“Mahkeme kadıya mülk değildir” sözü bir taraftan mevcut yöneticilere muhalif olanların tepkisini ifade ederken, diğer taraftan da bir uyarı niteliği taşır. Birinci yaklaşımda biraz hissiyat ve öfke bulunabilir. Bulunma ihtimali de yüksektir. Her nefis taşıyan insan bu durma az da olsa düşebilir. Olmaması sıra dışı bir davranış olur. Gerçekten aksi davranış gösteren tebrik ve takdir edilmeyi hak eder. Hem de fazlasıyla… Benim esas üzerinde durmak istediğim husus “mahkeme kadıya mülk değildir.” sözünün uyarı tarafıdır. Burada gerçekten insanı doğruya, güzele, adalete ve hakka yönlendiren bir incelik vardır. İnsana ne oldum sarhoşu olmaması ikazı vardır. Ayakları yerde olmakla-olmamak arasındaki nüansa dikkat çekme vardır. Farkında olmadan bir yerlere sürüklenmeye karşı uyanık olma ferasetine davet vardır. Rüyada gibi yaşayıp uyanınca eyvah ben ne yapmışım dememe sezgisini algılatma vardır. Bilinçaltı hesaplaşma, öç alma basitliğine ve fevriliğine karşı sabırlı ve olgun olmaya çağrı vardır. Öfke ve kin tuzağına düşmeden, alınganlık ve kuruntulara kapılmadan akılcı ve adil ve profesyonel olma öğüdü vardır… Bütün bunlar insanın kişiliğine zarar gelmesini önlemek ve daha iyi hizmet etmesine yoğunlaşmasını sağlamak içindir. İyi yöneticiler, mutlaka vereceği kararları demlendirmeli, acele ile düzeltilmesi zor kararlar vermemelidir. Hatır için yanlış yapma veya öfke ile hareket etme gafletine düşmemelidir. Uyarılara karşı duyarlı olmalı ve övülme içerikli olmayan yaklaşımlara karşı alınganlık yapmamalıdır. Ben hiçbir dost uyarısını dinlemeye açık değilim, elimdeki yetkiyi kullanma hakkımı da tepe tepe tasarruf ederim de denebilir. Bu da bir tercihtir, şimdiye kadar böyle düşünüp yapanlar çok olmuştur. Bu da benden denebilir. Ona da eyvallah. Ama “istediğini söyleyen istemediğini işitir” diye bir atasözü vardır. Bundan da ders çıkarmak gerekir. İnsanın her zaman iyi niyetine güvendiği istişare noktasında dostları olmalıdır. O dostlar emniyet supabı görevi görürler. “Şerde ittifak olmaz” prensibini de göz ardı etmemek gerekir. Güvenilir kabul edilen kişilerin uyarıları dostuna yanlış yaptırmak olamaz. Çünkü insanlar aynı anda her yeri ve her şeyi göremezler. Ancak dönüp baktığı yeri veya şeyi görebilirler. Bir şeyleri paylaşmak yönetici açısından bilmiyor, anlamıyor olarak okunur endişesi tamamen komplekse düşmek olur. Onun için istişare müessesesi tarihimizde de önemli bir yer tutar. Buyruğumdur demeden önce, ince ince düşünmek ve Allah’ım bu kararımı hayırlı kıl diye dua etmek gerekir. Bazen çok önemsediğimiz kendisi için risk aldığımız, kendimizden, değerlerimizden taviz vermeyi göze aldığımız kişiler, risk alanların yüzünü ağartmayabilir. Bu da risk alanları ayrı bir ıstıraba sürükler. Kazanılmayanlar bir yana kaybedilenler de insanın içini acıtır. Gerçekten yetenekli insanların bir yerlere gelmesi müessese ve insanlar için ciddi bir kazançtır. Fırsat verildikçe insanlar kendilerini gösterme imkânı bulurlar. Yeteneği olan ve niyeti düzgün kişilerin hep bir adım önde olmasından mutluluk duymalıyız. Ama anasından yönetici doğduğuna inanan ve her yerde olmak isteyen, başkalarına şans vermeyen ya da sadece bölgecilik ve yakın arkadaşlık ölçülerini önde tutan bir yaklaşımdan da uzak durmalıyız. Yapılan tasarruflar çok sırıtmamalı veya kabak tadı vermemelidir. İnsanların saygısını, güvenini zedelememeli, inandığı değerlerle alay edildiği kanaatini uyandırmamalıdır. Dünün günahını, bugün dostlarını ve itibarını kaybederek ödeyenler, yarını düşünmeyenlerdir. “Tarih ders alınırsa tekerrür etmeyecektir”, sevgili dostlar… Dr. Abdulkadir GÜLLÜ
“Mahkeme kadıya mülk değildir” sözü bir taraftan mevcut yöneticilere muhalif olanların tepkisini ifade ederken, diğer taraftan da bir uyarı niteliği taşır.
Birinci yaklaşımda biraz hissiyat ve öfke bulunabilir. Bulunma ihtimali de yüksektir. Her nefis taşıyan insan bu durma az da olsa düşebilir. Olmaması sıra dışı bir davranış olur. Gerçekten aksi davranış gösteren tebrik ve takdir edilmeyi hak eder. Hem de fazlasıyla…
Benim esas üzerinde durmak istediğim husus “mahkeme kadıya mülk değildir.” sözünün uyarı tarafıdır.
Burada gerçekten insanı doğruya, güzele, adalete ve hakka yönlendiren bir incelik vardır.
İnsana ne oldum sarhoşu olmaması ikazı vardır.
Ayakları yerde olmakla-olmamak arasındaki nüansa dikkat çekme vardır.
Farkında olmadan bir yerlere sürüklenmeye karşı uyanık olma ferasetine davet vardır.
Rüyada gibi yaşayıp uyanınca eyvah ben ne yapmışım dememe sezgisini algılatma vardır.
Bilinçaltı hesaplaşma, öç alma basitliğine ve fevriliğine karşı sabırlı ve olgun olmaya çağrı vardır.
Öfke ve kin tuzağına düşmeden, alınganlık ve kuruntulara kapılmadan akılcı ve adil ve profesyonel olma öğüdü vardır…
Bütün bunlar insanın kişiliğine zarar gelmesini önlemek ve daha iyi hizmet etmesine yoğunlaşmasını sağlamak içindir. İyi yöneticiler, mutlaka vereceği kararları demlendirmeli, acele ile düzeltilmesi zor kararlar vermemelidir. Hatır için yanlış yapma veya öfke ile hareket etme gafletine düşmemelidir. Uyarılara karşı duyarlı olmalı ve övülme içerikli olmayan yaklaşımlara karşı alınganlık yapmamalıdır.
Ben hiçbir dost uyarısını dinlemeye açık değilim, elimdeki yetkiyi kullanma hakkımı da tepe tepe tasarruf ederim de denebilir. Bu da bir tercihtir, şimdiye kadar böyle düşünüp yapanlar çok olmuştur. Bu da benden denebilir. Ona da eyvallah. Ama “istediğini söyleyen istemediğini işitir” diye bir atasözü vardır. Bundan da ders çıkarmak gerekir. İnsanın her zaman iyi niyetine güvendiği istişare noktasında dostları olmalıdır. O dostlar emniyet supabı görevi görürler. “Şerde ittifak olmaz” prensibini de göz ardı etmemek gerekir. Güvenilir kabul edilen kişilerin uyarıları dostuna yanlış yaptırmak olamaz. Çünkü insanlar aynı anda her yeri ve her şeyi göremezler. Ancak dönüp baktığı yeri veya şeyi görebilirler. Bir şeyleri paylaşmak yönetici açısından bilmiyor, anlamıyor olarak okunur endişesi tamamen komplekse düşmek olur. Onun için istişare müessesesi tarihimizde de önemli bir yer tutar. Buyruğumdur demeden önce, ince ince düşünmek ve Allah’ım bu kararımı hayırlı kıl diye dua etmek gerekir.
Bazen çok önemsediğimiz kendisi için risk aldığımız, kendimizden, değerlerimizden taviz vermeyi göze aldığımız kişiler, risk alanların yüzünü ağartmayabilir. Bu da risk alanları ayrı bir ıstıraba sürükler. Kazanılmayanlar bir yana kaybedilenler de insanın içini acıtır.
Gerçekten yetenekli insanların bir yerlere gelmesi müessese ve insanlar için ciddi bir kazançtır. Fırsat verildikçe insanlar kendilerini gösterme imkânı bulurlar. Yeteneği olan ve niyeti düzgün kişilerin hep bir adım önde olmasından mutluluk duymalıyız. Ama anasından yönetici doğduğuna inanan ve her yerde olmak isteyen, başkalarına şans vermeyen ya da sadece bölgecilik ve yakın arkadaşlık ölçülerini önde tutan bir yaklaşımdan da uzak durmalıyız. Yapılan tasarruflar çok sırıtmamalı veya kabak tadı vermemelidir. İnsanların saygısını, güvenini zedelememeli, inandığı değerlerle alay edildiği kanaatini uyandırmamalıdır.
Dünün günahını, bugün dostlarını ve itibarını kaybederek ödeyenler, yarını düşünmeyenlerdir. “Tarih ders alınırsa tekerrür etmeyecektir”, sevgili dostlar…
Dr. Abdulkadir GÜLLÜ
Adınız Soyadınız
E-Posta
Girilecek rakam : 431652
Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.