En Son Haberler



Abdulkadir GÜLLÜ

bilgi@insanidegerler.org
  Özgeçmişi
  Tüm Yazıları

ÖFKEDE DE ÖLÇÜ OLMALI

Değerli dostlar insanın iç dünyasında filizlenen her duygu, varoluşunun bir parçasıdır. Sevgi, sevinç, korku, üzüntü gibi öfke de insan ruhunun kadim misafirlerindendir. Ancak diğer duygularda olduğu gibi, öfkenin de bir eşiği, bir dengesi olmalıdır. Zira  derviş Yunus’un dediği gibi; “söz ola kese savaşı/ söz ola kestire başı/ söz ola ağulu aşı/ yağ ile bal ede bir söz” gerçeğini unutmamalıyız. Ölçüsüzce dile getirilen ve ortaya konulan öfkeli söz ve davranış ile yine buna verilen ölçüsüzce tepki, yalnızca anı yıkmakla-yakmakla kalmaz, geride onarılamaz yaralar bırakır. Bu nedenle, öfkenin varlığından ziyade; onun nasıl ifade edildiği, birey ve toplum için önemli ve belirleyici hale gelir. 

İnsanız öfkemiz var, öfkeleniriz. İnsanız, sevinilecek bir şeyle karşılaşırız, seviniriz. İnsanız duygusalız, üzülecek bir haber alır ya da olay yaşarız, üzülürüz. İnsanız hassasız, hoşlanmadığımız bir söz ve davranışla karşılaşır kırılabiliriz veya biz kırabiliriz.

Yukarıda saydıklarıma bazen fert olarak, bazen bir topluluk olarak, bazen de bir millet olarak muhatap olabiliriz. Ezcümle öfkelenebiliriz, sevinebiliriz ve üzülebiliriz. Bunlar her an muhtemel ve muhatap olabileceğimiz veya olduğumuz gerçeklerimizdir.

İşte bu gibi durumlarda ortaya konulacak irade, duruş ve davranış çok önemlidir. Daha da önemlisi ölçüyü kaçırırsak; kendi ruh sağlığımızdan başlayan, toplumun ruh sağlığına sirayet eden ve kontrol edemeyeceğimiz sonuçlarla karşılaşabiliriz. Bu söylediklerim psikolojik ve sosyolojik bilimsel temellere dayanan gerçeklerdir. 

Öfke, ilk bakışta yıkıcı bir enerji gibi görünse de aslında ve özünde bir uyarı mekanizmasıdır. Adaletsizlik, haksızlık veya tehdit algısı karşısında içimizde yükselen bu duygu, varlığımızı koruma refleksinin bir yansımasıdır. Ne var ki, bu uyarının dozu, zamanlaması ve ifade biçimi; oluşturacağı etkide belirleyici olur. Nitekim Mevlâna da bir sözünde, “Öfke rüzgâr gibidir; bir an eser geçer, ama ardında ne yıkıntılar bırakır.” demiştir.

Öfke, anlaşılmak ve duyulmanın da bir aracıdır. Ancak onu bastırmak ya da sınırsızca dışa vurmak, çözümün değil sorunun derinleşmesidir. Sağlıklı olan, öfkeyi tanımak, kaynağını sorgulamak ve onu yapıcı bir dile dönüştürebilmektir.

Öfke kontrolünün zayıf olduğu bireyler ve toplumlar, hem içsel huzurlarını hem de sosyal ilişkilerini tehlikeye atar. Aile içi çatışmaların, okulda ve iş yerinde yaşanan anlaşmazlıkların ve sokakta rastgele gelişen şiddet olaylarının temelinde sıklıkla bu kontrolsüz öfke yatmaktadır.

Toplumsal düzlemde ise ölçüsüz öfke, kutuplaşmayı, güvensizliği ve tahammülsüzlüğü körükler. Sosyal medya gibi hızlı tepki alan ve veren platformlarda, anlık öfkeyle yapılan paylaşımlar toplumsal bilinçte derin yaralar açabilir. Bu durum, kamuoyunun sağduyusunu zedelediği gibi, demokrasinin en temel taşı olan ifade özgürlüğünün de istismara açık hale gelmesine sebep olur.

Öfke, bastırılması gereken bir düşman değil; yönlendirilmesi gereken bir güçtür. Bu bağlamda duygusal zekâ, öfkeyi anlamada ve onu sağlıklı kanallara yönlendirmede temel bir rol oynar. Kendini tanıma, empati kurma, etkili iletişim kurma gibi beceriler, bireyin hem öfkesini ifade edebilmesini hem de başkalarının öfkesini anlayabilmesini sağlar. Tibet halkının manevi lideri Dalai Lama’nın vurguladığı gibi; “İçinde öfke taşıyan biri, dışarıda barış aramamalı. Gerçek barış, önce içeride başlar.” sözü de barıştan yana olduğunu söyleyenlerin kulaklarına küpe olmalıdır.

Öfke, yaşamın kaçınılmaz bir parçasıdır. Ancak ölçüsüz öfke, bireyin kendine, çevresine ve topluma zarar verirken; ölçülü öfke; adaletsizliğe karşı bir ses ve değişime dair bir itici güç de olabilir. İnsan olmanın erdemi, duyguları bastırmakta değil; onları doğru zamanda ve doğru şekilde ifade edebilmektedir.

Yaşanabilir bir toplum, yalnızca yasalarla değil, sağduyu ile de inşa edilir. Unutulmamalıdır ki, “öfkenin terbiye edilmediği yerde, barış da uzun ömürlü olamaz.”

Başkalarının hatalarını görüp, gösterip gereğini yapıp kendimizin veya taraftarlarımızın hatalarını görmezden gelir ve pas geçersek, kendi elimizle toplumsal yıkıma sebep oluruz.

Bu fikri özümsemek hem bireysel arınmanın hem de sağlıklı bir toplum olmanın temelidir.

Kendi hatasını unutan, başkasının hatasıyla meşgul olur. Bu da hem adaleti çürütür, hem de toplumun vicdanını yaralar. Özeleştiri yoksa, gelişim de yoktur; gelişim yoksa, ahlaki ve hukuki çöküş kaçınılmazdır.

Hem öfkeli durumun oluşmasına sebep olanlar hem de öfkenin tırmanmasına sebep olanlar, toplumsal fayda açısından yanlış yoldadır. Bu duygular asla ve asla şahsi hesaplaşmaların ve halkı etkilemenin aracı yapılmamalıdır. Toplumun önderlerine, liderlerine, yöneticilerine düşen görev; akıl ve bilimi önceleyen, huzur ve sükuneti sağlayan, hak ve hukuka riayet eden, kamunun çıkarını şahsi çıkarların önünde tutan yaklaşımlar ve davranışlar ortaya koymaktır. Ülkenin en az 50 yıl ilerisini planlayan, dünyanın geleceğini öngören akıllı stratejiler geliştirmektir. Toplumu gerecek öfke yarışı ve öfke güreşi gibi oyunlara gelmemektir. Bu konularda kendi tarihimizden ve dünya tarihinden ders alacağımız bir çok yaşanmış örnek olay ibret için kayıtlara geçmiştir. 

Esas olan olgunluk, problemlere çözüm üretmek, hiç kimseyi yok saymadan yaşatmak, refahı yaymak, adil bölüşmek ve dahi tarihe bir hoşsada ile  geçebilmeyi başarmaktır. Bunun yolu asla ve kata öfke değildir ve olamaz. Benjamin Franklin, “Öfkeliyken konuşursan, pişman olacağın en iyi konuşmayı yaparsın.” diye bize güzel bir mesaj vermiştir.

Bulunduğumuz konum itibarıyla, öfke ile buluşmalarımız sadece kendimizle sınırlı kalmayıp çok büyük kitleleri etkileyebilir ve yeni problemleri tetikleyebilir.

Bir milleti barış içerisinde tutmak, bir devleti güçlü kılmak, iç ve dış tehditlere karşı koruyacak şekilde yönetmek kolay bir iş değildir. Bunları yaparken kesinlikle kendi insanımızın bir bölümünü ikinci plana atan ya da görmezden gelen bir anlayış ve yaklaşım; vicdani, insani ve sağlıklı bir yol olamaz. Esas devlet insanlığı; huzuru sağlayacak olan feraset ve aklı selimde, milletimizi yaşama ve yaşatmada ortaya konulacak olan adalet ve merhamette düğümlenmektedir...

Prof. Dr. Abdulkadir Güllü
İnsani Değerler Derneği Genel Başkanı 

 


 Okunma Sayısı : 769

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 17804

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.