En Son Haberler



Abdulkadir GÜLLÜ

bilgi@insanidegerler.org
  Özgeçmişi
  Tüm Yazıları

İNGİLTERE’DEN ÜÇ ANI

2003 yılında, Liverpool’da geçirdiğim üç ay, yalnızca dil öğrenimiyle sınırlı kalmadı; aynı zamanda insanlık, kültürler arası bağlar ve önyargıların aşılması üzerine derin bir tefekküre yol açtı. Bu süreçte yaşadığım üç anı, sosyal psikolojinin temel ilkeleri ve evrensel insanlık değerleri ışığında, bireyler ve toplumlar arasındaki ilişkilerin ne kadar güçlü ve dönüştürücü olabileceğini gösterdi.

Liverpool Üniversitesi’nde Beklenmedik Misafirperverlik

Liverpool Üniversitesi’nde, bir kompozit malzeme arayışıyla başlayan ziyaretimiz, beklenmedik bir insani sıcaklıkla sonuçlandı. Türk olduğumuzu öğrenen Yunan asıllı bir dekan yardımcısının içtenliği, tarihsel önyargılarımı sorgulamama vesile oldu. Sosyal psikolojide “temas hipotezi”, farklı gruplar arasındaki olumlu etkileşimlerin önyargıları azaltabileceğini öne sürer. Bu karşılaşma, bu hipotezin canlı bir örneğiydi. Aramızda oluşan karşılıklı saygı belki Türk ve Yunan olarak var olan tarihsel gerilimlerin gölgesini dağıttı ve yerine aramızda insanî bir bağ kurdu.

Bu deneyim, beni önyargılarımın kökenine dair düşünmeye itti. Tarihsel anlatılar, genellikle “biz” ve “onlar” ayrımını pekiştirir; ancak bu Yunanlı akademisyenin içtenliği, “Ötekileştirme” kavramına meydan okuyordu. Onun kahve ikramı ve samimi sohbeti, kültürel farklılıkların ötesinde aramızda bir insanlık köprüsü kurdu ve bana şu mesajı verdi: Önyargılar, tarihsel anlatılarla değil, birebir insanî temaslarla aşılır. Bu bağlamda, milletler arası ilişkilerde, bireylerin küçük ama anlamlı jestleri, toplumsal barışın yapı taşları olabilir.

Ayrıca bu karşılaşma bana mahcubiyet ve şükran karışımı bir duygu yaşattı. Mahcubiyet, önyargılarımın farkına varmamdan; şükran ise, bu yabancının nezaketinden kaynaklanıyordu. Bu durum insanlığın evrensel bir dil olduğunu ve bu dili konuşmanın, tarihsel yükleri hafifletebileceğini hissettirdi o anda.

Londra’da İrlandalı Bir Dost

Londra’da, Türk Büyükelçiliği’ne yol sorarken karşılaştığımız İrlandalı bir vatandaşın samimi tavrı, tarihsel bağların nesiller boyu nasıl taşındığını gösterdi. Onun, o akşam yapılacak Türkiye-İngiltere maçında Türkiye’yi desteklemesi, kültürel sempatinin bir yansımasıydı. “Sosyal kimlik teorisi”, bireylerin grup kimliklerinden etkilendiğini ve bu kimliklerin olumlu ya da olumsuz duygusal bağlar oluşturabileceğini öne sürer. İrlandalı dostumuzun Türklerle olan olumlu bağı, muhtemelen tarihsel ve kültürel bir sempatiden besleniyordu.

Bu anı da bize, tarihsel olayların bireylerin algılarındaki kalıcı etkisini gösteriyordu. İrlanda ve Türkiye, tarih boyunca doğrudan bir çatışma yaşamamış olsa da, ortak bir “öteki”ye karşı duyulan empati, bu İrlandalı’nın bize sıcak davranmasını sağlamıştı. Onun gülümseyerek “Türkiye 1, İngiltere 0” demesi, sadece bir espri değil, aynı zamanda tarihsel bir dayanışmanın neşeli bir ifadesiydi. Bu, bana milletlerin tarihe bıraktığı izlerin, sadece savaşlar ya da çatışmalar değil, aynı zamanda dostluklar ve insanî bağlarla da şekillendiğini hatırlattı.

Duygusal olarak, bu anı biz dört arkadaşa bir aidiyet ve mutluluk hissi verdi. Yabancı bir şehirde, bir yabancının bize gösterdiği bu samimiyet, yalnız ve kimsesiz olmadığımızı hissettirdi. Bu anı aynı zamanda insanlık ailesinin mesafe kavramının dışında insan olmanın ortak paydasında sevgiyi paylaşabileceğimizi gösteren bir sıcaklık olarak hafızalarımızda kaldı.

Liverpool Stadyumu’na Giden Yolda Vefa

Liverpool Stadyumu’na giderken otobüste tanıştığımız İngiliz’in hikâyesi, iyiliğin evrensel bir döngü olduğunu kanıtladı. Onun, birkaç yıl önce İzmir’de karşılaştığı Türk gençlerin nezaketini hatırlayarak bize eşlik etmesi, görülmeye değerdi. İnsanlar, kendilerine yapılan iyilikleri hatırlama ve karşılığını verme eğilimindedir. Bu İngiliz’in, iki durak fazladan gelerek bize yolu tarif etmesi, İzmirli gençlerin nezaketinin bize bir yansımasıydı.

İyilik, bir hediye alış verişi gibi, veren ve alan arasında bir bağ kurar. İzmirli gençlerin rehberliği, bu İngiliz’in belleğinde bir borç olarak kalmış ve bize karşı gösterdiği nezaketle bu borç ödenmişti. Bu döngü, insanlığın evrensel bir ahlak anlayışına sahip olduğunu göstermektedir. İyilik, zaman ve mekân sınırlarını aşarak geri döner.

Bu anı bana derin bir minnettarlık hissettirdi. Tanımadığımız insanların, yıllar önce başka bir ülkede gösterdiği küçük bir nezaketin, bize böyle bir güzellikle dönmesi, insanlığın umut verici bir yönünü ortaya koyuyordu. Ayrıca bu anı da bana farklı coğrafyalarda yaşıyor olsa da insanların iyilik zincirinin bir halkası olmasının mümkün olduğunu hissettirdi.

İyilik Döngüsünün Evrensel Mesajı

Bu üç anı, sosyal bilimlerin ışığında değerlendirildiğinde, insan davranışlarının evrensel kalıplarını ortaya koyuyor. Bireyler ve kültürler arasındaki ilişkilerin nasıl şekillendiğini anlamamıza yardımcı oluyor. Ancak bu anılar, bilimsel açıklamaların ötesinde, özellikle insan ruhuna dokunan bir gerçekliği de yansıtıyor. İyilik, nezaket ve insanlık, tarihsel ve kültürel farklılıkları aşarak bizi birleştiriyor.

Bu deneyimler, bireylerin ve milletlerin, tarihe bıraktıkları izlerin önemini vurguluyor. İyilik yapmak, sadece anlık bir jest değil, aynı zamanda geleceğe bırakılan bir mirastır. İnsanlık ailesine katkıda bulunmak, kendi kültürümüzü ve değerlerimizi en güzel şekilde temsil etmekle mümkün olur. Bu, sadece bireysel bir sorumluluk değil, aynı zamanda milletler olarak da ortak bir görevdir.

Bu anılar, bana bir gerçeği tekrar hatırlattı. İyilik, bir tohum gibi ekilir ve zamanla filizlenerek insanlığı güzelleştirir. Liverpool’un adını taşıyan üniversitesinde, Londra’nın kalabalık bir caddesinde ve bir otobüs yolculuğunda yaşadığım bu gerçekler, insani değerlerin evrensel bir dil olduğunu ve bu dili konuşmanın hepimizin elinde olduğunu göstermiştir değerli dostlar…

Prof. Dr. Abdulkadir GÜLLÜ
İnsani Değerler Derneği Genel Başkanı

 

 Okunma Sayısı : 915

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 166306

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.