En Son Haberler



Atıf ÖZGEN

bilgi@insanidegerler.org
  Özgeçmişi
  Tüm Yazıları

DÜNYADA GÖÇ DALGASI, SURİYELİ MÜLTECİLER VE TÜRKİYE

Göçler günümüzde olduğu gibi, geçmişte de tarihsel süreçte insanlığın önemli sorunları arasında yer almıştır.

Coğrafi şartların kötü olması, kuraklık veya susuzluk, içte ve dışta yaşanan savaş ortamı insanlığı göç etmeye zorlamıştır.

İnsanların çok uzun yolları göze alarak daha iyi bir yaşam kurmak amacıyla yaşadıkları anavatanından yabancı bir vatana göç etmesi kolay değildir.

Tarihsel gerçekler bize insanların salgın hastalıklar, savaş ortamı, siyasi çekişmeler, yoksulluk, yetersiz sağlık koşulları gibi nedenlerle göç etmek zorunda kaldıklarını gösteriyor.

Yakın tarihte ülkemize yönelik önemli göç hareketleri oldu. Osmanlı’nın son dönemleri ile Cumhuriyet’in ilk yıllarında yaşanan göçler ile son yıllarda gerçekleşen göçler bu göçler arasında yer almaktadır.

1912 yılında yaşanan Balkan Savaşı sonrası, ülkemize Balkan ülkelerinden çok sayıda soydaşımız olan göçmen Türkler gelmişti.

İstiklal harbi sonrası Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla birlikte İstanbul ilimiz başta olmak üzere diğer büyük kentlere iç göç hareketi başlamıştı.

Türk sinemasında çok sayıda filme konu olan ‘Köyden Kente Göç, günümüzde de tartışılan sorunlar arasında yer alıyor. Günümüzde de bu göç salgın koronavirüs ortamının olumsuz etkileri nedeniyle tersine dönerek ‘Kentten Köye Göçe, dönüşme eğilimi gösteriyor.

1960 lı yıllarda Avrupa ülkelerine özellikle Almanya’ya yapılan iş gücü göçü ülkemizden dışarıya yapılan dış göç olarak ifade edilmektedir.

Bulgaristan komünist partisinin iktidarının sallandığı 1989 yılında rejimin başında olan Todor Jivkov’da Türk kökenli Müslüman halkın kimliğini değiştirmek istemiş ve Asimilasyon politikası uygulamıştı. O dönemde de 360 bine yakın soydaşımız Türkiye’ye göç etmek zorunda kalmıştı.

Zaman zaman Afrika’da iç savaş veya terör yaşayan ülkelerden göçler olmakla beraber, 2011 yılında Suriye’deki iç savaştan kaçan mültecilerin göçü, Türk toplumunda tartışılan konular arasında yer almaya devam etmektedir.

SURİYELİ MÜLTECİLER

2011 yılında Suriye’de başlayan iç savaş, milyonlarca Suriyeliyi yerlerinden etti. Bu ülkeye komşu olan Ürdün, Lübnan ve Türkiye gibi ülkeler iç savaşın doğurduğu göçmen hareketinden oldukça etkilendi.

Suriyeli mülteciler sorununun günümüzde de tartışılmaya devam etmesi, bu sorunun ulaştığı boyut nedeniyledir.

Başlangıçta sınırlı sayıda alınacağı açıklanan (100 bin mültecinin aşılması kırmızı çizgimiz olarak ifade edilmişti) mültecilerin sayısının resmi rakamlara göre 4 milyon sınırına dayanması ve geçen süreçte Türkiye’deki illerin tamamına yayılmış olmaları birçok sorunu beraberinde getirmiştir.

Suriyeli göçmenlerden doğan çocukların 600 bin civarında ifade edilmesi, eğitim ve öğretim çağında olanların okullaşması, bu kalabalık nüfusu entegre etme çabaları henüz istenilen sonucu verebilmiş değildir.

Mültecilerin çocuklarının gelişiminde yaşanan eksiklikler, değişik sonuçların doğmasına neden oldu. Bu konuya ilişkin yapılan araştırmalar; Suriyeli mülteci çocuklarının gelişim geriliği yaşadığını, kendilerinde en çok dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu, travma sonrası stres ve depresyon yaşadıklarını ortaya koydu.

Ülkemiz nüfusunun % 4,40 na denk gelen Suriyeli mülteci nüfusun içinde yer alan çocukların eğitiminde de önemli sorunlar yaşanmaktadır.

Göç İdaresi Genel Müdürlüğü verilerine göre, ülkemizde eğitim çağında 1 milyonu aşkın Suriyeli çocuk bulunmaktadır.

Milli Eğitim Bakanlığı verileri de bu çocuklardan 650 bine yakınının okullarda kayıtlı, 400 bini aşkın çocuğun da eğitim sisteminde yer almadığını göstermektedir.

TÜRKİYE’YE UYUM VE SOSYAL SORUNLAR

Suriyeli mültecilerin sayıca giderek artış göstermesi, Türkiye’ye uyum ve sosyal kırılma bakımından sorunlar yaşanacağının işaretini verdi.

Bu konuda araştırmaları olan Türk-Alman Üniversitesi Göç ve Uyum Araştırmaları Merkezi Başkanı olan Prof. Dr. Murat Erdoğan; Türkiye’deki Suriyelilere yönelik korku ve nefretin geliştiğini ifade ederek, sosyal ayrışma ve mesafenin gittikçe açıldığını belirterek sosyal kırılma uyarısında bulunmaktadır.

Nitekim toplumsal yapıda sosyal kırılmayı destekleyici mahiyette olaylar yaşanması, bazı illerimizde görülen vakalar Türk toplumunda endişeyi artırmaktadır.

Suriyeli çocukları dilendiren çeteciler ile uyuşturucu satışında kullanan zehir tacirlerinin olduğunun bizzat yetkili Cumhuriyet savcılarımızla açıklanması sosyal yaşamda görülen kırılmanın boyutunu ortaya koymaktadır.

Ayrıca emniyet teşkilatınca yapılan uyarılara rağmen bazı Suriyeli dolandırıcıların kendilerini polis ve savcı olarak tanıtıp soygun yapmaları da dikkatten kaçmamaktadır.

Küçük çapta da olsa bazı illerimizde, sağlık çalışanlarına saldırı, ya da kahvehaneleri basan Suriyelilerin olması toplumsal uyum noktasında önemli sorunlar yaşandığını gösteriyor. 10 Ağustos 2021 tarihinde Ankara ilimizin Altındağ semtinde bir vatandaşımızın tartıştığı Suriyeliler tarafından öldürülmesi, Türk toplumunda infiale yol açtı. Tansiyonun düşmesine yönelik sağ duyulu yaklaşım sonrası 27 saat sonra olaylar yatışabildi.

Bu ve benzeri olayların sıkça yaşanıyor olması toplumsal açıdan Suriyelilerin ilerde bir ‘Kürt Sorunu, doğurup doğurmayacağını şimdiden gündeme getirmiş gözükmektedir. Suriyelilerden bir kısmının ülkemize sığınma talebinde bulunurken başlangıçta aralarında terör örgütleri içinden gelen teröristlerin olduğu yaptıkları terör eylemleri ile kanıtlanmıştı. Bu nedenle teröre hizmet eden grupların, sivil halktan ayrıştırılması büyük önem taşımaktadır.

Yabancı düşmanlığı elbette olumsuz sonuçlar veren ırkçılıkla bağdaşan bir olgudur. Ancak eğitim, sosyal yaşama uyum ve entegre olma konularında başarısız sonuçlar alınması mevcut sorunların daha da büyümesine yol açabilecektir.

Bu bakımdan daha fazla geç kalınmadan değişik boyutları içinde barındıran Suriyeli mülteciler konusunda ileriye yönelik isabetli adımların atılması zorunluluk haline gelmiştir.

SURİYELİ MÜLTECİLERİN GERİ DÖNÜŞÜ

Suriyeli mültecilerin ülkemize akın ettiği 2011 yılından günümüze 10 yıl geçmiş bulunuyor. Bu 10 yılı bulan süreçte Suriyeli mülteciler açısından birçok sorunu beraberinde getirdi.

Ülkemize sığınma zorunda kalan Suriyeliler konusunda günümüzde kamuoyu araştırmaları yapılmaktadır. Yapılan araştırmalarda çoğunlukla % 80 i aşan bir kesimin Suriyelilerle komşu olmak istemediğini anlaşılıyor. Aynı şekilde yerli halk Suriyelilerle iş ortaklığına da yanaşmamaktadır.

Suriyelilerin ülkesine geri dönmesi konusunda yapılan diğer araştırmalarda; Türkiye’de doğan çocukların artık ülkemizi anavatanları olarak görüp geri dönmek istemedikleri, ülkemizde iş kuran yetişkinlerin de aynı düşüncede oldukları anlaşılmaktadır.

Siyaset dünyası, bilim insanları ve konuyu köşelerine taşıyan yazarlar da Suriyelilerin geri dönüşü ile ilgili olarak yorumda bulunmaya devam ediyorlar. Bu konuda sergilenen ortak tavır, Suriyelilerin ebedi nihayet ülkemizde kalamayacakları ve artık yıkıcı savaşın yaşanmadığı ülkelerine dönmenin daha isabetli olacağı şeklindedir.

Hükümetimizin mevcut Suriye hükümetiyle görüşme yapmak suretiyle, uygun ortamda geriye dönüşün sağlanması beklentisi bu konuda dillendirilmeye çalışılan bir görüştür.

Maltepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Hasan Ünal bu konuda görüşünü şöyle ifade ediyor:

"Suriyelilerin mutlaka geri gönderilmesi gerekiyor. Şayet beka sorunundan bahsedilecekse en büyük tehlike sığınmacılar meselesidir. Suriye politikasını gözden geçirmemiz gerekiyor.

Şayet Suriyeli ve Afgan sığınmacılar belli bir zaman aralığında ülkelerine gönderilmezse sosyal, siyasal, ekonomik ve güvenlik açısından korkunç sorunlar yaşayabiliriz." ( Milliyet, 02.08.2021, S.15)

NOT:Suriyeli mültecilerin ardından Taliban rejiminden kaçarak ülkemize sığınmak isteyen Afganlılara ilişkin ‘Afgan Göçü, bir sonraki yazımızda ele alınacaktır.

 

Atıf ÖZGEN
İDD Kurucu ve Yönetim Kurulu Üyesi

 

 


 Okunma Sayısı : 1644

DİĞER YAZILARI

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 323578

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.