Aynı ana babadan gelen insanların bile kardeşçe yaşamakta zorlandığı dünyamızda, farklı dil, din ve ırkların kardeşçe bir arada yaşaması gerçekten kolay değildir. Ama kardeşliğin dışındaki tercihler de çoğunlukla gözyaşı ve elemdir. Semavi dinleri kabul edenlerin inancına göre; insanlar Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın çocuklarıdır. Zaman, coğrafya, uğraşlar, inançlar, savaşlar vb. insanların farklılaşmasına ve yeni kimliklere sahip olmasına yol açmıştır. Neticede; kültürlerin şekillendirmesiyle milletler, sahip olunan topraklarla vatan ve müesseselerle de devletler oluşturulmuştur. Tarihi bir süreçle devlet olarak ayrışmalar bayraklarla sembolize edilmiş, sınırlarla tanımlanmıştır. Bu sembol ve sınırların içinde kardeşçe yaşamayı kabul edenler doğal olarak, o devlet ve milletin yaşamasına katkı sağlamak gibi bir sorumluluğu da kabul etmişlerdir. Diğer taraftan bu yapı içindeki her fert; insanca ve inancına göre yaşama, mal-mülk edinme, soyunu ve kültürünü devam ettirme bakımından da devletinin koruması, güvencesi ve kanatları altındadır. Kimi kavim veya topluluklar mensup oldukları devletinin kuruluşu aşamasında yer almış, kimileri belli bir yerinde sürece katılmıştır. Kimileri de gönüllü göç ve kabullerle sonradan mensup kervanına dâhil olmuşlardır. Öyle ya da böyle, her millet ve devlet yapılanmasında benzer durumlar yaşanmıştır veya yaşanmaktadır. Bizim gibi tarihi derinliği olan bir millet, çok geçmişlerde bu süreçleri yaşamış ve bugüne gelmiştir. Milletimizin tarihi; adalet, hakkaniyet ve hoşgörü örnekleriyle doludur. Ancak devletin, zaman zaman iç veya dış destekle çıkarılan isyanları bastırmak amacıyla sert icraatları da olmuştur. Keşke ne isyanlar yaşansaydı, ne de bastırma gereği duyulsaydı. Tarih bir açıdan, geçmiş olayların gelecek için ibret alındığı bir bilgi dünyasıdır. Akıllı insanlar tarihi hep göz önünde bulundurur. Her defasında başa dönüp tarihi yeniden yaşayanlar ve yaşatanlar ileriye gidemezler. Herkesin mensubu olduğu kavmi veya ait olduğu milleti sevmesi normaldir. Ancak bu sevgi, başka kavim veya milletlere nefretin kaynağı haline gelmemelidir. Oldukça yoğun bir iç içelik şartlarının yaşandığı dünyamızda barış ve huzur adına birçok şey yeniden gözden geçirilmelidir. Kör inat ve cahil cesareti emareleri taşıyan karar ve davranışlar, toplumları rahatsız edecek, gerecek, huzuru kaçıracak ve belki de çok can yakacaktır. Barış şartlarında; kim hangi ırk, din ve görüşe sahip olursa olsun, yaşama haklarına saygı gösterilmeli ve güvenliği sağlanmalıdır. Bu düşünceyi her fert tek tek özümsemeli ve milletin organize temsilcisi olarak, devlet de bunu sağlayacak tedbirleri almalıdır. Barışı bozacak, şeytanın avukatlığını yapacak tutum ve davranışlardan da kaçınılmalıdır. Hoşgörü sınırı zorlanmamalı, özgürlük ile fitne ve ayrımcılık karıştırılmamalıdır. Yıllardır, Anadolu topraklarını 1000 yılı aşkın bir süredir vatanlaştırmış bir milletin ısrarla huzuru bozulmaya çalışılıyor. Bunca benzerlikler kenara bırakılıp ayrılıklar aranıyor ve çoğaltılmaya uğraşılıyor. Hepimiz son derece uyanık olmalı ve kardeşliğimizi bozmak isteyenlere geçit vermemeliyiz. Geçen ay Mardin ve ilçesi Midyat’a yolum düştü. Üç gün kaldım ve birçok Kürt, Arap ve Süryani ile konuşma fırsatı buldum. Konuştuklarımın hepsinin ortak görüşü; “medyanın buraları kötü gösterdiği ve olayları abarttığı” yönündeydi. Benim de şahit olduğum gerçek şu ki, burada farklı ırklar ve farklı dinler anlayış içerisinde ve kardeşçe yaşamaktadır. Türkiye’mizin her bölgesi gibi, Doğu ve Güneydoğudaki insanlar da devlet, sivil toplum kuruluşları ve yerel yöneticilerin işbirliği ile çok güzel bir hayat yaşamaya hazırdırlar. Türkiye’de güzel bir örnek teşkil eden Mardin, gerçekten sosyolojik, teolojik ve psikolojik yönden incelenmeli ve bulguları paylaşılmalıdır. Farklılıklarımızı zenginlik sayıp ay yıldızlı bayrak altında aynı kaderi paylaşmaya devam etmek ve şu kısa insan ömrünü heba etmeden kardeşçe yaşamak düşmanlarımızı rahatsız edecek en cari yoldur. Aklıselimin kulağımıza fısıldadığı reçete budur, sevgili dostlar… Dr. Abdulkadir GÜLLÜ
Aynı ana babadan gelen insanların bile kardeşçe yaşamakta zorlandığı dünyamızda, farklı dil, din ve ırkların kardeşçe bir arada yaşaması gerçekten kolay değildir. Ama kardeşliğin dışındaki tercihler de çoğunlukla gözyaşı ve elemdir.
Semavi dinleri kabul edenlerin inancına göre; insanlar Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın çocuklarıdır. Zaman, coğrafya, uğraşlar, inançlar, savaşlar vb. insanların farklılaşmasına ve yeni kimliklere sahip olmasına yol açmıştır. Neticede; kültürlerin şekillendirmesiyle milletler, sahip olunan topraklarla vatan ve müesseselerle de devletler oluşturulmuştur. Tarihi bir süreçle devlet olarak ayrışmalar bayraklarla sembolize edilmiş, sınırlarla tanımlanmıştır. Bu sembol ve sınırların içinde kardeşçe yaşamayı kabul edenler doğal olarak, o devlet ve milletin yaşamasına katkı sağlamak gibi bir sorumluluğu da kabul etmişlerdir. Diğer taraftan bu yapı içindeki her fert; insanca ve inancına göre yaşama, mal-mülk edinme, soyunu ve kültürünü devam ettirme bakımından da devletinin koruması, güvencesi ve kanatları altındadır.
Kimi kavim veya topluluklar mensup oldukları devletinin kuruluşu aşamasında yer almış, kimileri belli bir yerinde sürece katılmıştır. Kimileri de gönüllü göç ve kabullerle sonradan mensup kervanına dâhil olmuşlardır.
Öyle ya da böyle, her millet ve devlet yapılanmasında benzer durumlar yaşanmıştır veya yaşanmaktadır. Bizim gibi tarihi derinliği olan bir millet, çok geçmişlerde bu süreçleri yaşamış ve bugüne gelmiştir. Milletimizin tarihi; adalet, hakkaniyet ve hoşgörü örnekleriyle doludur. Ancak devletin, zaman zaman iç veya dış destekle çıkarılan isyanları bastırmak amacıyla sert icraatları da olmuştur. Keşke ne isyanlar yaşansaydı, ne de bastırma gereği duyulsaydı.
Tarih bir açıdan, geçmiş olayların gelecek için ibret alındığı bir bilgi dünyasıdır. Akıllı insanlar tarihi hep göz önünde bulundurur. Her defasında başa dönüp tarihi yeniden yaşayanlar ve yaşatanlar ileriye gidemezler.
Herkesin mensubu olduğu kavmi veya ait olduğu milleti sevmesi normaldir. Ancak bu sevgi, başka kavim veya milletlere nefretin kaynağı haline gelmemelidir.
Oldukça yoğun bir iç içelik şartlarının yaşandığı dünyamızda barış ve huzur adına birçok şey yeniden gözden geçirilmelidir. Kör inat ve cahil cesareti emareleri taşıyan karar ve davranışlar, toplumları rahatsız edecek, gerecek, huzuru kaçıracak ve belki de çok can yakacaktır. Barış şartlarında; kim hangi ırk, din ve görüşe sahip olursa olsun, yaşama haklarına saygı gösterilmeli ve güvenliği sağlanmalıdır. Bu düşünceyi her fert tek tek özümsemeli ve milletin organize temsilcisi olarak, devlet de bunu sağlayacak tedbirleri almalıdır.
Barışı bozacak, şeytanın avukatlığını yapacak tutum ve davranışlardan da kaçınılmalıdır. Hoşgörü sınırı zorlanmamalı, özgürlük ile fitne ve ayrımcılık karıştırılmamalıdır. Yıllardır, Anadolu topraklarını 1000 yılı aşkın bir süredir vatanlaştırmış bir milletin ısrarla huzuru bozulmaya çalışılıyor. Bunca benzerlikler kenara bırakılıp ayrılıklar aranıyor ve çoğaltılmaya uğraşılıyor. Hepimiz son derece uyanık olmalı ve kardeşliğimizi bozmak isteyenlere geçit vermemeliyiz.
Geçen ay Mardin ve ilçesi Midyat’a yolum düştü. Üç gün kaldım ve birçok Kürt, Arap ve Süryani ile konuşma fırsatı buldum. Konuştuklarımın hepsinin ortak görüşü; “medyanın buraları kötü gösterdiği ve olayları abarttığı” yönündeydi. Benim de şahit olduğum gerçek şu ki, burada farklı ırklar ve farklı dinler anlayış içerisinde ve kardeşçe yaşamaktadır. Türkiye’mizin her bölgesi gibi, Doğu ve Güneydoğudaki insanlar da devlet, sivil toplum kuruluşları ve yerel yöneticilerin işbirliği ile çok güzel bir hayat yaşamaya hazırdırlar.
Türkiye’de güzel bir örnek teşkil eden Mardin, gerçekten sosyolojik, teolojik ve psikolojik yönden incelenmeli ve bulguları paylaşılmalıdır. Farklılıklarımızı zenginlik sayıp ay yıldızlı bayrak altında aynı kaderi paylaşmaya devam etmek ve şu kısa insan ömrünü heba etmeden kardeşçe yaşamak düşmanlarımızı rahatsız edecek en cari yoldur. Aklıselimin kulağımıza fısıldadığı reçete budur, sevgili dostlar…
Dr. Abdulkadir GÜLLÜ
Adınız Soyadınız
E-Posta
Girilecek rakam : 482703
Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.