En Son Haberler



Durdu GÜNEŞ

bilgi@insanidegerler.org
  Özgeçmişi
  Tüm Yazıları

SOSYAL ENFEKSİYONDAN KORUNMA YÖNTEMLERİ

Psişik enfeksiyon: Bazı ruhsal hastalıkların ya da olumsuz ruhsal durumun başkalarına bulaşabileceği varsayımına dayanan bir kavramdır.

Aslında öyle ruhsal hastalıklarımız var ki, fizyolojik hastalıklar gibi bir yerden tohumunu alır, kuluçka dönemiyle olgunlaştırır ve başkalarına bulaştırırız. İşte kendi iç dünyamızda büyütüp sonra başkalarına bulaştırdığımız ruhsal hastalıklar toplumsal özellikler taşımaya başlar. Psişik enfeksiyondan sosyal enfeksiyona döner. Salgın hastalık halini alır. Bir akvaryumdaki mikroplu su misali içindekileri sürekli hasta tutar ve kişiler bunun farkına varmazlar.

Bu yazıda ben önce psişik enfeksiyonun içimizde nasıl oluştuğunu anlatıp sonra bunların nasıl sosyal enfeksiyona dönüştüğünü anlatmak istiyorum.

Psişik enfeksiyonun birincisi dedikoduculuktur.

Peki, dedikoduculuk hangi psikolojik ortamda oluşur? Dedikoduculuğun beslenme alanı cehalettir. Hyman G. Ricover'ın "Büyük beyinler fikirleri, orta beyinler olayları, küçük beyinler kişileri konuşur” sözüyle üretken olmayan beyinler kastedilmiştir.

Eğer kişiler okumuyorsa, beyinlerine kaliteli veri, bilgi, fikir girmiyorsa neyi konuşacak? Sosyal çevresinden gördüğü, duyduğu şeyleri anlatacaktır. Ali ne dedi? Veli ne dedi? Kim ne yedi? Kim kiminle kırıştırıyor? Konu, günlük hayatın pratikleri dışına çıkmaz. Neticede beynin girdisiyle çıktısı arasında organik bir bağ vardır. “Çöp girerse çöp çıkar.”

Dedi kodu yapmak düşünmeyi gerektirmez, tembel işidir. Üstelik hastalıklı da olsa psikolojik rahatlık sağlar. Bir dedikoduyu birine iletmek “Benim her şeyden haberim var, ben önemli bir kişiyim” havasını verir.

Diğer yandan dedikodular genelde kişilerin erdemleri üzerine olmaz, başkalarında gördükleri defolarla ilgili olur. Başkalarının açıklarını, ayıplarını anlatmak, kişiye “bak ben böyle değilim ben temizim ve üstünüm” havasını verir. Oysa hiç öyle değildir.

Hz. İsa’ya, zina yapan kadını getirip “Musa, Yasada bize böyle kadınların taşlanmasını buyurdu, sen ne dersin? Diye sormaları üzerine "içinizde kim günahsızsa ilk taşı o atsın" demiş. Bunun üzerine kimse taş atmadı atamamış.
Başkalarının kusurunu ortaya saçan kişinin önce kendi kusurlarını düşünmesi bakımından bu kıssa çok düşündürücüdür.

Peygamberimiz, dedikoduyu ölü kardeşinin etini yemeye benzetmiştir.
Okumak ve düşünmek kişiyi dedikodudan kurtarır. Kişi başkalarının hatalarını arayacağı yerde kendi erdemlerini düşünür. Ve kendi erdemindeki ışığı yaymaya çalışır.

Dedikodu yaygın bir hal aldığında kimsenin kimseye güveni kalmaz. Bir mecliste olmayan herkesin dedikodusu yapılıyorsa, kişi meclisten kalkınca onun da ardından konuşacaklardır.

Dedikodu herkesçe kanıksanıp normal hal aldığında ise sosyal enfeksiyon her tarafı sarmış demektir. İnsanın kendini koruması zordur. Eskilerin deyimiyle “Umumhanede bakire kalınmaz” Ama tamamen çaresiz de değiliz.

Kişinin önce psikolojik enfeksiyondan arınması gerekir. Başkalarıyla ilgili niyetini temizlemesi ve iletişimde kullanabileceği, hafızasına doğru, iyi, güzel bilgi ve fikirler yüklemesi gerekir. Bunun için bol bol okuması gerekir.

Psişik enfeksiyonun ikincisi ise ikiyüzlülüktür. Gerçi bu hastalıklar birbirinin kardeşidir. İkiyüzlülük, kişinin gerçek kimliğine güvenmemesi, onu sürekli farklı göstermeye çalışmasıdır. “.” W. Shakespeare “Allah size bir yüz vermiş, siz ise kendinize bir tane daha yapıyorsunuz “ diyerek bunun ne kadar kötü bir şey olduğunu ifade etmiştir. İkiyüzlülük, ciddi bir özgüven eksikliğidir, omurgasızlıktır, bukalemunluktur. Kısacası gerçek kişiliğine güveni olmayanların kişiliksiz bir davranış biçimidir.

İkiyüzlü kişi sürekli rol yapmak durumundadır. İkiyüzlü kişi gülmez sırıtır. Bu nedenle sürekli huzursuzdur aslında. Dışından gülerken içinde farklı bir haleti ruhiye içindedir. Herkese ve her duruma göre yeni bir rol oynamak zorundadır.
İkiyüzlülük değişik isimlerle karşımıza çıkar, bazen yüzsüzlük olur, bazen riyakârlık olur, bazen dalkavukluk olur, bazen takiyecilik olur. Yani ikiyüzlülüğünde birçok yüzü var.

Bir fıkra vardır. Öbür dünyada günah sevap defteri kaybolan takiyecinin birine “Sana bir tercih hakkı veriyoruz. Nereye gitmek istersen, seni oraya göndereceğiz “demişler.”Takiyeci “Ben cehenneme gidip ortaya Müslüman kardeşlerimi kurtarmak isterim” demiş. Takiyeciyi cehenneme atmışlar onu gerçek Müslüman bilenler şaşırmışlar “Nasıl oldu da cehenneme düştün?” deyince takiyeci “Ya sormayın” demiş “Dünyada çok takiye yaptım, orda işe yaramıştı aynı numarayı burada da yapayım dedim ama yanılmışım” demiş.

Bir arkadaşım anlatmıştı. Abisi bir ilçenin belediye başkan adayı iken hamama gitmiş. Gerisini şöyle anlattı: “Göbek taşına oturmuşlar bir tanesi yüksek sesle abimin aleyhine konuşuyor. Aleyhe olan sözleri bir bir sıralarken ‘Bu A. Varya’ deyip arkasından kötü bir söz söyleyecekken beni gördü. “Allah var iyi adam. Şimdi yüzü yok Allah’ı var” dedi.

İnsan ikiyüzlü olmakla kötülüğü önce kendine yapar. Belki onun iki yüzünü aynı anda birileri görmüyor olabilir. Ancak kişi aynaya baktığında bütün çirkin yüzlerini görüyordur. Başkası bilmese de kendisi bütün yüzünü biliyordur. Onun için Mevlana “Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol” diyerek ikiyüzlülüğe karşı samimiyeti panzehir olarak sunmuştur.

Psişik enfeksiyonun üçüncüsü “el âlem ne der” sendromudur.

El âlem ne der sendromu birey olamamanın bir sonucudur. Toplumun kurguladığı robot ritimli insan olmaktır. Hayatı başkalarının yargıları doğrultusunda yaşamaktır.
Bu sendroma yakalanan insanlar “nam olsun k
âr olmasın” anlayışıyla hareket ederler.

Mutlulukları sanaldır, sürekli başkalarının onayına bağlıdır.

Başkası görmediği bilmediği zaman kendi mutluluğunun farkına varamazlar.
Temel ıssız adaya düşmüş. Bakmış ki adada biri daha var: Cindy Crawford... Gece birlikte olmuşlar. Temel sabah gururlu ama huzursuzmuş Cindy merakla sormuş “Neyin var?” Temel “Benim için bir şey yapar mısın” demiş. “Ne istersen...” diye cevaplamış Cindy Temel kızın saçını kesmiş; sonra kestiği saçtan bıyık yapmış. Karşısına oturtup elini omzuna atmış ve keyifli bir eda ile demiş ki: “Ah bir bilsen, dün gece kimi götürdüm biliyor musun?”

El âlem ne der aslında ikiyüzlülüğün değişik bir versiyonudur. Kendini olduğundan zengin göstermek, önemli göstermek hangi akla hizmettir. “Kazla yarışan tavuğun kıçı yırtılır” derler.

Bir zamanlar bir vesileyle bir Ceylan Amca vardı. İki kişiyi öldürmüştü. Hikâyesini şöyle anlatmıştı: “Babamı haksız yere öldürmüşlerdi. Herkes in ‘babasının kanını yerde bıraktı’ sözüne karşı ben katil oldum. Hapislerde yattım şimdi ahım gitti, vahım kaldı zor yürüyorum. O gün onu diyenler şimdi de ‘Oh olsun ettiğinin karşılığını buldu kimin ahı yerde kalır’ diye halime seviniyorlar” demişti.

“El alem ne der” sendromunun panzehiri kişilikli olmaktır. İnsanın önce kendi doğru bildiğini yapmasıdır. Bu durum toplumu yok saymak anlamında değildir. Ancak hayata, akla, vicdana, ahlaka uygun olmayan toplumsal baskılara karşı insanın dik durmasıdır. Aksi takdirde bu tür sosyal enfeksiyonlar asırlarca devam eder. İnsanlar bir kısır döngü içinde mutluluklarını katlederler.

Sosyal enfeksiyonlar bunlarla sınırlı değildir. Yeri geldikçe başka sosyal enfeksiyonlardan da bahsedeceğim.

Psişik ve sosyal enfeksiyonlardan arınmış; bilgili, erdemli, özgüvenli, kişilikli bir hayat diliyorum.

Av. Durdu GÜNEŞ 

 


 Okunma Sayısı : 368

DİĞER YAZILARI

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 96752

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.