En Son Haberler



Abdulkadir GÜLLÜ

bilgi@insanidegerler.org
  Özgeçmişi
  Tüm Yazıları

SONSUZ ÖZGÜRLÜK

Mevcut bilgimiz, algılamamız ve yaşama tarzımıza göre yaratılmışlar için sonsuz özgürlük olamaz. Peki, ne kadar özgür olacağımızı kim düzenler? Başka bir ifadeyle ne kadar özgür olabiliriz? Bu amaçla toplumlarda dini, hukuki, ahlaki ve kültürel boyutlarda düzenlemeler yapılmıştır. Ve bu konu insandan insana, toplumdan topluma ve hatta devletten devlete değişir. Ama değişmeyen bir şey var ki özgürlük sonsuz değildir. Bu hem toplumun en üst yöneticisi durumunda olan kişi için geçerli, hem de yönetilen durumunda olan en sondaki kişiler için geçerlidir. Tabii ki demokratik toplumlarda ve cumhuriyet yönetimlerinde…

Özgürlük, kişinin en önemli insan haklarından biridir. Böyle olmakla birlikte, özgürlük bize istediğimiz gibi davranma, aklımıza eseni yapma ve kanun nizam tanımama hakkını vermemekte, aksine kişi ve kurum çıkarlarının dengeli bir şekilde gözetilmesini gerektirmektedir. Doğal olarak yönetenlerin ve yönetilenlerin aralarında oluşacak uyum önem arz etmekte ve o nispete göre ilişkiler ve işleyiş gerçekleşmektedir. Bunun sonucundan da taraf olan herkes sorumlu olmaktadır. Dolayısıyla tarafların özel ilişkileri sistemin işleyişinde asla birinci derecede etkili olmamalıdır.

Toplumda herkes kendi tercihiyle veya sürüklendiği bir mecburiyetten dolayı bir rol icra etmektedir. İşlerin bir kısmı diğerlerine göre itibarlı olabilir. Ancak her itibarlı işi üstlenmiş kişiler diğerlerinden de muteberdir anlamı çıkarılamaz. Eğer bu doğru olsaydı, nitelikli suç denen bir olguyla karşılaşmamamız gerekirdi. Hâlbuki yakın geçmişe dönüp baktığımızda nice bakan, milletvekili, belediye başkanı, sivil-asker bürokrat, öğretim üyesi, rektör vb. kimselerin bu çerçevede suçlandığını ve bazen de ceza aldıklarını görmekteyiz. O halde üst seviyedeki görevleri icra edenler, daha alt seviyedeki görevleri icra edenlerden kişilik olarak öne çıkarılamazlar. Böyle bir genelleme insanları incitir. Hangi mevki ve makamda olursa olsun herkes aksi ispatlanmadığı sürece değerli bir şahsiyettir, insandır, vatandaştır. 

Herkesin kendi çevresinde az önemli ya da çok önemli mevkilerde nice şahsiyet fukarası insan tanıyor olması mümkün olduğu gibi, tersini de müşahede ediyor olması mümkündür. Altın nasıl ki her yerde altın ise, şahsiyetli insan da her mevkide şahsiyetlidir. Sistemleri ele aldığımızda, bu işin bir yönüdür. Kişilerin ön planda gözüktüğü işleyişlerde gerçekten şahsiyet çok çok önemlidir. Çünkü işleyiş kişilerle birebir ilişkilidir. Onların hisleri ve öfkeleri zaman zaman işe karışabilir. Ancak sistemlerin öne çıktığı, kurumsallaşmanın ağır bastığı işleyişlerde, hisler ve öfkeler kınına sokulmuş kılıç gibidir. Oturmuş sistemlerde doğru ve yanlış herkes için aynıdır. Görev anlayışı, vazifeyi yapıp yapmamak adama göre yorumlanmaz, kötü örneklere itibar edilmez ve onlar müsamaha görmezler. Kurum olmanın gelenekleri ve doğruları bellidir ve bu ölçütler gereği gibi uygulanır.

Çevrenize baktığınızda; ikili ilişkilerde yaşanan iniş çıkışlar, yanlış anlama ve anlaşılmalar, bazen bilerek çarpıtmalar, hissiyatların galip geldiği yaklaşım ve anlayışlar akl-ı selim birçok insanı rahatsız etmektedir. Küçücük pirenin deve yapıldığı, konuşanlar arasında kalması gereken sözlerin bir marifetmiş gibi -başkalarına öfkeye ve fitneye sebep olacak şekilde- taşınması sanırım sizlerin de huzurunu kaçırmaktadır. Yapılan bir yanlışı düzeltme rolü üslenecek kişilerin bunun yerine, tamamen hissi mülahazalarla veya öfkelerin paralelliği adına, alkış tutan bir anlayış ortaya koyması, sanırım sizin de vicdanınıza ters geliyordur.

Doğru olmayan davranışlar, diyalog eksikliği ve kasıtlı yanlış bilgiler yaşanan problemlerin kaynağı olmaktadır. Maalesef iyi niyeti rafa kaldırmış, fırsatçı ve hesapçı kişiler de oluşan problemleri kullanmaktadır. Bu problemler bireyden millete kadar genişletilebilir.

Bir başkasının sözünden etkilenmeyecek insan sayısı çok azdır. İnsanların başkalarını olumsuz etkilemeye ve onlara yanlışı yaptıkları zaman iyi yaptın demeye hakkı yoktur. Bu tavır, iki dünyada da altından kalkılamayacak kadar vebal gerektirir.

Aslında insanlara konuşma fırsatı verilince rahatlarlar. Söyleyeceklerinin kavga ortamında değil, dostça muhatap alınarak dinlenmesini isterler. Söylemek istediğini söyleyen insan, başka yolları ikinci plana atar veya atmalıdır. Çünkü meramını anlatmıştır... Anlaşılmıştır… Artık düşünceleri başkaları tarafından bilinmektedir. Anlattığı şeyin dinlenmediğini ya da kendisinin dikkate alınmadığını veya yeteri kadar önemsenmediğini fark eden insan ise, daha da hırçınlaşabilir. Bütün bunları doğru anlayabilmek için kendimizi mutlaka bir olayın kahramanı yerine koymalıyız. Sadece uzaktan seyreden ya da dinleyici konumunda isek muhatabı anlamak ve hak vermek konusunda yanılabiliriz. Algılama yanlışlığına düşebiliriz.

Konuşturulmayan insan, başka bir ifadeyle susturulan insan toplum için de çok tehlikeli olabilir. Konuşamadığının bedelini ya içine kapanarak kendine ödetir, ya da yapacağı çılgınlıklarla hem kendine hem de içinde yaşadığı topluma ödetir. Her ikisi de kötü bir sonuç meydana getirir. O halde insanları baskıyla susturmak yerine onlara eğitimle neleri ne kadar konuşmaları gerektiğinin yolları öğretilmelidir. Demokrasi içinde insanların haklarını bilmeleri ve sonuna kadar kullanmaları sağlanmalıdır. Topluma şiddet ve gerginlik yaşatmak yerine hak istemeyi bir şölen, eğlence havasına sokabilmeli ve insanların ilgilerinin onlara yönlenmesi ve kamuoyu oluşması sağlanmalıdır. Bütün çalışmalara rağmen bir konuda kamuoyu oluşmuyorsa, bu isteğin ya zamanlaması yanlış ya da gerekçesi yeterli değildir diye düşünülüp vazgeçilebilmelidir.

Bu yaklaşım hemen hemen her konuda mümkündür. Verici konumunda olanlar da; bunlar ne istiyor, istekleri masum mu, bir insanlık hakkı mı, bir vatandaşlık hakkı mı gibi insani ve iyi niyetli yollarla olaya yaklaşmalıdır.

Konuyu biraz daha genelleştirirsek kuvvetlerin ayrılığı; ilgi ve bilgi alanlarının ayrılması ve uzmanlaşma olarak algılanmalıdır. Düşman kuvvetlerin tavırları içinde bir tutum takınarak aynı devletin kurumları sağlıklı bir işleyiş gerçekleştiremez. Herkes kendi işi ve uzmanlık alanında irade ve gücünü ortaya koymalı ve gerekiyorsa bu benim uzmanlık alanım değil, o halde bu konuda benim yaptırım yönünde bir irade ortaya koymam doğru olmaz diyebilmelidir. Söz konusu işin ehli, uzmanı kim ya da hangi kurumsa onlar da işi sulandırmadan kendisinden beklenen olgulukla meseleye yaklaşmalıdır. Hülasa işin başı da, ortası da, sonu da iyi niyete dayanmaktadır.

Bir insanın her istediğini yaptığı bir düzen olamaz. Bu istek başkasına, çevreye, sisteme, işleyişe zarar verecekse asla olamaz. İnsanın kamuoyu önünde kendine bile zarar vermesine müsaade edilemez. Engel olunmaya çalışılır. Her işin bir yolu yordamı vardır. Dillendirilen yeni taleplerin de bir usul ve tekniğe uygun biçimde makul ve masum olması gözden uzak tutulmamalıdır.

Gerek ferdi bazda özgürlük isterken, gerekse kanunla özgürlüklerin tanımını ve dağılımını yapılırken sonsuz özgürlük değil, sorumlu özgürlük ön plana çıkarılmalı ve bu olgunun içi iyi doldurulmalı ve çerçevesi de doğru çizilmelidir…

Dr. Abdulkadir GÜLLÜ


 Okunma Sayısı : 4478

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 279934

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.