
1. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sisteminde Yeni Arayışlar, Yıl:2, Sayı:7- 8, Şubat-Haziran 2000 2. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Sigorta Kurumlarının Mevcut Durumu Işığında Sosyal Güvenlik Sisteminin Geleceği, Yıl:4, Sayı:10, Nisan 2001
3. Sosyal Güvenlik Dünyası, Çalışan veya Sokakta Yaşayan Çocukların Sorunları,Yıl:4 Sayı:12, Ağustos-Aralık 2001 4. Sosyal Güvenlik Dünyası, SSK Teşkilat Yapısı ve Tahsis Mevzuatı, Yıl:5, Sayı:23, Ocak-Şubat 2004 5. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sistemine Temel Yaklaşımlar ve Yapısal Reformlar, Yıl:6, Sayı: 26, Temmuz- Ağustos 2004 6. MESS Mercek Dergisi, Sosyal Güvenlik Sistemine Temel Yaklaşımlar ve Yapısal Reformlar, Yıl:9, Sayı:36, Ekim 2004 7. Sosyal Güvenlik Dünyası, Genel Sağlık Sigortası Gerçekleşecek Mi?, Yıl:7, Sayı:28, Kasım-Aralık 2004 8. Çözüm Sağlık/ Bilişim Haber, Sağlık Sisteminin İyileştirilmesi ve Genel Sağlık Sigortası, Sayı:7, Ocak- Şubat 2005 9. Sosyal Güvenlik Dünyası, SSK da Rehberlik Hizmetleri, Yıl: 7, Sayı: 29, Ocak- Şubat 2005 10. Sosyal Güvenlik Dünyası, Çalışma Yaşamında Çocuk, Yıl:7, Sayı:30, Mart- Nisan 2005 11. Sosyal Güvenlik Dünyası, SSK da Yaşlılık Sigortası Uygulamaları, Yıl: 7, Sayı: 31, Mayıs- Haziran 2005 12. MESS Mercek Dergisi, İşsizlik Sorununun Bir Yansıması: ‘Genç ve Eğitimli İşsizler, Yıl:10, Sayı: 39, Temmuz 2005 13. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sisteminde Sigorta Primini İyileştirme Uygulamaları, Yıl: 8, Sayı: 33, Eylül- Ekim 2005 14. Sosyal Güvenlik Dünyası, Yeşil Kart Uygulamasının Sağlık ve Sosyal Güvenlik Sistemimiz İçindeki Yeri, Yıl: 8, Sayı: 34, Kasım- Aralık 2005 15. TİSK İşveren Dergisi, İşsizlik Sorununun Sosyal Boyutu, Cilt: 44, Sayı:4, Ocak 2006 16. Sosyal Güvenlik Dünyası, SSK Sağlık Harcamaları Neden Artıyor?, Yıl: 8, Sayı:35, Ocak- Şubat 2006 17. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sisteminde Köklü Değişim Yeni Sorunlara Yol Açar Mı?, Yıl. 8, Sayı: 36, Mart- Nisan 2006 18. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sağlık Sisteminde Yeni Düzenlemeler ve Özel Hastane Uygulamaları, Yıl: 8, Sayı: 37, Mayıs- Haziran 2006 19. MESS Mercek Dergisi, Sosyal Güvenlikte Yeni Dönem: Yapısal Değişim Sorunları Çözecek Mi?, Yıl: 11, Sayı: 43, Temmuz 2006 20. TİSK İşveren Dergisi, Bir Toplumsal Sorun: Genç İşsizler, Cilt: 45, Sayı: 4-5, Ocak-Şubat 2007 21. Sosyal Güvenlik Dünyası, Emeklilik Sisteminde Temel Sorun Yaş Mı?, Yıl: 9, Sayı: 41, Ocak- Şubat 2007 22. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sağlık Sisteminde Yeni Düzenlemeler ve Sağlık Harcamaları, Yıl: 9, Sayı: 42, Mart- Nisan 2007 23. Sosyal Güvenlik Dünyası, Yoksulluk ve Yolsuzluklardan Arınmış Bir Sosyal Güvenlik Sistemi, Yıl:9, Sayı: 43, Mayıs- Haziran 2007 24. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlik Sisteminde Yardım ve Dayanışma, Yıl: 10, Sayı: 45, Eylül- Ekim 2007 25. MESS Mercek, Türkiye’de İşsizlik ve İstihdam Sorununa Yönelik Arayışlar, Yıl: 12, Sayı: 48, Ekim 2007 26. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlikte Yeniden Yapılanma ve ‘Tek Çatı, Sorunu, Yıl: 10, Sayı: 46, Kasım- Aralık 2007 27. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlikte Zorlu Dönemeç, Yıl: 10, Sayı: 48, Mart- Nisan 2008 28. MESS Mercek, Sosyal Güvenlikte Geçiş Dönemi,, Yıl: 13, Sayı: 50, Nisan 2008 29. Sosyal Güvenlik Dünyası, Kayıt Dışı İstihdam ve Yaşanan Sorunlar, Yıl: 10, Sayı: 50, Temmuz- Ağustos 2008 30. TİSK İşveren Dergisi, Küresel Ekonomik Kriz ve İşsizlik, Cilt. 47, Sayı. 2, Kasım 2008 31. MESS Mercek Dergisi, Ekonomik Kriz ve Sosyal Yaşam, Yıl: 14, Sayı: 53, Ocak 2009 32. TİSK İşveren Dergisi, İstihdamın Korunmasında ve Geliştirilmesinde Yaşanan Sorunlar, Cilt: 47, Sayı: 8, Mayıs 2009 33. Sosyal Güvenlik Dünyası, Genç İşsizlerin Önceliği: ‘İstihdam, Yıl: 12, Sayı: 62, Ekim 2009 34. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sağlık Sistemi ve Yeşil Kart Uygulaması, Yıl: 12, Sayı: 64, Aralık 2009 35. MESS Mercek Dergisi, Gençlerinde Hayalleri Var!.., Yıl: 15, Sayı: 58, Nisan 2010 36. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Yardım ve Hizmetler Sosyal Güvenlik Sistemi İçinde Düzenlenebilir Mi?, Yıl: 13, Sayı: 67, Mayıs- Haziran 2010 37. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sağlık Sistemi ve Yeni Gelişmeler, Yıl: 13, Sayı: 69, Eylül- Ekim 2010 38. MESS Mercek Dergisi, Yaşlanan Nüfus ve Sosyal Güvenlik Sistemi, Yıl: 16, Sayı: 61, Ocak 2011 39. SGK Bülteni, Sosyal Güvenlik Kurumu ve Kayıt Dışı İstihdam, Sayı: 39, Ocak- Şubat 2011 40. SGK Bülteni, Sosyal Güvenlik Kurumunun Yenilenen Vizyonu, Sayı: 40, Mart- Nisan 2011 41. MESS Mercek Dergisi, Türkiye’de Kadın İstihdamının Yansıttığı Gerçekler, Yıl: 16, Sayı: 62, Nisan 2011 42. MESS Mercek Dergisi, Mesleki Eğitim Sistemi ve İstihdam, Yıl: 16, Sayı: 63, Temmuz 2011 43. MESS Mercek Dergisi, Dünyada ve Türkiye’de Yoksulluk, Yıl: 17, Sayı: 65, Ocak 2012 44. TİSK İşveren Dergisi, Küresel Ekonomik Krizin Seyri ve Sosyal Boyutu, Cilt: 50, Sayı: 1, Ocak- Şubat 2012 45. İNŞAAT Sanayii Dergisi, Gelişen İnşaat Sektörü ve İstihdam, Yıl: 22, Sayı: 129, Ocak- Şubat 2012 46. Sosyal Güvenlik Dünyası, Özürlülerin Sosyal Güvenliği, Yıl: 15, Sayı: 77, Ocak- Şubat 2012 47. MESS Mercek Dergisi, Türkiye’de Kadın Potansiyeli ve Kadın Girişimciliği, Yıl: 17, Sayı: 66, Nisan 2012 48. Sosyal Güvenlik Dünyası, Sosyal Güvenlikte Kapsam Sorunu ve Genel Sağlık Sigortası, Yıl: 15, Sayı: 79, Mayıs- Haziran 2012 49. Sosyal Güvenlik Dünyası, İş Kazaları ve İş Güvenliği Alanında Ne Durumdayız?, Yıl: 15, Sayı: 80, Temmuz- Ağustos 2012 50. TİSK İşveren Dergisi, Sosyal Güvenlik Sistemi ve Yeni Gelişmeler, Cilt: 50, Sayı: 6, Kasım- Aralık 2012 51. Sosyal Güvenlik Dünyası, İstihdam Amaçlı Mesleki Eğitim Sistemi, Yıl: 16, Sayı: 83, Ocak- Şubat 2013 52. Sosyal Güvenlik Dünyası, Türkiye’de Emeklilik Sistemi, Yıl: 16, Sayı: 84, Mart- Nisan 2013 53. TİSK İşveren Dergisi, Genç İşsizliği ve İstihdam Üreten Girişimcilik, Cilt:53, Sayı 2, Mart- Nisan 2015 54. TİSK İşveren Dergisi, Dünyada ve Türkiye’de Göç Sorunu, Mülteci Krizinin Sosyal Boyutu, Ocak-Şubat 2016, Cilt 54, Sayı 1 55. TİSK İşveren Dergisi, Mülteci Krizi Bir İnsanlık Krizidir!.., Mart-Nisan 2016, Cilt 54, Sayı 2
Bir insanı, yaptığı konuşmada bulduğumuz yanlıştan ötürü veya herhangi bir konuyu değerlendirme amacıyla ya da bir eseri gözlemlerimize dayanarak eleştirme yoluna gitmek eleştiri kültürümüzün bir parçasıdır. Eleştirmek, yeni bir görüş beyan etmek veya yapılan bir yanlışı düzeltmek amacıyla yapılır. Karşımızdaki insanı küçük düşürmek, çözüm üretmeden sürekli tenkit etmek, art niyetli davranmak eleştiri değil hakaret içerir. Eleştirel düşünce tarihi çok eskilere dayanır. Özellikle dini söylemleri sorgulama yoluyla hakka ve hakikate ulaşmada eleştirel düşüncenin rolü büyük olmuştur. Eleştirel düşünce, hayatımızda karşılıklı fikir alışverişinin olduğu bir ortamda kullanılması yararlı sonuçlar veren bir iletişim tekniğidir. Eleştiri, yerinde ve zamanında kullanıldığında konuşanlar arasındaki iletişimi zenginleştiren bir özelliğe sahiptir. Bir konuda eleştiri yaparken; hoşgörü, sabır, saygı ve nezaket gibi insani değerlere öncelik verilmesi yapılan konuşmaya zenginlik katar, karşılıklı iletişimi güçlü kılar. Eleştiri yapmanın önce kendimize yönelik olması sonrada toplumsal yapıda yerleşik olması açılarından ele alınması gereken iki boyutu bulunmaktadır. Şimdi özeleştiri dediğimiz kendimize yönelik eleştiri şekli üzerinde duralım. ÖZELEŞTİRİ Eleştiri kültürü, öncelikle bireysel olarak kendimizi eleştirmemizi sonrada fikir sahibi olduğumuz konularda eleştiri mantığıyla hareket etmemizi zorunlu kılar. Kişinin kendi düşünce, davranış ve eylemlerini objektif olarak sorgulaması, bir bakıma kendini yargılaması özeleştiridir. Özeleştiride yanlışlarımızı ve hatalı davranışlarımızı mercek altına alıp eleştiri süzgecinden geçirme ihtiyacı hissederiz. Yaptığımız bir zamanlama hatası, yanlış tercih ya da yakınlarımıza yönelik haksız davranış bizi özeleştiri yapmaya yöneltmelidir. Bu konuda Nobel ödüllü İrlandalı yazar ve düşünür Bernard Shaw(1856-1950), ‘ Birisini eleştirmek istersek en uygun yer aynamızın karşısıdır., der. Amerikalı yazar H. Jackson Brown ise ‘Bir insan kendi ile kavgaya başlarsa, değerli bir adam olduğuna inanabilir, şeklinde eleştirel bir yaklaşım sergilemiştir. Özeleştiriden kaçınan, kendine yönelik eleştirilere tahammül edemeyen, cahil, baskıcı insanlar eleştiri kültüründen yoksun insanlardır. Bu özelliklere sahip insanlar için Amerikalı yazar ve sanatçı ElbertHubberd (1856-1915) ‘ Eleştirilmekten kaçınıyorsanız hiçbir şey yapmayın, hiçbir şey söylemeyin, hiçbir şey olmayın, şeklinde görüş beyan etmiştir. Kanaat önderlerimizden Mevlana’nın aşağıdaki özlü sözü insanın kendine yönelik özeleştiride bulunmasının önemini vurgulamaktadır: ‘ İnsanı ateş değil kendi gafleti yıkar; herkeste kusur görür kendisine kör bakar. Neye nasıl bakarsan o sana öyle bakar., Özeleştiri ile birlikte toplumsal yapımızda yerleşik olması gereken eleştiri kültürünün neresinde olduğumuzu da değerlendirmeliyiz. YERLEŞİK ELEŞTİREL DÜŞÜNCENİN NERESİNDEYİZ? Eleştirel düşünce yaklaşımı, bir bakıma akıl yürütme, analiz ve sonuçlarını değerlendirme gibi süreçleri bünyesinde barındırır. Eleştirel düşünceye sahip insanlar; tüm duyulardan, yazılı ve sözlü ifadelerden, gözlem, deney ve akıl yürütmeden elde ettikleri verilerle hareket etme gereksinimi hissederler. Eleştiri yöneltmenin kaçınılmaz olduğu alanların başında; devlet yönetimi, siyasi söylemler, eğitim ve öğretim sistemi, sorgulanmaya muhtaç temelsiz ve bilimsel olmaktan uzak alanlar gelir. Ülkemizde siyaset sahnesinde politikacıların birbirlerine karşı sert eleştiri yaptıklarına tanık oluyoruz. Sert ve temelsiz eleştiriler; vatandaşlar nezdinde kutuplaşmaya yol açtığı gibi hakaret boyutuna ulaşanlar ise mahkemelik oluyor. Gerçekte hakaret boyutuna ulaşmayan yapıcı özellik taşıyan eleştiriler, siyasette uzlaşma kültürüne ve çözüm üreten önerilerin hayata geçirilmesine vesile olabilir. Kavgaya dönüşen sert eleştiriler ise toplumda hoş karşılanmayan bir görüntü oluşturuyor. Eleştirel düşünce sistemi, Batı toplumlarında özellikle Rönesans sonrası aydınlanmayı sağlayan önemli bir güç edinme kaynağı olmuştur. İşte bu nedenle Bacon, Descartes, Machiavelli, Hobes, Newton gibi bilim insanları bilimsel aydınlanmanın öncüleri arasında yer almıştır. Rönesans hareketi sonunda Avrupa’da özgür- eleştirel düşüncenin canlanması bilim ve teknoloji alanında yeni çalışmaların önünü açmıştır. Doğu kültürü içinde yer alan Müslüman topluluklarda ise eleştirel düşünce sistemine hak ettiği değerin yeterince verilmediği anlaşılmaktadır. Özellikle Osmanlı toplumuna Batı toplumunun bilimsel çalışmalarda kullandığı teknolojinin ( matbaa ve sanayi alanında gerçekleşen devrimler gibi) geç girmesi gereğince eleştirel sorgulamanın yerleşmediğini ortaya koymaktadır. Gerçekte İslam Dini özü itibarıyla eleştirilere açık, insanların sorgulayarak inandığı, Peygamberimizin ‘İlim Çin’de de olsa gidiniz, hadisiyle eleştirel düşünceye fırsat tanıdığı bir özelliğe sahipti. İslam inancı insandan; pasif yaklaşımdan uzak olmayı, okumanın ve sorgulamanın önemine inanmayı ve eleştirel bir tutum sergilemeyi bekler. Özellikle devlet yönetiminde söz sahibi olanların eleştiriye kapalı bir tutum sergilemesi veya yapılan eleştirilere karşı sert bir tavır takınması, mizah kültürünün yasaklanması otoriter yönetim tarzının birer tezahürü olmuştur. Eleştiri kültürünün bir toplumda yerleşmesi, o toplumun geleceği açısından ihmal edilmemesi gerekli bir yapılanmadır, yeter ki yapılan eleştiriler yıkıcı değil yapıcı ve onarıcı olsun. Eleştiri kültürüne karşı tahammülsüz tavır takınanlar, eleştiri kültürünü geliştiremezler. Sonuç olarak Türk toplumu olarak geleceğimiz açısından eleştiri kültürünü geliştirme amacıyla evde ve okulda yeni yetişen nesli eleştirel kültürle beslemeli ve bu konuda atılan adımların öncüsü ve destekçisi olmalıyız. Atıf ÖZGEN İnsani Değerler Derneği Kurucu ve Yönetim Kurulu Üyesi e-mail: ozgenatif@gmail.com
Bir insanı, yaptığı konuşmada bulduğumuz yanlıştan ötürü veya herhangi bir konuyu değerlendirme amacıyla ya da bir eseri gözlemlerimize dayanarak eleştirme yoluna gitmek eleştiri kültürümüzün bir parçasıdır.
Eleştirmek, yeni bir görüş beyan etmek veya yapılan bir yanlışı düzeltmek amacıyla yapılır.
Karşımızdaki insanı küçük düşürmek, çözüm üretmeden sürekli tenkit etmek, art niyetli davranmak eleştiri değil hakaret içerir.
Eleştirel düşünce tarihi çok eskilere dayanır. Özellikle dini söylemleri sorgulama yoluyla hakka ve hakikate ulaşmada eleştirel düşüncenin rolü büyük olmuştur.
Eleştirel düşünce, hayatımızda karşılıklı fikir alışverişinin olduğu bir ortamda kullanılması yararlı sonuçlar veren bir iletişim tekniğidir.
Eleştiri, yerinde ve zamanında kullanıldığında konuşanlar arasındaki iletişimi zenginleştiren bir özelliğe sahiptir.
Bir konuda eleştiri yaparken; hoşgörü, sabır, saygı ve nezaket gibi insani değerlere öncelik verilmesi yapılan konuşmaya zenginlik katar, karşılıklı iletişimi güçlü kılar.
Eleştiri yapmanın önce kendimize yönelik olması sonrada toplumsal yapıda yerleşik olması açılarından ele alınması gereken iki boyutu bulunmaktadır. Şimdi özeleştiri dediğimiz kendimize yönelik eleştiri şekli üzerinde duralım.
ÖZELEŞTİRİ
Eleştiri kültürü, öncelikle bireysel olarak kendimizi eleştirmemizi sonrada fikir sahibi olduğumuz konularda eleştiri mantığıyla hareket etmemizi zorunlu kılar.
Kişinin kendi düşünce, davranış ve eylemlerini objektif olarak sorgulaması, bir bakıma kendini yargılaması özeleştiridir.
Özeleştiride yanlışlarımızı ve hatalı davranışlarımızı mercek altına alıp eleştiri süzgecinden geçirme ihtiyacı hissederiz.
Yaptığımız bir zamanlama hatası, yanlış tercih ya da yakınlarımıza yönelik haksız davranış bizi özeleştiri yapmaya yöneltmelidir.
Bu konuda Nobel ödüllü İrlandalı yazar ve düşünür Bernard Shaw(1856-1950), ‘ Birisini eleştirmek istersek en uygun yer aynamızın karşısıdır., der.
Amerikalı yazar H. Jackson Brown ise ‘Bir insan kendi ile kavgaya başlarsa, değerli bir adam olduğuna inanabilir, şeklinde eleştirel bir yaklaşım sergilemiştir.
Özeleştiriden kaçınan, kendine yönelik eleştirilere tahammül edemeyen, cahil, baskıcı insanlar eleştiri kültüründen yoksun insanlardır.
Bu özelliklere sahip insanlar için Amerikalı yazar ve sanatçı ElbertHubberd (1856-1915) ‘ Eleştirilmekten kaçınıyorsanız hiçbir şey yapmayın, hiçbir şey söylemeyin, hiçbir şey olmayın, şeklinde görüş beyan etmiştir.
Kanaat önderlerimizden Mevlana’nın aşağıdaki özlü sözü insanın kendine yönelik özeleştiride bulunmasının önemini vurgulamaktadır:
‘ İnsanı ateş değil kendi gafleti yıkar; herkeste kusur görür kendisine kör bakar. Neye nasıl bakarsan o sana öyle bakar.,
Özeleştiri ile birlikte toplumsal yapımızda yerleşik olması gereken eleştiri kültürünün neresinde olduğumuzu da değerlendirmeliyiz.
YERLEŞİK ELEŞTİREL DÜŞÜNCENİN NERESİNDEYİZ?
Eleştirel düşünce yaklaşımı, bir bakıma akıl yürütme, analiz ve sonuçlarını değerlendirme gibi süreçleri bünyesinde barındırır.
Eleştirel düşünceye sahip insanlar; tüm duyulardan, yazılı ve sözlü ifadelerden, gözlem, deney ve akıl yürütmeden elde ettikleri verilerle hareket etme gereksinimi hissederler.
Eleştiri yöneltmenin kaçınılmaz olduğu alanların başında; devlet yönetimi, siyasi söylemler, eğitim ve öğretim sistemi, sorgulanmaya muhtaç temelsiz ve bilimsel olmaktan uzak alanlar gelir.
Ülkemizde siyaset sahnesinde politikacıların birbirlerine karşı sert eleştiri yaptıklarına tanık oluyoruz. Sert ve temelsiz eleştiriler; vatandaşlar nezdinde kutuplaşmaya yol açtığı gibi hakaret boyutuna ulaşanlar ise mahkemelik oluyor.
Gerçekte hakaret boyutuna ulaşmayan yapıcı özellik taşıyan eleştiriler, siyasette uzlaşma kültürüne ve çözüm üreten önerilerin hayata geçirilmesine vesile olabilir. Kavgaya dönüşen sert eleştiriler ise toplumda hoş karşılanmayan bir görüntü oluşturuyor.
Eleştirel düşünce sistemi, Batı toplumlarında özellikle Rönesans sonrası aydınlanmayı sağlayan önemli bir güç edinme kaynağı olmuştur. İşte bu nedenle Bacon, Descartes, Machiavelli, Hobes, Newton gibi bilim insanları bilimsel aydınlanmanın öncüleri arasında yer almıştır.
Rönesans hareketi sonunda Avrupa’da özgür- eleştirel düşüncenin canlanması bilim ve teknoloji alanında yeni çalışmaların önünü açmıştır.
Doğu kültürü içinde yer alan Müslüman topluluklarda ise eleştirel düşünce sistemine hak ettiği değerin yeterince verilmediği anlaşılmaktadır.
Özellikle Osmanlı toplumuna Batı toplumunun bilimsel çalışmalarda kullandığı teknolojinin ( matbaa ve sanayi alanında gerçekleşen devrimler gibi) geç girmesi gereğince eleştirel sorgulamanın yerleşmediğini ortaya koymaktadır.
Gerçekte İslam Dini özü itibarıyla eleştirilere açık, insanların sorgulayarak inandığı, Peygamberimizin ‘İlim Çin’de de olsa gidiniz, hadisiyle eleştirel düşünceye fırsat tanıdığı bir özelliğe sahipti.
İslam inancı insandan; pasif yaklaşımdan uzak olmayı, okumanın ve sorgulamanın önemine inanmayı ve eleştirel bir tutum sergilemeyi bekler.
Özellikle devlet yönetiminde söz sahibi olanların eleştiriye kapalı bir tutum sergilemesi veya yapılan eleştirilere karşı sert bir tavır takınması, mizah kültürünün yasaklanması otoriter yönetim tarzının birer tezahürü olmuştur.
Eleştiri kültürünün bir toplumda yerleşmesi, o toplumun geleceği açısından ihmal edilmemesi gerekli bir yapılanmadır, yeter ki yapılan eleştiriler yıkıcı değil yapıcı ve onarıcı olsun.
Eleştiri kültürüne karşı tahammülsüz tavır takınanlar, eleştiri kültürünü geliştiremezler.
Sonuç olarak Türk toplumu olarak geleceğimiz açısından eleştiri kültürünü geliştirme amacıyla evde ve okulda yeni yetişen nesli eleştirel kültürle beslemeli ve bu konuda atılan adımların öncüsü ve destekçisi olmalıyız.
Adınız Soyadınız
E-Posta
Girilecek rakam : 11107
Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.