En Son Haberler



Abdulkadir GÜLLÜ

bilgi@insanidegerler.org
  Özgeçmişi
  Tüm Yazıları

SİYASET ve SİYASETTE AHİLİK

Değerli dostlar, bazen “gerçek”, algının gerisinde kalır. Siz ne söylerseniz söyleyin algı öne geçer. Çünkü siyasi aktör; kendi görgü, bilgi ve anlayışı ile bu karara varmıştır. Kendine göre haklıdır. Bunu empati (duygudaşlık) yaptığımızda daha iyi anlarız.

Dışarıdan bakan birisi; bu yaklaşımda; önyargı, karamsarlık, abartılı bir taraftarlık ya da acımasız bir aleyhtarlık görebilir. Ancak empati ile baktığımızda karşıyı daha iyi anlarız.

Maalesef günümüzde bazılarının siyaset anlayışında “algı” çok öne çıkarılmaktadır. Gerçek işe yaramıyorsa, pirim yapmıyorsa, puan toplamıyorsa algı ile değiştirilme ve sevdirilme gayretine gidilmektedir. Tersi de el hak vakidir. Aslında bu algıyı oluşturmaya çalışanlar; hakikat nedir, sevilen ve sevilmeyen ile istenilen ve istenilmeyen hangisidir bal gibi bilmektedirler. Neyin kabul göreceğini, neyin sevimsiz geleceğini bildikleri için algıyı devreye sokmaktadırlar. Bu algılar aldatmacadır. Bu aldatmanın muhatabı da; öncelikle algıyı yapanın kendisi, sonra kendisine inananlar, daha sonra da muhalifleridir. Bu şekilde algı yönetmenin kalıcı kazananı asla ve kat'a olamaz. Geçici galibi olur. Galip olan da hâlihazırda muhalifinin canını yakar; ancak muhtemeldir ki, gelecekte de tam tersi olabilir.

Kavram olarak; “siyaset” ya da “politika”, devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatıyla ilgili özel görüş veya anlayış olarak ifade edilmektedir.

Esas olan; içinde erdem, insanlık ve kalite barındıran duruş ve davranış ile her yerde ve şartta dürüstlüktür. Bir Japon Atasözünde bu ifade “Dürüstlük en iyi siyasettir” şeklinde yerini almıştır. Benim burada üzerinde durmak istediğim husus; bir deyim olarak “devlet adamlığı”dır. Çünkü bizim yüzümüzü ak edecek, milletin övgüsünü hak edecek insanlar, siyasetten devlet adamlığına terfi edenlerdir. Siyaset bu işin belki giriş kapısıdır, ancak, sonuç alma ve taç giyme aşaması devlet adamlığı seviyesini yakalamaktır. Amerikalı bir bakan, ilahiyatçı ve yazar olan James Freeman Clarke, “Bir siyasetçi gelecek seçimi, bir devlet adamı gelecek kuşağı düşünür.” sözü ile bu düşünceyi veciz bir ifadeye dönüştürmüş ve insanlık tarihine faydalı bir kayıt düşmüştür.

Politikacının devlet adamlığına talip olması; hem kendisi hem de milleti için büyük bir şanstır. Özellikle politikada rağbet gören insanın bu şansı görebilmesi, milletine ve devletine en üst seviyede hizmet etmesine sebep olacaktır. Görememesi ise; algı ile bir müddet geçici saltanat sürmesini sağlayacaktır. Bakış açısı ve inanışa göre ikisi de caziptir. Birincisi; sosyal, uhrevi ve insani bakış açısından, ikincisi ise; ferdi, nefsi ve dünyevi bir çıkar açısından.  Almanya'nın birleşmesinde önemli rol oynayan ve Birleşik Almanya'nın ilk Şansölyesi olan Alman devlet adamı Otto Von Bismarck,Siyaset cambazlığına giren bir adam, iradesine dikkat etmelidir, çünkü siyaset karakteri bozar.” diyerek bu sahadaki insanlara ciddi bir uyarıda bulunmaktadır. 

Gücün ve cazibenin öne çıktığı siyasi arena, hem çok riskli hem de çok çekici ve büyüleyicidir. Yani siz siyaseti ya planlar bir yere evirir ve onunla yükselirsiniz ya da zaaflarınıza teslim olur, bir yere evrilir ve sonra da devrilirsiniz. Siyaset genellikle planlı programlı bir işleyiştir. Tesadüfen varılacak yerlerin koşturma arenası değildir. Güçlü bir siyasetçi iseniz; siz kovalayan, yakalayan ve sahip olan durumundasınız. Bu anlayışı eski Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Franklin D. Roosevelt, “Politikada hiçbir şey kaza ile olmaz. Olmuşsa, öyle planlanmıştır.” diyerek herkesin anlayacağı açıklıkla durumu ortaya koymuştur.

Bazen politikayla ilgili; daha dobra, daha can yakıcı ve daha açık sözlü beyanlara da rastlıyoruz. Söyleyenlerin sıradan insanlar olmamaları, bu söylemleri çok daha fazla ciddiye almamızı gerektirmektedir. Mesela bunlardan Leonid S. Sukhorukov, “Politikacıların hepsi aynıdır. Önce reform sözü verirler, sonra sözlerini “reforme” ederler.” demektedir. Düzgün politika/siyaset yapanları elbette tenzih ediyorum, ama maalesef bu sözleri söyletenlerin de; sözünün sınırını ve davranışının sorumluluğunu bilmeyen bazı politikacılar olduğunu kimse inkâr edemez. Eski Birleşik Krallık Başbakanı Winston Churchill,Politika gerçekleri gizleyip yalan söylemek değil, gerçeklerin istediğiniz yanını göstermektir.” söylemiyle siyasetçinin ahlaki tarafına dikkat çekmiştir.  

Tarihe soykırım günahıyla yazılan Adolf Hitler döneminde, Halkı Aydınlatma ve Propoganda Bakanlığı yapmış Alman politikacı ve o dönem Almanya’sının ikinci şansölyesi ve Adolf Hitler'in en sadık yandaşı olan Dr. Paul Joseph Goebbels, “Eğer bir yalanı yeterince uzun, yeterince gürültülü ve yeterince sık söylerseniz, insanlar inanır. İnsanları, bir yalana inandırmanın sırrı, yalanı sürekli tekrar etmektir. Sadece tekrar, tekrar ve tekrar söyleyin.” diyerek hem kendi metodunu ortaya koymuş hem de maalesef kendini model alacak ahlaki zaafı olanlara da bu sözü ile kötü örnek olmuştur.   

Birçok alanda olduğu gibi siyasetin de “hayat kalitemize” büyük bir değer kattığı ya da düşürdüğü bir vakıadır. Gerçekten çok üst düzey siyasetçiler olmasına karşın, bu duruma inat; ilkesiz, sorumsuz ve sorunlu olanlar da vardır. Burada tabii ki amaç, özellikle olumsuzlukları kişiselleştirmek ve birilerini rencide etmek değildir. Bununla birlikte, Türk Milleti’nin şanına yakışacak ve temsil edecek devlet insanlarını her zaman istemek ve görmek de arzumuzdur, hakkımızdır. İşin içine fikir ve düşünce girdiği zaman, doğal olarak toplumun beklentisi de yükselmektedir. Mesela merhum milliyetçi lider Başbuğ Alparslan Türkeş, “Bir fikre, bir ideolojiye, kendisinden daha üstün bir fikirle karşı çıkılır. Karşı fikir kaba kuvvetle ezilemez.” sözüyle önemli bir ilkeyi ortaya koymuş ve gelecek nesillere ve kendi yolunu benimseyenlere düşünce ve fikir temelli yolları tavsiye etmiştir.

Hindistan Bağımsızlık Hareketi'nin lideri Mahatma Gandhi’nin şu sözü, üzerinde düşünmeye değer ve manidardır. “Bizi yok edecekler şunlardır: İlkesiz siyaset; vicdanı sollayan eğlence; çalışmadan zenginlik; bilgili ama karaktersiz insanlar; ahlâktan yoksun bir iş dünyası; insan sevgisini alt plana itmiş bilim; özveriden yoksun bir din anlayışı.” demektedir. Özellikle zaman zaman hepimizin canını sıkan ve yakan olayların geri planında, yanlış din anlayışının olduğu ortadadır. Bunun da temelinde maalesef  “manevi ve dokunulmaz sıfatı yüklenen” kutsanan ve kayıtsız şartsız güvenilen yapılar vardır.  Rehber seçilen insanların da nefis, hırs ve öfke taşıdıkları; insani zaafları olabileceği adeta unutulmakta, abartılı bir güvenle onlara biat edilmektedir. Onların da aralarında kötü niyetlilerinin olacağı unutulmakta, ancak, foyaları ortaya çıktığında toplum hayal kırıklıkları ile muhatap olmakta ve derinden sarsılmaktadır.  

Ömrünün toplam iki ayında savaşlarla muhatap olan yüce peygamberimizi; savaş, kan, gözyaşı ile özdeşleştirerek anlatan bazı aşırı gruplar buna bir örnektir. Hâlbuki o rahmet peygamberi bir hadisinde (Müsned, II, 431; V, 267), “On kişiye bile olsa, yöneticilik yapmış olan her insan, kıyamet gününde (Allah’ın huzuruna) elleri boynuna bağlı olarak gelir. Sonra da; ya adaleti sayesinde kurtulur veya haksızlık etmiş olduğu için mahvolur!” buyurarak, bize hayatı nasıl algılamamız ve yaşamamız gerektiğini, ayrıca, yöneticiliğin vebali ve sorumluluğunu hatırlatmakta ve bizi ciddi bir şekilde uyarmaktadır.

Siyaset elbette ki temsil makamına gelmek ve temsil ettiğiniz camia adına devlete ve millete hizmette başarılı olmak için yapılır. Sizin bu göreve gelmenizde etkili olanlar size birinci derecede güvenenlerdir. Başarı ya da başarısızlığınızda sizi oraya taşıyanlar da önemli pay sahibidir. Ancak, size güven duyanlar her zaman aktif siyaset yapmayabilir. Sizi oylarıyla, dualarıyla, fikirleriyle, sevgi ve sempatileriyle de desteklerler. Bu geniş kitleyi hesaba katmayanlar sadece dar bir kadronun vesayeti altına girerler ve başarılarını sınırlarlar. Hâlbuki akıllı, hatta çok akıllı siyasetçiler bu dar çemberi kıranlar, etrafıyla daha sağlıklı bir iletişime girenlerdir. Dahası rakiplerinin de sevgi ve ilgisini kazananlardır.

Başarı; nitelikli her insandan yararlanmayı bilmekle yakalanır. Demokrasi, yöneticileri seçmenin güzel bir yöntemidir. Aynı zamanda yönetmek isteyenin de insani bir yolla yakaladığı güzel bir fırsattır. Bu süreç belirlendikten sonra sıra; hakkaniyete dayanan, huzuru sağlayan, milleti ve ülkeyi ileriye götüren güzellikleri temsil etmeye gelecektir. Bunun önündeki en önemli engel ise; fırsatçıları, çıkarcıları, ahlak zaafı olanları yönetimden ve etkili konumlardan uzak tutmaktır.

Herkesin ortak refahı, beraberinde huzuru getirir. Bunun aksine kendini ya da dar bir kadroyu düşünen yaklaşım ve yönetim anlayışı, çok geçmeden huzursuzluğun kaynağı haline gelir. Ekonomik yatırım ve geleceğe yönelik projeler, devlet adamlığının ve milliyetçiliğin görünen göstergeleridir. Aksi halde tutulmayan sözler ve söylemler; ilk başta hamaset olarak ruhumuzu okşasa da bir müddet sonra boşa düşer. Can sıkan sonuçlar, akabinde gelen hoşnutsuzluk ve başarısızlıklar acı gerçeğimiz olur. Bu konuda büyük devlet adamı ve milli kahramanımız Mustafa Kemal Atatürk; “Siyasi, askeri zaferler ne kadar büyük olurlarsa olsunlar, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazlarsa meydana gelen zaferler devamlı olamaz, az zamanda söner.” demiştir. 

Sözün hülasası değerli dostlar; siyasetle ilgilenenlerin şahsi menfaat peşinde koşmayan, nitelikleri toplum tarafından beğenilen dürüst, ahlaklı ve çalışkan insanlar olması aradığımız ve taviz vermememiz gereken ölçüler olmalıdır. Bu minval üzere konuya yaklaşmayanlar siyasete talip olursa ve rağbet görürse vay halimize! Bu konuda da Mustafa Kemal Atatürk’ün şu veciz sözünü paylaşmadan geçemeyeceğim. “Siyasetle ilgilenmeyen aydınları bekleyen sonuç, cahiller tarafından yönetilmeye razı olmaktır.” Ben aydın insanı; “pozitif değişime ve gelişmeye açık olan, bağnaz olmayan, aklını ve iradesini kimseye ipotek etmeyen insan” olarak düşünüyorum. Bu konuda diploma, sertifika, unvan, mal-makam vb. bunu destekleyen sadece tali faktörler olabilir.  

Demokrasilerin en etkili tarafı belirli aralıklarla yapılan seçimlerdir. Bu hakkı iyi ve doğru kullanmak en kilit noktadır. Halkımız günü geldiğinde doğru karar vererek; ahlaklı, cesur, çalışkan, milletin milli ve manevi değerleriyle barışık, herkese saygılı, sevgi dili ile kucaklayan, ilim, sanat, teknoloji ile kalkınmayı organize edebilen, yönetme gücünü hukuktan ve meşruiyetten alan, şefkatli, adil, israf etmeyen, dünyayı doğru okuyan liyakatli insanları temsilci olarak seçmelidirler. Burada yapılacak doğrunun ve yanlışın dönüşü şüphesiz ki bütün topluma olacaktır.

Hülasa siyasetçi; milletin ve ülkenin geleceğini planlamak üzere sahada olan aktif insandır. Onları seçenler de halktır. Bu seçimdeki isabet ya da isabetsizlik son derece önemlidir. Gelecek nesilleri düşünen felsefedeki siyasetçiler her zaman tercihimiz olmalıdır. O halde siyasi partiler de halkın tercihine en gözde en nitelikli adaylarını sunmalıdır. Unutulmamalıdır ki; hem millet hem de ülke olarak geleceğimiz bir süreliğine de olsa onlara emanettir. Bu bilinçle hareket edeceğini beklediğimiz seçmenlerin önüne, nitelikleri yüksek insanların konulmasının önemini kimse hafife almamalıdır.

İş dönüp dolaşıp iyi ahlaka dayanmaktadır. Ben de sözlerimi bu bakışla ifade etmeye çalıştığım “Siyasette Ahilik” adını verdiğim bir şiirimle bitirmek istiyorum. Sevgiyle, saygıyla, sağlıkla ve huzurla kalınız değerli dostlar…

SİYASETTE AHİLİK

Ahilik sistemine, hep iyiler katılır
Önemli bir hatada, pabuç dama atılır

Siyasi partilerde Ahilik uygulansın
Liyakati olmayan Meclis’ten uzak kalsın

Her mesleğin iyisi temsil etsin milleti
Meclis’e değer katsın, vekilin vekâleti

Milletin şerefidir Meclis’in itibarı
İtibarlı Meclis’ten elbet çıkar başarı

Uygulansın tavizsiz doğru yöntem ne ise
Kimse kötü bakamaz böyle güzel Meclis’e

Ölçü düzgün konmuşsa yanlış yapı oluşmaz
Millet için gelenler şahsı için çalışmaz

En başından sonuna doğru işlerse sistem
Demokrasi taç giyer, biter şikâyet, sitem

Nimet olur millete tüm siyasi yapılar
Ahilik ahlâkıyla geçilirse kapılar

Tesir etmez düzene, niyeti bozuk olan
Barınamaz bünyede; kötülük-yalan-dolan

Dürüstlük ve dürüstler, meydanı boş bırakmaz
Kirlenmemiş gönüller kirli olana akmaz

Ahilik bir ahlâktır, olmalı siyasette
En başında, sonunda, her yerinde elbette

Ahiyan ve Baciyan kaynaştırsın milleti
Yaşasın siyasette ahlâkın adaleti


Siyasette Ahilik, sevdirir siyaseti
Sevimli şahıs yapar, siyasi şahsiyeti


Prof. Dr. Abdulkadir GÜLLÜ
İnsani Değerler Derneği Genel Başkanı

 

 


 Okunma Sayısı : 298

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 647331

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.