Ayıp değil insanın kendi suçunu itiraf etmesi, hatta fazilet bile. Ayıp değil hatayı kabul etmek, hatta olgunluk. Küçüklük değil büyük görünmemek, hatta büyüklük. Fakat ne ayıp, kendi ayıbını görmemek ve hep başkasını ayıplı görmek. Gelin itiraf edelim kendi eksiklerimizi ve iç dünyamızda inelim, çıkalım ve kendi yerimizi meziyetlerimizle yükseltip zafiyetlerimizle de indirip yeni bir başlangıç noktasına oturtalım. Neden hep başkası suçlu? Neden hep başkası ayıplı? Bu nedenler çoğaltılabilir. Kendi kusurlarını görmeyenler kusurlarını çoğaltır. Kusur bankası kusur kredisiyle dolunca da, başlar başkalarına kredi vermeye. Bu kredi rahatlatan nefes aldıran değil, yakan, yıkan kredi olur. Aslında kolayı zor gösteren nefsimize bir basabilsek bütün mesele hallolacak. Ama nefis çok kaypak, onu elde sıkmak veya ayakaltında tutmak kolay değil. Kolay olan ne? Bizi çok meşgul eden birbirimizle uğraşmak. Gelin hep beraber problemlerimizle uğraşalım. Çok küçük meseleleri dev gibi yapmaktan vazgeçelim. Hz. Mevlana, Hacı Bektaşi Veli ve Yunus Emre’nin hoşgörüsünden örnekler yaşayalım. Gelin sözünü ettiğimiz güzellikleri davranışlarımızın bir belirleyicisi kılalım. İnsan bir rol yaparken, yaptığı rolün ruh haletini de taşımalıdır. Gerçek hayatta üslendiğimiz makam, mevki, başkaları tarafından verilen manevi paye veya kendi içimizde büyüttüğümüz meğer ben neymişim kuruntusu bizi şaşırtmamalıdır. İnanmadığı şeye inanıyor gözükmek, yüzüne iltifat ettiği kimseye yanından ayrılır ayrılmaz küfretmek ne adamlığa ne âdemliğe yakışır. Açık yürekli ve açık sözlü olmaya ne kadar muhtacız. Birbirimize katlanmaya, birbirimizi sevmeye, birbirimizin varlığını kabul etmeye çöldeki susayan insandan daha çok susamış durumdayız. Sevme ölçülerimiz değişken, karşı çıkma ölçülerimiz değişken. Ayağımıza basılıncaya kadar başkalarının başına gelenlere tepkimiz gülüp geçmek. Sonra da aynı duruma düştüğümüzde çevremizde neden kimse yok şaşkınlığı. Kimsenin kalmayacağı dünyada, yanımıza kalmayacak yanlışlar yapmayalım. Yaptıysak fırsat varken düzeltelim. Gölgeler, karanlıklar getiren değil, ışık saçan aydınlar olalım. Unutmayalım ki; adaleti yıkan zalim, adaletten yıkılan zulümdür. Hep başkalarına verdiğimiz geçer ve kalır notları bir de kendimiz için deneyelim. Ama insafla ve ulvilikleri ön plana alarak. Kültürümüzün mizah üstadı Nasrettin Hoca, kadı rolünü üslendiği insanlara ders verme fıkrasında, kendisine şikâyete gelen bir vatandaşa nedir derdin diye sorar. Adam biraz muzip ve Hoca’yı iyi tanımaktadır. Başlar anlatmaya "Hocam affedersiniz sizin eşek benim ineğin boynunu ısırmış buna bir şey gerekir mi diye sormaya geldim" der. Hoca, hiç beklemeden verir cevabı. "Canım hayvan hayvanı ısırmış buna ne gerekecek? Hiçbir şey gerekmez" der. Kendini aklatmak isteyen adam hemen söz alır ve "Hocam, Hocam özür dilerim ters söylemişim, benim eşek sizin ineğin boynunu ısırmıştı" deyince, Hoca bir iç çeker ve "Haaa o zaman iş değişir şimdi kara kaplı kitaba bir bakalım" der. Ah Hocam, suç benim, suçlu benim deme zorluğunu bize ne güzel ifade etmişin. Sevgili dostlar, gelin zora talip olalım. Suç benim, suçlu benim diyebilelim. Güzellikleri gün ışığına çıkaralım ve kötülükleri karanlıklara gömelim. Dr. Abdulkadir GÜLLÜ
Ayıp değil insanın kendi suçunu itiraf etmesi, hatta fazilet bile. Ayıp değil hatayı kabul etmek, hatta olgunluk. Küçüklük değil büyük görünmemek, hatta büyüklük.
Fakat ne ayıp, kendi ayıbını görmemek ve hep başkasını ayıplı görmek. Gelin itiraf edelim kendi eksiklerimizi ve iç dünyamızda inelim, çıkalım ve kendi yerimizi meziyetlerimizle yükseltip zafiyetlerimizle de indirip yeni bir başlangıç noktasına oturtalım. Neden hep başkası suçlu? Neden hep başkası ayıplı? Bu nedenler çoğaltılabilir. Kendi kusurlarını görmeyenler kusurlarını çoğaltır. Kusur bankası kusur kredisiyle dolunca da, başlar başkalarına kredi vermeye. Bu kredi rahatlatan nefes aldıran değil, yakan, yıkan kredi olur. Aslında kolayı zor gösteren nefsimize bir basabilsek bütün mesele hallolacak. Ama nefis çok kaypak, onu elde sıkmak veya ayakaltında tutmak kolay değil. Kolay olan ne? Bizi çok meşgul eden birbirimizle uğraşmak. Gelin hep beraber problemlerimizle uğraşalım. Çok küçük meseleleri dev gibi yapmaktan vazgeçelim. Hz. Mevlana, Hacı Bektaşi Veli ve Yunus Emre’nin hoşgörüsünden örnekler yaşayalım. Gelin sözünü ettiğimiz güzellikleri davranışlarımızın bir belirleyicisi kılalım. İnsan bir rol yaparken, yaptığı rolün ruh haletini de taşımalıdır. Gerçek hayatta üslendiğimiz makam, mevki, başkaları tarafından verilen manevi paye veya kendi içimizde büyüttüğümüz meğer ben neymişim kuruntusu bizi şaşırtmamalıdır. İnanmadığı şeye inanıyor gözükmek, yüzüne iltifat ettiği kimseye yanından ayrılır ayrılmaz küfretmek ne adamlığa ne âdemliğe yakışır. Açık yürekli ve açık sözlü olmaya ne kadar muhtacız. Birbirimize katlanmaya, birbirimizi sevmeye, birbirimizin varlığını kabul etmeye çöldeki susayan insandan daha çok susamış durumdayız. Sevme ölçülerimiz değişken, karşı çıkma ölçülerimiz değişken. Ayağımıza basılıncaya kadar başkalarının başına gelenlere tepkimiz gülüp geçmek. Sonra da aynı duruma düştüğümüzde çevremizde neden kimse yok şaşkınlığı. Kimsenin kalmayacağı dünyada, yanımıza kalmayacak yanlışlar yapmayalım. Yaptıysak fırsat varken düzeltelim. Gölgeler, karanlıklar getiren değil, ışık saçan aydınlar olalım. Unutmayalım ki; adaleti yıkan zalim, adaletten yıkılan zulümdür. Hep başkalarına verdiğimiz geçer ve kalır notları bir de kendimiz için deneyelim. Ama insafla ve ulvilikleri ön plana alarak. Kültürümüzün mizah üstadı Nasrettin Hoca, kadı rolünü üslendiği insanlara ders verme fıkrasında, kendisine şikâyete gelen bir vatandaşa nedir derdin diye sorar. Adam biraz muzip ve Hoca’yı iyi tanımaktadır. Başlar anlatmaya "Hocam affedersiniz sizin eşek benim ineğin boynunu ısırmış buna bir şey gerekir mi diye sormaya geldim" der. Hoca, hiç beklemeden verir cevabı. "Canım hayvan hayvanı ısırmış buna ne gerekecek? Hiçbir şey gerekmez" der. Kendini aklatmak isteyen adam hemen söz alır ve "Hocam, Hocam özür dilerim ters söylemişim, benim eşek sizin ineğin boynunu ısırmıştı" deyince, Hoca bir iç çeker ve "Haaa o zaman iş değişir şimdi kara kaplı kitaba bir bakalım" der. Ah Hocam, suç benim, suçlu benim deme zorluğunu bize ne güzel ifade etmişin. Sevgili dostlar, gelin zora talip olalım. Suç benim, suçlu benim diyebilelim. Güzellikleri gün ışığına çıkaralım ve kötülükleri karanlıklara gömelim.
Dr. Abdulkadir GÜLLÜ
Adınız Soyadınız
E-Posta
Girilecek rakam : 710653
Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.